Dondurulmuş. Lemon, tüm habis tümörleri iyileştirir, kanser hücrelerini tahrip eder ve kemoterapiden 1000 kat daha güçlü bir etkiye sahiptir.
Dondurulmuş limonun inanılmaz faydaları
Bütün limonu zarar vermeden nasıl kullanabilirsiniz?
Basit ... Buzdolabının buzdolabına limonu
Hussam Ebu Safieh, "İsrail'in rehineler için ölüm cezası" ile öldürülecek olan Filistinli doktorlardan biridir (diğer 95 doktor arasında).
Onu öldürmelerine izin verme.
Bunu yeniden yayınlayın.
Sayın Adalet Bakanlığı @cigm_adalet
Rojin Kabaiş
Soruşturmasıyla ilgili
Kamuoyu Gündeminde Olan ;
📌Rojinin Elbiselerinin Kuru Olması
📌Rojinin Kanında Hücreyi Felç Edici Madde ile ilgili Entübede kullanılan Tıbbi Madde olması iddeası , Savcılık bu konuyla ilgili bilir kişiler raporu raporları almışmı?
📌Ayak bileğindeki Oluşmuş iz ile ilgili
📌diatom testi neden yapılmamış 2009 yılına kadar yapılan tes olmasına rağmen dosyanın savcısı neden soruşturma da ihtiyaç duyulmamış.
📌Midesindeki jel biçiminde ilaç sıvısı nasıl oluşmuş
📌Rojine Ne Oldu?
📌Olay günü kaybolmadan öncesi konum bilgileri
📌Rojinin Hocam diyerek sosyal medya hesabından görüştüğü kişi hakkında gereken soruşturma eksikliği.
📌Kişinin ifadesi neden alınmamış.
📌Rojinin Cep Telefonu Adli Emanette Açıldığı iddeası ile ilgili Soruşma eksikliği
#RojinİçinAdalet
One of the most brutal scenes in human history has been leaked.
The moment the tents of displaced people were bombed in the southern Gaza Strip, in the Mawasi area of Khan Yunis, killing more than 500 civilians.
A video that the world must never forget.
Canan Karatay Aslında Kim? "Sadece Bir Diyetisyen mi Sanıyorsunuz? 👇👇"
Onu yıllardır tereyağı, yumurta, ekmek ve şeker tartışmalarıyla tanıyoruz.
Televizyona çıktığında söylediği her cümle gündem oluyor.
Kimi destekliyor.
Kimi eleştiriyor.
Kimi de onu yalnızca “diyet anlatan doktor” sanıyor.
Oysa Canan Karatay’ın hayatındaki asıl şaşırtıcı bölüm, mutfak tavsiyelerinden çok daha önce başladı.
Hem de Elazığ’daki bahçeli bir evden, dünyanın en önemli kalp merkezlerinden birine uzanan oldukça uzun bir yolculukla…
Yıl 1943.
Elazığ’ın İzzetpaşa Mahallesi’nde dünyaya gelen küçük bir kız vardı.
Annesi fizik öğretmeniydi.
Parasız yatılı okuyarak Gazi Terbiye Enstitüsü’nü bitirmiş, kendi ayakları üzerinde durmuş Cumhuriyet dönemi kadınlarından biriydi.
Canan Karatay, yıllar sonra annesini anlatırken o dönemin kadınlarının eğitim konusunda ne kadar istekli olduğunu özellikle vurgulayacaktı.
Çünkü onun evinde okumak yalnızca bir tercih değildi.
Hayatı değiştirebilecek en güçlü yoldu.
Fakat küçük Canan’ın önünde kolay bir çocukluk yoktu.
Henüz 11 yaşındayken ailesinden ayrıldı.
Valizi hazırlandı.
Elazığ’dan İstanbul’a, yatılı eğitime gönderildi.
Bugün 11 yaşındaki bir çocuğun tek başına başka bir şehirde yaşamaya başlamasını düşünün…
Annesi yanında değil.
Babası yanında değil.
Çocukluğunu geçirdiği ev, alıştığı sokaklar ve bildiği bütün yüzler yüzlerce kilometre uzakta.
O yaşta birçok çocuk için korkutucu olabilecek bu ayrılık, onun hayatındaki ilk büyük dönüm noktası oldu.
