Haluk Levent, Kızılay’ı ve de Devleti deprem zamanı nasıl itibarsızlaştırdığını itiraf ediyor..
Tam da Haluk Levent’in depremde topladığı paraların nasıl heba edildiği ortaya çıkıp kardeşi bir belediyedeki yolsuzlukla tutuklanınca itiraf gelmiş.
Mehmet Ali Erbil Çarkıfelek programında "mum söndü" diyerek şaka yaptı (hakaret etti..)
Öfkeli kalabalık TV'yi bastı. Tepkiler çığ gibi büyüdü.. Erbil'in meslek hayatı bitiyordu
Mehmet Ali Erbil, Ankara'da cemevine gidip Alevi dedesinden af diledi.. Tövbe aldı..
Avukat ordusuyla mahkemeye çıkan sanık İmamoğlu, mahkeme başkanına itiraz etti sonra da
avukatlarıyla birlikte salondan çıkarıldı.
Avukatlar, militan gibi adliye koridorunda slogan attı.
Psikolog Tuna Tüner:
▪️Ne Zeki Alasya, Metin Akpınar ne de Cem Yılmaz’dan bir tane camili şaka duyduğumu hatırlamıyorum.
▪️90 dakikalık bir metnin var. O 3 dakika olmasa olmuyor mu? Eğer benim yaptığım bir şaka, bir başkasının kalbini kıracaksa bir faydası yoktur.
▪️Nejat Uygur, Ferhan Şensoy... Böylesi dinle, diyanetle ilgili bir şeyi bir kere yapmadılar. Neden? Yapamayacakları için mi? Bazı şeyler bazı yerlerde olmaz.
▪️Buradan şunu da söyleyeyim. Yapılan şakaya üzülen insanların da zekâ barındıran karşı espri yapma hakkı var. Onlar da onu yapsınlar. Bakalım nasıl oluyor.
Senin de canın acıyacak mı, acımayacak mı? Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili bir espri yapsa, sonuçta o da bir “siyasetçi” diyebilir.
Kamal’i eleştirene kelepçe takıldığında “yetmez öldürün” diye bağıran Psikopatlar,
Allah’ın Diniyle alay etmeye kalkan Siyasal Alevici Deniz Göktaş’a kelepçeye isyan ediyorlar!
Hattâ önemi varmış gibi açıklama falan yapıyorlar.
TEKLİF: HADİ HERKES HERŞEY SERBEST OLSUN! YER Mİ?
👨🔧Sanayide çalışan genç, eğitim hayatı pek de parlak olmayan akranlarına seslendi:
▪️"Karnen çok mu kötü? Sınavların berbat mı geçiyor? Üzülme. Hayallerine giden yol buradan geçiyor."
▪️"Alanında uzman eğitmenler... Teknik yerine pratikle öğrenme eğitim biçimi."
▪️"Öğretmenlerin sana inanmıyor mu? Üzülme; biz sana inanıyoruz. Bırak arkadaşların mezuna kalsın. Sen bizimle kal."
▪️"Bir seneye araba, 5 seneye yat. Üstelik bunlar için ücret ödemiyorsun. Üstüne ücret alıyorsun."
▪️"Olma enayi bekliyor seni sanayi."
🎥(eyup.yahya.bey)
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, koltuğunu köpeğine;
sahilleri de beach clublara devretmiş!
Çeşme Altınkum plajına gitmek isteyen vatandaş, yaşadıklarını anlattı:
“Eskiden rahatça girdiğimiz plajı kapatıp kişi başı 1500 TL yapmışlar.
Oradaki çalışanlar da ücretsiz park alanına sizi sokmamak için her şeyi yapıyorlar.
Bu yıla kadar böyle bir şey yoktu ama şimdi plajı bu şekilde kapatmışlar.”
‼️ İBB davasında CHP'liler toplu çirkeflik başlattı!
- İmamoğlu. Arkadaşlarımın savunması bitmeden savunma vermeyeceğim.
- CHP'li Sezgin Tanrıkulu: Sayın başkan kararınızı gözden geçirin.
