Hırvatların Türk Olduğunun 4 Net Kanıtı
Hırvatların Slav değil, Galiçya'dan gelen Türkler olduğunu gösteren ve inkar edilemeyen net kanıtlar şunlardır:
1. "Hırvat" Adı Öztürkçedir: Slav dillerinde "Hırvat" kelimesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu isim, Karadeniz’in kuzeyinde büyük bir imparatorluk kuran Türk hükümdarı Kubrat Han'ın (Kurbat) adından gelir. Kelime anlamı Eski Türkçe'de "halkı bir araya getiren, toplayan birleştirici güç" demektir. Yani "Hırvat" ismi, bir Türk boyunun adıdır.
2. Kurucu Liderlerin İsimleri Türkçedir: Bizans kaynakları, Hırvatları Galiçya'dan Dalmaçya'ya getiren 7 kabile liderinin adını tek tek yazar. Bu liderlerin en önemlileri Buga ve Muhlo'dur. "Buga", Eski Türkçe'de güç sembolü olan "Boğa" demektir. "Muhlo" ise doğrudan "Muğlo/Moğol" soyunu işaret eden öztürkçe isimlerdir. Slav tarihinde böyle isimler yoktur.
3. Devlet Unvanları Türk-Avar Unvanlarıdır: Erken dönem Hırvat devletinde kraldan sonra gelen en büyük yöneticiye "Ban", valilere ise "Jupan" denirdi. "Ban" unvanı, Avar Türk Hakanı Bayan Han'dan mirastır. "Jupan" ise Eski Türkçe'deki "Çoban" (yönetici, sürüye bakan) kelimesidir. Hırvatlar, devletlerini tamamen Türk devlet geleneğiyle kurmuştur.
4. Mezarlardan Türk Kültürü Çıkmaktadır: Galiçya ve Dalmaçya'daki ilk Hırvat mezarları açıldığında, içinden Slav kültürü değil, Türk-Avar kültürü çıkmıştır. Hırvat ataları mezarlarına atlarıyla, Türk tipi eğri süvari kılıçlarıyla ve Türk kemer tokalarıyla gömülmüşlerdir. Bu durum, göç eden halkın bütünüyle bir bozkır (Türk) toplumu olduğunu belgeler.
Nasıl Slavlaştılar?
Özetlemek gerekirse; Galiçya'dan Dalmaçya'ya göç eden Hırvatlar, askeri disipline sahip, savaşçı bir Türk boyuydu. Dalmaçya’ya geldiklerinde burada yaşayan dağınık ve yoğun Slav nüfusunu egemenlikleri altına aldılar. Türkler yönetici ve askeri elit (üst tabaka), Slavlar ise tebaa (alt tabaka) oldu. Ancak zamanla bu savaşçı Türkler, azınlıkta kaldıkları için Hristiyanlığı seçtiler ve yoğun Slav nüfusu içinde dillerini kaybederek Slavlaştılar.
Bugün dilleri Slavca olsa da, Hırvatların adı, kurucu liderleri, devlet yapıları ve kökenleri bütünüyle Türk tarihine aittir.
En Net İki Kaynak:
Bizans İmparatorluk Kaydı (De Administrando Imperio): Hırvatların Galiçya'dan göçünü ve liderlerinin isimlerini yazan ilk resmi belgedir.
Prof. Dr. Osman Karatay (Hırvatların Kökeni): Hırvat isimlerinin, unvanlarının ve kelime kökenlerinin nasıl Öztürkçe olduğunu bilimsel olarak ispatlayan en net eserdir
Bahtiyar Aydın
Yeliz Kılıçaslan
Erzurum'da 90'lı yıllarda pek çok köyde toplu mezar alanı bulundu.
Ermeniler "işte Ermeni soykırımının ispatı, Türklerin topluca katlettiği Ermenilere ait toplu mezarlar" diye "sevinçle" yaygara kopardı.