Elazığ’dan ayrılmıştı.
Ama ailesinden aldığı çalışma disiplini ve o evin eğitim anlayışı onunla birlikte İstanbul’a gelmişti.
Yıllar geçti.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi.
Fakat onun amacı yalnızca doktor olmak değildi.
Kalbin nasıl çalıştığını, neden hastalandığını ve hastaya ameliyat dışında hangi yöntemlerle müdahale edilebileceğini öğrenmek istiyordu.
Kardiyolojiye yöneldi.
Ardından aldığı bursla İngiltere’ye gitti.
Liverpool’da çalıştı.
O dönem yurt dışına çıkmak bugünkü kadar kolay değildi.
İnternet yoktu.
Uçak yolculukları yaygın değildi.
Ailenizle görüntülü konuşamaz, bir sorun yaşadığınızda birkaç saniye içinde haber veremezdiniz.
Elazığ’da doğmuş, çocuk yaşta İstanbul’a gönderilmiş genç bir kadın doktor…
Şimdi başka bir ülkede, yabancı bir dilin ve farklı bir tıp sisteminin içinde kendisine yer açmaya çalışıyordu.
Ama yolculuğu Liverpool’da da bitmedi.
Bu kez Güney Afrika’ya gitti.
Cape Town’da, dünyanın ilk başarılı kalp naklini gerçekleştiren cerrah Christiaan Barnard’ın çalıştığı kalp merkezinde bulundu.
Düşünün…
Bir zamanlar Elazığ’dan İstanbul’a yatılı okumaya gönderilen o küçük kız, yıllar sonra dünya tıp tarihinin en önemli isimlerinden birinin bulunduğu klinikte kalp hastaları üzerinde çalışıyordu.
Doçentlik çalışmalarını burada sürdürdü.
Kalp hastalıklarının teşhisi ve tedavisi konusunda deneyim kazandı.
Sonra Türkiye’ye döndü.
Fakat döndüğünde yanında yalnızca diplomalarını getirmedi.
Dünyada yeni yeni uygulanmaya başlayan yöntemleri, farklı tedavi yaklaşımlarını ve yıllarca biriktirdiği tecrübeyi de getirdi.
1970’li yıllarda kalp hastalıklarının teşhisi bugünkü kadar gelişmiş değildi.
Bugün hastanelerde sıradan görünen birçok işlem, o yıllarda son derece yeni ve cesaret isteyen uygulamalardı.
Canan Karatay, bacak damarından girilerek kalbe ulaşılmasını sağlayan girişimsel kardiyoloji yöntemlerinin Türkiye’de uygulanmasına öncülük eden doktorlardan biri oldu.
Cerrahi müdahaleye gerek kalmadan kalp damarlarının görüntülenmesi ve bazı kalp işlemlerinin gerçekleştirilmesi üzerine çalıştı.
Kalp pili uygulamalarında bulundu.
Binlerce kalp hastasıyla ilgilendi.
Akademik çalışmalar yaptı.
Öğrenciler yetiştirdi.
Profesör oldu.
İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsünde görev yaptı.
Daha sonra bir üniversitenin rektörlüğünü üstlendi.
Yani bugün televizyonlarda gördüğümüz Canan Karatay, kameraların karşısına çıktığında mesleğe yeni başlamış bir doktor değildi.
Arkasında onlarca yıllık kardiyoloji tecrübesi, yurt dışı çalışmaları, akademik görevleri ve yetiştirdiği öğrenciler vardı.
Ancak Türkiye onu bunlarla tanımadı.
Onu geniş kitlelere ulaştıran şey, yıllar sonra beslenme konusunda söyledikleri oldu.
“Şeker tüketmeyin.”
“İşlenmiş gıdalardan uzak durun.”
“Doğal yağlardan korkmayın.”
“Ekmek ve şeker sağlığı bozuyor.”
Bu sözleri söylediğinde büyük tartışmalar başladı.
Bazı meslektaşları onu destekledi.
Bazıları açıklamalarını bilimsel açıdan sakıncalı buldu.
Meslek kuruluşlarıyla karşı karşıya geldi.
Hakkında soruşturmalar açıldı.
Programlarda eleştirildi.
