Zaxo’ya Kürt kentlerinden de İstanbul’dan da çok sayıda kişi gidip geliyor. Kim oldukları milliyetleri ırkları hiç önemli değil! Kürt kentlerinde de 34 plakalı çok araç var. Mesele bu da değil. Dünyanın neresinde olursanız olun bu davranış medeniyetsizlik ve cahilliktir. Çok yerde şahit oluyorum çöpünüze sahip çıkın. Doğaya çöp atmayın, arabadan caddeye çöp atmayın, şehir içinde çöp atmayın, nehre veya dereye çöp atmayın hatta mümkün mertebe çöp üretmeyin azcık insan olun. Ayıptır!
@dr_murselguler Çocukluğumun geçtiği köy, ilk kulaçları attığım, çocuklarımı götürdüğümde yüzmeyi burda öğrendim dediğim ırmak❤️❤️. Çöp mevzusuna gelince maalesef bu konuda memleketin okumuşunun da duyarlılığının son derece düşük olduğu gerçekliği… Bu durumla mücadelede pes etmeyeceğiz tabiki
➡️"Rojin'in bayıltılarak ve felç edilerek katledildiği kanıtlandı"
➡️Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, otopsi sonucunda Rojin Kabaiş’in midesi ve iç organlarından bayıltıcı ve felç edici maddeye rastlandığını söyledi
https://t.co/t2vQZjUb3f
Nasıl bir çağda yaşıyoruz! Allah’ım sen aklıma mukayyet ol! Rojin’e felç eden ajan ROKURONYUM kullanmışlar. Her şeyi hissediyorsun görüyorsun ve tamamen bütün kasların felç olmuş şekilde😢 Sizler nasıl sapıksınız şeytan bile yanınızada şapka çıkarır!
Rokuronyum 30-60 sn de etki eder. Ve 30-60 dkka arası etkinliğini devam eder. Solunum kaslarını da felç ettiği için entübasyon öncesi paralizan ajan olarak kullanırız sedasyon sonrası yani uyuttuktan sonra paralizan ajan kullanırız. Yani Rojini uyutmadan tamamen felç eden ajan kullanmışlar ve her şeyi hissedip görüp bütün kasları felç olduğundan hiç bir tepki verememiş o kadar işkenceye! Üzülerek itiraf ediyorum ki Bu işin içinde sağlıkçı birileri de var.
SABAHAT AKKİRAZ’a
Hacıbektaş meydanında yaşanan o birkaç saniyelik sahne, aslında haftalardır süregelen bir çürümenin son perdesiydi. Sabahat Akkiraz, Tülay Hatimoğulları'nın alanı terk etmesinin ardından sarf ettiği "benim deyişlerim herkese nasip olmaz" sözüyle, Alevi-Bektaşi geleneğinin en kadim mirasını, en kırılgan ve en kutsal ifade biçimini kendi siyasi husumetinin silahına dönüştürdü. Deyiş, bir mülkiyet değildir. Deyiş, yedi yüz yıllık bir toplumsal hafızanın, Pir Sultan'dan Kul Himmet'e uzanan bir irfan zincirinin ortak mirasıdır. Kimsenin "benim" diyerek tekeline alacağı, kimseye "nasip olmaz" diyerek reva göreceği bir meta değildir.