Bilimsel kazı çalışmaları başlatıldı.
İstisnasız TÜM toplu mezarların, Ermenilere değil, Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türklere ait olduğu ortaya çıktı.
İncelemeye gelen Ermeni heyeti olayın üzerini örtüp gitmişti.
Ermeni soykırımı koca bir yalandır.
Türkiye, tüm kazıları ve Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezar alanlarını tamamen şeffaf bir şekilde yabancı bilim insanlarına, uluslararası gözlemcilere, Amerikalı, Avrupalı tarihçilere ve dünya basınına (BBC, Reuters vb.) sonuna kadar açtı.
Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Hepsi propaganda. Asıl soykırım ve ihanet Türklere yapıldı. Tanrı bu yalanın ortağı olanları affetmeyecek.
İlteriş Vakfı’nı biliyorsunuz. Hani şu “çocuklarına Öz Türkçe adlar koyan” ailelere verdiği çeyrek altınlarla adından sıkça söz ettiren Türkçü, Turancı vakıf.
İşte o vakfın genel başkanı Kaptan Mustafa Can, uzun yıllardır tarikatların, dergahların, istismarcıların güdümünde olan İstanbul Ticaret Odası’na başkan adayı oldu.
Tek amacı da bastırdıkları ajandaya bile Atatürk fotoğrafı koymayan, not defterini bile işlerine gelecek “hadislerle” süsleyip yandaşlarına bastıran bu tezgaha çomak sokmak, yeniden Türk’e hizmet için temizlemek.
Bunu ancak Türkçü, Atatürkçü bir iş insanı yapabilir. O da Mustafa Can olarak görünüyor.
Türkçüler olarak desteğimizi esirgemeyelim. Kendisine elimizden ne geliyorsa yardımcı olalım.
Ermeniler ve Yunanlar, Türk yemeklerini çalmayı bırakmalı. Komik ve acınası durumdalar.
Tüm bu yemekler etimolojik olarak Türkçe'dir.
Dolma: Dol-mak ile ilgili.
Sarma: Sar-mak ile ilgili.
Yoğurt: Yoğur-mak ile ilgili.
Ayran: Ayır-mak ile ilgili.
Börek: Bür-mek ile ilgili.
Baklava: Bağla-mak ile ilgili.
Pastırma: Bastır-mak ile ilgili.
Kavurma: Kavur-mak ile ilgili.
Döner: Dön-mek ile ilgili.
Katmer: "Kat" adı ile ilgili.
Sütlaç: "Sütlü aş" adı ile ilgili.
Yufka: Eski Türkçe "Yuvka" adı ile ilgili.
Liste uzayıp gider.
Türkçe bilen küçük bir çocuk bile bu yemeklerin adlarını anında anlar, Yunanların ve Ermenilerin aksine Hititlere kadar uzanan zorlama bir araştırma yapmasına gerek kalmaz. Çünkü bu sözcüklerin hepsi Türkçe kökenli.
Baklava özelinde konuşacak olursak, baklava, Çin sınırından Balkanların batısına kadar Türklerin egemen olduğu tüm topraklarda vardır. Moğollar da bilir. Pek çok çeşidi vardır. Örneğin Azerbaycan'da, Karadeniz'de, Konya'da, Balkanlarda vesaire başka başka Baklavalar vardır ama temelde aynıdır. Tatlı, Osmanlı saray mutfağında zirveye ulaşmıştır ve günümüzdeki biçimini almıştır.
Baklava ve yukarıdaki tüm yemekler, hem sözcük kökeni, hem de pişirme/yapma yöntemleri bakımından tamamen Türk yemekleridir.
Bunlardan başka, sözcük kökeni olarak Türkçe olmayan ama Türk mutfağı tarafından icat edilen yemekler de vardır.
