Gencecik bir çocuk daha gitti. Kardeşim rica ediyorum, kayalıkta denize girmeyin. Bilmediğiniz yerde girmeyin. Derinde yüzeceğim diye canınızdan olmayın.
Kumsal olmayan yerde girmeyin. Kondisyonunuz yoksa boyunuzu aşmayın. Denizde aşırı özgüvenli ve panik olmayın. Allah aşkına ya.
Trabzon kültüründe kadın sadece çocuk büyüten biri değildir; erkeğin rotasıdır. Trabzon erkeğinin o heyecanlı, bazen fevri yapısını dengeleyen, ona doğru zamanda doğru sakinliği ya da doğru "cesareti" veren eşidir.
Bu çocukların tek derdi emeklerinin karşılığını görecekleri, rahatça iş bulabilip, savaştan ve kaostan uzak, millet bilinciyle yaşayan bir devlet içerisinde huzurla yaşamak.
Rahatça konsere, maça, etkinliklere gitmek istiyorlar. Gezmek, öğrenmek istiyorlar.
Bunları yaparken rahat olmak, bir canlı bombaya denk gelmek istemiyorlar. İstekleri çok basit, makul.
Yok bunlar Ülkücü, Zaferli. Değil. Bu çocuklar kendi kendine aydınlanma yaşamış Türk Gençleri. Normal ailelerin normal çocukları. .
Süreç denen terörist yıkama ayinine karşı değerlerin savunuyorlar. Teröristlerle aynı havayı solumak istemiyorlar.
Milliyetçilik; ırk üstünlüğü değil, yurt sevgisidir.
İnsan, doğduğu toprağa, tarihine, kültürüne ve milletine bağlılık duyar. Bu, Roma’da da böyleydi, Eski Yunan’da da; bugün de insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Irkçılık başka ırkları aşağılamaktır.
Şovenizm ise kendi milletini kutsallaştırıp diğer milletleri küçümsemektir.
Milliyetçilik bunların hiçbiri değildir. Gerçek milliyetçilik, kendi milletini severken başka milletlerin varlığına ve onuruna da saygı duyabilmektir.
Bu yüzden milliyetçiliği doğrudan ırkçılık ya da faşizmle eşitleyenler, kavram kargaşasına düşmüş kötü niyetli zır cahillerdir..!
23 Nisan.
Özgürlüğe ve bağımsızlığa giden ilk adımlardan biri olan TBMM'nin açıldığı gün, Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği ulusal bayramımız.
Son senelerde hem TBMM hem çocuklar büyük darbe aldı. Ne meclisi ne çocukları teröristlerden koruyamıyoruz. Ar etmemiz gereken çok fazla konu var.
Son yıllarda kaybettiğimiz çocuklar aklıma geldikçe baba olmaktan utanmaya başladım. Evlat acısı yaşayan insanları gözümün önüne getirdikçe delirecek gibi oluyorum.
Ben çocukken 23 Nisan bana hiç böyle huzursuz gelmezdi. O zamanda çocuk ölürdü ama böylesi can acıtıcı, böylesi vahşice hiç olmadı.
Her şeye rağmen umudumu koruyorum. Çocuklara bayram armağan etmeyi dünya üzerinde ilk akleden ve çocuğa kıymetini hissettiren Büyük Gazi'ye sözümüz var. Mecburuz, düzelteceğiz.
Daim olsun.
Trabzon...
Ülkede seksen tane daha şehir var, ama hiç biri bu kadar merak edilip tartışılmıyor. Sosyal Bilimler açısından tam bir doktora konusu. Umarım birileri çalışır üstüne.
Ben çocukluktan beri doğaya ve tarihe meraklıyım. Yani mümkün mertebe hayatımı bu eksene oturttum. Dedem ve babam bu konuda net bir rol modeldi bana ama tabi şu an hiç mütevazi olamam ikisi de gerimde kaldı :). Gördüğümü, duyduğumu ve okuduğumu da kolayına unutmam. Yakın çevrem beni bu konuda hasta ilan etmiştir. Yakın arkadaşlarımı da bulup sorarsınız merak ederseniz. Zira ben çok geniş ama aslında çok dar bir çevrede yaşıyorum.
