Benim artık insanları Sağcı-Solcu, Müslüman-Yahudi-Hristiyan, Dindar-Ateist, Alevi, Sunni, Türk-Kürt, Atatürkçü-Şeriatçı vs. vs. diye ayırıcak takatim kalmadı. Bu ayırımların gözümde hiçbir değeri yok.
Hırsız mı değil mi? Önce bu.
Hırsızsa gerisi teferruat bile değildir.
Einstein'ın ABD üniversitelerinde konferans verdiğinde öğrencilerin ona sık sık sordukları soru:
-Tanrı'ya inanmıyor musun?
Einstein hep şu cevabı verirdi:
“Spinoza'nın tanrısına inanıyorum”.
Spinoza'yı okumayan kişi aynı yerde kalır.
Şöyle özetleyebiliriz:
Spinoza'nın tanrısı ya da doğasına göre Tanrı şöyle derdi:
Dua etmeyi ve boşuna göğsüne yumruk atmayı bırak!
Yapmanı istediğim tek şey, dünyaya çıkıp hayatının tadını çıkarmandır. Eğlenmeni, şarkı söylemeni ve senin için yaptığım her şeyin tadını çıkarmanı istiyorum..
Kendi inşa ettiğin tapınaklara gitmeyi de bırak. Oraların benim evim olduğunu söylüyorsun!
Benim evim dağlarda, ormanlarda, nehirlerde, göllerde, plajlarda ve senin kalbindedir.
Sefil hayatın için beni suçlamayı bırak, çünkü ben sana hiçbir zaman yanlış bir şey olduğunu ya da günahkar olduğunu ya da cinselliğinin kötü bir şey olduğunu söylemedim!
O yüzden, seni inandırdıkları her şey için beni suçlama.
Benimle hiçbir ilgisi olmayan ve anlamadığın halde sözde kutsal yazıları okumayı da bırak.Gün doğumunda, bir manzarada,arkadaşlarının dostluğunda, küçük bir çocuğun gözlerinde beni okuyamıyorsan, henüz yazının bilinmediği devirlerde benim adıma yazıldığı iddia edilen hiçbir kitapta beni bulamazsın!
Bana güven, ama önce kendine güven ve her şeyi benden istemeyi bırak, bana işimi nasıl yapacağımı sen mi söyleyeceksin?
Benden korkmayı da bırak; Çünkü ben öcü değilim ve seni yargılamıyorum, seni eleştirmiyorum, sana sinirlenmiyor, seni rahatsız etmiyorum, asla seni cezalandırmıyorum. Beni sadece sevmen yeterlidir.
Benden özür dilemeyi de bırak.
Çünkü affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam, seni özgür iradenle donattım. Sana verdiğim akıl ve iradeni kullanarak yaşıyorsan seni nasıl suçlayabilirim?
Seni sen olduğun için nasıl cezalandırabilirim?
Bir yaratıcı bunu nasıl yapabilir?
Her türlü emirleri unut,her türlü yasayı unut; bunlar seni manipüle etmek için,seni kontrol etmek için,senin suçluluk hissetmeni isteyenlerin kurgusudur. Bunlara inanma, sadece kendi aklını kullan.
Kendine saygı göster ve kendin için istemediğin şeyi başkalarına da yapma. Senden tek istediğim hayatına dikkat etmen. Çünkü bu hayat ne bir test, ne bir basamak, ne bir adım, ne bir prova ne de cennete giden bir yoldur.
Ben seni tamamen özgür kıldım; Ödül yok,ceza yok,günahlar yok,erdem yok, kimse skor taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor.
SADECE SEVGİ VAR!
Ancak hayatında bir cennet veya cehennem yaratmak için kesinlikle özgürsün! Bu hayattan sonra ne olup olmadığını söyleyemem, ama sana bir tavsiye verebilirim; bu hayattan sonra bir şey yokmuş gibi yaşa.
Düşün ki bu hayat senin zevk alman, sevmen ve var olman için vardır, yani hiçbir şey yoksa, sana verdiğim bu yaşama fırsatından zevk almış olacaksın. Ama eğer bir şey varsa, orada da sana iyi mi kötü mü diye sormayacağım.
