Korkunç. Koskoca Fatih bir voyvodayla teke tek dövüş yapıp adamı bizzat öldürüyor. Millet de gladyatör dövüşü izler gibi tezahürat yapıyor. Azıcık tarih bilen biri şunu yazmaya, çekmeye utanır. Dizidir kurgu olur ama kurgunun da bir adabı vardır. Böyle saçmalık olmaz.
Herkes buna karşı çıkmalı. ABD’de ve birçok ülkede ayılar köylere, bahçelere, evlere bile giriyorlar ama öldürülmüyorlar. Doğa düşmanlığı yapmaya kimsenin hakkı yok!
@TCTarim bu izin kaldırılsın!
Silivri'de 9 no'lu infaz kurumunun kayıtların alındığı kısmında (Ziyaretçi Merkezi denir, bir nevi bekleme odasındadır), doğduğundan beri sağolsun infaz memurlarıyla ve avukatlarla el birliğiyle büyüttüğümüz bir kedi vardı. Adını "Tahliye" koymuştuk. Bir köşede küçük bir evi, mama-su kabı vardı. Genelde evrak dolabının üzerinde uyurdu. Tuvaletini dışarı gider yapardı. Fındık farelerini bazen yakalar, bazen de onlarla oynardı. Çok sevecendi, ziyaretçi merkezini evi olarak benimsemişti. Özetle, yaklaşık 1,5 yıldır merkezin maskotu, hepimizin neşesiydi. Geçtiğimiz hafta bir baktım Tahliye yok. Eşyaları da yok. Ziyaretçi merkezinde avukatlar saatlerce bekledikleri için birkaç koltuk koymuşlardı, onları da götürmüşler, yerine sandalye koymuşlar. “Ne oldu? Tahliye nerede?” diye sordum panikle memurlara. “Bilmiyoruz, biz de çok üzgünüz” dediler. Başladım ağlamaya. Çünkü biliyorum ki onları götürüp çorak yerlere atıyorlar. Tahliye ev kedisi gibi büyüdü ve kediler yaşadıkları kişilerden ziyade yeri benimserler. Ne yapar dışarıda, nasıl yaşar, diye hüngür hüngür ağladım. Aslında yalnız buna değil, hepimize iyi gelen bir kediye bile tahammül edemeyecek kadar kötü olmalarına, asla idrak edemeyeceğim kadar kötü olabilmelerine, bu kadar kötülüğün dibimize kadar sokulmuş olmasına ağladım. Vallahi o gün her şeye birden çok ağladım.
Ben somut adalet için çalışırım ama ilahi adalete de inanırım. Dualiteye, aydınlıkla karanlığın dengesine, karmaya yani insanın ne ederse onu eninde sonunda bulacağına inanırım. Bu kadar kötülüğü yapanların karşılığını bulacağı günleri sabırla bekliyorum. Çok büyük bir sabırla. Biz göremesek de veya bu dünyada değilse de başka bir zamanda yaşayacaklar bu karşılığı. Umarım şahitlik etme şansına nail oluruz. Umarım.
İzzet Teğmenin tıpkı Ebru Teğmen gibi geri dönüş davasının neden red edildiğini tabii ki biliyorum. Sadece şu kadarını söyleyebilirim gerekçeyi hukukta aramıyorum .
Bu dava eninde sonunda onların lehine sonuçlanacak. O zaman göreceğiz komutan olamayan zortingeneralleri…….
Terörist başının emrindeki grupların yaptığı bölücü eylemler ortadayken, Ülkü ocakları il başkanı olan birisinin bu caniyi kurucu önder görmeye devam etmesine, Yazıklar olsun.
Kendisine hakaret davası açtığım Ülkü ocakları il başkanı uzlaşabileceğini söyleyince ben de aşağıdaki metni sosyal medyada paylaşmasının yeterli olacağını söyledim. Fakat teröriste terörist diyemeyeceğini gösterdi.
Sizin yatacak yeriniz yok. Terörsüz Türkiye öyle mi ?
Onursuz insanların işi değil terörsüz bir Türkiye yaratmak.
Hayvanlara ve hayvan sevgisine karşı nasıl bir yapıyla, nasıl bir nefretle karşı karşıyayız inanın anlamakta zorluk çekiyorum.
Gün geçmiyor ki yalan yanlış trol haberlerle toplum bir yöne çekilmeye çalışılmasın.
Ama bu sefer durum daha da vahim; bu haberi ne idüğü belirsiz trol ordusu değil Sözcü Gazetesi yapıyor.
Öncelikle haberin kaynağı BBC ve olay İngiltere’de yaşanıyor. Bu habere göre ortada ağır bir sepsis vakası var. Bu gerçek. Amputasyon var, bu da gerçek. Kimse dramatik tabloyu küçümsemiyor.
Ancak “köpeğin yaladığı kadın komaya girdi, dört uzvu kesildi” şeklinde kesin hüküm içeren bir başlık atmak, üstüne küçük bir kesik diye altını çizmek inanın yazmakta zorlanıyorum bu yapılan en hafif tabiriyle gazetecilik değil, korku üretmektir. Tıpta “muhtemel” ile “kesin” arasındaki fark hayati öneme sahiptir. Bu farkı öyle kafana göre silip atamazsınız.
Bakın aynı haberi BBC nasıl vermiş. BBC’nin başlığı “Sepsis warning after woman’s quadruple amputation.” Yani “Kadının dört uzuv amputasyonu sonrası sepsis uyarısı.”