Bu sözler tesadüfen söylenmiş sözler değildir. Bir Kürt siyasetçinin, bir kadın eş genel başkanın protokol koltuğundan kalkıp alanı terk etmesi karşısında verilen bu cevap, deyişi bir aidiyet nişanesine, bir "biz-onlar" duvarına indirger. Alevilik'te rızalık, ayrımsızlık üzerine kuruludur; ikrar veren, kapıya gelen herkesin eşit muhatap alındığı bir törenler bütünüdür. Deyişi bir grup için söylenip diğerine kapatılan bir imtiyaza çevirmek, bu geleneğin özüne aykırıdır ve bunu yapan kişi, ister farkında olsun ister olmasın, ırkçı bir söylemi Alevi-Bektaşi kisvesiyle meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Daha vahimi, bu tek bir anlık sürçme değil, süreklilik arz eden bir tutumun parçasıdır. Akkiraz'ın son dönemdeki açıklamaları, "sessiz istila" söylemine sarılması, Amedspor bayrağına gösterdiği tepki, TUSAŞ saldırısı sonrası kendisini eleştirenlere verdiği "kendi faşist ve ırkçılıklarını Alevilik maskesiyle gizleyenler" cevabı hepsi aynı çizginin devamıdır. Bir sanatçının kendi siyasi tercihlerini savunma hakkı vardır elbette; ama Alevi-Bektaşi değerlerini, deyişi, Hacıbektaş meydanını bu tercihlerin kalkanı hâline getirmek başka bir şeydir. Bu, düşkünlüğü hak eden bir tutumdur çünkü topluluğun ortak mirasını, topluluğun rızası olmadan bir hizip çatışmasının aracına dönüştürmektedir.
Hak-Der olarak, Alevi-Bektaşi geleneğinin hiçbir ferdinin, deyişi ya da nefesi bir ayrımcılık aracına çeviremeyeceğini; bunun kadim irfanın ruhuna açık bir ihanet olduğunu kamuoyuna duyururuz. Deyiş herkesindir, çünkü Hakk'ın sofrası ayrımsızdır ve o sofrada oturmaya "nasip" tayin etmeye kimsenin hakkı yoktur.
Baki Düzgün
Hak-Der Genel Başkanı
Hünkâr Hacı Bektaş Veli, hakikat kapısının ikinci basamağını“Yetmiş iki millete bir gözle bakmak ve eşit hizmet etmek” olarak tarif ediyor. Yani yol bu, eşitlik üzerine kurulu ki yol cümleden uludur. Kimsin de kendini yolun sahibi görüyorsun?
Sen kalkmış DEM Parti Eş Genel Başkanı’nı ve gönül vermiş milyonları ötekileştiriyorsun. Hak kelamı olan nefesleri de kendi malın gibi görüp herkese nasip olmaz diyorsun. Bu ne kibir böyle?
O meydanın, o dergâhın kapısı herkese açık. Giren kimliğiyle değil, Can olmasıyla girer. Nasip dağıtıcılığına soyunmak ve insanları kendi meşrebine göre bölmek düpedüz hadsizliktir.
Yıllarca okuduğun nefesleri şahsi mülkün sanıp bu kibre kapılman, aslında o nefeslerin özünü hiç anlamadığını gösteriyor. Ağır olacak ama, sen sadece kaset doldurmuşsun.
@BelovacSerap@MehmetDepremMED Serap hanım çok boşa düşmüşsünüz cevaplarınızla. Tamamen eleştiren, eleştirileriyle manevra yapamaz hale getirene hakaret etmiş gibi sayfanızdan kovamanız da düşüncelerinizin dayanaktan yoksun olması ve dolayısıyla haksızlığınızın tescili olmuş…
📢 HASTANELERDE DAĞITILDIĞI İDDA EDİLEN SUNUMDAKİ BİREYSEL HEDEF KATSAYISI UYGULAMASI NELER GETİRİYOR? LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUNUZ ÖNEMLİDİR.
👉Sağlık Bakanlığınca hazırlandığı idda edilen sunuma göre Bireysel Hedef Katsayısı (BHK), hekim ve diş hekimlerinin teşvik ek ödemesini 1,00 ile 1,40 arasında etkileyen yeni bir değerlendirme sistemi olarak uygulanacaktır.
Örneğin bu sistemde bir hekim eski usulde 10 TL teşvik ek ödemesi alıyorsa ve yeni katsayısı 1,40 olarak belirlenmişse, alacağı ek ödeme yaklaşık 14 TL olacaktır. Peki bu aradaki 4 TL kimin cebinden çıkacaktır?