Sana soracağım tek şey, beğendin mi, öğrendin mi?
En çok neyi beğendin? ‘Yaşamında ne öğrendin ve hangi güzel işleri yaptın’ olacaktır.
Bana inanmayı bırak; inanmak tahmin etmek, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum, beni kendinde hissetmeni istiyorum. Beni sevmen yeterli.
Övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten bıktım. Minnettarlık hissediyor musun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine ve dünyaya göz kulak olarak ifade et. İzlendiğini mi hissediyorsun?.
Neşeni ifade et!
Beni övmenin doğru yolları bunlardır..
İşleri zorlaştırmayı bırak ve benim hakkımda birilerinin öğrettiklerini papağan gibi tekrarlamaktan vazgeç..
Emin olabileceğin tek şey burada olduğun, ve yaşadığındır...
Nitekim bu dünya harikalarla doludur...
Etrafına baktığında beni görecek ve hissedeceksin...
Neden daha fazla mucizeye ihtiyacın var ki?
Beni dışarıda ararsan bulamazsın.
Beni sadece kendi içinde bulursun.
Baruch Spinoza
Baruch de Spinoza, Fransız Descartes ile birlikte 17. yüzyıl felsefesinin üç büyük Rasyonalistinden biri olarak kabul edilir.
Elimden geleni yaptım’ dedikten sonraki denemeler bazen ‘olsun’ diye değil, ‘olmuyor’u kanıtlamak için yapılır. İnsan aklı kendine ve hayata tuhaf oyunlar oynar.(Toplum Ruh Sağlığı)
Yapmamız gereken şeyler, ertelendikçe daha da zorlaşır, zorlaştıkça ertelemeye devam ederiz, ertelemeye devam ettikçe daha da zorlaşır.
Bu döngüyü kırmanın en iyi yolu ilk adımı atmaktır.
Mesafesi ne olursa olsun bütün yürüyüşler o ilk adımla başlar.
Başarılı insanlar çoğunlukla takıntılıdır. Tutkuları ve hedefleri onları sürekli ileriye taşır. Ancak bu takıntı kontrolsüz bir saplantı değil, yönü belli ve disiplinli bir tutkudur. Hedeflerine ulaşmak için kararlı, düzenli ve istikrarlı adımlarla ilerlerler.
" İnsan kendi duygusunu kaybettiğinde, düşüncesi de
başkasına ait olmaya başlar.
Artık hissedilen, içerden gelen bir şey değil; kültürel bir yankı, toplumsal bir reflekstir."
Ulus Baker
Duyguları anlamak ve yönetebilmek için ilk koşul, o duygudan kaçmaya veya baskılamaya çalışmak yerine, o’nu olduğu gibi yaşamaya ve o duyguyla kalarak onunla yüzleşmektir.
Kontrol edilerek ya da gözetlenerek bir insanın duygusal bir “ilişki” içinde uzun süre kalması mümkün değildir.
İnsanlar korktukları için değil, sevdikleri ve istedikleri için ilişki içinde kalırlar.
İnançlar, deneyimlerle oluştuğu için, onları doğru olarak “bilir” ve onlara göre yaşarız.
Yaşamımızı değiştirmek istiyorsak, inançlarımızı; inançlarımızı değiştirmek istiyorsak, yeni inançların gelişmesini sağlayacak şekilde davranışlarımızı değiştirmemiz gerekir.
Bir iş sıkıcı hale gelse bile devam etmek, gerçek ilerlemeyi getirir. Her zaman istediğinizde değil, ihtiyaç duyduğunuzda çalışmak gerekir. Motivasyon gelip gider, disiplin kalıcıdır. En zorlu günlerde attığınız adımlar ise en değerli olanlardır.
Yaşamımızı geliştirmeye dönük ilk adım, öncelikle kendimizde ve yaşamımızda istemediklerimize odaklanmayı bırakıp kendimiz için ve yaşamımız için ne istediğimiz sorusuna ve cevabına yönelmek.