Örneğin "cacık", Farsça-Türkce kökenli bir yemek olsa da Türk icadıdır. Türkler yalnızca "Cac" adını Farsça'dan almıştır ama yemeğin kendisi Türk mutfağında icat edilmiştir. İçinde yoğurt olan dünyadaki hemen her yemek Türkler tarafından icat edilmiştir.
Pilaki: Rumca/Yunanca kökenlidir ama Yunanlarda bu bir balık yemeğidir. Türk mutfağındaki pilaki ise bambaşka bir yemektir. Türk mutfağı bu tekniği alıp fasulye, barbunya ve zeytinyağı ile birleştirerek tamamen kendine özgü soğuk bir zeytinyağlı yemek kategorisi yaratmıştır.
Nasıl ki Roma imparatorları, imparatorluk sınırlarının uzandığı tüm yerlerden ürünler getirip bunları kendi mutfağının zenginligiyle birleştirip, geliştirip yeni yemekler icat ediyorduysa, Türkler de aynısı yapmıştır.
Türk yemeklerini çalmayı bırakın. Kendinize yalan bir tarih yaratmayı bırakın. Türk nefretinden arının. Kendinizi gülünç duruma düşürüyorsunuz.
💥 Şişli’de bulunan İstanbul Ortaokulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapan Sümeyye Işıkoğlu isimli öğretmenin, sosyal medyada açıkça bölücü propaganda yaptığı ortaya çıktı.
Şahsın paylaşımlarında yer alan bazı ifadeler:
• Türkiye Kürtlerindir.
• Kusura bakma Filistin, biz de işgal altındayız.
• Gula bahçe Kürdistane!
Öğretmenin paylaşımları ise, bahsi geçen okuldaki bir öğrencinin velisi tarafından ifşa edildi. (TamgaTürk)
Türkiye'nin önünde 50 yıllık bir fırsat var.
Şuan yapacağımız bir yanlış 50 yıllık kaybımız olur.
Anlatıyorum.
Bir sokak düşünün. İki dükkan yan yana.
Birinci dükkan tıklım tıklım. Sabahtan akşama kadar müşteri giriyor çıkıyor. Kasa durmadan çalışıyor.
İkinci dükkan sessiz. Ürünleri daha iyi. Mekanı geniş. Potansiyeli var, müşterisi yok.
Bir gece birinci dükkan alev alıyor.
Müşteriler koşarak dışarı çıkıyor. Ellerinde paraları. Korku içindeler. Ve hepsi ikinci dükkana bakıyor.
İkinci dükkan ne yapmalı? Kapıyı sonuna kadar açmalı. Işıkları yakmalı. "Gelin, burada güvendesiniz" demeli.
Peki ya tam o an 2. dükkan kapıyı kapatırsa ??
Müşteri yan sokağa gider. Ve bir daha dönmez.
Bu hikayeyi aklınızda tutun. Çünkü Türkiye'nin başına gelen tam olarak bu.
Dünya Dubai'ye "Ortadoğu'nun finans merkezi" diyordu. Milyarderler parasını orada tutuyordu. Kripto fonları oradaydı. Aile ofisleri oradaydı. Herkese güvenli liman diye satıldı.
İran füzeleri geldiği an herkes bir gerçeği gördü.
Dubai'de betonarme dışında hiçbir şey yok.
-Doğal su kaynağı yok. Tüm suyunu deniz suyundan arıtarak üretiyor. O tesis vurulsa ne olacak?
-Tarım yok. Gıdasının neredeyse tamamını ithal ediyor. Tedarik zinciri kesilse ne olacak?
-Askeri gücü yok. Stratejik derinliği yok.
-50 derece sıcakta klimasız hayat yok. Elektrik kesilse ne olacak?
-Her şey dışarıdan geliyor. Su dışarıdan, yemek dışarıdan, güvenlik dışarıdan, işgücü dışarıdan.
Tek bir tedarik zinciri koptuğunda her şey çöker. Ve en kritik nokta. Nüfusunun %88'i yabancı. Bu insanlar oraya iş için geldi. Para için geldi. Güvenlik için geldi. Güvenlik gittiği an onlar da gider. Toprağa bağlılıkları sıfır.