- Başkan: Seyirci bölümünde bağıran kişiyi de çıkarın.
- Tanrıkulu: Ben milletvekiliyim.
- Başkan: Bağıranların hepsini dışarıya alın, kimlik tespitini de yapın.
- CHP'li Suat Özçağdaş: Mübaşir gelip salonu boşaltın talimatı veremez.
- Başkan: Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamaz kimse.
Senin bana soru sormaya hakkın yok.
⭕️İmamoğlu davası SİYASİ'' diyen CHP'li milletvekili Turan Taşkın Özer'e sorun bakalım;
İmamoğlu'nun kasası diye iddia edilen Fatih Keleş ile İmamoğlu İnşaat'ın Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, ''Biz valiz valiz paraları Taşkın Özer'den aldık'' dediklerinde de o paralar SİYASİ miydi?
İmamoğlu'nun suç ortaklarından olduğu iddia edilen Murat Ongun,
savcının kendisine sorduğu "Oturduğunuz lüks villanın kirasını nasıl ödediniz?" sorusuna,
"Yanıt vermemeyi tercih ediyorum" cevabını verdi.
🗣️ Merve Mimaroğlu:
“2026 yazından bildiriyorum: Saten gecelikler elbise, sütyenler "crop" olmuş!
Çarşıda esnafın içinde külot gibi şortla geziliyor.
‘İstediğimi giyerim’ diyenlere soruyorum: Bu kadar ilgi merakı niye?
Kendinizi basitleştirmeden de var olabilirsiniz.
Biraz düşünün! ”
Peki size soruyorum.
Düşünce özgürlüğüne saygınız varsa Rahmi Koç'un fıkrası için neden ortalığı birbirine kattınız?
Dini değerlere hakaret eden, LGBT’yi savunan bir parti Müslüman Kürtlerin partisi olamaz.
İSBİKE’yi çalıştıramadınız. Bisikletler hurda oldu, sistem çöktü.
Bari hizmet alamayan, buna rağmen ücret ödeyen vatandaşların paralarını iade ediniz.
@rizaozer61
MURAT ONGUN, DURUŞMA SAVCISININ SORULARI KARŞISINDA SINIFTA KALDI.
Mahkeme salonundaki sorgular yalnızca verilen cevaplarla değil, soruların neden aynı eksende tekrarlandığıyla okunur. Dün tamamlanan Murat Ongun'un sorgusu da tam olarak böyle bir tablo ortaya koyuyor. Ongun'un kendisine sorulan sorular karşısındaki cevapları incelendiğinde duruşma savcısının rastgele sorular sormadığı, aynı konuya farklı tanık beyanları, farklı tarihler ve farklı olaylar üzerinden defalarca döndüğü görülür. Bu da iddia makamının yalnızca tek bir cümleyi değil, anlatının bütünlüğünü sınamaya çalıştığını gösterir.
Duruşma savcısı ile Ongun arasında gerçekleşen soru-cevap bölümünün en dikkat çekici başlığı Emrah Bağdatlı oldu. Savcı, Emrah Bağdatlı'nın resmi unvanını neredeyse hiç tartışmadı. Onun yerine, "Emrah Bağdatlı sizin danışmanınız olarak biliniyordu mu? İhale süreçleriyle ilgili talepleri size aktarılıyor muydu? Haftada kaç kez iletişim koordinatörlüğüne geliyordu? 2022'den sonra da gelmeye devam etti mi? Kurumdaki çalışanlarla nasıl bir ilişkisi vardı?" sorularının peşine düştü.
Bu soruların ortak noktası açık. Savcı, resmi sıfatı değil, fiili ilişkiyi anlamaya çalıştı.
