KOCAM NEDEN DÖNMEDİ PAŞAM
(Ben gidersem devlet yıkılır diyenlere ithaf edilmiştir)
👇👇
6 Şubat 1923’te İzmir’den trenle Balıkesir’e gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün beraberinde eşi Latife hanım, Kazım Karabekir ve diğer devlet zevatı vardı. Hep birlikte cadde boyunca kendisini görmek için toplanan kalabalığı selamlıyor ağır adımlarla belediye binasına doğru ilerliyorlardı.
Atatürk kalabalık arasında “Paşam, Paşam” diye bağırarak kendisine ulaşmaya çalışan bir kadını gördü.
Durdu ve kadına doğru yürüdü.
Atatürk ile karşı karşıya geldiklerinde 5-6 yaslarında ki erkek çocuğunun elinden tutan kadın birden ağlamaya başlamıştı.
Heyecandan titreyen ses tonu ile sordu.
– Paşam kocam Hacı Bayram 4 yıl önce cepheye gitti ve hala dönmedi. Komşularım o şehit olmuştur diyorlar. Yoksa gerçekten öldü mü?
Gazi şaşırmıştı.
Bu sırada Kazım Karabekir Atatürk’ün kulağına eğilerek;
– "Çanakkale şehitleri" diye fısıldadı.
Anlamıştı Gazi Mustafa Kemal.
Eğildi ve kadının elinden tuttuğu çocuğun sevgiyle başını okşadı. Saçlarından öptü.
Kadına dönerek şunu söyledi.
– Hayır. Onlar Ölmediler.
Bundan sonrasını Mustafa Kemal Atatürk’ün ellerinden tutup saçlarını okşayarak öptüğü Balıkesirli Ayakkabı tamircisi Cevdet Dedemiz anlatmış.
Ben babamı hiç görmedim. Annem bana 7 aylık hamileyken babam Çanakkale’ye gitmiş. Babamın bir fotoğrafı dahi yoktu.
O günden sonra Atatürk her ay kendi maaşının bir kısmının kesilerek anneme teslim edilmesi talimatını vermişti. Bu görevi Balıkesir belediye başkanı Hayrettin Karan üstlenmişti.
Annem Atatürk'ün “Onlar ölmediler” sözünü bir umut ışığı olarak kabul etti. Kendince o söze ” Bir gün geri dönecekler” manasını yükledi.
O günden sonra hep babamın dönmesini bekledi.
Ne zaman evden dışarı çıkacak olsa bana tembihte bulunurdu.
– Cevdet ben çarşıya alışverişe gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Veya...
– Cevdet ben komşulara gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Yada...
– Cevdet ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
10 yaşında çarıkçı dükkanında çırak olarak çalışmaya başlamıştım.
Böylece aradan yıllar geçti.
Ustam yaşlanıp çırak olarak çalıştığım işyerini bana bıraktığında 25 yaşındaydım.
Annem ise artık iyice yaşlanmış, baston yardımı ile geziyordu.
Ama yinede her gün dükkana gelir, bir yere gidecekse yine bana haber verir ve 20 yıldır tekrarladığı aynı şeyi söylerdi.
– Cevdet baban gelecek olursa hemen gel beni çağır.
Günler, haftalar, aylar, yıllar böylece geçti.
Annem hastalandı.
Ölüm döşeğinde yatıyordu.
Teyzem ve komşular annemin başında kuran okuyorlardı.
Annem bir ara gözlerini açtı bana bakarak;
– Cevdet bak oğlum sakın unutma. Baban gelirse ona de ki, “Annem hep senin yolunu gözledi. Hep senin gelmeni bekledi. Ama sana hiç bir zaman kızmadı. Hiç bir zaman küsmedi."
Sonra tekrar uyumaya başladı.
Bir süre sonra aniden yerinden doğrulup gülümseyerek kapıya baktı ve şunları söyledi.
– Hacı Bayram. Erim. Yiğidim. Evimin direği. Hoş geldin. Paşam gelecek demişti. Bak geldin işte.
Bunlar annemin son sözleri oldu.
"Ben olmazsam devlet yıkılır" diyorsunuz ya...
"Bu Vatanı kim kurtardı" diye soruyorsunuz ya...
İşte sizlere tarih yerine bu yaşanmış olan bu öyküyü anlattım.
Bu vatanı Hacı Bayram ve onunla birlikte cephede savaşarak can veren nice isimsiz kahramanlar kurtardı
"Ben sizlere savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" diyerek ömrünün yarısından fazlasını cephelerde geçiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurtardı.
