Proflinde Atatürk ile ilgili yalan yanlış ve hakarete varan ifadeler bulunan, profil fotoğrafı Ebu Ubeyde olan, Gazze ye yardım paylaşımları yapıp, İsraile jet yakıtı sadece sivil uçaklara gidiyormuş diye savunan, bırak Türkiye de dünyada baykar üretimi İHA ve SİHA dan başka bu tip bir savunma envanteri olmadığını söyleyen ama Hamas in bunlardan üretip sektördeki en dişli rakibi olabileceğini bilen, emekliye 3 lira daha zam yaparsak devletin kasasının bunu kaldıramayacağıni söyleyen siyasiyi de ayakta alkışlayan aynı zamanda dünyanın ilk beş ekonomisine girme iddasini da 22 yıldır alkışlayan,ayasofyayi kılıçla açıp camiye çeviren kepenkle kapatıp müze yapanlara minnet eden,kafasına atılan çayı akşam eve gidip demleyerek fokurdata fokurdata içen ve sabahın köründe kalkıp asgari ücrete hak kazanabilme yarışmasına gönüllü katılan gerçek ve tüzel kişiler lütfen benim ile iletişimine dikkat etsin.İhtisasi mi avcılık, yüksek lisansı mi turizm yönetimi, araştırma gorevlisi iken tez çalışmam siyaset bilimi ve en kıdemli olduğum doktora konum dünya dinler tarihidir. Münakaşaya girmek isteyen dm den yazsın, önce katılım formu dolduracaklar, ardından buna curret ettikleri için bir tokat, sonra her gerizekalı argümanı için seri tokatlar ve tartışmanın sonunda sadece küfür edebildigini fark ettiği için bir tokat daha yiyecekler.Süreci tamamlayan arkadaşlar için açacağım Abone Ol sekmesi ile üye olanlara eğitimleri bizzat verilecek, abone olan ilk 100 kişi AkGezen20 kodunu kullanarak %20 daha pahalı ödeme yapacaklar,eğitim bitiminde sübyan mektepleri birliği onaylı başarı belgeleri verilecek, kek ve meyve sulariniz evlere kargo edilerek belgeleriniz ekli olmak üzere tarafınıza iletilecektir.
#Atatürk #EbuUbeyde #Gazze #İsrail #JETYAKIT #Baykar #iha #siha #hamas #Emekliler #ekonomi #ayasofya #cami #müze #çay #asgariücret #avcı #turizm #siyaset #dinlertarihi #islam #hristiyan #yahudi #tokat #aboneol #eğitim #akgezen #sübyan #mektep #mezuniyet
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "En büyük eserim" dediği Cumhuriyet'in yaşaması için Zafer Partisi kararlılıkla mücadele edecektir! #YetiştikÇünküBiz
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
@zaferpartisi
Mangal partisi yapar gibi 30 tane tüfeği yakarak bırakılmaz. Silah teslim alınır: Balıstik muayene yapılır. PKK’lılar teslim olur. Tek tek sorguları yapılır. Aksi takdirde PKK “ben kazandım” der ve diyor.
Zafer Partisi KCK terörünü nasıl bitireceğini, terör örgütünü nasıl kayıtsız şartsız teslime zorlayacağını bilenlerin partisidir. @zaferpartisi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu DÜŞMAN CEZA HUKUKU uygulaması neticesinde tutuklanmıştır.
Sayın İmamoğlu’nu benim 62 günden bu yana rehin tutulduğum Silivri-Marmara Ceza İnfaz Kurumu binasına getirdiklerini infaz memurlarından öğrendim.
Avukat görüşmesine giderken Ekrem Bey ve 15 arkadaşının yerleştirileceği hücreler için çıkarılan yeni yatak ve nevresim takımlarını koridorlarda gördüm.
Biraz önce de avukat kabininde karşılaştık. Kaymakamlıktan gelen tebligatları imzaladı. Selamlaştık. Morali iyi.
Şişli Belediye Başkanı Sayın Resul Emrah Şahan ile de karşılaştık. Onun da morali iyiydi.
Geçmiş olsun Sayın Başkanlara, evet elbet bugünler geçecek ve aydınlık günler gelecek.
@zaferpartisi@AliSehirlioglu@ekrem_imamoglu@REmrahSahan@herkesicinCHP@eczozgurozel
GEZİ’de mesele nasıl sadece ağaçlar değildiyse, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Türkiye çapında başlatılan bu ikinci büyük isyan dalgasında da mesele sadece Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali veya 90 kişiyle birlikte göz altına alınması değildir.
