Ticaret Odası açıklama yapmış. İş camiası olmasaymış Amedspor diye bir kulüp olmazmış..
Amedspor’un varlığını iş camiasına bağlamak, bu kulübün tarihini ve milyonlarca taraftarının emeğini yok saymaktır. Temennimiz, Amedspor’un hiçbir sermaye grubunun gölgesine girmeden, gücünü yalnızca taraftarından-halkından-alan, kendi ayakları üzerinde duran ve bölgenin gerçek kimlik takımı olarak yoluna devam etmesidir.
İş camiasız bir Amedspor daha özgür,daha kimlikli ve daha kalıcı olur.
Bana göre en insani yaklaşım, birinci modeldir. Ben u Sen’de en doğru yaklaşımın, mevcut dokuyu koruyarak onu savaş ve göç hafızasıyla birlikte yaşatmaktır. Çünkü orada yaşayan insanlar, zaman içinde kendi ihtiyaçlarına göre en doğal,en organik mimariyi ve yaşam şeklini zaten yaratmışlar. Birileri çıkıp “Ben sizin için daha iyisini yaparım” derse , bu birikimi ve yaşam kültürünü göz ardı eden bir hadsizlik yapmış olur.
Yapılması gereken, bu dokuyu bütünüyle dönüştürmek yerine sağlıklaştırmaktır. Yol ve altyapıyı çağdaş yaşam standartlarına uygun hale getirmek, binaların ve sokakların fiziksel koşullarını iyileştirmek ve gerekli sosyal donatıları sağlamak. Hatta buna “yerinde dönüşüm” bile dememek https://t.co/JeCZCUSzGlıl amaç, mahallenin kimliğini ve hafızasını koruyarak yaşam kalitesini artıran bir sağlıklaştırma çalışması olmalıdır.
Diyarbakır İKK Sekreterliği görevini yürüten kişi, kendi meslek odasının yapılan son genel kurulunda yönetim kurulu üyeliği sıfatı sona ermiş olmasına rağmen, yasal sınırları aşarak İKK Sekreterliği makamını fiilen işgal ediyor.
Bir kişinin İKK sekreteri olabilmesi için kendi meslek odasının yönetim kurulunda yer alması şarttır (TMMOB-İKK Yönetmeliği Madde2). Mevcut sekreterin kendi odasında yönetim kurulu üyeliği sona ermişse, zaten İKK doğal üyeliği vasfı yasal olarak düşmüş demektir. İKK Üyeliği düşen bir kişinin İKK Sekreterliği görevini yürütmesi yasal olmamakla beraber meşru da değildir. Şube genel kurullarının tamamlanmasının ardından İKK ilk toplantısını yaparak yeni sekreteryasını belirlemesi gerekirdi. Başta İnşaat Mühendisleri Odası olmak üzere tüm ilgili meslek odalarının genel kurulları Şubat 2026 itibarıyla tamamlanmıştır. Bugün itibarıyla (Temmuz 2026) şube seçimlerinin üzerinden yaklaşık 4,5 ay süre geçmesine rağmen, mevcut İKK sekreterinin yeni kurulu toplamadığı ve görevi devretmekten açıkça kaçındığı görülüyor.
Yani İKK sekreterliği koltuğunda halen oturmakta ısrar eden kişinin aslında Diyarbakır İKK sekreterliği görev süresi dolmuştur ve hiç bir yetkisi yoktur. Hiçbir Toplantıya İKK adına katılamaz, üyeler adına konuşamaz. Bu durum TMMOB mevzuatını açıkça ihlal etmektedir. Yine bu durumu görmezden gelen TMMOB bileşenleride aynı hukuksuzluğa ortak olmaktadır.@Amedikk@Amedmimarlar@SpoAmed@imo_amed@TMMOB1954
Meğer Amed’in de bir jet sosyetesi varmış. Üstelik onları takip eden bir magazin basını da varmış… Bunca gündemin içinde meğer bizim de en çok bu habere ihtiyacımız varmış. :)
Düğüne, eski HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım, Mehmet Kaya, Engin Yeşil, Mustafa Fidan, Aziz Özkılıç, Metin Kılavuz, Nesih Aktepe, Abdurahman Arslan, Filiz Bedirhanoğlu, Hüsnü Pervane ve çok sayıda iş insanı ile STK temsilcisi katıldı.