Sosyal medyada sözleri bazen bağlamından koparıldı, bazen şakaya dönüştürüldü.
Ama bir şey değişmedi:
Canan Karatay konuştuğunda milyonlarca insan dinledi.
Çünkü akademik ifadelerle değil, insanların anlayabileceği doğrudan bir dille konuşuyordu.
Ne düşünüyorsa onu söylüyor, tepki göreceğini bilse bile cümlesini yarıda bırakmıyordu.
İnsanların bir kısmı tavsiyelerini hayatına uyguladı.
Bir kısmı karşı çıktı.
Bir kısmı ise yalnızca tartışmaları izledi.
Fakat bütün bu gürültünün içinde onun asıl mesleği zamanla geri planda kaldı.
Çoğu insan onu diyetisyen sandı.
Oysa Canan Karatay bir diyetisyen değil…
Kardiyoloji profesörüydü.
Kalp hastalıkları alanında yıllarca çalışmış, Türkiye’de girişimsel kardiyolojinin geliştiği döneme doğrudan tanıklık etmiş bir hekimdi.
Hikâyesi televizyon stüdyosunda başlamadı.
Elazığ’daki o evde başladı.
Parasız yatılı okuyarak öğretmen olan bir annenin yanında…
Henüz 11 yaşındayken hazırlanan küçük bir valizle devam etti.
İstanbul’dan Liverpool’a…
Liverpool’dan Cape Town’a…
Cape Town’dan yeniden Türkiye’ye uzandı.
Sonunda milyonlarca kişinin sofrasına kadar girdi.
Bugün söyledikleri yine tartışılabilir.
Bazı görüşleri kabul edilebilir, bazılarına itiraz edilebilir.
Bilim zaten soru sormayı, araştırmayı ve gerektiğinde karşı çıkmayı gerektirir.
Fakat bir insanı yalnızca televizyonda duyduğumuz birkaç cümleyle tanımlamak, yaşadığı koskoca hayatı eksik bırakır.
Çünkü o, yalnızca tereyağı ve yumurtadan bahseden bir ekran yüzü değildi.
Çocuk yaşta evinden ayrılan bir öğrenciydi.
Yabancı ülkelerde tek başına çalışan genç bir doktordu.
Kalbin içine ulaşan yöntemleri öğrenen bir kardiyologdu.
Akademisyen, profesör ve rektördü.
Ve bütün tartışmaların ortasında, doğru bildiğini yüksek sesle söylemekten vazgeçmeyen bir isimdi.
Prof. Dr. Canan Karatay…
Onu yalnızca “diyet doktoru” olarak tanıdık.
Ama o unvanın arkasında, Elazığ’dan başlayıp dünya tıbbının önemli merkezlerine uzanan yaklaşık bir asırlık hikâye vardı.
Meğer yıllardır sofrasını konuştuğumuz kadının, asıl hikâyesi kalpte başlamış… 🙏🙏👏👌💞💕💛💙
İlahi Adalet Zaman Aşımına Uğramaz! https://t.co/mxAVcoiyHO
Yüzlerce insana Korona aşısı yerine "tuzlu su çözeltisi" uygulayıp aşı kartı veren Amerikalı Dr. Kirk Moore hakkındaki tüm ağır federal suçlamalar resmen düşürüldü!
Dr. Kirk Moore gözyaşları arasında şunları söyledi: "Sadece doğru olanı yaptım! İnsanlara, vücutlarına neyin enjekte edildiğini bilmediğiniz bir durumda 'bilgilendirilmiş onam' veremezsiniz!"
İşte gerçek doktorluk, vicdanlı insanlık ve sarsılmaz mutlak adalet budur!
Korona dayatmalarının dünya çapında insan hayatını nasıl kararttığı göz önüne alındığında, bu tarihi beraat, küresel şebekeye vurulmuş adli bir tokattır.
Gerçek doktorlara, vicdanlı doktorlara selam olsun!