Mesele sistem haline getirilmiş adaletsizliktir, hukukun araçsallaştırılması, biat etmeyene düşman hukuku uygulanması, kuralsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, nepotizm, zorbalık, keyfilik ve hesap vermezliktir.
Mesele öğrencisinden emeklisine, işçisinden memuruna halk açlık, yoksulluk, fakirlik, sağlıksız beslenme ve sağlıksız yaşam koşulları, işsizlik, çaresizlik ve kendisi ve ailesi için devasa bir gelecek kaygısı içinde perişan halde hayatta kalmaya çalışırken, iktidar mensuplarının ve yandaşlarının aşırı zenginleşmesi, çakarlı araçlar ve korumalarla, kaynağı belirsiz paralarla ultra lüks hayatlar yaşamalarıdır.
Mesele ehliyetsizlikten, liyakatsizlikten, denetimsizlikten Soma’da madende, Çorlu’da trende, Bozkurt’ta selde, Kartalkaya’da tatilde bir tek kişinin bile ölmemesi gereken yerlerde yüzlerce insanımızın ölmesidir.
Mesele durdurulamayan kadın cinayetleridir, iş kazalarında %90’dan fazlası önlenebilir sebeplerle meydana gelen ölümlerdir.
Mesele 6 Şubat depremlerinde, dışarı kaçabilmiş insanlar sokakta dehşet içinde kar, kış, yağmur, çamur altında, eksi derecelerde hayatta kalmaya çalışırken, 140 yıllık şanlı Kızılay’ın başkanının, depolarında bir alıcı çıkana kadar beklettiği çadırları satmasıdır, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlarımızın, başında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olduğu işe yaradığı tecrübeyle sabit afetlerle mücadele sistemimiz yok edildiği için pisi pisine ölmesidir.
Mesele dinciliktir, Allah ile aldatmak, Kuran ile aldatmak, yaşam tarzı dayatması, özgürlüklerin kısıtlanması, çocukların zorla imam hatiplere yollanması, Türkiye’nin Araplaştırılması, camiye de, kışlaya da, her yere de siyasetin sokulmasıdır.
Mesele emperyalizmin Türk’e en büyük tuzağı, Ilımlı İslam diye hayatımıza soktuğu ve iktidar güçlendikçe Radikal İslam’a dönüşen Siyasal (CIA’SAL) İslam’dır ve onun iktidardaki elemanlarıdır.
Mesele bölücülüktür, bebek katili terör örgütünü muhatap almak, pazarlık etmek, 50.000 kişinin katili, ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken Teröristbaşı’nı TBMM’nde konuşturmaya çalışmak, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesine saldırmak, Anayasa’dan Türk’ü çıkarmaya çalışmak, Türk milletini var eden 30 küsur etnisiteden sadece birinin dili olan Kürtçeyi resmi dil yapmaya çalışmak, hepimizi bu ülkenin eşit, özgür ve egemen sahibi kılan Türk milleti tanımını ırkçılaştırmaktır.
Mesele bedeli Atalarımızın kanlarıyla ödenmiş büyük Türk milletinin biricik vatanına milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyelinin, Arap’ın, Afgan’ın, Pakistanlının, Afrikalının, bilmem nerelinin ortak edilmesi, yüz binlercesine yasa dışı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesidir.
Mesele Hudut Namustur diyerek binlerce şehit vermişken, kevgire döndürülen sınırlarımızdan önüne gelenin vatanımıza sokuşturulmasıdır, Ege’deki 20 Adamızın ve 2 Kayalığımızın Yunanistan’a terk edilmesi, diğer Yunan Adalarıyla birlikte bize karşı yasa dışı silahlandırılmasına göz yumulması ve egemenlik haklarımızdan tavizler verilmesidir.
Mesele madenlerimizin, ormanlarımızın, zeytinliklerimizin, SİT alanlarımızın, kıyılarımızın, doğal güzelliklerimizin ve her şeyimizin yağmalanmasıdır.
Mesele bütün sınav sorularının çalınması ve yandaşlara dağıtılmasıdır, Hakimlik Sınavında biri rekor kırarak iki kere birinci, bir kere sekizinci olan adayın her mülakatta ısrarla elenmesidir, mülakatı kaldıracağız sözü verdikleri halde asla yapmamalarıdır, Türk milletini cahil bırakmak için milli eğitimin sistematik olarak niteliksizleştirilmesidir.
Mesele Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Atatürk’e düşmanlıktır, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in kazanımlarına düşmanlık, laikliğe düşmanlık, çağdaş dünyanın değerlerine düşmanlıktır.