Kentle ilgili hemen her konuda karşımıza çıkan tek bir yapı var Ticaret Odası ve Mehmet Kaya. Kendi faaliyet alanlarının çok ötesine geçerek neredeyse her konuda söz sahibi haline gelen bu kurumun bu kentteki gerçek konumu nedir acaba?
Panellerin ve sempozyumların vazgeçilmez konuşmacıları olarak; çözüm sürecinden Rojava meselesine, Kobani’ye yapılacak yardımlardan kadın özgürlük mücadelesine, kültür-sanat alanından Amed spor’a, turizmden kent planlamasına kadar pek çok konuda söz alıyorlar. Bu kadar geniş bir yelpazede, kent gündemini belirleyebilecek ölçüde bir uzmanlık alanına gerçekten sahipler mi?
Yerel yönetimlerin ve siyaset temsilcilerinin Ticaret Odası ile kurduğu ilişki, Amed’de ciddi bir rahatsızlık yaratmışken; Geçtiğimiz Newroz Resepsiyonu’nda dahi basın metninin Ticaret Odası temsilcileri tarafından okunması, aslında bu rahatsızlığın Yerel yönetimler ve siyaset cephesinde pek de karşılık bulmadığını gösteriyor.
Bu kentte söz söyleyebilecek, toplumsal karşılığı olan pek çok kurum, meslek örgütü ve sivil yapı mevcutken.Ticaret Odası nasıl oluyor da tüm bu yapıların üzerinde bir pozisyona yerleşebiliyor? Kimler, hangi gerekçelerle bu kuruma bu denli geniş bir alan açıyor?
BARO, TMMOB, TABİPLER ODASI, İHD ve diğer meslek odaları ile sivil yapılar bu durumdan gerçekten rahatsız değil mi?
Bu mesele artık yeni dönemde özellikle Meslek Odaları tarafından daha açık bir şekilde sorgulanmalı.
Tebrikler,Amed Büyükşehir Belediyesi!
Plan değişikliklerini onaylamadığı için sayenizde halkımız valilik güzellemesi yapıyor.Sekiz yıllık kayyum döneminin yarattığı tahribata çıt çıkarmayan valiliği bu halka övdüren zihniyet utansın.
@Boran_Deniz3@dempartiamed@DEMGenelMerkezi@DEMPartiDYYK@Ayla_Akat Bence soru belediye başkanlarını değil, onların arkasındaki siyaset anlayışını doğru bulup bulmadığımız şeklinde sorulmalıydı. Vitrinde görünen isimler başkanlar olduğu için, yaşanan tüm olumsuzluklar da maalesef doğrudan onlara yapışıyor.
ELEŞTİRİ ÜZERİNE.
Değerli dostlar
Eleştiri, yapılan bir işin en iyi hâlini üretmek için değil onun nasıl işlediğini anlamak, çözümlemek ve değerini sorgulamak için vardır. Eleştirinin görevi üretimin yerine geçmek de değil, üretimi görünür kılmaktır. Bu nedenle eleştirenin, eleştirilen işi -en iyi şekilde yapma zorunluluğu- diye bir kural da yoktur.
Eleştiriyi değersizleştirmek için sıkça başvurulan “Sen daha iyisini yap”, “Sen şimdiye kadar ne yaptın da eleştiriyorsun”, “...bu süreçte böyle eleştirimi olur” gibi söylemler aslında düşünsel tartışmayı kapatmanın kolay bir yoludur. Eleştiri, rekabet için yapılmaz konunun niteliğini tartışmaya açmak, yapılan işin hangi ahlaki değerlerle biçimlendiğini, hangi ideolojik zeminde yükseldiğini ortaya koymak için yapılır.
Şayet eleştirebilmek için en iyi üretimi ortaya koyma şartı olsaydı, en iyi filmleri sinema eleştirmenleri çeker, en iyi romanları edebiyat eleştirmenleri yazar, en iyi besteleri de müzik eleştirmenleri yapardı.
Kısacası eleştiri, üretimin alternatifi değil üretimin topluma nasıl yansıdığıdır . Sanatı, düşünceyi ve toplumsal üretimi canlı tutan şey de tam olarak bu sorgulama ve değerlendirme biçimidir. Unutmayalım eleştrinin olduğu yerde gelişme vardır.