Milletin can sağlığını ve anayasal haklarını koruyan bu şanlı hukuki zafer vesikasını, doğrudan devletin zirvesinin ve fedakar halkımızın vicdanına sunuyorum
Kur'an'da özel hayat dokunulmazlığı:
-Kimsenin evine izinsiz girme (Nur, 27)
-Her önüne konana inanma, özel konulara girme (Nur, 14-17)
-Başkasının kusurlarını/sırlarını kurcalama (Hucurat, 12)
-Emin değilsen boş konuşma, sus (İsra, 36)
-Gözlerine/sözlerine hakim ol (Nur, 30-31)
-Başkalarının özel eşyalarını izinsiz kullanma (Yusuf, 72-73)
-Seni ilgilendirmeyen konulardan, boş işlerden uzak dur (Mü'minun, 1-3)
-Başkalarının hatalarına değil kendi eksiklerine yoğunlaş (Naziat, 40-41)
-Sana verilen sır seninle toprak olsun (Tahrim, 2-3)
Haluk Levent sürecine dair en doğru analiz budur bence.
"AHBAP'ın evinden trilyonlar geçerken devletin bundan habersiz olması mümkün mü?"
Dücane Cündioğlu: "Burada ahbap çavus ilişkisi var. Çavusları yargılayamayız ama Ahbapları günah keçisi yapıp harcarlar."
Bu meselenin siyasi ayağı olmadan buralara kadar gelmesi imkansızdır. Her zaman olduğu gibi siyasi ayak yine hesap vermeyecek! Çünkü çavuşları yargılayamıyoruz.
Haluk kendi kendini bitirmekle kalmadı, ona inanan, güvenen ve destek olan herkesi paramparça etti. Binlerce ahbap gönüllüsü genç büyük bir yıkıma uğradı. Haluk yapılacak yargılamalar sonunda beraat de etse, aklansa da paklansa da artık toplum nezdinde Haluk bitmiştir.
Haluk'un geçmişini hep biliyorduk. Fakat depremde, selde, orman yangınlarında ahbap gönüllülerinin yardım çabalarına herkes şahitti ve pek çok insan buna tutunuyordu. Burada olan gönüllülere ve devlet kurumlarına güveni kalmadığı için bir iyilik hareketine tutunmaya çalışıp yardım edenlere oldu.
Bu olayın sosyal ve psikolojik sonucu ağır olacak. Devlet kurumlarına karşı güven sorunu yaşayan insanlar büyük bir yıkım yaşayacak. Otorite konumunda olanlar ve yandaşlar ise bunu ciddi şekilde kullanacak.
"Yok daha neler bu da olmaz artık" diyeceğimiz daha nice şeyler yaşamaya devam edeceğiz. Ne vakit ki ahbaplara çavuşluk edenlere de hesap sorabilir hale geliriz işte o zaman az da olsa bi umut var diyebiliriz...
@ducane #HalukLevent
EMROLUNDUĞUMUZ GİBİ DOSDOĞRU OLMAK...
Dini Ebu Yusuf gibi anlarsanız saraylarda yaşarsınız; Ebu Hanif gibi anlarsanız zindanlarda ölürsünüz.
Kur'an'ı şarkı gibi okursanız ve sesiniz de güzelse meşhur olur para kazanırsınız; Kur'an'ı "Kur'an gibi" okursanız ve yüreğiniz de güzelse mahkûm olur taşlanırsınız!
İslam'ı Muaviye gibi anlarsanız sarayınızdaki yatakta ölürsünüz; Ali gibi anlarsanız secdede hançerlenirsiniz.
Sünneti Sünniler gibi anlarsanız dondurursunuz; müminler gibi anlarsanız ihya edersiniz.
Ehl-i beyt-i Şiiler gibi anlarsanız putlaştırırsınız; müminler gibi anlarsanız yâd edersiniz.
Mezhebi dinin çatısı olarak anlarsanız İran’ın karşısında, siyonizmin yanında; mezhebi bir yorum olarak anlarsanız İran’ın yanında, siyonizmin karşısında olursunuz.
İlmi ezber olarak anlarsanız kitap yüklü eşeklere benzersiniz; ilmi içselleştirirseniz hikmeti yüklenirsiniz.
Cemaat olmayı aynileşmek olarak anlarsanız hep beraber koyunlaşırsınız; farklılıkların hayırda birleşmesi olarak anlarsanız hep beraber insanlaşırsınız!
Ümmet olmayı farklı fikirlerin imha edilmesi olarak anlarsanız hizipleşirsiniz; ümmet olmayı farklı fikirlerin bereketi olarak anlarsanız kardeşler olursunuz.