Bunu anlatma sebebim şu bu yakın çevremde Beşikdüzü'nden Of'a kadar olan bölgede her ilçede arkadaşım var. Haliyle hiç bir şey bilmesem dahi onlara bakıp bir şeyler öğrendim. Babamın Akçaabat, Annemin Oflu olması da ayrı şans oldu. Batı ve Doğu Trabzon'a dair daha çok öğrenme fırsatı buldum. Merkezde tam merkezde büyüdüm. Liseyi Beşikdüzü'nde okudum. Dayımdan dolayı ticari hayat erken başladığı için de her ilçe ile git gelim herkesten fazla oldu. Kısacası öğrenme açısından oldukça şanslı bir çocuktum. Hevesim olduğu için çok daha kolay oldu. Bunun yanında Atilla Bölükbaşı babamın dostu olduğu için Trabzon Tarihini kitaplardan öğrenme ve kitaba sahip olma konusunda da olağanüstü şanslı oldum. Dediğim gibi bu benim hobim, şanslıyım ve hevesliydim.
Ben Trabzon'u üçe ayırırım. Bunu da şu an ki sınırla yapmam. Ordu-Akçaabat arası, Akçaabat-Of arası, Of-Batum arası. Hatta Hemşin bölgesine de ayrı bir parantez açılabilir.
Ama şu an mevcut Trabzon'un batısı ve doğusu hakkında yazacağım.
Beşikdüzü-Akçaabat arası 1071 sonrası bölgeye gelen ve beylik kuran Çepnilerin direkt olarak yerleşim yeridir. Hatta bu Çepniler Alevi/Bektaşi kökenlidir. Çok uzun zaman dışarıya kız alıp vermediler. Bugün Alevi/Bektaşi üç dört köy var. Bunlardan en büyüğü Eskiköy. Eskiköylüler hala dışarı kız alıp verme işine sıcak değil. Gidip sorabilirsiniz. Öğrenmek isteyene yol orada. Bunu da kültürlerini korumak için yapıyorlar. Haliyle bu adamlar gidip DNA testleri yaptırınca Türki Bölgelerden DNA kalıntıları daha yüksek çıkıyor. Adamlar sürekli kapalı yaşamış. Yaylalarda bile Oba Oba.
Akkese Obası, Kızılağaç Obası vs vs vs.... Sünnileşmeleri 1900'e yakın yıllarda tamamlanıyor. Dediğim gibi şu an dört köy var merak edenin parası yoksa ben götürürüm.
Bu bölge arka taraftan Kelkit ile yaylalarla iletişimde olduğu için aslında Türki etki tahminlerden çok daha eskiye gidiyor. Bknz. Güvenç Abdal Ocağı
Hatta ilk Türki Kavimlerin Kommenoslar döneminde Hristiyanlaşması ile ilgili sözlü hikayelerde mevcut.
Bunun yanında Beşikdüzü Dağlıca köyü mesela Romeika konuşur. Bugüne kadar gelmiştir. Tonya İskenderli'de Romeika vardır. Bugüne gelmiştir. Kültür korunmuştur.
Romeika ve yerlilik konusuna ileride gireceğim. Bu burada dursun.
Akçaabat'ta Romeika hiç bir köyde yoktur. Maçka'da vardır.
Aynı Maçka'da Manastır kayıtlarında Kuman/Kıpçak kökenli bir çok isim ve kelime kaydı vardır. Bunlar yerli yabancı bir çok makalede kendine yer buldu. Artık bunlar hipotez değil. Gerçeklik. Ama bu Trabzon tamamen Kıpçaktır demek midir?
Böyle bir şey mümkün değil. Ama Kommennos Hanedanında Kıpçaklar var ve isimleri Türkçe olan hanedan üyeleri var. Bu da bilimsel bir bilgi bunlar benim uydurduğum şeyler değil.
Doğuyu bütün halinde ele alacağım.
Bugün Trabzon hakkında yazılan en eski kitaplara göz attığımızda şehrin kuruluşunu Roma'dan eskiye atar.
Bu kuruluş haliyle göç ile olmuştur. Kafkasya'dan bugün isimleri ve dillerini dahi tam olarak bilinmeyen onlarca yüzlerce kabine gelip buralara yerleşti. Bunların içinde modern etnisiteleri oluşturan bir çok kabile var. Biz İskit ve Kimmerleri Prototürk kabul ediyoruz. Sen kabul etme bunda da sorun görmüyorum.