📌 Sunumda öne çıkan başlıklar:
✅ Hekimlerin aynı branş ve benzer hastane grubundaki meslektaşlarıyla karşılaştırılması (Örn. Bir hastanedeki 4 kardiyoloğun tıbbi puan ortalaması alınacak; ortalamanın üstünde kalanların BHK'si 1,01 ile 1,40 arasında değişirken ortalamanın altında kalanlar 1,00 ile çarpılacaktır),
✅ İşlemlerin zorluk, süre ve emek düzeyine göre sınıflandırılması,
✅ Baraj puanı, branş ortalaması, Z-skoru ve bonus kriterlerinin kullanılması,
✅ Bazı altyapı, personel ve malzeme eksiklikleri için muafiyet uygulanması öngörülmektedir. Örnek başhekim şu hekim şu nedenden dolayı puan üretememiştir derse muaf olacaktır. Umarız bu yetkiyi başhekimler elinde koz görüp farklı amaçlarla kullanmaz.
🔍 Gelin durumu somut bir örnekle açıklayalım:
Bir hastanede 4 kardiyolog olsun. Bunlardan 2'si insanüstü bir gayretle çalışıp yüksek puan üretsin, diğer 2'si ise standart hekimlik sınırlarında puan üretsin. İcat edilen yeni Z-skoru formülü ile bu 4 hekimin puan ortalaması alınacaktır. Ortalamanın üstündeki 2 hekimin katsayısı 1,10 - 1,40 arasında değişecek, ortalamanın altındaki 2 hekimin katsayısı ise 1,00 olacaktır.
Peki katsayısı 1,00 olan hekimin aldığı net tutar düşecek mi?
🧮 Basit Bir Hesaplama:
Eski Sistem (Mevcut Durum):
Hastanenin Dağıtacağı Tutar: 1.000 TL
Toplam Puan: 1.000 puan
Hekimin Puanı: 100 puan
Hekimin Teşvik Net Tutarı: 100 TL
👉Bireysel Hedef Katsayısı Sonrasında:
Hastanenin Dağıtacağı Tutar: 1.000 TL (Değişmedi)
Toplam Puan (Katsayılarla): 1.200 puan
Aynı Hekimin Puanı: 100 puan
Hekimin Yeni Payı: 83,33 TL
👉Sonuç: Burada 1,40 BHK alan 2 kardiyolog eski sistemde 100 TL alacakken yeni sistemde 140 TL alacaktır. Diğer 2 kardiyolog ise ortalamanın altında kaldığı için hak ettiği 100 TL yerine 83,33 TL alacaktır. Hastanenin toplam geliri ve dağıtılan havuz artmadığı için, 1 katsayılı hekim kendi cebinden meslektaşına aktarma yapmış olacaktır. Paralar sadece kendi aralarında yer değiştirmektedir! (Burada ki örneği sadece kardiyolog olarak düşünmeyin. Hastane geneline yayıp düşünün.)
👉O ki bu 4 kardiyolog da insanüstü çalışıp yüksek puan üretirse; bu sefer ortalama yükselecek ve 4'ü de 1,00 katsayı alarak yine eski sistemdeki parayı alacaktır. O da olmadı, diğer hastanelerdeki kardiyologların ortalaması devreye girecektir.
⚠️ Adalet mi, Yoksa Performans İçinde Performans mı?
Burada gün aşırı çalışan ödüllendirilirken, standart ve insani şartlarda çalışan cezalandırılmış olmaktadır. Herkes gün aşırı çalışırsa bu sefer yine kimse ödüllendirilmeyecektir!
Bazı hekimlerimiz "Çalışanla çalışmayan ayrılsın" diyordu; işte böyle ayırmışlar! Doğru mu olmuş yanlış mı, yorumu size bırakıyoruz.
