Dün akşam lüks bir mekana gidip aracımı valeye teslim ettim. Ben içeride otururken valenin arabamı alıp piyasa yapmaya çıktığını, sağda solda gazlayıp en son kaldırıma patladığını öğrendim. Geldim arabanın altı, tamponu haşat olmuş. Hesap soruyorum, mekanın müdürü utanmadan karşıma geçmiş "E hani nerden bilelim bizim valenin yaptığını, belki yolda gelirken vurdun" diye üste çıkıyor. Arabadaki araç kamerasını açıp valenin sokak arasında makas ata ata gittiği ve kaldırıma gümlediği anın görüntülerini suratlarına fırlattım, herifler hala "Vale bizim sigortalı elemanımız değil, şahsi hatası gidin onunla çözün" diye pişkinlik yapıyor. Asla sorumluluk kabul etmiyorlar, resmen başlarından savıyorlar. Sinirden ağlıyorum
Mahallede yürürken köpeğini gezdiren Amerikalı bir komşuyla tanıştık.
İlk cümlesi:
“Arkasında Atatürk imzası olan araç sizin mi?”dedi.
Önce donup kaldım. Sonra;
“20 yıl önce Türkiye’yi ziyaret ettim. Atatürk’e büyük hayranlık duyuyorum.” dedi.
Florida’da bir mahallede, hiç tanımadığınız bir Amerikalıdan bunu duymak gerçekten şaşırtıcıydı.
Dünya küçük değil.
Mustafa Kemal Atatürk büyük! 🇹🇷
Alın size halkın nasıl kandırıldığına yeni bir örnek;
Oğluma @Migros_Turkiye den @AlgidaTurkiye dondurma aldık. "Çubuklarda bedava kampanyası" yazıyordu. Gerçekten bedava çıktı. Tekrar gittik Migros'a, biz veremeyiz dediler. Bölge sorumsunu aradık, "yok öyle bir şey" dedi. Dolandırıldık o halde deyince "ben vereyim 50 lira, kes sesini" dedi. Mesele 50 liralık dondurma değil, milleti böyle kandıracak cesareti nereden buluyorlar? Biz 50 lirada boğulduk, konu 50 bin olsa kapıya mafya gelecek her halde. Üç kuruşluk adam bize "kes sesini" dedi ya bir de. Umarım bir açıklamanız vardır @AlgidaTurkiye
➜ Jacques Philippe
➜ Universe Constant
➜ Roche Montre
Bunların hiçbiri İsviçre (veya Fransa) kökenli geleneksel lüks saat markaları değildir. Bunlar, modern ticari markalardır ve ağırlıklı olarak Türkiye merkezli Saat & Saat A.Ş. ekosistemiyle ilişkilidir.
Bu markalar “Swiss Made” konumlandırması üzerinden pazarlanır, ancak marka sahipliği, iş modeli ve tasarım kökeni Türk ticari bir yapıya aittir.
Geleneksel İsviçre saatçi aileleri yoktur. Tarihi bir manüfaktür durumları yoktur.
Universe Constant isminin Universal Geneve ve Frédérique Constant isimlerinin parçalarının birleştirilmesiyle oluşturulduğunu düşünüyorum.
Hepsi Türkiye pazarında "İsviçre saati" almak isteyen ama yüksek bütçeli heritage markalara (Rolex, Omega, vs.) erişemeyen kitleye hitap eder.
Neredeyse tüm @SaatveSaat çalışanlarının bu markaların İsviçre markası olduğunu iddia etmesi bence firmanın çalışanlarına bu şekilde söylemelerini öğütlemelerinden kaynaklıdır.
Bu markalar; İsviçre'de, Japonya'da, büyük batı pazarlarında bulunan yetkili bayi ağlarında ve global saat medyasında yoktur.
Bunlar yerine Türk markası olduğunu gizlemeyen, bunun yanında İsviçre veya Japonya mekanizması kullanan birçok marka var. Pazarlama taktiği dolayısıyla Türk markası olduğunu ısrarla gizleyen markalar yerine bu markaları tercih ederim:
Wainer: Tüm ürünleri İsviçre’de üretilen tek Türk markasıdır.
Nacar: 1929'da İsviçre kökenli Nacaroğlu kardeşler tarafından üretilmiştir. Türk saatçiliğinin öncüsü olarak kabul edilir.