Bu dünyaya akletmeye, ayırt etmeye, dert etmeye, gayret etmeye, iyilerden olmaya, affetmeye, şahsiyet olmaya, şahit olmaya, bedel ödemeye, direnmeye, sevmeye, anlamaya, anlamlandırmaya geldik.
Bu dine (İslam'a) kardeşler olmak için girdik.
Bu dine aynileşmek için değil, bütün farklılıklarımızla "bir" olmak için girdik.
Bizler, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmaya geldik..
Bizler adaleti ayakta tutmaya geldik; velev ki aleyhine şahitlik yapacağımız babamız; lehine şahitlik yapacağımız hasmımız olsun.
Ramazan Yaman
"Tövbe etmek istiyorum lakin günahtan vazgeçemiyorum" diyen biri için yıllar önce Gazali tarafından yapılmış muazzam bir tespit var:
Gazali, "Minhacü'l-Abidin" adlı eserinde bu konu ile alakalı şöyle bir açıklama getirmiştir: Şayet "tövbe etmemi engelleyen şey, yeniden günaha döneceğimi ve tövbemde sebat edemeyeceğimi bilmemdir. Bu şekilde tövbe etmemin bir faydası olmaz" diyecek olursan şöyle cevap veririm: "Bu düşünce, şeytanın bir aldatmasıdır. Yeniden günaha döneceğini nereden biliyorsun? Belki de bir daha günah işlemene fırsat bulamadan öleceksin?" Yeniden günaha dönme korkusuna gelince; sana düşen şey bu konuda azimli ve doğru olmaktır, bunu tamamına erdirecek olan Allah'tır. Şayet Allah bunu (senin istediğin şekilde) tamamlarsa o zaman bu Allah'ın sana bir lütfu olmuş olur. Şayet tamamlamazsa hiç değilse geçmişteki günahın bağışlanmış, onlardan kurtulmuş ve temizlenmiş olursun. Geriye sadece bu son işlediğin günah kalmış olur. "Bu, büyük bir kâr ve büyük bir kazançtır. Şu halde sakın ola "yeniden günaha dönebilirim" düşüncesi, seni şu anda tövbe etmekten alıkoymasın! Zira tövbe etmekle her halükârda yukarıda belirttiğim iki güzellikten birini elde etmiş olacaksın."
Mini ıslah halkaları nasıl kurulur?
Ben bireysel olarak ne yapacağım sorusuna cevap aramak
Kuran'da insan dünyadaki bozulmayı azaltan, hayatı onaran, bağı güçlendiren ve iyiliği görünür kılan işler üzerinden şekillenir. Islah insanın kendi benliğinden başlayarak çevresindeki her türlü kırılmayı tamir etme iradesidir. Çok büyük değişimleri kovalama düşüncesi bizi hareketsizliğe itebilir, bazen küçük dokunuşlar çok büyük gelişmelerin tetikleyicisi değil midir?
Bugün birçok insan ne yapmalıyım? sorusunda cevap arıyor. Büyük bir kuruluş kurmak, geniş kitlelere ulaşmak, çok büyük meblağda paralar dağıtmak gibi kıyaslar düşünüldüğünde kişi kendini yetersiz hissetme yanılgısına düşebilir. Fakat Kuran merkezli bakıldığında düzeltici iş illa ki büyük organizasyonlarla sağlanması gerekmez. Bazen bir yaşlının ihtiyaçlarını düzenli takip etmek, bir gencin zihnindeki karanlığı azaltmak, bildiklerini öğretmek, bir aileye sessizce destek olmak, bir yetimin okul masraflarını karşılamak, bir kavramı doğru anlamaya emek vermek veya kendi işinde dürüst kalmak da güçlü bir ıslah biçimidir.
Mini ıslah halkası kişinin kendi çevresinde sürdürülebilir küçük iyilik sistemleri kurmasıdır. Rastgele yardım yerine takip edilen, unutulmayan, sürekliliği olan bir destek düzeni kurmak ana hedefimiz olmalı.
Nasıl başlıyoruz?
Birinci halka kendimiziz!
Islahın ilk alanı insanın kendi zihni, dili, alışkanlıkları ve davranışlarıdır. Kuran çalışması eğer bilgi biriktirme faaliyeti olarak kalırsa insanı dönüştürmez. Her okuma hayata temas etmeli ve uygulanmalıdır.