Dikkat edin, odak sepsis ve uyarı. Köpek üzerinden bir kesinlik inşa edilmiyor. Metin içinde de “doktorlar muhtemel olarak köpek temasıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor” gibi ihtiyatlı bir dil var. İhtimal korunuyor. Bilimsel belirsizlik korunuyor.
Sözcü ise ihtimali kesinliğe dönüştürmüş. Hayvanları doğrudan suçlu ilan eden bir kurgu tercih edilmiş.
Aradaki fark çok net: Biri risk iletişimi yapıyor, diğeri korku iletişimi. Sepsis karmaşık bir klinik süreçtir. Kaynak her zaman net değildir. Bağışıklık sistemi, eşlik eden hastalıklar, yara bütünlüğü, bakterinin tipi… Birçok değişken vardır.
Habere konu olan bu olay sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok temasın içinden çıkan son derece nadir, istisnai bir vakadır
Sağlıklı bireylerde rutin temasın böyle dramatik sonuçlar doğurması olağan değildir.
Dünya’da, ülkemizde milyonlarca insan evcil hayvanıyla yaşıyor. Her gün milyarlarca temas var. Bu tablo neden her gün yaşanmıyor? Çünkü bu olay olağan değil, istisnadır.
Türkiye’de zaten hayvanlar üzerinden ciddi bir toplumsal gerilim varken böyle başlıklar ancak sokaktaki canlara yönelen öfkeyi körükler. Medya bunun sorumluluğunu taşımak zorundadır. Gazetecilik ateşe benzin dökmek değildir.
Eğer amaç gerçekten toplumu bilgilendirmek olsaydı mesaj basitti:
Açık yaraya insan ya da hayvan salyası temas etmemeli, temas ederse bol su ve sabunla yıkanmalı, ani ateş ve hızlı kötüleşme varsa sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Hepsi bu...
Ama burada yapılan şey bilgilendirme değil, algı üretimidir.
Sözcü gibi geniş kitlelere ulaşan bir gazetenin bu dili tercih etmesi ise ben ve benim gibi birçok hayvansever okuyucusu için ciddi bir hayal kırıklığıdır.
Dr. Tarkan Özçetin
Veteriner Hekim
Bugün, beni tutsak günlerimde ve duruşmamda yalnız bırakmayan @zaferpartisi GnBşk.Yrd. @ZekeriyaMete4 Zekeriya Mete ile bu sefer özgürken bir araya geldik.
Bu vesileyle bir dönem Futbol Federasyonu başkanlığı da yapan değerli iş adamlarımızdan Sayın Abdullah Kiğılı başkanımı ve Melih Çalımlı beyefendiyi de tanımış olmaktan büyük mutluluk duydum.
Desteklerini esirgemeyen avukatlarımdan @MesutTuna_ ve eşi Av. Tuğçe Tuna da bu güzel sohbetimize değer kattılar.
❗️Beşikdüzü’nde muhteşem bir gün❗️
Köy Enstitülerinin aydınlattığı, vatansever komutanım @mustafaonsel ‘in yurdu Beşikdüzü Türkocağı’nın davetlisi olarak gerçekleştirdiğimiz söyleşide başta Sayın Hayrettin Kalaycı olmak üzere emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.
Beşikdüzü’nün gerçek vatansever, askerini seven halkı ile çevre il ve ilçelerden gelen memleket sevdalıları ile elleri öpülesi şehit yakınları konferans salonuna sığmadı.
Böylesine değerli bir kitlenin önünde konuşmak benim için büyük bir onurdur.
Not: Program öncesi, tasması çıkarıltılmış birinin, havlayarak yaptığı it taklidi yok hükmündedir. Dikkate almayınız
Orkun Özeller: "Öncelikle elim kazada kaybetmiş olduğumuz şehitlere Allah'tan rahmet diliyorum.
Ben devletin yetiştirdiği bir adamım.
"Devlet beni yedirdi, içirdi, giydirdi, eğitti. Sonra emir verdi ve terörsüz Türkiye için 28 yıl boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapmamı sağladı.
Kucağımda şehitlerim oldu. Bugün verdiğim mücadeleyi, şehitlerimizi düşünerek veriyorum."
42 sene önce bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
Bu ilanla hepimiz sevindik, mutlu olduk ancak bedel ödeyenlerimiz de oldu.
Batı Trakya'da yaşayan soydaşlarımızın büyük sıkıntılar yaşadığı bir dönem başladı.
İlk fotoğrafta gördüğünüz tabela, 1928 yılında Mustafa Kemal Paşa tarafından bölgeye gönderilen Mehmet İlhan tarafından kurulan Gümülcine Türk Gençler Birliği kulübünün tabelası. İşte bu ilanla birlikte Yunan yönetimi bu tabelayı indirdi, Iskeçe'deki kulübün kapısına kilit vurmaya kalktı.
Tabelanın yeri hâlâ boş tutuluyor, tabela da binanın içinde.
Bugün güzel bir gün, ama bunları da unutma, unutturma!
#ÇokYaşaKKTC #AnavatanRumeli
Bu kez Orkun Özeller'in müdafiilerinden Av. Mesut Tuna söz aldı; "Bizim adalete hukuka güvenimiz sonsuzdur. Hukuk su gibi ekmek gibi hepimiz için ihtiyaç. Yargıtay 2-3 sene içinde görüş değiştirmiştir. İddia makamı bu görüş değişikliğini kötü niyetli olarak dikkate almamaktadır. Kutadgu Bilig’ten örnek vermek isterim. Kanun bozulursa gök yerinde durmaz. Kanun su gibidir. Haksızlık ise ateş gibidir. Mahkemeden talebimiz bu ateşe berrak bir su dökmesidir."