Şehirde imar değişiklikleri konuşuluyor, rant iddiaları ,kaçak yapılar ve işgaller tartışılıyor. Kamuoyunun cevap beklediği onlarca soru varken . @aslanferit21@cegamedya Amed sporun basın bürosu gibi çalışıyor. Haber akışındaki on haberin yarısından fazlası Amed spor ile ilgili. Bu Şehrin tek gündemi Amed Spormu?
Amed’deki imar değişiklikleri tartışmaları en çok meslek odalarının gündeminde olması gerekirken ne yazık ki en zayıf refleksi odalar gösteriyor.
Bu konuda acilen daha kapsamlı bir açıklama yapılması gerekiyor. Konunun kamuoyu önünde netleştirilmesi önemli.Bu kadar yüzeysel geçilemez.
Belediyenin yaptığı açıklama ne kadar doğru? İşin aslı nedir? Kamuoyunun bu sorulara açık ve şeffaf cevaplar alma hakkı var.
Amed’deki imar değişiklikleri tartışmaları en çok meslek odalarının gündeminde olması gerekirken ne yazık ki en zayıf refleksi odalar gösteriyor.
Bu konuda acilen daha kapsamlı bir açıklama yapılması gerekiyor. Konunun kamuoyu önünde netleştirilmesi önemli.Bu kadar yüzeysel geçilemez.
Belediyenin yaptığı açıklama ne kadar doğru? İşin aslı nedir? Kamuoyunun bu sorulara açık ve şeffaf cevaplar alma hakkı var.
Amed’deki imar değişiklikleri tartışmaları en çok meslek odalarının gündeminde olması gerekirken ne yazık ki en zayıf refleksi odalar gösteriyor.
Bu konuda acilen bir açıklama yapılması gerekiyor. Konunun kamuoyu önünde netleştirilmesi önemli.
Belediyenin yaptığı açıklama ne kadar doğru? İşin aslı nedir? Kamuoyunun bu sorulara açık ve şeffaf cevaplar alma hakkı var.
@Amedmimarlar@Amedikk@SpoAmed
KARŞI ÇIKARKEN BENZEŞMEK
Amed’deki sivil toplum örgütlerinin muhalefet anlayışı ne yazık ki giderek Türkiye genelindeki siyasi modele benzemeye başladı. Nasıl ki merkezi iktidarlar zamanla kendi sınırları içinde şekillenen bir muhalefet yapısı ortaya çıkardıysa, Amed’deki yerel siyasette de benzer bir durum gözlemlenmektedir. Özellikle meslek odaları başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, yerel yönetimleri ve onu şekillendiren siyaset tarzının uygulamalarındaki eksiklik ve yanlışlıklar karşısında eleştirel bir tutum sergilemekten uzaklaştı. Bu yaklaşım, yerel siyasetin demokratik denetimi ve hesap verebilirliği açısından önemli bir sorun olarak değerlendirilmelidir.
Sivil toplum kuruluşları ve özellikle meslek örgütleri, toplumun ortak iradesini temsil etmek ve halk yararını savunmak amacıyla varlık göstermesi gereken yapılardır. Ancak son dönemde bu kurumların yönetim kadrolarının, üyelerinin özgür tercihleri ve liyakat ölçütleri yerine, yerel siyasetin bazı kliklerinin çizgisine uyum sağlayacak kişiler arasından şekillendirildiği görülmektedir. İlkelere bağlı bir duruş sergilemesi gereken kurumlar, siyasi icazetle göreve gelen yöneticiler eliyle etkisizleştirilip , eleştiren , denetleyen yapılar olmaktan uzaklaştırıldı. Bunun sonucunda meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, üyelerinin ve toplumun sesi olmaktan ziyade, mevcut sermaye-siyaset ilişkisinin yarattığı kliklerin beklentilerine göre hareket eden yapılara dönüşmeye başladı.