Ongun ise cevaplarında sürekli, "Resmi danışman değildi. Aramızda herhangi bir protokol yoktu. Danışman olsaydı belgesini sunardım" şeklinde başka bir strateji izleyerek ifadelerini tekrar etti. Oysa savcının sorduğu soru tam olarak bu değil. Nitekim soruların ilerleyen bölümünde Fatoş Pınar Türker'in "Murat Bey bana Emrah benim danışmanım dedi" yönündeki beyanı hatırlatıldı. Ongun buna karşılık "Emrah kendisini benim danışmanım diye anlatmış olabilir" cevabını verdi. Savcı ise hemen araya girerek, "Hayır, Fatoş Hanım bunu sizin söylediğinizi ifade ediyor" diyerek soruyu yeniden aynı noktaya getirdi. Böylece sorgu, "Resmi danışman mıydı?" sorusundan çok, "Belediye içinde fiilen nasıl bir rol üstleniyordu?" sorusuna odaklandı.
Sorgunun ilerleyen kısmında savcı Signal yazışmalarına geçti. Yazışmalarda Emrah Bağdatlı'nın ihale süreçlerini takip ettiği, alt yüklenicileri sorduğu ve bazı firmalarla ilgili taleplerde bulunduğu konuşmalar gündeme getirildi. Savcı, "Bu konuşmalardan haberiniz var mıydı?" diye soruyor. Ongun ise önce yazışmaların tam olarak okunmasını istiyor, ardından "Nazlı Hanım ile Fatoş Hanım'ın yazışmalarını bilmem" diyor. Ancak aynı cevabın devamında "Pınar Hanım bana bilgi verdiyse vermiştir" ifadesini kullanıyor. Bu bölümde dikkat çeken husus, savcının "Yazışmaları biliyor muydunuz?" sorusuna doğrudan "Evet" veya "Hayır" cevabı almaktan çok, kurum içindeki bilgi akışının nasıl işlediğini ortaya koymaya çalışması.
Savcı daha sonra Emrah Bağdatlı'nın belediyeye geliş sıklığı üzerinde özellikle duruyor. "Haftada bir mi gelirdi, ayda bir mi?" diye soruyor. Murat Ongun ise "İstanbul'daysa haftada bir iki kez gelirdi. Benim odama gelirdi. Odası yoktu, benim odamda otururdu. Ben nereye taşındıysam o da oraya geldi. 2022'den sonra da gelmeye devam etti" diyor. Ardından ise bu ilişkiyi "Arkadaşımdı, çay içmeye geliyordu, sosyalleşiyordu" şeklinde açıklıyor. Savcının bu bölümde ısrarla tarihlere dönmesi de dikkat çekiyor. "Göreve geldikten bir buçuk yıl kadar geldi demişsiniz. 2022'den sonra da geldi mi?" sorularıyla zaman çizelgesini netleştirmeye çalışıyor. Bu durum, iddia makamının anlatının kronolojik tutarlılığını sınamaya çalıştığını gösteriyor.
Gökhan Köseoğlu'nun beyanları gündeme geldiğinde de benzer bir yöntem izleniyor. Savcı, "Güldem Şık'ı tanıyor musunuz? Emrah Bağdatlı ile Güldem Şık arasında böyle bir ilişki var mıydı?" diye soruyor. Ongun önce Gökhan Köseoğlu'nun güvenilir olmadığını anlatıyor. Savcı ise aynı soruyu yeniden soruyor, "Güldem Şık'ı tanıyor musunuz?" Bu kez "Tanıyorum" cevabı geliyor. "Görevi var mıydı?" sorusuna ise "Hayır" deniliyor. "Peki orada bulunma sebebi neydi?" sorusuna ise "Ben ihalelerin göbeğinde kim ne yapıyor bilmem, benim işim iletişim" cevabı veriliyor. Burada da savcının kişisel değerlendirmelerden çok bilgi alanının sınırlarını test etmeye çalıştığı görülüyor.
Savcının dikkat çekici yöntemlerinden biri de aynı olguyu farklı kişiler üzerinden doğrulamaya çalışması oluyor. Önce Fatoş Pınar Türker'in anlatımı soruluyor, ardından Gökhan Köseoğlu'nun, daha sonra Murat Abbas'ın, daha sonra Adem Soytekin'in beyanları gündeme getiriliyor. Her tanık anlatımı aslında, "Emrah Bağdatlı'nın belediye içerisindeki fiili etkisi neydi?" temel sorusuna bağlanıyor.