Bu bölge yoğun Kafkasya göçü altında kendini bir süre sonra bazı devletlerin egemenliği altında buldu. Helenler, Romalılar ve Persler dönem dönem buralara hakim oldu. Kazaklar istila etti. Gotlar akınlar yaptı.
Pers kökenlilerin kurduğu Pontos Devletinde kendine yer buldu.
Ama insanlığın biraz daha geliştiği dönemde hakim olan Roma oldu. Roma devleti paganlıktan-hristiyanlığa çok sert bir geçiş yaşadı. Bu geçişte o dönem Roma hakimi altında olan Trabzon'da nasibini aldı. Kabileden bir devletin tahakkümü altına giren halk Romalı gibi konuşan, Romalı gibi inandı. Roma dağıldı. Batı-Doğu diye ayrıldı. Doğu istila edildi. Hanedan Trabzon'a kaçtı. Trabzon'da başka bir dönem başladı. Bu kaçış aynı zamanda Anadolunun Türkleşmeye başladığı döneme denk geldi. Sağdan soldan Türkler Nwakaeme-Visca gibi sağdan soldan Avcı'yı dinlemeden akınlar yaptı. Kommenoslar sağa sola kız verip kurtuluruz gözüyle baksa da Hazreti Fatih son noktayı koydu. Trabzon Türklerin Sancak Şehri oldu. Bu fetih Tabzon'un batısında tamamlanan Türkleşmeyi Trabzon'un doğusuna yaydı. Bunu İslam ve Ayan aileler ile yaptı. Yani tarih başladığında oraya gelen ve tarih boyunca hakimiyeti altında kaldığı devletlere göre şekil alan bölge insanı Türkleşmeye başladı.
Etnisite yavaş yavaş oluşmaya başladı.
Fransız İhtilaline kadar dünya dine göre, ondan sonra milletlere göre ayrıştı. Tabi ki o dönemde dil bazlı etnik farklılıklar biliniyordu ama ulus bilinci yoktu.
Trabzon'u gezen seyyahların hiç birisi mevcut Trabzon sınırları içinde bir Lazca'dan, Gürcüce'den bahsetmez. Trabzon'da Helen döneminden Romeika ve Türkçe vardır.
Romeika'nın oldukça az olduğu da o dönemde bile kaydedilmiş. Sahil komple Türkleşmiştir.
Ortodoks olarak kalanlar yani tarihten beri burada olan ve Türkleşmemiş olanlarıa ise Rum demiş. Karamanlı Ortodoks Türklere de Rum diyorlar. Ermenilere Ermeni demiş kilisesi farklı. Bunlar da mübadele ile gönderildikten sonra Trabzon'da Türklük dışında tek bir etnisite kalmamıştır.
Bugün Avrupa'da mevcut devletler de böyle etnik kimlik kazanmıştır Türkler'de.
Yörüklerde ve Çepnilerde Türki Bölgeden kalıntıların yüksek olması toplumdan izole yaşamalarında doğrudan ilintilidir.
Kısacası etnisite DNA ile oluşmaz. DNA size atalarınızın nerede ayak izi olduğunu söyler bu kadar. Etnistenizi söylemez.
1000 sene Türklere karşı savaşmış Bagratuni Hanedanından Türki haplo çıkıyor. Bunlar Türk mü mesela?
Helen çıkmıyor kardeşim nasıl burası Helen olabilir mesela? Yazılı kaynak Helen değil diyor bilim Helen değil diyor. Sen hala anlamsız bir etnik öfke içindesin. Bu ne ahrazlık
Yani bu genetik bilimi 25 takipçili ergenlerin yuvalandığı bir konu haline geldi. Kuzey Kafkasyadan, daha önceden, Çpniler arasına girmiş G haploları var. Bu mal kafalar Q, C, N dışındakilere hemen Türk değil diyor sanki Türk Alaska yerlisi ki izole yaşasın. Türk dünyanın en geniş coğrafyasına yayılmış bir etnisite. Her neyse....
Ordu'da Gürcü köyleri var. Gürcüce var. Gürcüce konuşanlar hala var. Dernekleri var. Gürcü Gürcü olduğunu biliyor. Rizeden sonra, Sakarya'da Lazlar, Hemşinliler var. Hepsi Lazcayı Laz kültürünü biliyor. Herkes ne olduğunu biliyor zaten.