Siyaset bilimi ve sosyal psikolojide sıkça tartışılan “karşıtına benzeşme” teorisi tam da Amed’deki bu siyasi durumu anlatmaktadır. Uzun süre iktidarlara ve o iktidarların yarattığı sisteme veya bir anlayışa karşı devrimci bir mücadele yürüten siyasal yapılar, zamanla karşıtının reflekslerini, davranış biçimlerini ve hatta yönetim tarzını benimsemeye başladı. Başlangıçta mücadele edilen anlayış, bir süre sonra benimsenerek kendi bünyesinde tekrar edilir hale geldi.
Geçmişte hesap sorulmasını talep ederken, bugün hesap vermekten rahatsız olunan bir noktaya gelindi; eleştiri-özeleştiri mekanizmasını en vaz geçilmez öğreti olarak görürken (bırakın özeleştiri vermeyi) demokratik bir hak olan eleştiri bile bir tehdit hatta daha uç noktaya taşınarak ihanetçilik olarak görülmeye başlanan örnekler de ortaya çıkardı.
Dünyayı dönüştürme iddiasıyla ortaya çıkan bir düşünceyi -görünürde olanlar- bu gün temsil edenlerin, zamanla mücadele ettiği zihniyete bu denli benzemesi, sosyolojik açıdan üzerinde durulması gereken bir durumdur.
Bu kadar pervasızlaşmanın ardında, yapılan hatalara rağmen tabanını koruyabilen geniş bir halk desteğinin yarattığı ‘yıkılmazlık’ öz güveni bulunmaktadır. ‘Halk her koşulda bizi destekler’ söz konusu üstten bakış , halkın iradesini yeterince dikkate almayan, dolayısıyla halkı küçümseyen bir tutumdur. Bunun yanısıra Sermayeyle kurulan ilişkinin zamanla ortaya çıkardığı yozlaştırıcı kültürün toplumsal etkisi , yıllar içinde kangrenleşen kurumsal alışkanlıklar, kurumsal fayda ile özel çıkar arasındaki çizginin kalkmış olması… Tüm bu sorunları aynı ilkelerle konuşabilen, aynı cesaretle eleştirebilen ve halkın yararını her türlü siyasi klikçiliğin üzerinde tutabilen, toplumsal yararı savunan bir denetim mekanizması yaratarak çözmek mümkündür.
Unutulmamalıdır ki, uzun yıllardır yaşanan bunca zorluk ve baskıya rağmen toplumsal desteğin korunmasında ‘eleştiri-öz eleştiri’ye samimi yaklaşım etkili olmuş; gelişim ve gelişimi isteyenler de bu yönteme başvurmuştur.
Bugünkü yönetim anlayışının aktörleri, farkında olarak ya da olmayarak, sosyal, siyasal ve kültürel bir tasfiye sürecinin parçası hâline gelmiştir. Uğruna büyük bedeller ödenerek inşa edilen bu siyasal yapı daha fazla zarar görmemesi ve yeniden halk dinamikleriyle yenilenebilmesi için, mevcut kadroların, gerekli özeleştiriyi yaparak yerlerini yeni bir toplumsal anlayışa bırakmaları en büyük temennimizdir.
Sur’daki işgal faaliyetlerine karşı kararlı bir şekilde seferberlik başlatan belediyemizi tebrik etmekle birlikte, kentin hemen her noktasında giderek artan kaçak yapılaşmalar konusunda da benzer bir hassasiyet ile yeni bir seferberlik ilan edilmesini bekliyoruz. Çünkü şehrin hemen her bölgesinde kaçak yapı faaliyetleri tüm hızıyla sürerken, yerel yönetimlerin bu durum karşısındaki sessizliği ve yetersiz müdahalesi artık sıradan vatandaşların bile gündemini oluşturan bir mesele haline geldi.
Kaçak yapılaşma derken, yoksul vatandaşların barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa ettiği iki göz bir gecekondudan bahsetmiyoruz şüphesiz. Sözünü ettiğimiz, imar planlarında ve ruhsat süreçlerinde belirlenen yapılaşma koşullarının çeşitli yöntemlerle aşılması, çekme mesafelerinin, ortak kullanım alanlarının ve yapı yaklaşma sınırlarının zaman içerisinde ticari kullanıma dâhil edilmesiyle elde edilen devasa rant alanlarıdır.