Mesele hak temelli yaşam anlayışına karşıtlıktır, insan haklarına, kadın haklarına, çocuk haklarına, insanların farklı yaşam tarzlarına, hayvan haklarına, doğa koruma yasalarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşıtlıktır.
Mesele iktidarın 23 yıllık çok ağır bilançosunun ve iktidarda kaldıkları her günün, Türk milletinin yaşam kalitesini daha fazla mahvetmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını ve güvenliğini çok daha fazla tehdit etmesidir.
Mesele bu harika ve bereketli ülkede, muhteşem coğrafyada harika insanlarla birlikte hepimizin ortak geleceğidir. Hiçbir tek adamın hezeyanlarına ve sayesinde, oligarklaşanından kendi küçük çıkarlarının peşinde koşan vatan, millet sevgisinden yoksun yandaşlarına feda edilemez.
İkinci açılım ihaneti ile Türk devletini terör örgütleri önünde diz çöktürmek, bebek katili terörist elebaşı Öcalan'ı serbest bırakmak isteyenler, bu süreci baltalayanları susturmak istiyor.
Bu ihanet sürecine dur diyen Zafer Partisi'ne göz dağı vermek için hukuksuz şekilde tutuklandım.
Bu yaşanan hukuksuzluğa susmayan, tepki gösteren, İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde, İstanbul Adalet Sarayı önünde, Silivri Cezaevi önünde bekleyen, Zafer Partisi Genel Merkezi'ne geçmiş olsun ziyaretinde bulunan saygıdeğer siyasi parti genel başkanlarına ve parti temsilcilerine, milletvekillerine, belediye başkanlarına, baro yöneticilerine, avukatlara ve hukukçulara, sivil toplum kuruluşları yöneticilerine, gazetecilere, sanatçılara, spor kulüplerimizin taraftarlarına, hangi partiye oy vermiş olursa olsun kalbiyle yanımızda olan Büyük Türk Milleti'ne teşekkür ederim.
Korkmayın, susmayın ve ihanet sürecine karşı durun!
Ne mutlu Türk'üm diyene!
@etkilihaber Sanırım bu petrol de Süleyman Soylu'nun zamanında Gabarda bulduk ve direkt traktöre koy dediği cinsten. Sanırım bir tane kaynak var ve sürekli onu buluyoruz. Zorlasak traktör bile çıkabilir kuyudan.
@ErayGencR Paylaştığı görselde dahil pozisyonda izah etmek istediği faul yok. Abdülkerim'in direkt topa vurduğunu çok net bir kez daha ifade ettiği için sevgili Jose'ye teşekkürler.
Yeni açılım sürecinde PKK ve onun siyasi heyetleri mali özerklikten bahsediyorlar.
DEM’li vekiller “bizim topraklarımıza baraj kurup suyu bize parayla satıyorsunuz” diye saçmalıyor.
Bakalım bu mali özerklik nedir ne değildir…
Bu konuda bütçe gelir ve gider verileri bize önemli bir ışık tutuyor.
Gaziantep-Kilis hariç Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizi oluşturan 21 ilden tahsil edilen vergi gelirleri, toplam vergi gelirlerinin yüzde 1,8’ini oluşturuyor.
Buna karşılık bu 21 ilimize bütçeden yapılan doğrudan harcamaların toplam içinde payı yüzde 11.
Ayrıca merkezden yapılan harcamalara 21 ilin payı da eklenince, bütçe harcamalarından bu 21 ilimizin aldığı pay yüzde 16’ya çıkıyor.
Yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki 21 ilimiz merkezi bütçeye yüzde 1,8 oranında bir kaynak aktarırken bütçeden aldıkları pay yüzde 16 oluyor.
Yani bu iki bölge Türkiye bütçesine 1 koyup 8 alıyor.
İllere göre örneklersek; Hakkari, bütçeden yapılan her 100 TL’lik harcamaya karşın 2,3 TL’lik katkıda bulunurken, Tunceli 10,4 TL, Şırnak 11,8 TL, Bingöl 14,2 TL ve Van 13,2 TL’lik katkıda bulunuyorlar.
Karşılaştırma açısından bakılınca İstanbul bütçeden yapılan her 100 TL harcamaya karşın 780 TL katkıda bulunurken, İzmir 400 TL, Ankara 130 TL, Bolu-Düzce-Kocaeli-Sakarya-Yalova alt grubu ise 670 TL katkıda bulunuyor.