Muhittin Palazoğlu ile ilgili bölüm de bu bakımdan dikkat çekiyor. Savcı, Murat Abbas'ın "Sayıştay denetimini Muhittin Palazoğlu halleder" yönündeki anlatımını soruyor. Ongun ise Muhittin Palazoğlu'nun kendisine geldiğini, çevresi olduğunu söylediğini, Cumhurbaşkanı ile fotoğraf gösterdiğini ve kendisinin de bu nedenle Murat Abbas'a "Git bir konuş" dediğini anlatıyor. Ardından savcı bu kez Bayzak şirketi üzerinden başka bir bağlantı kuruyor. "Emrah Bağdatlı'nın Muhittin Palazoğlu üzerinde etkisi var mıydı? Emrah'ın yönlendirmesiyle şirketlerden ürün alındı mı? Bu etki ihale süreçlerinde de söz konusu olmuş olabilir mi?" sorularını yöneltiyor. Ongun ise buna karşılık "Ben böyle bir etkiden ziyade Muhittin'in kendince ilişki kurmaya çalıştığını düşünüyorum" cevabını veriyor. Burada da savcı, doğrudan bir suç isnadından ziyade kişiler arasındaki ilişkinin niteliğini anlamaya çalışıyor.
Bayzak şirketiyle ilgili sorular da benzer bir sorgulama mantığı taşıyor. Savcı, "Ürünler teslim edildi mi? Sevk irsaliyesi var mı? Emrah Bağdatlı ürünleri teslim aldı mı?" diye soruyor. Ongun ise "Sevk irsaliyesinin ne olduğunu bilmiyorum. Yanlış cevap vermek istemem. Bu konuda tutanakları alalım, sonra cevap verelim" ifadelerini kullanıyor. Bu bölümde savcı, doğrudan cevap alınamayan noktaları kayıt altına alırken, savunma tarafı ise bilgi sahibi olunmadığını vurgulamayı tercih ediyor.
Emrah Bağdatlı'nın yurt dışına çıkışıyla ilgili bölüm de sorgunun dikkat çeken anlarından biri. Savcı yalnızca "Bilginiz veya dahliniz var mıydı?" diye soruyor. Ongun ise cevabını soruşturmanın zamanlaması üzerinden kuruyor ve "17 Şubat'ta dosyalar alınmıştı, madem bu kadar önemliydi neden yurt dışı çıkış yasağı konulmadı?" diye karşılık veriyor. Böylece cevap, bireysel bilgi düzeyinden çok soruşturma sürecinin işleyişine ilişkin eleştiriye dönüşüyor.
Bu sorgunun bütünü değerlendirildiğinde ortaya çıkan en dikkat çekici tablo, savcının aynı soruyu farklı biçimlerde tekrar ederek belirli bir anlatının sınırlarını test etmeye çalışmasıdır. Emrah Bağdatlı'nın belediyeye ne kadar geldiği, kimlerle görüştüğü, hangi süreçlerde yer aldığı, kurum çalışanlarının onu nasıl tanımladığı, ihale süreçleriyle ilgilenip ilgilenmediği ve belediye içerisindeki görünürlüğü, sorgunun omurgasını oluşturuyor. Murat Ongun ise bu sorulara cevap verirken arkadaşlık ilişkisini, resmi görevin bulunmamasını, görev tanımının sınırlarını ve doğrudan bilgi sahibi olmadığını öne çıkaran bir savunma çerçevesi kuruyor.
Duruşma savcısı ile Murat Ongun arasında gerçekleşen soru-cevap bölümü analiz edildiğinde, savcının sorularını belirli bir plan dahilinde ilerlettiği; aynı olguyu farklı tanık beyanları ve farklı olaylar üzerinden sınadığı; buna karşılık Ongun'un aynı olayları arkadaşlık, sosyal ilişki ve resmi görev ayrımı üzerinden açıklamaya çalıştığı anlaşılıyor.
