84 YAŞINDAKİ ABLAM İÇİN ADALET İSTİYORUZ
Yüzlerce, binlerce örnekten biliyoruz: Magandalar savunmasız kadınları öldürüyor ya da öldürme kastıyla vahşice dövüp sakat bırakıyorlar.
Eğer mağdur kadın muhalif bir aileden ise, yargı magandayı ödüllendirircesine sokağa salıyor.
İşte bizim yaşadığımız tam da budur.
Gençliğini Avustralya’da birçok erkeğin bile kolay kolay kaldıramayacğı ağır işlerde çalışarak heba eden 84 yaşındaki ablam Dilber Alınak, her yaz geldiği Digor’da sabah yürüyüşü yaparken üç yıl önce (81 yaşındaydı) bir magandanın azgın saldırısına uğradı.
O maganda, ablamın hastanede çekilmiş ekteki fotoğrafından da görüldüğü gibi, onu boğarak öldürdüğünden emin olduktan sonra, jandarma üst arama tutanağında yazılı olan takma dişlerini söktü; cep telefonu, gözlük, para, altın, banka kartları ve diğer ziynet eşyaları ile birlikte gasp etti.
Gasp ettiği eşyalar üst aramasında ele geçirildi.
Ablam hastanede günlerce komada kaldı. Ölümle pençeleşti. Doktorlar ümitlerini kesmişti. Günlerimiz hastane kapısında geçti.
Mucizevi bir şekilde hayata döndü.
Ne var ki Yargıtay 6. Ceza Dairesi, boğma girişimini öldürmeye teşebbüs değil, yaralama olarak karara bağladı. Şahsın üstünde ele geçirilen takma diş ve diğer eşyalar için de, “Gasp/yağma yok,” dedi.
Biz, muhalif olarak bilinen bir aileyiz. Şuna tüm kalbimle inanıyorum ki, dosyaya siyasi kimliğimiz üzerinden siyasi bir müdahale oldu. Yoksa suçluyu apaçık koruyan böyle vahim bir karar hukukla açıklanamaz. Hukukla hiçbir ilgisi olmayan sokaktaki herhangi bir insan bile bu karara isyan eder.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, görevi kötüye kullanma ve delilleri karartma suçu işledi. Haklarında hukuki ve cezai yollara başvurulacak ve mesele uluslararası mercilere kadar taşınacaktır.
Bugün 84 yaşında olan ablam, ağır beyin hasarıyla Avustralya’da hâlâ tedavi altındadır. Yarı ölü bir halde hayata tutunmaya çalışıyor.
O maganda ise ağzı kulaklarında sokakta fink atıyor.
Ablam, iyilikseverliğiyle Digor halkının gönlünde yer edinmiş bir insandı. Herkesin ablası, çocukların sevgili ninesiydi. Digor’a geldiğinde çocuklar bayram ederdi. Evinin önündeki bahçede hep neşeyle şakıyan bir çocuk kalabalığı olurdu. Kadınlar, çayların içildiği hoş sohbetlerde günün yorgunluğunu o bahçede atarlardı.
Ablam yaşlılık günlerini huzur içinde geçirirken, işte o magandanın vahşi saldırısına uğradı, hayatı felç oldu.
Duruşma, 17 Eylül’de Kars Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Bizim, vicdanlı insanlardan başka gidecek bir yerimiz, çalacak başka bir kapımız yok.
Duyarlı kamuoyunu ablam Dilber’e sahip çıkmaya, adalet çağrımıza ses vermeye çağırıyoruz.
Mesele yalnızca Dilber’in meselesi değil, tüm kadınların ve tüm mağdurların meselesidir.
Suçlular cezalarını çekmeli ki başkalarına zarar vermesinler.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
Az önce beni şoka sokacak bir olay dinledim. 6 Şubat depremi sürecinde Türkiye'deydim ve deprem olduğu gibi Trabzon'a gelen depremzedelere elimizden geleni yaptık. O süreçte Adıyamanlı bir aile bizim ikinci ailemiz oldu. Birlikte yedik içtik, dertleştik.
Seher'le o zaman tanıştım. Annesini 16 yaşında kaybetmiş. Teyzeleri büyütmüş onu. Bi abisi var onu da depremde kaybedeli 10 gün olmuştu. Yaşayan ölü gibiydi.
Depremden önce sınava girmiş, ne torpil ne bişesi var, hakkıyla Adıyaman Gelir İdaresine atandığı haberini aldık. Yemin ediyorum kendim atansam o kadar sevinmem. Sarılıp ağlaşıp vedalaştık havalimanında.
Üç sene o kurumda verilen tüm işleri hakkıyla yapmış ve bir gün müdür çağırmış. "Senin belgelerin eksik biz D1 ehliyet istiyoruz sen B1 vermişsin" deyip hakkında yazı yazmış. İki saatte kızı görevden atmışlar. Dava açmışlar ama hiçbir sonuç olmamış. Belgeleri komisyon inceliyor ama fark etmiyor, komisyon da suçlu bulunmuyor.
Seher şimdi annesiz, abisiz ve işsiz. Psikolojisi tekrar çökmüş.
Ya soruyorum yetkililere sizin hiç vicdanınız yok mu? Hayata tutunmaya çalışan gencecik bir kadına bunu neden yaptınız?
