Üç şeyi gizli tut: Derdini, sadakanı, ibadetini.
Üç şeye güvenme: Gençliğine, malına, insanlara.
Üç şeyi erteleme: Namazı, iyiliği, tövbeyi.
Üç şeyi aklından çıkartma: Yaradanı, ölümünü, hesabı.
"Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu, şerefi, haysiyeti, onuru veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden evvel, o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktârınca sevaplarından alınır, (hak sâhibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”
Hadis-i Şerif.
Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48.
Ey dinini dünyaya satan bedbahtlar!
Ey dinini dünyaya satan bedbahtlar!
Ey dinini dünyaya satan bedbahtlar!
Ne kadar da çoksunuz!
Ne kadar da sinsisiniz!
Ne kadar da hainsiniz!
Ne kadar da münafıksınız!
Ne kadar da karaktersizsiniz!
Satılmış cehennem odunları sizi!
Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden nüfuzlu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi.
Gayri dileyen öğüt alsın.
İslamcılar 80’lerden sonra bilhassa 90’larda inanılmaz bir muhalif ses büyütmüşlerdi.
İbrahim Sadri’nin şiirlerinde, Eşref Ziya’nın ezgilerinde, Ömer Karaoğlu’nun marşlarında: “Haklıyız!” diyorlardı, “Kazanacağız!” diyorlardı. “Bir gün mutlaka” diyorlardı. “Hak gelecek bâtıl zâil olacak.” diye haykırıyorlardı.
Ahmet Günbay Yıldız, Şule Yüksel Şenler, Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Erdem Bayazıt ve daha onlarca edebiyatçı, yazar, şair zümresi yapıtlarında hep hakkaniyetli, âdil, ahlaklı bir toplum tasavvuru telkin ediyorlardı. Anadolu’da, binlerce genci hatta bir kuşağı alternatif bir toplum, üstün bir medeniyet ve ahlaklı fert diskurlarıyla bir hayli etkiledirler.
Gerçekten de İslâmi referansları kullanarak görkemli ve zengin bir paradigma inşâ etmişlerdi. Sekülerizme, tüketim endüstrisine, haksızlıklara, imtiyazlara, zorbalıklara, zâlimliklere, Amerika’ya filan müthiş ve gür bir sesle itiraz ediyorlardı. Yumrukları havada ve sıkılıydı. Nasıl yaşanmalı, nasıl yönetmeli, ne iyi, ne kötü, düzgün ve âdil bir toplumu nasıl örgütlemeli? Bu sorulara kendinden gayet emin ve hatta vakurla dolu dolu cevaplar veriyorlardı. Lirik ve epik tonlarda son derece inançlı, adanmış bir toplum ve halk projesi ortaya koyuyorlardı.
Nerede o insanlar? O şarkıları, ezgileri, marşları, romanları, şiirleri, manifestoları yazanlar nerede? O havaya kalkmış inançlı ve öfkeli yumruklar nerede? Bugünün, şimdinin güncel siyasi konjonktürü bağlamında sormuyorum. O dünya nereye gitti onu soruyorum. O şevk, vazedilen, yazılan, haykırılan onca hakkaniyet, medeniyet ve adalet vizyonu nereye kayboldu?
HELÂL-HARAM AYRIMI
Allah bütün insanlara hakikati tefrik edebilecek bir kapasite vermiştir. Zaten bizim dünyada bulunmamızın tek açıklaması budur. İnsan olmak demek, tercih yapmayı başarabilmek demektir. Her şey bundan ibarettir. İnsan olmak demek; neyin helal, neyin haram olduğunu bilmek ve bunu bildikten sonra da hayatını buna göre tanzim etmek demektir. Bunun dışında bir insanlık yoktur.
...
Bizim şerre mazeret uydurmak gibi bir ehliyetimiz yok. Biz helalleri helal, haramları haram bilerek dinin içinde kalabiliriz. Helallerin pek de artık helal olmadığını, haramların pek de artık haram olmadığını söylediğimiz zaman artık Müslüman değilizdir. “Canım ne olacak bu kadarından!” anlayışı bizi Müslümanlıktan çıkarır.
İsmet Özel, İstiklal Yürüyüşleri
@sarseven Hayır. Öyle değil. Reis,muhalefetin eleştiri yaptığı vekil ve bürokrstlara daha çok sahip çıktı. Muhammed Yakut, fon zengini başkan yardımcısı ve ailesi hakkında açık açık konuştu,uyardı. Dedikleri çıktı.
Her kişiye, her kuruma, her topluma, her ülkeye tek maddelik anayasa olarak yetecek ayetin adı Nisa olan surede yer almasındaki hikmet üzerine de çok düşünmeli.
Aklı olana Nisa 135 yeter. 136 ise tokat gibi başlar:
"Ey iman edenler; iman ediniz!"