Sonuç olarak duruşma savcısı, Ongun'un beyanları doğrultusunda iddianamede yer verilen ilişkileri destekleyebilecek nitelikte cevaplar aldı ve Ongun, sözlüyü geçemeyerek sınıfta kaldı.
Silivri'de
Yargının ne kadar hassas davrandığını anlatan
En müthiş anekdot 👇
Mahkemede yaşanılan tartışmaya bir avukatın bağırması üzerine Mahkeme Başkanı:
“Kimliğinize duyduğum saygıdan ötürü sizi attırmıyorum lütfen salonu kendiniz terkedin”
HAKİMİM
VERİN ELİNİ ÖPEYİM.👏👏
SİLİVRİ DE MAHKEME DE TAŞKINLIK YAPAN
CHP MV SUAT ÖZÇAĞDAŞ’A
“milletvekiliyim diye burda soytarılık yapamazsın” DİYEN VE SALONDAN ATAN HAKİME HELAL OLSUN…
TÜRKİYE’DE HAKİMLERİN OLDUĞUNU İSPAT ETMİŞ..,
Suç işleyip adaletten kaçabileceğini sananlar, dünyanın neresine saklanırlarsa saklansınlar kendilerini güvende hissedemeyecekler. Adalet Bakanlığı olarak, yurt dışına kaçan suçluların iade süreçlerinin çok daha sıkı, tavizsiz ve anbean takipçisi olacağız.
Bu kararlılığımızın bir neticesi olarak; 2026 yılının ilk yarısında, adi suçlar ve terör suçları kapsamında taleplerimiz doğrultusunda 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesi gerçekleştirilmiş ve bu kişiler adalete teslim edilmiştir.
İade edilen şahısların 85’i Gürcistan’dan, 52’si Almanya’dan, 9’u Yunanistan’dan, 8’i Karadağ’dan, 6’sı Bulgaristan’dan, 3’ü Hollanda’dan ve 3’ü Kırgızistan’dan ülkemize getirilmiştir.
Hırvatistan, Irak, İngiltere, İtalya, Kazakistan, Kuzey Makedonya ve Polonya’dan ikişer suçlu iade edilirken; Arjantin, Arnavutluk, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Bosna Hersek, Ermenistan, Fransa, Kolombiya, Kosova, Macaristan, Moldova, Portekiz, Rusya, Sırbistan, Slovenya ve Ukrayna’dan birer suçlunun iadesi sağlanmıştır.
Buradan net bir şekilde ifade etmek isterim ki; Türkiye’den iade talebinde bulunan ülkelere yönelik değerlendirmelerimizde, onların haklı iade taleplerimize verdikleri yanıtları dikkate alacağız. İadeler konusunda iş birliği sergilenip sergilenmediğine, aramızdaki hukuki yardımlaşma ve mütekabiliyet ilkesine riayet edilip edilmediğine titizlikle bakacağız.
Aziz milletimiz müsterih olsun: Hangi suç örgütüne mensup olursa olsun, hangi ülkeye kaçarsa kaçsın, teröristlerin, organize suç örgütü mensuplarının, dolandırıcıların ve milletimizin huzuruna kasteden suç odaklarının peşini bırakmayacağız.
Adalet Bakanlığımızın yürüttüğü, İçişleri Bakanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın yakın koordinasyonuyla sürdürülen bu başarılı süreç, ülkemizin kurumsal kapasitesini, diplomatik etkinliğini ve suçla mücadeledeki güçlü iradesini ortaya koymaktadır.
Suçlular için kaçacak yer yoktur. Türk adaleti er ya da geç gereğini yapacaktır. Suçla mücadele kapsamında iade süreçlerine katkı sağlayan ülkelerin yetkililerine teşekkür ediyor; omuz omuza çalıştığımız İçişleri Bakanlığımıza ve Dışişleri Bakanlığımıza şükranlarımı sunuyorum.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde, suçla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeydeki eşgüdüm ve iş birliğimizi güçlendirerek tavizsiz bir kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. 🇹🇷