Bu yüzden her gün şu soruyu sorabiliriz:
-Bugün öğrendiğim şey davranışımda neyi değiştirecek?
Bu soru Kuran okumalarımızı soyut bilgiden yola çıkarak bizim sözümüze, kararlarımıza, ilişkilerimize ve tüketim biçimimize dönüştürecektir. Kendi dilini temizlemeyen, öfkesini yönetmeyen, haksızlık üretmeye devam eden, işinde insanları manipüle eden biri dışarıda ne kadar yardım yaparsa yapsın eksik kalır.
Kendimi nasıl daha doğru, daha güvenilir, daha sakin, daha sorumlu bir insana dönüştürebilirim? Bu yola girdiğimizde ilk halka kapanacaktır.
İkinci halka yakın çevremizden yük hafifletmek!
Kuran'ın düzeltici iş anlayışı insanın yakındaki gerçek ihtiyaçları görmesini gerektirir. Uzak ve soyut dertler üzerine konuşmak kolaydır, aksiyona geçip yakınındaki yaşlıyı, yalnız komşuyu, maddi sıkıntıdaki öğrenciyi, hasta akrabayı, yetimi, bedensel zorlukları olanları veya sessizce çöken bir aileyi fark etmek daha zordur.
O yüzden düzenli bir hedef koymak daha doğrudur:
- Haftada 1 yaşlı veya yalnız kişiyle temas.
- Ayda 1 öğrenciye destek.
- Ayda 1 ihtiyaç sahibi aileyi düzenli takip.
- Haftada 1 kişiye bilgi, zaman veya moral desteği.
Yardım rastgele olmamalı. Bir defalık duygusal çıkışların hızlı sönüşü olabilir. Bu yüzden takip edilebilir ve sürdürülebilir destek düzeni kurulmalıdır. 1 kişiye destek verilecekse düzenli ve sürekli olmalıdır.
Üçüncü halkada her zaman para bulamayabiliriz, bu çok doğal, para yerine emek, dikkat ve bağ vermek!
İnfak çoğu zaman para verme olarak düşünülür. Ancak insan parasından çok zamanını, bilgisini, dikkatini, bağını ve emeğini vermelidir.
- Bir gencin iş başvuru metnini düzenlemek.
- Bir yaşlının hastane randevusunu takip etmek.
- Bir öğrencinin kitap ihtiyacını karşılamak.
- Birinin yalnızlığını azaltmaya çalışmak.
- Bir ailenin düzenli gıda ihtiyacını sessizce takip etmek.
Bunların her biri mini ıslah halkasıdır.
Çünkü düzeltici iş insanın hayatındaki gerçek bir yükü azaltıyorsa değerlidir. Ve hiçbir zaman karşılık beklemeden yapılır.
Dördüncü halka bilgiyle ıslah, yani maruf halkasıdır!
Kuran merkezli bir hayat kurmak isteyen biri için bilgi büyük bir sorumluluktur. Yanlış kavramlar, yanlış din algıları ve ezber çeviriler birçok insanın zihnini karartır. Bu yüzden kavramları araştırmak, not tutmak, öğrendiğini sadeleştirmek ve başkalarıyla paylaşmak da düzeltici iştir.
Bir kişi her hafta bir Kuran kavramını çalışıp sade bir not hazırlayabilir:
Allah'ı nasıl kavramalıyız?
Adalet nedir?
Dayanışma nedir?
Salat nedir?
Zekat nedir?
İnfak nedir?
Islah ve fesat neyi anlatır?
Takva nasıl anlaşılmalıdır?
Şirk neden sadece put meselesi değildir?
Maruf ve münker toplumsal düzeyde nasıl işler?
Aynı zamanda:
- Birinin İngilizce veya matematik öğrenmesine yardım etmek.
- Bir insana Kuran'ı baskısız, temiz ve akıllı bir dille tanıtmak ve bu yolla gelenek yüklerinden onu azat etmek.
- Temel hayata dair tecrübeleri açık yüreklilikle paylaşmak.