Petrol, su gibi bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarından devletin aldığı pay ise bütçe gelirlerinin ancak yüzde 1’i ediyor.
Yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine özerklik verilip, yeraltı kaynaklarından doğan gelirin tamamı bırakılsa ama merkezi bütçe ile ilişkisi kesilse, bölge halkı 6 ay içinde açlık sınırının altında bir yaşama mahkum olur. Hiçbir yatırım harcaması yapılamaz, maaş ödenemez, sağlık ve eğitim hizmeti verilemez.
Rakamlardan açıkça görülüyor ki özerklik ilan eden PKK ve HDP bölge halkını açlığa ve göç felaketlerine sürüklüyor.
-Peki, coğrafyamızın yüzde 30’a yakınını oluşturan bu bölgenin vergi gelirlerine katkısı neden yüzde 1,8 gibi düşük bir orandadır?
Sorun en başta üretimsizliktir. Sanayiin olmayışıdır. Buna bağlı oluşan yoksulluk ve kırılamayan yarı feodal, yarı derebeylik diyebileceğimiz toplumsal ilişkilerdir.
Bakın veriler ne diyor? Coğrafyamızın yüzde 30’unu, nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin milli gelire katkısı sadece yüzde 9,5’dir. Sanayi üretimi içinde payı yüzde 8.5’dur. Toplam kurumlar vergisinin sadece yüzde 2’si ödenmektedir. İhracat içinde payı yüzde 6’dır.
Van, Muş, Bitlis, Hakkari illerinin kişi başı ihracatı 193 dolarken, aynı veri Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan’da 114 dolara inmektedir. Buna karşılık İstanbul ilinin kişi başı ihracatı 5 bin 530 dolardır. İthalatta da görünüm farklı değildir.
Türkiye’de kişi başı yıllık ortalama ithalat 3 bin 128 dolar, İstanbul’da 8 bin 633 dolarken, Doğu Anadolu bölgesinde kişi başı yıllık ithalat 68 dolardır. Elbette bu veriler resmi rakamlar, yani bölgeye her türlü kaçakçılıktan giren parayı içermiyor.
Sorunun çözümü yeni bir strateji ile bölgeye uygulanacak bütüncül kalkınma planı eşliğinde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine paralel, tarım sanayiinin kurulması, bu yapıyı destekleyen hem mesleki hem de toplum dinamiklerini etkileyecek bir eğitim sisteminin planlanıp hayata geçirilmesidir.
Kamu en nitelikli personelini burada görevlendirecek, ona göre bir teşvik uygulaması yapılacak.
-Bu tabloda mali bir özerklik olsa...
Şimdi ekonomi bu derece perişan, yoksulluk, işsizlik bu derece hakimken mali özerklik olursa ne olacaktır? Özerk olduğu için bütçeye katkı koymayan ve tabii bütçeden de hiç bir katkı alamayacak olan özerklik isteklileri, vergi oranlarını 8 katına mı çıkaracaktır?
Çıkarsa bu vergiyi tahsil edebilecek bir ekonomik faaliyet mi vardır? Özerk olduğu için tahsil edebildiği kadar harcama yapmak zorunda kalacağına göre, şu andakinin sekizde biri kadar bile hizmet üretemeyecek, yatırım yapamayacak olan HDP ve PKK bölgede yaşayan vatandaşlarımıza ne vaat ediyor?
Açlık veya göç!
KABUL ETMİYORUM ve SORUYORUM
101 yıl önce bir bağımsızlık savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, bugün bir terör örgütü liderinden yardım bekler duruma düşürülmesini, bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak kabul etmiyorum. Türk ulusu, hiçbir siyasi partiye ve lidere böyle bir girişimde bulunma yetkisi vermemiştir.👇
Terör örgütü lideri, kendi ifadeleriyle, "Sayın Bahçeli'nin ve Sayın Erdoğan'ın güç verdiği paradigmaya pozitif anlamda katkı sunacağını" söylüyor.
Ayrıca terör örgütü lideri, Türkiye Cumhuriyeti'ni "hak ettiği yere taşıyacak ve demokratik dönüşüm için çalışacağını" söylüyor.
Terör örgütleri ne zamandan beri zayıflatmaya, parçalamaya, hatta yıkmaya çalıştıkları ülkeleri, "hak ettiği yere taşımak ve demokratikleştirmek için" çalışır oldular?
Türk ulusunun geleceğini, terör örgütü liderinin çalışması belirleyecek öyle mi?