👉Ayrıca; zaten puan üreten hekimin emeği tıp standartlarında ölçümlenmektedir. Geçtiğimiz Ocak ayında "Kurum Hedef Katsayısı" icat edilmişti, şimdi de "Bireysel Hedef Katsayısı" icat edildi.
Soruyoruz: Dünyanın neresinde 3 kuruşluk emek karşılığına bu kadar karmaşık şart koyulmuştur? Dünyanın neresinde böyle bir bordro hukuku vardır?
Burada "performans içinde performans" uygulanmaktadır! Hekimin aynı emeği ve tıbbi faaliyeti; birbirini izleyen ve tekrar eden katsayılarla mükerrer biçimde değerlendirilmekte, üstelik hekimin kontrolünde olmayan kurumsal/karşılaştırmalı veriler bireysel ücretine yansıtılmaktadır.
👉Aynı çalışma ikinci kez performans değerlendirmesine tabi tutulmaktadır. Bireysel performansın farklı adlarla tekrar tekrar değerlendirilmesi, kurumun ve diğer çalışanların sonuçlarının bireysel ücrete yüklenmesi ve hesaplama sisteminin öngörülebilir olmaması hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum.
⚖️ Sendika olarak duruşumuz: Yönetmelik resmi olarak yayımlandığında, hukuk birimimiz konuyu detaylıca değerlendirecek ve gerekli hukuki ile idari mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.
Not: Bu değerlendirme ve hesaplamalar hastanelerde sunulduğu iddia edilen bilgilendirme sunumlarına göre yapılmıştır. Kesin analizlerimiz yönetmelik yayımlandıktan sonra kamuoyuyla paylaşılacaktır.
TUNCAY SONEL'İN OYUNLARI HİÇ BİTMEMİŞ...
İŞTE SKANDALIN BELGESİ...
Gülistan Doku soruşturmasında ortaya çıkan yeni belge akıllara durgunluk verecek türden...
Doku ailesi Gülistan'ın ortadan kaybedildiği 5 Ocak 2020 tarihinden bir gün sonra Tunceli'ye gelerek kızlarını aradı...
Gülistan Doku'nun telefonunda sinyal alınmadığı için hiç bir şekilde ulaşmak mümkün olmayınca, telefon hattı anne Bedriye Doku'nun üzerine olduğu için 8 Ocak 2020 günü yedek SİM kart çıkarılarak telefon aktif hale getirildi...
Dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, savcılık talimatı ve mahkeme kararı olmadan Gülistan Doku'nun telefonunu istihbarat şubeye talimat vererek teknik takibe aldırdığı için 8 ocak 2020 günü çıkarılan yedek SİM kartın aktif hale gelmesi ile müdür Emniyet Müdürü durumu önce vali Tuncay Sonel'e bildirdi ve görevlendirdiği polisler Doku ailesinin yanına giderek telefonun kullanılmasına izin vermeyerek aileyi valilik makamına götürdü...
Valilik makamında Vali Tuncay Sonel, İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen ve İl Jandarma komutanı Albay Sinan Şen ile toplantı halindeyken aile görevlendirilen polisler eşliğinde valilik makamına gelerek SİM kartı vali Tuncay Sonel'e teslim etti...
Vali Tuncay Sonel, Emniyet müdürü ve il jandarma komutanı ile toplantı halindeyken SİM kartı inceletmek üzere Ankara'da bilişim konusunda uzman olan tanıdığı bir polise göndereceğini söyledi. İl jandarma komutanı ve emniyet müdürü başsavcının bilgisi olması gerektiğini söyleyince Vali, Başsavcı ile konuşur hallederim deyince emniyet müdürü ve İl jandarma komutanı bu duruma itiraz etmedi...
Gülistan Doku soruşturmasını Tunceli Emniyet müdürlüğü yürüttüğü halde Emniyet Müdürü Yılmaz Delen yaşanan bu durumu soruşturma savcısına bildirmek zorunda olduğu halde ne sözlü ne de yazılı olarak bu durumu savcılığa bildirmemiş...