İran saldırılarından sonra Dubai'de güvenlik gitti.
Peki bu sermaye şimdi nereye gidecek?
Burada çok kritik bir şey var. Ve kimse bundan bahsetmiyor.
Tarihte finansal merkezler güvenlik kaybettiğinde o para bir daha geri dönmemiştir.
1960'larda Beyrut'a "Ortadoğu'nun Paris'i" deniyordu. Bölgenin bankacılık merkeziydi. 1975'te iç savaş başladı. Sermaye kaçtı. Aradan 50 yıl geçti. Beyrut o parayı hâlâ geri alamadı.
Peki Beyrut'tan kaçan sermaye nereye gitti?
Dubai'ye.
Bir şehrin çöküşü başka bir şehri yarattı.
Şimdi aynı döngü tekrarlanıyor. Dubai yanıyor. Sermaye kaçıyor. Ve bir yere yerleşecek.
Şimdi Türkiye'ye bakın.
İran savaşında bölgedeki ülkeler tek tek vuruldu. Türkiye'ye dokunulmadı.
-Gerçek coğrafya.
-Verimli topraklar.
-Doğal su kaynakları.
-Tarımda kendine yeten bir ülke.
-NATO'nun 2. büyük ordusu.
-Kendi silahını kendi üreten savunma sanayii.
Dubai'nin sunduğu her şey yapay. Türkiye'nin sunduğu her şey gerçek. Yapay olan ilk darbede kırılır. Gerçek olan ayakta kalır.
O insanları bu topraklara çekmemiz lazım. Trilyon dolarlık sermaye kapıda bekliyor.
PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ?
Hatırlayın. Dükkan hikayesi.
Karşıdaki dükkan yandı. Müşteriler koşarak bize geliyor. Ve biz tam o an kapıyı kapatıyoruz.
Dubai'den kaçan yatırımcı kapımızda beklerken kripto vergi yasasını konuşuyoruz Yıllardır 0 vergi varken. Tam önümüzde büyük bir fırsat oluştu. %10 ile %40 arasında vergi duyuruluyor.
Dubai'nin kripto vergisi ne biliyor musunuz?
Kişisel gelir vergisi: yüzde sıfır.
Sermaye kazancı vergisi: yüzde sıfır.
Biz ne öneriyoruz? %40'a varan kripto vergisi.
Yüksek vergi daha fazla gelir getirmez. Sermayeyi kaçırır. Ve kaçan sermaye geri gelmez.
Beyrut'tan kaçan sermaye Dubai'yi yarattı. Dubai'den kaçan sermaye yeni bir merkez yaratacak.
Doğru hamleleri yaparsak o merkez Türkiye olur. Ve Dubai'yi bu dönemin Beyrut'una çeviririz.
Ama ölçüyü kaçırırsak bu sermaye başka ülkelere gider. Beyrut'un başına gelen Dubai'nin başına gelirken biz seyirci kalırız.
Bu fırsat bir daha gelmez.
Ve düşündüğüm bir nokta var.
Neden tam Dubainin balon olduğu ve yatırımcıların güvenli liman aradığı bir noktada.
Yatırımcıları ülkemize çekmek varken. Kripto vergisi konuşulmaya başlandı ??
Eğer bu içeriği yetkili kişiler okursa lütfen bu fırsatı gözden kaçırmayın.
CHP Üsküdar İlçe Başkan Yardımcısı Ebru Kurnaz isimli şahsın, bir genci sakat bırakan CHP Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü hakkında yaptığım haberlere verdiği tepki:
İki yüzlülüğün partisi yok. Koruduğu kişi kaza yapıp olay yerinden kaçmış kendi ifadesinde de var.
