Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanımız Abdullah Zeydan'ın 27 Haziran #ÖzgürlükMitingi çağrısı:
Tarih: 27 Haziran Cumartesi
Saat: 17.00
Yer: Van Kalesi Yanı- Newroz Alanı
Hevseroka me yê DBPÊ ya Wanê #GönülUzunay gelê me davetî pîrozbahiya Newrozê dike...!
🗓️Tarih/Dîrok: 22 Mart-Adar, Pazar/Yekşem
⏰Saet : 10.00an
🌐CIH: PARQA NEWROZÊ- LI BER KELEHA WANÊ
@gonul_uzny@dbp_wan
Îro em li Bursayê bûn û em spasiya gelê xwe dikin ku bi coşek mezin partiya xwe hembêz kir. Heqaretên ku ji aliyê komek nijadperestan ve li Leyla Zana hatin kirin, hem ji aliyê Kurdan û hem jî ji aliyê Tirkan ve her kesî aciz kir û şermezar kir. Tevî van nijadperestan, em ê pêvajoya aştiyê bidomînin. Em firsetê nadin wan nijadperestan ku vê pêvajoyê têk bibin.
#LeylaZana
#Aştî
@DEMpartibursa@dempartikurdi
Süreç tıkanıyor mu?
“Tamamen tıkandı” demek doğru olmaz; ancak “şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ciddi bir engele takılmadan yürüyecek” demek de doğru değildir. Tıkanma riskinin artık çok daha fazla olduğunu söylemek gerekir. Bugüne kadar tıkanmamasının temel nedeni, Sayın Abdullah Öcalan’ın duruşu ve örgütünün bu konudaki duyarlılığıydı. Öcalan ve örgütü, kendilerine düşen sorumluluğu yerine getirmiştir.
27 Şubat deklarasyonu ile başlatılan süreç, Öcalan tarafından büyük bir fedakârlık ve yüksek bir duyarlılıkla sürdürülmüş; bu çerçevede birinci aşama bugüne kadar doğru ve kazasız biçimde getirilmiştir. İkinci aşama ise devletin adım atması gereken aşamadır. Yani artık devlet, yapması gerekeni yapacaktı. Yapılan konuşmalar, yürütülen tartışmalar ve heyetlerin açıklamaları bu temelde şekillenmişti. Kamuoyuna yansıyan İmralı tutanakları da bunun böyle olduğunu açıkça gösteriyordu.
Peki, ne oldu?
Bizce devlet, atması gereken adımı atmamıştır ve görünen o ki bundan sonra da atmayacaktır. Çünkü hâkim zihniyete göre hâlâ bir Kürt sorunu yoktur; var olan yalnızca bir “terör sorunu”dur. Üç ana partinin tamamı ve kadrolarının büyük çoğunluğu bu yaklaşımı benimsemektedir. Aynı zihniyete göre “PKK yenilmiştir, Öcalan’ın yapabileceği başka bir şey yoktur; dolayısıyla ne kadar taviz koparırsak kârdır.”
Başlangıçta ne tartışılıyordu? Öcalan, bir deklarasyon açıklamasıyla süreci başlatacak; ardından PKK kongreye giderek, Öcalan’ın önerileri temelinde kendisini feshedecek ve aynı kongrede silahlı mücadele stratejik olarak devre dışı bırakılacaktı. Bu adımların ardından devlet de demokratik siyasetin önünü açacak hukuksal düzenlemelere gidecekti. Bu görevi bir komisyon üstlenecek, komisyon bu temelde Meclis’e öneriler sunacak ve demokratik toplumun inşası için gerekli adımlar peş peşe gelecekti.
Peki, şimdi ne oldu?