Adıyaman'daki devlet erkanı bu işe el atın yazıktır günahtır, yapmayın bu kıza işini geri verin! Bu kızın tek suçu dürüst olmak ve torpili olmamak. Eminim bu tweetten sonra Seher'in sorununu hep beraber çözeceğiz. Lütfen rt edin, yetkililere ulaştıralım!
18 yaşındaki bir genç kız dün akşam baygınlık geçirince annesi hastaneye götürdü. Saçları avuç avuç dökülüyor. Bakımsızlık ve yetersiz beslenme artık bedenine yansımış durumda. Doktor "İyi koşullarda bakılması gerekiyor, durumu kötü" diyor, yapılan testlerin sonuçları 15 gün sonra çıkacak. Verem olma ihtimali yüksekmiş.
Yaşadıkları ev farelerin cirit attığı, bir ailenin yaşamaması gereken bir yer. Başka bir eve taşınma ihtimalleri yok, günlük işlerle geçiniyorlar ve bu evin kirasını da güçlükle ödeyebiliyorlar. Ev sahibinin aileyi çıkarmasını şimdilik durdurabildik. Günlerdir buraya yazmamak için bu durumu ilgili devlet ve yerel kamu kurumlarına anlattım. Şimdi gerçekten bu evin önüne gidip çığlık atmadan önce, evin çatısını onarın, etrafını temizleyin. Fare deliklerini kapatın. Bu genç kızın ve bu evde yaşayan ailenin insan onuruna yakışır koşullarda yaşamasını sağlayın @Cekmekoybeltr@tcailesosyal #YoksullukİnsanHaklarıİhlalidir
Sahada çalışmak zor. Eylem alanlarında saatlerce ayakta durmak, yaşananları anbean doğru aktarmak büyük emek ve maliyet istiyor.
Beni “Velvele muhabiri” olarak tanıyanlarınız var. Ben sahada herhangi bir kazanç elde etmeden, olan biteni görünür kılmaya çalışıyorum. Bu bağımsız gazeteciliği sürdürebilmem için desteğiniz çok önemli.Yaptığım habercilikten memnun olanlar bana bir kahve ısmarlayarak destek olabilir.
Bu paylaşımı retweet’leyerek daha fazla kişiye ulaşmama yardımcı olursanız sevinirim.
Destek linki:
https://t.co/ddh1ihBbuJ
Benim kızım 4,5 yaşında yaşamış olduğu öz babanın istismarı nedeniyle 20 aydır pedagoglara gidiyor, yaşadıklarının travmasını yaşıyor ve bunu ömür boyu UNUTAMAYACAK!
Suçtan kurtulmak için her yolu denedi sanık ve avukatı!
Para için iftira attı dediler, abinin evde çıplak gezdiğini iddia ettiler, kıskançlık dediler, sosyal medyada kamuoyuna seslendiğim için Mahkeme heyetini etkilemeye çalışıyor dediler, sağlam raporu çıktı itiraz ettiler ... dediler de dediler...
Sonuç ; 639 gündür kızıma yaşatılanlar için bugün sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığına dair gelecek ikinci rapor 3. Duruşmaya yetişmediği için yine 3,5 ay beklemek zorundayız!
Dün Hifa İkra ve annesinin ölümü beni çok derinden sarstı!
"Çocuğun beyanı" HİÇE SAYILDI, Annenin yardım çığlıkları HİÇE SAYILDI, DUYULMADI, DUYULMAK İSTENMEDİ ve bir anne kızıyla birlikte artık bu dünyada DEĞİL! YOKLAR! YOK YOK YOK !
Bunun ötesi YOK! YOK! YOK!
ÇOK ÖFKELİYİM, ÇOK DOLUYUM!
Ama bu öfke beni susturmayacak.
Bu öfke beni geri çekmeyecek.
Çünkü ben yalnızca kendi kızım için değil, sesini duyuramayan tüm çocuklar için konuşuyorum.
Bir çocuğun beyanı yok sayıldığında,
bir annenin çığlığı duyulmadığında
sonuç sadece bir dosya değil,
bir hayatın yok oluşu oluyor.
Benim kızım çok şükür yaşıyor.
ama yaşadığı travmayla bir ömür yaşayacak.
Ben susarsam, yarın başka bir çocuk susmak zorunda kalacak.
Ve adalet gelene kadar da burada olacağım.!!!
#İstismaraKarşıAdalet
migros’tan almıyorum çünkü migros, üreten depo işçilerini migros’tan alışveriş yapamayacak kadar düşük ücrete çalıştırıyor. işçiler çocuklarına okullarına giderken beslenme dahi koyamıyorken o marketten alışveriş yapmayacağım.
migros’tan almıyorum çünkü migros, üreten depo işçilerini migros’tan alışveriş yapamayacak kadar düşük ücrete çalıştırıyor. işçiler çocuklarına okullarına giderken beslenme dahi koyamıyorken o marketten alışveriş yapmayacağım.
İnsanca yaşanabilecek bir ücret için yürüttükleri meşru mücadelede Migros depo işçilerinin ve bu mücadeleye liderlik eden Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası’nın (DGD-SEN) yanındayım. #MigrostaSefaleteHayır
İzmir de yaşayan ve show haber İzmir temsilcisi olarak görev yapan arkadaşımızın sesini her yere ulaştıralım..
Gazeteci Hasan Yıldırım, siroz hastalığı nedeniyle acil karaciğer nakli bekliyor...
Hadi hep beraber rt yapalım.. Hasan'a destek verelim...