Ben Zehra Kınık olayında en az 10 kez paylaşım yapmışımdır. O şahsı da AK Parti kolladı hapse girmedi. Bu şahsı da CHP koruyor. Partililerin gazetecileri 1 kelime etmiyor.
İşte bu iki yüzlüler temizlenmedikçe ülkede değişen tek şey isimler olur. Bu tepkiler sonrasında istifa ettirilir belki ama yine de gerçek yüzleri bu.
Sen kimsin lan Yüce TÜRK devletinin polisini eleştirmek sana mı kaldı!
Yetkili kurumlar yok mu.
Ağzından pis pis kelimeler çıkaracağına odadan kovsana😂
Premier League’de ortalama 200 polis görev yaparken, bizde derbi maçlarında sayı on binlerle ifade ediliyor.
Geçen yıl Tottenham–Arsenal karşılaşmasında 625 polis görev alırken, bu sene oynanan Ziraat Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe–Galatasaray derbisinde tam 30.000 polis görev aldı.
Maç günlerinde polisler 13 saate varan mesailerle görev yapıyor. Peki bu ağır emeğin karşılığı veriliyor mu? Ne yazık ki hayır. Çoğu zaman verilen kumanya bile üçüncü sınıf.
Dün itibariyle Meclis yeni yasama yılına başladı. Meclisi koruyan polis sayısı bin. Umuyoruz ki Gazi Meclis, kendi güvenliğini emanet ettiği polislerin haklarını koruyacak adımları da vakit kaybetmeden atar.
Vakıfbank emniyet mensuplarının promosyonları ile ilgili verdığin tekliflerden haberimiz oluyor 100.000 TL 110.000 TL bunlarla gelme sen adalet Bakanlığı’na 99.000 TL verdin ayrıca bakanliga verdığin arsadan da haberimiz var 300.000 TL promosyon talebimiz devam ediyor ayrıca bir o kadar da faizsiz kredi imkanı sağlamak zorundasın bizim tepkimiz öyle ufak kalmaz sosyal medyalarınızı kapatmak zorunda kalırsınız.
@VakifBank
#PolisePromosyon300Bin
Dünyada en fazla verginin alındığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, kalitesiz bir hayatı pahalıya yaşıyorsunuz.
• Marketten aldığınız ürünler,
• Pazardan aldığınız sebzeler,
• Kullandığınız internet,
• Soluğunuz hava dahi…
Uluslararası markaların çoğu, Avrupa’ya sattığı ürünleri aynı kalitede Türkiye’ye satmıyor.
Yediğiniz McDonald’s bile Türkiye’de sattığı burgerlerin et oranını düşük tutuyor.
Telekonimikasyon şirketleri dünyanın en pahalı fiyatlarını isteyip, en vasat interneti veriyor.
Yeterli protein almadan ve sağlıksız ürünlerle büyüyen nesiller yetişiyor. Kısacası bizi herkes enayi yerine koyuyor. Bu konularda yapacağım çalışmaların devamı için paylaşmanız ve takip etmeniz çok önemli.
Kamu Denetçiliği Kurumu, Emniyet Teşkilatı personelinin Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler, yasal mevzuat uyarınca YASAK olmasına rağmen ANGARYA MESAİ düzeninde çalıştığını 111 maddelik rapor ile ispatlamıştır.
KDK raporu'nun 13 sayfası sadece angaryaya dair mevzuat kuralları üzerinedir. KDK raporuna göre Angarya mesai sisteminde çalışan Polisin yaşadığı en büyük sorunun intiharlar olduğu belirtilmiştir. İkinci büyük sorunun Polisin ortalama ömür yaş ortalamasının 55.9 yıl olduğudur.
Polisin yaşadığı Angaryanın ve bunun getirmiş olduğu maddi ve manevi kayıpların tüm nedeni anayasaya, uluslararası sözleşmelere aykırı olan özel mevzuatları ve bunların uygulanmasıdır.
KDK'nın 13 sayfalık Angarya Raporu
👇
#PoliseAngaryaSuç