Amed’in birçok noktasında, proje aşamasında öngörülen ticari metrajların fiilen genişletildiği, kamu yararı gözetilerek bırakılması gereken alanların özel kazanç uğruna kullanıma açıldığı uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu ve benzeri uygulamalar, şehir estetiğini, planlama bütünlüğünü, özellikle ulaşım ve altyapı dengesini bozan ciddi bir kentleşme problemi haline geldi. Dolayısıyla kamu düzenini yeniden sağlamak için gösterilecek hassasiyet, sadece kaldırım işgallerinin denetlenmesiyle sınırlı kalmamalı, yüksek ticari kazanç sağlayan ve kentin ortak yaşam alanlarını daraltan hertürlü rant odaklı uygulamaları da kapsamalıdır.
Bu nedenle Sur’daki işgal faaliyetlerine karşı gösterilen kararlılığın, kentin dört bir yanına yayılan kaçak yapılaşma sorununa karşı da aynı şekilde ortaya konulmasını bekliyoruz.
Şehrimizin tarihi dokusunu, yaşam kalitesini ve geleceğini korumanın yolu; savunduğumuz değerlerin tavizsiz uygulanmasından geçer.
Denetim ve yaptırımlar uygulanırken kişi, zümre, veya ekonomik güç ayrımı gözetilmeksizin herkes için eşit, adil ve tarafsız bir tutum sergilenmesi, inşa etmeyi hedeflediğimiz yeni yerel yönetim modelinin vazgeçilmez şartıdır. Buda Halk yararını esas alan kararlı bir yönetim anlayışından geçmektedir.
Sıradan Vatandaşlar olarak beklentimiz, kaçak yapılaşmalara karşı da kapsamlı, şeffaf ve sonuç odaklı bir mücadelenin vakit kaybetmeden başlatılmasıdır.
@Amedikk Peki sonuç ne oldu?
Sadece yapı denetim şube müdürlüğünün görebildiği sıralamayı nasıl oluyorda bazı firmalarda görebiliyor? Bu soruyu sordunuz mu?
Proje müellifleri ve yapı sahipleri tarafından iletilen somut şikâyetlere karşılık, neden sadece yönetmelik hükümlerinin tekrar edilmesiyle cevap verilip,hiç bir yaptırım uygulanmıyor?Bu soruyu sordunuz mu?
Yoksa yapılanlar, yalnızca Sayın filankese makamında nezaket ziyaretinde bulunarak kurumsal bir görüşme gerçekleştirmekten mi ibaretti? İşleri üstlenmeyen Beşinci, Altıncı yapı denetim firmalarından sonra iptal olan projelerin hesabını kim verecek?
Çeteleşmiş bazı firmalar ve şube müdürlüğü ağını daha fazla gündemleştirmeyecekmisiniz?
Bugün TMMOB Amed İKK olarak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Yapı Denetim Şube Müdürü Sayın Vehbi Özkan’ı ziyaret ettik.
Görüşmede yapı denetim kuruluşlarının keyfi iş almama uygulamaları, cezai yaptırımlar ve proje müelliflerinin yaşadığı sorunları ele aldık.
TOKİ DİYARBAKİR DA İMARLI ARSA MADENİ BULDU…
Son 15 yıldır imar açılmayan Diyarbakir son iki üç yılına çok daha büyük ve farklı noktalara gelmiş problemler ile karşılaşıyor. Uçurumdan yuvarlanan kar tanesi misali problemlerimiz içinden çıkılmaz bir hal ve noktaya geldi. Problemler şehri sıradan Diyarbakir halkı için yaşanılmaz bir hale getirdi. Bunun neticesinde orta sınıf bir nevi zorunlu değil fakat mecburi göçe zorlanıyor. Ekonomik koşullar , işsizlik derken birde konut edinememe eklenince doğal olarak iş ve konut erişiminin daha kolay olduğu şehirlere göç ediyor. Orta sınıf Diyarbakir ı terk ediyor.
Mevcutta 15 yıldır yeni imar alanları açılmayan bir Diyarbakir gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu durum şehirde konut üretilmesi için yeterli parsel lerin üretilememesini doğurdu. Arz talep dengesi bozuldu. Ortada yeterli imarlı arsa yok ve daire ihtiyacı var. Buda arazi sahipleri için bir fırsatçılık şansı doğurdu. Ve sistematik olarak kat karşılığı arsa yüzde leri %55 - 60 lara dayandı. Buna emlakçı ve arsa sahiplerinin 10 milyon ları aşan emlak komisyonları eklendi.