Bir tarihçi olarak görüşüm şu ki:
Türk Bağımsızlık Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni, kuruluşundan 101 yıl sonra bir terör örgütü liderinin çabasına muhtaç duruma düşüren veya bu duruma düşmüş gibi gösterenleri ulusal vicdan, hukuk ve tarih asla affetmez.
Şu iki soruya mutlaka cevap verilmesi gerekir:
1) Her şeyden önce terör örgütleri yardım kuruluşu veya demokrasi havarisi değildir. Terör örgütlerinin kuruluş amaçları, siyasal hedefleri vardır. Terör örgütleri o amaçlara ve hedeflere ulaşmadan veya mücadele edemeyecek duruma düşmeden silah bırakmayacaklarına göre terör örgütü ile yapılan müzakerede terör örgütü liderine neler vaad edilmiştir? Terör örgütü lideri ne karşılığında, Türkiye Cumhuriyeti'ni "hak ettiği yere taşıyacak ve demokratik dönüşüm için çalışacaktır?"
2) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut sorunlarını, bu devleti bölmeyi, yıkmayı amaçlayan terör örgütü ve lideriyle çözmeye çalışmak, devleti yönetenlerin, "Biz çözemedik sen çöz!" veya "Birlikte çözelim!" demeleri, bu sırada terör örgütü liderini muhatap alıp onun sorunu çözmesini veya çözüme katkı sağlamasını istemeleri ve HÜKÜMLÜ terör örgütü liderinin de seçilmiş bir siyasal muhatap, bir siyasal lider gibi açıklamalar yapması, hükümetin ve ortağının büyük bir zaafı olmanın ötesinde, terör örgütü liderini kahramanlaştırmak,söz konusu terör örgütünü meşrulaştırmak ve dahası Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde çeşitli emelleri olan grupları ve kişileri, "Demek ki teröre başvurup yıllarca ısrarla terör eylemleri yaparsak, eninde sonunda amacımıza ulaşırız!" şeklinde tehlikeli bir düşünceye sevk etmek gibi sonuçlar doğurmaz mı?
Bu politika, yanlış ve tehlikeli olduğu kadar, anayasaya da aykırıdır. Dahası bu politika, şehit kanlarıyla kazanılan bir bağımsızlık savaşı sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin genetiğine ve ulusal onura aykırıdır.
"Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Gençliğe Hitabe, Nutuk, 1927)
Erken ve BASKIN genel seçim geliyor. Neden mi?
1)8 Ekim 2024’de Yüksek Seçim Kurulu seçim pusulaları için ihaleye çıktı.
2)AKP Mayıs 2025’de yapılacak kongresini Şubat 2025’e aldı. Bu yeni AKP yönetimine ihtiyaç var demek. Genel Başkan yardımcıları ve bakanlar değişecek,
3)Erdoğan “normalleşmeyi” askıya aldı. Mardin ve Muğla il kongrelerinde seçim konuşması yaptı,
4)AKP İstanbul il başkanlığına Bağcılar belediye başkanını görevinden istifa ettirerek getirecek,
5)Saray’a giden son ankette AKP yüksek çıkmış,
6) Esad’ın devrilmesi ile Erdoğan seçimde kullanacağı konuyu buldu: Suriye’yi fethettik.
7) Ocak ayında anket şirketleri AKP milletvekillerini de soracakmış. AKP milletvekillerini seçimden önce yapılan anketlerde sorgular.
8)Mayıs 2025’de milletvekillerinin 2 senelik süreleri doluyor.
Özetle AKP hem erken hem baskın bir seçime hazırlanıyor. Bu seçim için makul tarih Haziran 2025 görünüyor. Tabii Ekim 2025’de olabilir. Ancak “Suriye’de zafer ve fetih” stratejisini zaman geçtikçe anlatmak ve inandırmak zor olacağı için Haziran 2025 tercih edilebilir.
Zafer Partisi bütün kadroları ile seçimlere hazırlanmaktadır. @zaferpartisi
* Fazlası ile imtiyaz verilmesi, Selahattin Demirtaş'ın dışarıya çıkarak, gayet hükümeti destekler nitelikte hayatına sürdürmesini sağlar. Devlet Bahçeli'nin, Erdoğan'ın başkan olamayacağını söylediği onlarca arşiv bilgisi var, bugün tek çare olarak RTE yi görmekte kendisi.
* 3. madde ise olası, asgari ücretin getireceği olumsuz havayı hemen dağıtmak için hemen ardından İmralı görüşmesi planlandığı net. Seçime adım adım giderken asla olumsuz bir hava bırakmak istemiyorlar balık hafızalarda.