Emaneti sistematik olarak düşük profil insanlara teslim eden bir toplum iflah olmaz
Torpili, liyakatsizliği, rüşveti, adam kayırmayı, nepotizmi normal görmeye başlayan bir toplum iflah olmaz
Zengininin Karun gibi zenginleştiği, yoksulunun çocuklarını sağlıklı besleyemediği bir toplum iflah olmaz
Yöneticisinin servet biriktirip emeklisinin geçinemediği bir toplum iflah olmaz
Kenar-ı Dicledeki bir babanın feryadını duymayan bir toplum iflah olmaz
İşçinin hayatını koruyamayan ve hakkını alın teri kurumadan vermeyen bir toplum iflah olmaz
Şehirlerini çirkin beton bloklara ve açgözlü müteahhitlere teslim eden bir toplum iflah olmaz
Kadınlarının hayatını başıboş katillerden koruyamayan bir toplum iflah olmaz
Uzaktaki zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı haykırıp yanıbaşındaki aleni yanlışları görmezden gelen bir toplum iflah olmaz
Kumarın, fuhşun, faizin sıradanlaştığı bir toplum iflah olmaz
Yalanın, aldatmanın, riyanın, kurnazlığın, kandırmanın olağan hale geldiği bir toplum iflah olmaz
Çocuklarını sahipsiz sokak köpeklerine parçalatan bir toplum iflah olmaz
Ve bir toplum kendi içinde olanı düzeltme irade ve cesaretini ortaya koymadığı sürece ve bunun için somut adımlar atmadığı müddetçe Allah onları hak ettikleri hal üzere bırakır.
Bu nasıl iş
Kulüp başkanı bir önceki başkana yönetiminizde paraları yemişsiniz diyor
Muhafazakar olarak bilinen AK Parti’nin başkan yardımcısı fonda parasına para katmakla suçlanıyor
Muhalefet milletvekiline rüşvet" suçundan resen soruşturma başlatılıyor
Kendisini çok milliyetçi Atatürkçü ifade eden sanatçının eşinin fondan milyonlar kazandığı belirtiliyor
Belediye başkanlıklarının milyonlarca lirayla belirlendiğini görüyoruz
Belediye başkanlarının dağıttığı rüşvetleri sayamıyoruz
DHMİ eski daire başkanının hesabından kilolarca altın, milyon dolarlar çıkıyor
Vanlı Kara Haydar’ın iki aracında yaklaşık 934 milyon Türk lirası çıkıyor
Çürümeyi her tarafta yaşıyoruz. İş para olunca ideolojisi olmuyor
Bunların üzerine giden kim varsa teşekkür etmemiz lazım. Bunlara kim göz yummuşsa hukukun hesap sorması gerekiyor
Nasıl bir ülkeymişiz ki bütün bu kamu ve kul hakkının gasp edilmesine rağmen hala ayaktayız.
Eskiler fakir, fukara ve yetimin duası derdi.
Kul hakkı ve kamu hakkı haramdır. İster iktidarda ister muhalefette, ister bürokraside ister STK’da kim kul hakkı ve kamu hakkına uzanmışsa gözünün yaşına bakılmamalı.
Siyaseten bu kadar kirlenmişlikten arınmazsak esas milli güvenlik sorunumu o zaman başlar. Birileri bu kirli herifleri kullanmak için her şeyi yapar onlar da ellerindeki maddi gücü kaybetmemek için her şeye hazır olur
Masumiyet karinesi gereği herkes suçu sabit olana kadar suçsuzdur
Git aklan gel demek lazım
Yoluna her şeyimizi kurban edeceğimiz Hz. Nebi, görevlendirdiği bir zekat memurunun dönüşte; "Bu sizin, bu da bana hediye edildi.” demesi üzerine öfkelendi ve hutbeye çıkarak halka şöyle hitap etti;
“Benim görevlendirdiğim bir memura ne oluyor da ‘Bu sizin, bu da bana hediye edildi’ diyor Babasının veya annesinin evinde otursaydı da kendisine hediye verilip verilmeyeceğini görseydi ya!”
Kamu görevi nedeniyle bir şekilde servet elde edenlerin akibeti ya bu dünyada ya ötekinde zelil olmaktır. Allah Teala, belki imhal eder ama asla ihmal etmez.
Samimi olanları tenzih ediyorum:
Kimi Atatürk, Nutuk, 6 Ok diyor; soyuyor.
Kimi Tanrı Dağı, Gökbörü, Asena diyor; soyuyor.
Kimi Hira Dağı, Şeyh/Hocaefendi, Hayırlı Cumalar diyor; soyuyor.
Sizin Allah belanızı versin.
Genelde,zenginler ve tuzu kuru olanlar
"Allahım kimseyi yoklukla imtihan etme"
Diye sözde dua ederler.
Varlıklılar imtihandan muaf da bizim mi haberimiz yok? Aslında yoksulluk,yoksullardan çok zenginlerin sınavıdır.
“Bir yoksul aç ise, bunun nedeni, zenginin zevk ve sefa içinde yaşamasıdır. Nerede bir bolluk görsem, onun yanı başında mutlaka çiğnenmiş bir hak görmüşümdür.”
Hz.Ali (r.a)