Birde parsellerin büyüklüğü de müteahit firmalar için fırsat eşitliğini ortadan kaldırdı. Küçük ölçekli müteahit firmalarının çoğu şehri terk etti. Sistem tekelleşti. Diyarbakır yapsat müteahhitlik sektörü bir elin parmağını geçmeyen firmanın ve belli arsa sahibi zümrenin elinde oyuncağa döndü.
Tabi bu durum un sonucu olarak Diyarbakir ın eşdeğerinde kişi başı gelir e sahip şehirlerde 2+1 daire 3 milyon ortalamalarda iken Diyarbakir da 6 hatta 8 milyon lara dayandı. Yani Diyarbakir da 1 daire alamadığın para ile eşdeğer kişi başı gelir e sahip başka bir şehirde 2 daire alabiliyorsun. Oluşturulan tekelleşme ortamı cebinden 1 daire parasını fazladan alıyor.
Bu hal ve ahvalimize üzülürken TOKİ devreye girdi ve arazi fiyatlarını kendisi için bir fırsata dönüştürdü ve son 1 yıldır her ay Diyarbakir da arazi satışı yapıyor ve bu oluşan kara borsa durumundan kendine pay çıkarıyor. Her ay Diyarbakır halkının cebinden arazi zenginleri lehine oluşan bu durumdan istifade edirek milyar tl ler arazi satıyor. Heray el birliğiyle Diyarbakir halkı soyuluyor. Gelecek yıllarına hipotek konularak bu gün için başını sokacak bir ev sahibi olabiliyorlar.
TOKİ gibi sosyal konut üretmesi gereken bir kurumun bir şehrin ekonomisini batırabilecek , yoksulluğunu derinleştirecek bu olaydan derhal vazgeçmesi gerekiyor. TOKİ nin görevi yoksul halkının konut edinme hakkının gereğini yerine getirmesi gerekir. Mevcut durum da zaten konut edinme hakkı bağlamında fırsat eşitsizliğine maruz kalmış halkın yoksulluk ile boğuşan Diyarbakir halkının yoksulluğunu derinleştirmemelidir.
Yıllardır süre gelen kayyum uygulamaları nın bu konut arzı dengesinin bozulmasında etkisi çoktur. Şehri ve şehrin sorunlarını tanımayan , göz ardı eden , görmemezlikten gelen idareciler bu problemi böylesi içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.
Yerel yönetimler (belediyeler) ve Çevre Şehircilik ve İklimlendirme Bakanlığı bu işin esas sorumluluk noktasındadır. Çok acil olarak merkez ilçeler başta olmak üzere yeni imar ve yapılaşma alanları oluşturmalıdır. Bu sayede arz talep dengesi sağlanmalıdır. Bu oluşan arazi kara borsası kırılmalıdır. Diyarbakir da belli bir zümre dışında halkın imiğini sıkan bu arazi rantçılık noktası bitirilmelidir. Diyarbakır ekonomisini çökertebilecek bu arazi ve imar rantı ortadan kaldırılmalıdır. Diyarbakir halkının konut edinme hakkı bağlamındaki fırsat eşitliği ve arz talep dengesi tekrardan sağlanmalıdır. İnsanların konut edinme ve konuta erişmesini kolaylaştıracak ekstra çözüm yöntemleri geliştirilmelidir. Sosyal konut vs.
Aksi taktirde bu yoksul halkın vebali üzerlerindedir. Halkının sorunlarını gören ve çözümler üreten idareciler in içten ve samimi bir duyarlılıkla bu sorunları çok acil olarak çözüme kavuşturması gerekmektedir.
Halkı ile bütünleşmiş yarının Diyarbakır ında mutlu özgür ve eşitlik içerisinde yaşamak dileğiyle…
Oldukça gecikmiş bir açıklama olsa da, yerel yönetimlerin olumsuz uygulamalarına karşı önemli bir itiraz . Umarım yerel yönetimler bu mesajı dikkate alır ve Mimarlar Odası da bu itirazın arkasında kararlılıkla durmaya devam eder.