Quantum: Baselworld'e katılan ilk Türk markalarındandır. Ağırlıklı olarak Miyota mekanizma kullanır.
Pomander: Mert Kalafat ve Saat Kulesi işbirliğiyle yeni nesil Türk microbrand. Otomatik saatlerinde Japon Miyota kullanır.
Momentus: Tamamen yerli Türk markasıdır. Japon mekanizma kullanır.
Hislon: 1928 İsviçre kökenlidir. Mirası güçlü olsa da modern ürünlerinde kalite düşüşü eleştirilir. İsviçre kökenli olmasına karşın quartz ve Japon Miyota ağırlıklı mekanizma kullanır.
Bu paylaşım herhangi bir marka, reklam veren veya ticari işbirliği ile bağlantılı değildir. Kendi bağımsız deneyim ve araştırmalarıma dayalı yorumdur.
İtalya'da Milano'da bir kürt restoranına girdim. Atatürk tablosu asılı.
"dedim sen nerelisin?"
"maraşlıyım pazarcıklıyım" dedi,
"kürtmüsün?" dedim
"kürdüm" dedi.
Dedim "helal olsun Atatürk portresi asmışsın"
"ya dükkana gelen kürtler bana kızıyorlar ama o adam olmasa halimiz nice olurdu onlar boş konuşuyorlar dinlemiyorum" dedi.
Sallama diyenler çıkacaktır, Her zamanki gibi.
Hanedan Restaurant Milano Cormano'da.
Só pra lembrar que humilhação não é o Brasil ter perdido da Noruega. Humilhação é perder pra um país de 5,5 milhões de habitantes que descobriu petróleo, olhou pra riqueza e pensou nos netos. Criaram um fundo soberano que hoje vale US$ 2,2 trilhões, quase R$ 11 trilhões, dinheiro que daria R$ 1,8 milhão pra cada norueguês. A Noruega é dona de 1,5% de todas as ações do planeta. O Brasil descobriu o pré-sal e transformou em emenda secreta e refinaria superfaturada. Nossos jogadores não devem nada aos deles. Nossa classe política deve tudo. O que a gente tem que importar da Noruega não é futebol, é vergonha na cara.
Dil bariyeri açılınca Brezilyalıların Norveç maçı tepkilerini görmek muazzam. Bize benzeyen yorumlardan birisi de bu kişinin siyasi yorumu. Brezilya, 2006’da Atlantik Okyanusu’nda, kalın bir tuz tabakasının altında dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birini bulmuş. Dönemin hükümeti Brezilya'nın geleceği kurtuldu, bu parayla eğitim sağlık şahlanacak diye açıklamalar yapmış. Sonrasında bu petrol gelirleri ve devlet şirketi Petrobras, Brezilya tarihinin en büyük yolsuzluk skandalına (Lava Jato) karışmış. Milyarlarca dolar siyasetçilere, gizli ödeneklere aktarılmış; Abreu e Lima gibi devasa rafinerilerin maliyetleri milyarlarca dolar şişirilerek para hortumlanmış. Norveç’le karşılaştırmasının sebebi, Norveç 1960'larda petrol bulduğunda bu parayı hemen harcayıp ekonomiyi şişirmek yerine, gelecekte petrol bittiğinde torunları refah içinde yaşasın diye Norveç Petrol Fonu" (Government Pension Fund Global) kurmuş. Bugün gerçekten de yaklaşık 1,6 - 1,7 trilyon dolar büyüklüğe sahip ve dünyadaki tüm borsaların toplam hisselerinin kabaca %1,5'ini tek başına elinde tutan. dünyanın en iyi yönetilen fonlarından biriymiş. Özetle sahada futbolcularımız Norveç'e yenilebilir, bu dert değil. Ama petrol gibi bir zenginliği bulup, elin 5,5 milyonluk ülkesi torunlarına trilyon dolarlık miras bırakırken; bizim siyasetçilerimiz bu zenginliği yolsuzlukla yedi. Bizim asıl ezildiğimiz yer futbol sahası değil, devlet yönetme ahlakıdır”.