SİM kart vali Tuncay Sonel tarafından Ankara'ya gönderip temizletip, deliller tamamen yok edildikten sonra 18 Ocak 2020 tarihîden sonra SİM kart valiye geri gönderilmiş...
Vali Tuncay Sonel tarihi tam net olmasa da 19 yada 20 Ocak 2020 tarihlerinde Ankara'da Gökhan Ertok tarafından temizlenerek geri gönderilen Gülistan Doku'nun SİM kartını kendisi bizzat soruşturma savcısına teslim ediyor...
Vali Sonel SİM kartı savcıya teslim ettikten sonra Doku ailesinden Aygül Doku'yu çağırarak ben SİM kartı bana verdiğiniz tarihte savcılığa teslim ettim. (burada aileye yalan söylüyor. Aynı tarihte teslim etmemiş.) Ancak sizden birinin bir dilekçe yazarak SİM kartın aile tarafından savcılığa teslim etmesi gerekiyor. Bu sadece yasal gereklilik ondan dolayı bir dilekçe yazıp savcıya götürülmesi gerekiyor diyor...
Valinin bu talebi sonrası aile üyelerinden abla Aygül Doku 6 Şubat 2020 günü SİM kart üzerinde inceleme yapılarak delillerin ortaya çıkarılması için SİM kartın aile tarafından savcılığa teslim edildiğine dair bir dilekçe yazıp soruşturma savcısına teslim ediyor...
Aygül Doku dilekçede Gülistan'ın kullandığı GSM hattının anne Bedriye Doku'nun üzerine kayıtlı olduğu için 8 Ocak 2020 günü yedek SİM kart çıkardıklarını belirtmesine rağmen savcı bu kartı kim kullandı, yada kartı kime teslim ettiniz, kartı neden çıkardınız gibi hiç bir soru sormadan sadece dilekçeyi alarak işleme koyuyor...
ŞİMDİ SORALIM:
- Gülistan Doku soruşturmasını yürüten Tunceli Emniyet müdürlüğü 8 Ocak 2020 günü Gülistan Doku'nun kullandığı telefon hattının yedek SİM kartının çıkarıldığını ve telefonun aktif hale geldiğini neden bir yazı ile soruşturma savcısına bildirmiyor?
-Doku soruşturmasını yürüten kolluğun başında bulunan Emniyet Müdürü Yılmaz Delen Gülistan Doku'nun GSM hattının aktif hale geldiğini verdiği tanık ifadesinde, Gülistan'ın GSM hattının 8 Ocak 2020 günü aktif hale geldiğini tespit ettiğini beyan etmesine rağmen bu durumu neden sözlü yada yazılı olarak kayıtlara geçmesi için soruşturma savcısına bildirmiyor?
-Tunceli Emniyet Müdürü, il jandarma komutanı ile birlikte Tuncay Sonel'in makamında toplantı halinde oldukları sırada SİM kart aile tarafından valiye teslim edildikten sonra vali SİM kartı Ankara'da bilişim konusunda uzman bir polise göndereceğini beyan etmesine rağmen emniyet müdürü neden bu durumun yasal olmadığını valiye hatırlatmıyor ve bu durumu neden soruşturma savcısına bir yazı ile bildirmiyor?
-Soruşturma savcısı SİM kartı Tuncay Sonel'den teslim aldığı halde neden ailenin verdiği dilekçeyi kabul ediyor?
-Soruşturma savcısı vali Tuncay Sonel'den talimat alarak mı soruşturmayı yürüttü?
-Soruşturma savcısı 8 Ocak 2020 günü çıkarılan SİM kartı 6 şubat 2020 günü teslim alırken aradan geçen yaklaşık 1 aylık sürede bu SİM kartın kimler tarafından kullanıldığı yada SİM kart üzerinde kimlerin işlem yaptığını neden araştırmadı?