Şimdi devlet ve ilgili partiler bambaşka şeyler söylüyor. AKP, MHP ve CHP’nin sunduğu raporların sorunun çözümünden ne kadar uzak olduğu artık herkes tarafından dile getiriliyor. Üç rapor da birbirine benziyor ve her biri, sanki Kürt sorunu hiç yokmuş gibi kaleme alınmış durumda. Bu raporlar, sanki bir süreç yaşanmamış, müzakere yapılmamış ve hâlâ yapılmıyormuş; sanki İmralı Adası’nda kurulan bir müzakere ya da görüşme masası hiç olmamış gibi yazılmış.
CHP kendi iç sorunlarından, MHP Türkiye’nin birlik ve beraberlik meselesinden, AKP ise Kürt sorununun zaten çözülmüş olduğundan söz ediyor. AKP, Kuzey’den çok Rojava’yı merkeze alıyor; Türkiye’nin güvenliğini Rojava üzerinden tanımlıyor ve Kuzey’deki çözüm meselesini neredeyse hiç anmayacak kadar basite indiriyor. AKP’ye göre Kürt sorunu çözülmüş, geriye yalnızca bir “terör sorunu” kalmıştır ve onu da bu süreçte çözeceklerdir. Sürece verdikleri isim de bunu açıkça ortaya koymaktadır: “Terörsüz Türkiye.”
Daha da kötüsü ve esas olarak süreci tıkanmaya götürecek olan yaklaşım, “önce silahlar bırakılacak, sonra yasalar çıkacak” denilmesi ve bu doğrultuda çeşitli teorilerin üretilmesidir. Bu senaryoya göre, önce silahlarını bırakacak olan gerilla güçleri gelip teslim olacak; cezaevlerine konulacak, ardından pişmanlık yasası kapsamında tahliye edileceklerdir. Tüm bunlarla bağlantılı olarak, demokratik siyaseti yürütecek kesimlerin en az yüzde 90’ı siyaset dışı bırakılacak; yani bu insanlar yıllarca “suç işlemez” konumunda normal toplumsal yaşama dâhil edilecek, ancak o zaman politika yapabileceklerdir.
Evet, mevcut iktidarın ve “Kürt sorununun çözümünü” istediğini iddia eden devlet yapısının sürece yaklaşımı budur. Hem var olan reel mücadeleyi tasfiye etmeyi hem de gelecekte demokratik toplumun inşasını gerçekleştirecek kadroları devre dışı bırakmayı hedeflemektedirler. Bu açık bir tuzaktır.
Bu tuzağı kurmak isteyenler çok iyi bilmelidir ki bu yaklaşım süreci ilerletmez; aksine çok daha büyük sorunlara yol açar. Büyük olasılıkla bu tuzaklı planlama bir dayatma olarak gündeme getirilecek; KÖH bunu kabul etmeyince de “Bakın, süreci boşa çıkaran onlar” denilerek süreç sabote edilecektir. Tıpkı Dolmabahçe sürecinde olduğu gibi. Rojava’da 10 Mart’ta yapıldığı söylenen anlaşma da gerekçe gösterilerek sürecin boşa çıkarılması ihtimali oldukça yüksektir. Çünkü AKP, esas olarak Rojava’yı hedef tahtasına koymuş; hatta Rojava’yı kendisi açısından Kuzey’den daha tehlikeli görmektedir.
Özetle, elli yıllık bir savaşın sonuçlarıyla yüzleşmek istemeyen bir zihniyet vardır. Süreci esas olarak bozacak olan da bu zihniyettir.
Fuat Kav
Abdullah Zeydan Van halkının Büyükşehir Belediye Eş Başkanıdır.
Meydanlara çıkmayanlar, halkın karşına çıkmaya yüzü olmayanlar pusu kurmakla uğraşıyorlarmış.
Eşbaşkanımız memnu haklarını almış ve seçimi kazanmıştır.
Hiçbir kış içimizdeki mücadele ruhunu donduramaz bütün soğuklara inat halkımızın yüreğinde inadına hep mücadele var bu yolda mücadele edenlere selam olsun