Bu notlar küçük bir okuma grubunda paylaşılabilir. Böylece bilgi, kişisel tatmin olmaktan çıkar, başkalarının zihnini açan bir iyileştirme halkasına dönüşür.
Beşinci halka mesleği ıslah alanına çevirmek!
Birçok insan düzeltici işi meslek hayatının dışında arar. Oysa insanın mesleği en büyük sınav alanlarından biridir.
Bir tüccar, bir broker, bir yönetici, bir danışman, bir öğretmen, bir doktor, bir tasarımcı, bir tesisatçı, bir memur herkes kendi işinin içinde ıslah ya da fesad üretebilir.
İş hayatında mini ıslah halkasını şu davranışlarımızla başlatabiliriz:
- Yalan söylememek.
- İşi en doğru şekilde yapmak.
- İnsanları manipüle etmemek.
- Haksız kazançtan kaçınmak.
- Adaleti tesis etmek.
- Sözünde durmak.
- Emanete ihanet etmemek.
- Güçsüz olanı ezmemek, mobbing uygulamamak.
- Dili sertleştirmemek.
- Bilgiyi saklayarak avantaj üretmemek.
- İş arkadaşlarının yükünü artırmamak.
Günde onlarca mesleki karar vermesi gereken bir insan aslında her gün onlarca küçük ahlak sınavından geçiyor demektir. Her cevapta dil, niyet, şeffaflık ve sorumluluk devreye girer. Bu yüzden mesleki dürüstlük çok güçlü bir ıslah alanıdır.
Mini ıslah halkası nasıl kurulur?
Bunun için büyük büyük planlara gerek yoktur. Basit bir kağıt ve kalem yeterlidir.
- Benim çevremde düzenli desteğe ihtiyacı olan 3 kişi kim?
- Ben hangi konuda insanlara bilgi veya beceri desteği verebilirim?
- Gelirimden her ay hangi küçük payla kimleri düzenli destekleyebilirim?
- İş hayatımda hangi davranışı düzeltmem ve kimlere destek olmam gerekiyor?
- Kuran çalışmalarımdan çıkan hangi bilgiyi başkalarıyla sade şekilde paylaşabilirim?
Bu sorular cevaplandığında kişinin mini ıslah halkası oluşur.
İlk 60 gün sade bir model uygulanabilir:
- Her gün, Kuran çalışmalı ve sonunda 5 satırlık davranış notu yazmalıyız.
- Haftada 1, bir kişiye doğrudan destek olmalıyız. Para vermemiz şart değil, zaman, takip, alışveriş, randevu, sohbet, bilgi desteği de olabilir.
- Haftada 1, bir kavram notu çıkarmalıyız. Kısa, anlaşılır, ve sade olmalı.
- Ayda 1, bir kişiye Kuran'ı okumaya başlaması için rehberlik etmeliyiz.
60 günün sonunda şu sorulara cevap vereceğiz:
- Bu süreçte hangi yükleri hafiflettim?
- Hangi kişileri düzenli takip ettim?
- Hangi davranışlarımı düzelttim?
- Çevremdeki hangi yanlışı düzeltmeye çalıştım?
- Hangi kavramı daha doğru anladım ve anlattım?
- Hangi bilgiyi başkasına faydalı hale getirdim?
Bu plan süreklilik kazandığında güçlü bir dönüşüm başlatacaktır.
Bazen insanlar geçmişteki hayatlarını düşündükçe daha çok yapmalıyım, yetmiyor, geç kaldım duygusuna kapılabilir. Bu duygu başlangıçta insanı harekete geçirse de uzun vadede yorabilir.
Islah kendini cezalandırma biçimi olmamalıdır. Islah hayatı onarma yoludur.
İnsan geçmişinden ders çıkararak ilerler. Bugün bir iyilik halkası kurabiliyorsa, bir yükü hafifletebiliyorsa, bir kavramı daha doğru anlıyor ve anlatıyorsa, bir insanın hayatında güvenilir bir iz bırakıyorsa dönüşüm başlamıştır.
Büyük iyilikler küçük düzenlerle doğar.
Kişinin kendi minik çevresinde, kendi imkanlarıyla, sürdürülebilir biçimde hayatı onarmaya başlaması kendi dünyasının en büyük ıslak halkasıdır!
Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
OKUMAK, EZBER ETMEK DEĞİLDİR; OKUMAK, EZBER BOZMAKTIR
Ezberlemediğim için inanmıyorum!
Okuduğum için iman ediyorum.
Ezberleyen inanır, okuyan iman eder.
Ezberleyen zan eder, okuyan apaçık görür!
Bu yüzdendir ki Allah, “ezberle” demez, “oku” der.
Okumak, ezberlemek değil, ezber bozmaktır.
Ezberlemek unutmanın ilk şartı, okumak ise hatırlamanın temelidir.
Biz Müslüman Şark olarak ezberlerimizi bozamadığımız için, ezberi kutsadığımız için, ezber ettirenleri yücelttiğimiz için kendimize, Rabbimize, imanımıza ve insanlığımıza yabancılaştık.
Biz bilgiçliği bilgeliğe, biz ezberi anlama, biz datayı hikmete, biz insanlığı "papağanlığa", bir özümüzü "maymunluğa", biz şahsiyetimizi "koyunluğa" değiştik!
"Oku" diyerek inmeye başlayan; okumayanların, akletmeyenlerin, düşünmeyenlerin zelil olacağını, pislik içinde kalacağını söyleyen Kur'an'ı mehcur bıraktık.
Artık bundan vazgeçelim ve ezberlerimizi okuyarak bozalım!
Ramazan Yaman
2026 dönüşümün başlangıcı !
Yeryüzü NİSAN YAĞMURLARI ile yıkanıyor.
Toprak suya doydu ! Kıtlık, kuraklık veda ediyor, bolluk bereket zamanı başlıyor.
Korkmayın adiller ! Birlik olup, cesaret ve gayret gösterirseniz sizin zamanınız başlayacak.
Aşırı dozda kötülüğe maruz kaldınız.
Aldatıldınız, kandırıldınız, ağzınıza maske, kolunuza sıvılar sıktılar, tepenizden kimyasallar boşalttılar !
Entübeye sokuldunuz, pıhtı attı, kalp krizi geçirdiniz , kanser oldunuz, sevdiklerinizi aranızdan kopardılar.
Kötülük organize olunca bunun kim tarafından, nasıl yapıldığını, kimlerin alet edildiğini,
Bizden gibi görünenlerin hain
Akıllı zeki sandıklarınızın ahmak
Doğru bildiklerinizin yamuk
Medyanın düşman olduğunu belki anlamadınız.
Değişim rüzgari ile dönüşüme hazır olun. Iyileşeceksiniz INŞALLAH.
Ağır bedeller ödedik. Evet , belki kaybettiklerimiz geri gelmeyecek ama siz isterseniz arşa ulaşan zalimlerin zulmüne sessiz kalmazsanız onlar kaybedecek siz kazanacaksınız.
Yeter ki önce siz doğrulun !
Bütün eğriler ziyan olsun.
Hayırlı sabahlar.
Bu devrin çocuğunu hataya, suça , saygısızlığa siz sürüklediniz.
Her birinizin çocuğu bir anda özel oldu. Dokunulmaz hale getirdiğiniz veletlerden bir canavar ordusu yetiştirdiniz. Hırslarınıza mahkum ettiniz. Bugün bir polisle öğretmenin çocuğu katliam yapan bir manyak oldu. İki tane doktor ; öğretmen azarlıyor çocuğum biz ne istersek o olacak sen yönlendiremezsin diye.
Yarış atına çevirdiniz çocukları. Anlamadınız. Dinlemediniz. Eğitemediniz.
Nefes aldığı , birey olma savaşı verdiği bu hayatta sözde onları düşünerek sevdiği her şeyden koparıp sırf benim çocuğum diğerlerinden daha iyi olacak kaygısı ile küçücük çocukları tek tip maketler haline getirdiniz ...
Veee doktoru polisi öğretmeni çocuk eğitemezken adını söylemeyi beceremeyen, kendini yetiştirememiş ... En ufak bir konuda bilgi sahibi olmayan vizyonsuz bomboşşş cahil cühela bir güruha durmadan üre de nüfusumuz artsın deyip duran yine sizsiniz.
Lağım çukurundan hallice bir gelecek bekliyor bizleri...
Tebrikler... Eğitimin ipini bir güzel çekip koca ülkenin üzerine tüy diktiniz.