Yapay zeka modelleri finansal piyasalarda karar alırken, çoğu zaman bir 'kara kutu' gibi davranır. Peki, bir alım/satım sinyali geldiğinde modelin *neden* bu kararı verdiğini anlamak neden bu kadar önemli? Güven, şeffaflık ve risk yönetimi için kritik bir konu. #YapayZeka#QuantT
Bir yanda yıllarca emek verip, zekasıyla iradesiyle diplomayı almaya hak kazanmış onurlu bir öğrenci; diğer yanda liyakatsız heriflerin yukarıdan inme talimatlarıyla unvan verilmiş, meşruiyetini bir imza karesinde arayan bir figür. Onursuzluğun tanımı, tam olarak budur: Kendine saygısı olan bir insan, sadece kendi varlığıyla saygı uyandıramayacağını bildiği an, bunu zorla, yasakla ya da bir fotoğraf karesini rehin alarak dayatmaya çalışır.
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Bir strateji bugün işlerken yarın neden tökezler? Piyasalar tek tip değildir. Trend, yatay veya volatil... Her biri farklı bir 'piyasa rejimi' sunar. Tek bir yaklaşımla her rejimde başarılı olmak zordur. Stratejilerimizin bu değişime ayak uydurması şart. #QuantTrading#YapayZeka
Milli takımın villaları istememesine rağmen İbrahim Hacıosmanoğlu'nun neden zorla o villaları yaptırıp vermek istediğini biliyor musunuz…Çünkü o bölge sit alanı. Milli takım üzerinden bütün izinleri çıkartıp, birinci derece korunması gereken o bölgeyi yaşam alanına çevirerek tam 4000 tane villa yapacaklar..Bunu hayata geçirebilmek için de basını ve medyayı çok güzel kullandılar, durumu futbolculara "Milli Maç Hediyesi" olarak servis ettiler..O yasaklı bölgenin eski sahibi Ali Ağaoğlu'ydu. Eskisi gibi gücü ve imkanı kalmadığı için, projeyi TFF'nin başına geçen İbrahim Hacıosmanoğlu'na devretti. O da elindeki bütün imkan ve gücü bu doğrultuda çok güzel kullanarak izinleri çıkardı. Üstelik kamuoyu algısı yaratılarak yaptırılan haberlerde, sanki sadece milli takımdaki oyuncu sayısı kadar villa yaptırılacağı söyleniyor ama maalesef gerçek bu değil..Toplamda 4 bin tane villa yapılacak. Ve birinci derece korunması gereken sit alanında yüzlerce yaşayan canlı var..Hem doğaya hem de hayvanlara yazık olacak..Umarım proje iptal edilir, futbolcular da adam gibi çıkıp "O villaları istemiyoruz" diye basın açıklaması yapar. Çünkü bizler hiçbir zaman yapılan bu kötülüğü unutmayacağız.
Bakın çeşmenizden eğer istenirse damacana su kalitesinde suyun akabileceğinin ispatı bu görüntüler.
Başkentin göbeğinde bir havuz suyunu devir daimde filtreleyecek, çıkışta uv den geçirecek bir sistem takmanın maliyeti ne kadar dersiniz, 400-500 bin tl. Arada mikro dokuz klor ve bakır sülfat verecek bir sistem yaz kış bu havuzları tertemiz yapar ayda da 10 bin tutmaz filtre masrafı.
1 milyon hanenin içme suyunu damacana kalitesine akıtmak için gerekli arıtma hizmeti 500 milyon tutmaz arkadaşlar. Buna ayda harcanacak para da 20 milyonu bulmaz.
Belediyelerin parası yoksa 500 lira verelim bu dertten kurtulalım, ki belediyelerin yıllık gelirlerini bilseniz çoğunuzun dudakları uçuklar.
Sadece İstanbul belediyesinin 1. Trilyon yıllık bütçesi var. İzmirin 110 milyar tl. Yani bu rakamlar bulunmayacak rakamlar değil.
Hadi bulamadılar ev başı 500 lira ateşleyin damacana su gibi su akıtacak dese gene verir insanlar.
Bu arada o damacana sular da kaynak suyu değil çoğu. Yeraltından çekilip arıtılıp şişeleniyor. Yani öyle bir kaynak yok, dağbaşında akan suyu doldurup satmıyorlar size.
Ha su bu kadar iyi olsa biz iş yapamayız. Ama varsın olsun. Siz iyi olun da biz gerekirse iş yapamayalım