- Soruşturma savcısı valinin talimatı ile Doku ailesinin SİM kart ile ilgili dilekçe yazdığını önceden biliyor muydu?
- Aygül Doku SİM kart dilekçesini soruşturma savcısına teslim ederken, savcı neden Aygül'e hiç bir soru sormadı? Bu SİM kartı kim çıkardı, neden çıkardınız, kime teslim ettiniz, bu bir aylık süre içinde SİM kart sizde miydi başka birinde miydi? gibi soruları sorup ifade alması gerekirken neden hiç bir soru sormadan dilekçeyi teslim alıp işleme koydu?
-SİM kart üzerinde 18 ocak 2020 günü 3 saatten fazla veri alış verişi olduğu halde ve bu gerçek 2024 yılından sonra tespit edilmesine rağmen soruşturmanın ilk savcısı SİM kart ilgi olarak GSM şirketi ve diğer birimlere neden yazı yazarak SİM kart üzerinde işlem yapılıp yapılmadığını ve veri alış-verişinin olup olmadığını sorma gereği duymadı?
-Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı ve soruşturma savcısının Tuncay Sonel ile olan yakın arkadaşlıkları ve aralarındaki görüşme trafiği neden hiç araştırılmıyor?
Çekdar’ın açıklamalarından sonra yoğun bir şekilde istişareden ve yönetimden açıklanma bekleniyor.
Amacı bağcıyı dövmek yerine üzüm yemek olan herkes adına şunu söylemek isterim: Yönetim bu konuda kesinlikle açıklama yapmasın. Acilen istişare ve yönetim üstü bir komisyon devreye girsin ve bu Çekdar, Veysel, Diagne ve “sıradaki arkadaşlar” sorununu çözüme kavuştursun.
Çok açık söylüyorum. Çekdar iddia ettiği herşeyi ispatlayabilecek argümanlara sahip. Ve her şeye rağmen hala feryat etmeyi ve anlaşılmayı deniyor.
Yönetimden gelecek ve diyalog zeminini tamamen ortadan kaldıracak bir açıklama herkese gemileri yaktırabilir.
Bu camianın bir evladı, bir neferi ve öyle kabul edenler için söylüyorum bir abisi olarak bir kez daha ama son kez bu süreçte büyük iletişim hataları yapan ve futbolla uzaktan yakından ilgisi olmadıkları halde sosyal medya üzerinden oluşturulan yapıların etkisinde kalarak yanlış kararlar alan yönetimi aklı selime davet ediyorum.
Bırakın bu sorunları biz çözelim. Bu kulübü hiç kimse egosuna kurban etmesin. Eğer diyalog geliştiremezsek ve çözüm üretemezsek o zaman çıkar kamuoyuna durumu olduğu gibi deklare ederiz.
Topu taca değil size atıyoruz. Bir kez halka kulak verin.
Bugün 10-12 yaşındaki çocukların ellerinde büyük kahve bardakları görmek artık şaşırtıcı değil. Sosyal medya, zincir kahve mağazaları ve akran etkisi, kahveyi bir içecekten çok “büyümüş olmanın” simgesi haline getirdi.
Oysa çocuklar ve ergenler erişkin değildir.
Kafein, gelişmekte olan sinir sistemi üzerinde erişkinlerden farklı etkiler gösterebilir. Çocuklarda ve ergenlerde:
uykuya dalmayı zorlaştırabilir ve uyku kalitesini bozabilir,
kaygı, huzursuzluk ve çarpıntıya neden olabilir,
dikkat ve ruh hali üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir,
özellikle akşam saatlerinde tüketildiğinde ertesi gün öğrenme ve okul başarısını dolaylı olarak etkileyebilir.
