İş yerinde birlikte çalıştığımız bir kadın var. Daha 35 yaşında ama üç evlilik yapmış.
Kahve molasında birkaç kişi kendi arasında bunu konuşurken kulak misafiri oldum.
Biri,
“Üç kez evlenmiş ya… Demek ki bir sıkıntı var.” dedi.
Bir başkası bıyık altından gülerek,
“Ben olsam böyle biriyle bırak evlenmeyi, arkadaş bile olmam.” dedi.
Masadakiler de gülmeye başladı.
Ben de,
“Belki üçünde de yanlış insanlarla karşılaştı. Belki şiddet gördü, aldatıldı ya da sadece yürümeyen evliliklerini bitirdi. Gerçekten ne yaşadığını nereden biliyorsunuz?” dedim.
İçlerinden biri bana dönüp,
“Ne oldu? Yoksa sen de üç kez evlenip boşandın mı?” dedi.
Masadakiler yine gülmeye başladı.
Ben de,
“Yok. Ama yaptığınız gerçekten çok ayıp. Siz de kadınsınız. Bir kadının yaşadığı şeyi, erkeklerin de olduğu bir yerde oturup alay konusu yapıyorsunuz. Biraz empati kurmayı deneyin.” dedim ama nafile.
Sağdan soldan duyarız hepimiz “Kadının düşmanı yine kadındır.” sözünü. Ne alaka derdim hep.
Bugün, ilk defa doğru olabileceğine kanaat getirdim.
Heyecanımı kaybettim. Resmen hiçbir şeye heyecanlanmıyorum. Yılbaşıymış, doğum günüymüş, yeni çıkan bir kitap ya da filmmiş, hiçbirinde tık yok. Sokakta kedi gördüğümde bile artık sadece açlar ve üşüyecekler fikri geliyor aklıma. Hep karanlık taraftan bakmak. Çünkü ışık yok.