Ama Trabzon'un 18 ilçesinde, herhangi bir köyünde ne Lazca, ne Gürcüce, Ne Abhazca, Ne Çerkezce yok. Yeni değil 1000 senedir yok. Buranın ilk sakinleri de bu etnisitilere ayak uydurmamış.
Ez cümle Trabzon şehri Sultan Fatih'in hayali, Gazi Mustafa Kemal'in yoldaşı, Yavuz'un Memleketi, Kanuni'nin sevdası olmuş. Metehan dışında sayılacak tüm Türk büyüklerinin sevgisine mazhar olmuştur.
Trabzon şehrinin aziz evlatları Sakarya Savaşında, herkesin kaçtığı bir ortamda süngü ve yumrukla düşmanı yere sermiş destanlaşmıştır. Bu hikayesi ve destanı Atatürk tarafından gurur ve hüzünle anlatılmıştır.
Dedelerimiz Türklüğümüzü Sakarya'ya yazmış bu yüksek mertebe Türklük için yeter de artar.
“Keser döner sap döner,
Gün gelir hesap döner.”
Helal olsun sayın başsavcı
Bunun gibi başta #Rojin ve diğer tüm kaybedilenler için,bir sonraki durağın Adalet bakanlığı olsun.Minnettarız 🙏💐
Tokat valisi iken adından çok söz ettiren ve tebdili kıyafetle köylülerin traktörlerine binip Niksar dört yol mevkiinde köylü traktörcülerden haraç isteyen polisleri görevden alan ve içki satan yol kenerındaki büfelerde içki satımını ve kahvelerde kumardan sayılan oyunları yasaklayan bir vali iken; Aydın Valiliği'ne atanan ve henüz üç dört günlük vali iken Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikayet kulağına çalınır...
Hiç vakit kaybetmeden hastaneye gider.
Tebdil-i kıyafet gelir. Acil bölümünden girer. Oradaki görevli bir hemşireye der ki "Başhekimin odası nerede?"
Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na.
Tanıyamaz tabi. Küçümseyici bir ses tonuyla
"Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda" der.
Yazıcıoğlu üst kata çıkar. Başhekimin odasını bulur. Kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur. İçeri girer. Tam o sırada başhekim gelir.
"Buyrun ne istiyorsunuz ?" diye sorar.
Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler.
Başhekim kendisine "Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın" der.
Yazıcıoğlu, "Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey ?" der.
Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından kovar.
Sessizce aşağı iner, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner, arabada onu bekleyen yardımcısına "Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim" der...
Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak gider hastaneye...
Elinde rulo halinde bir kağıt...
Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar gelir...
Herkes şaşkındır...
Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adam meğerse yeni atanan
Aydın valisiymiş...
Vay be ! der görevliler...
Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıkar...
İçeri girer...
Başhekim dona kalır...
Siz? Ama siz? der...
Bugün itibariyle başhekimlik ünvanından azledilmiş bulunmaktasınız der, elindeki görev azli belgesini uzatır ve ayrılır hastaneden...
Senin gibiler bu memlekete üç beş gömlek fazla geldi sn. valim...
Mekanın cennet olsun...
Efsane devlet adamı değerli valimiz Recep YAZICIOĞLU'nu rahmet ve minnetle anıyoruz..
Okuduysan paylaş başkaları da okusun! 👌
#efsanevali #RecepYazıcıoğlu #gündem #keşfet #sondakika
Bir kadın Başsavcı, insanların adalete, yargıya olan güvenlerinin neredeyse yok olduğu bir dönemde, umutların az da olsa yeşermesine vesile oldu.
Tunceli Başsavcısı Ebru Cansu’ya teşekkür ediyoruz.
Tuncay Sonel son zamanlarda gördüğün en kötü adamlardan biri. Cumhuriyet bin bir emekle ne bedellerle kuruldu. Böylesi makamları böylesi niyeti bozuk, insanlıktan ve devlet terbiyesinden uzak adamlara teslim edenler umarım bir gün hesap verir.
Recep Yazıcıoğlu'ndan nereye geldik. İşte çürüme her anlamda çürüme.