Bir başka sorun da kahvenin artık yalnızca kahve olmamasıdır. Pek çok popüler içecek; yüksek miktarda şeker, krema, şurup ve bazen de birkaç fincan kahveye eşdeğer kafein içerebiliyor. Böylece çocuklar hem fazla şeker hem de yüksek doz kafein almış oluyor.
Çocukluk çağında kahveyi tamamen yasaklamak yerine, doğru sınırlar koymak daha gerçekçi görünüyor. Özellikle küçük çocuklarda düzenli kahve tüketimini teşvik etmemek gerekir. Ergenlerde ise kafein alımının sınırlı olması, enerji içeceklerinden kaçınılması ve kahvenin uykunun yerini alan bir “performans artırıcı” gibi kullanılmaması önemlidir.
Tip 1 diyabetli çocuklar açısından da konu ayrıca önemlidir. Kahvenin kendisi karbonhidrat içermez; ancak kafein bazı bireylerde stres hormonlarını artırarak glukoz düzeylerini yükseltebilir, bazılarında ise belirgin bir etki görülmeyebilir. Şekerli kahve içecekleri ise yüksek karbonhidrat içerikleri nedeniyle kan şekerini hızla yükseltebilir ve insülin dozunun buna göre planlanmasını gerektirir.
Sonuçta sorun kahvenin kendisinden çok, çocukluk çağında normalleştirilen bir tüketim kültürüdür. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey; yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenmedir. Bunların yerini hiçbir kahve alamaz.
Bu konuda ailelerin yasaklayıcı olmaktan çok örnek olması daha etkili olacaktır. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylenenleri değil, gördüklerini benimserler.
Birinci ligdeki ilk iç saha maçımızı yine Erzurum’a karşı oynamıştık. Malum daha ilk maçtan bir sonraki iç saha karşılaşması için saha kapatma cezası almıştık. Bu kez buna asla izin vermeyeceğiz. Çünkü sonraki iç saha maçımız Trabzonspor’a karşı olacak. Her maçımız hayati, her maçımız çok önemli. Bu nedenle daha şimdiden tribün kültürünü iyileştirmeye çalışmalıyız. Taraftar gruplarımızın beraber hareket etmeleri zorunluluktur…
MEMUR VE EMEKLİ MAAŞINA EK ZAM YAPILMALI
TÜİK yine şaşırtmadı. Memur ve emekli maaş zamlarına referans olacak enflasyon oranını, memur ve emekliyi ters köşe edecek rakamlarla duyurdu.
Hissedilen enflasyon, memur ve emekliyi hesap makinesine çevirse de TÜİK, Haziran aylık enflasyonu yüzde 0,99, yıllık enflasyonu ise yüzde 32,11 olarak açıkladı.
Bu demek oluyor ki memur ve emekli maaş zammı, devede kulak olacak.
Bu kabul edilemez.Memur ve emekli sefalete terkedilemez.
İnsanca yaşamak, zorlanmadan temel ihtiyaçları karşılayabilmek her insanın temel hakkıdır.
Bu hak yetkililerce korunmalıdır.
Memur ve emekli; maaşıyla kira, ulaşım, elektrik, su, haberleşme, giyim, gıda, eğitim giderlerini karşılamakta zorlanmamalıdır.
Çalışan memura emeğinin, emekliye ise yıllarca memekliliğe dair ödediği kesintinin karşılığı verilmelidir.
Memur ve emekli sefalete terkedilmemeli, mağdur edilmemeli.
Memur ve emekli maaşlarına Toplu Sözleşme zam oranı ve açıklanan enflasyona ek olarak, refah payı olarak EK ZAM yapılmalıdır.
EK ZAM ile günümüz yaşam koşullarında memur ve emekli tam olarak rahatlayamasa da kısmen bir nefes alabilir.
Memur ve emekliye bütçeden hakkı, refahtan payı verilmelidir.
Kadriye Demirel
Anadolu Eğitim Sen Antalya İl Temsilcisi