Her gün erinin yolunu bekleyen, son nefesinde "vatan borcu namus borcudur bu yüzden sana hiç küsmedim, kızmadım" diyen yetim Cevdet’in anası kurtardı.
İşte bu yüzden hiç korkmayın hiç çekinmeyin
Adına vatan dediğimiz bu topraklar yazı tura ile kazanılmadı
Kan ile, can ile, kemik ile kazanıldı
O yüzden birileri giderse bu devlet yıkılacağı gafletine düşenlerin uğrayacağı hezimet kaçınılmaz ve çok yakındır.
Bu vatanın evlatlarının taşıdığı yürekler yıkılmaz sanılan nice sarayların yüzölçümünden çok ama çok daha büyüktür.
-Biz Kurtuluş Savaşı’nda sadece İngiltere destekli Yunan ordusunu yenmedik;
Asıl onlara secde eden padişahçı satılık yobazları da yendik.
-Bu yüzden onların AKP’ye sızan torunları şimdi “İstiklal Harbi olmadı!” diye karşı propaganda yapıyorlar.
-Ne demişti İsmet Paşa:
“Biz İstiklal Harbi’nde bu gericilerden çektiğimizi düşmandan çekmedik.”
-Peki 30 Ağustos Rumsındığı Savaşı’nı kazandığız zaman Hintli lider Gandi ne demişti:
“İngilizler, Türklere bir tabut hazırladılar ama Türkler o tabutu İngilizlerin başına geçirdiler…”
-İşte 30 Ağustos’ta yendiğimiz İngiliz, Rum, gerici padişahçı ittifakının torunları, şimdi kendilerini yenen Başkumandan Gazi Mustafa Paşa’nın anılarıyla, eserleri ile savaşıyor.
-Bu yeni Kurtuluş Savaşı topla tüfekle olmasa bile siyaset, ideoloji, tarih, kültür, eğitim, ticaret vb… alanlarda şiddetle sürüyor.
-Yerimiz elbette Gazi Paşa’nın yanıdır.
-Düşmana secde edenlerin torunları düşünsün…
Bugün Kocatepe’den İzmir’e molasız yürüsen 5 gün sürüyor, Atatürk ve silah arkadaşları Ağustos sıcağında Kocatepe’den İzmir’e 14 günde gittiler.
Şimdi atalarınızın yazdığı zaferi düşünün, kimin torunu olduğunuzu hatırlayın ve neyi yapamayacağınızı düşünüyorsanız gidin, yapın.
Atatürk'ün Büyük Taarruz planını riskli ve hatalı bulan ve onu sert biçimde uyaran Yakup Şevki Paşa, savaş kazanılınca, Mustafa Kemal'le karşılaşır karşılaşmaz:
"Paşam! Sen haklı çıktın. Ver elini öpeyim!" der...
Mustafa Kemal ise Yakup Şevki Paşa'nın daha kıdemli olması ve bir zamanlar hocalığını yapması nedeniyle Paşaya:
"Estağfurullah! Ben sizin ellerinizden öperim." diye yanıt verir.
Yakup Şevki'nin: "Bu zafer, senin azmin sayesinde kazanıldı." sözüne Mustafa Kemal:
"Hayır Paşam! Bu zafer, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer, hepimizin!" yanıtını verir.
Yakup Şevki ısrar eder: "Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Benim gibilere kalsa, daha yerimizde sayıyorduk. Sen, bu millete Allah'ın bir lütfusun! Ama Akademi'de bana bu Taarruz Planını getirseydin geçer not vermezdim." der.
Haklıydın Şevki Paşa,
O bize Allah'ın bir lütfuydu !
Meraklısına;
ZaferHaftası
Sayın Melih Gökçek, Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki çocuk satışıyla ilgili yapılan paylaşımlar hakkında herkese dava açacağını belirtmiş.
Ben bu konuyu Parsel Parsel kitabımda yazdım. Belgelerini yayımladım.
Burada da aynı belgeleri paylaşıyorum.
Oysa ki bu olayı da anlatan kendisi.
Kimin hakkında suç duyurusunda bulunacak bilmiyorum ama aşağıda eklediğim belgeleri savunmada kullanabilirsiniz.
Şimdi soruyorum:
Fransa’ya ve ABD’ye verilen çocuklar hangi hukuki süreçlerle verildi?
Yüz sayfalık müfettiş raporunda yer alan tespitlere rağmen neden Danıştay’da başka bir dava açıldı?
"Çankaya" adlı kitabında ve çeşitli yazılarında
30 Ağustos zaferini
Türk milletinin kaderini değiştiren büyük bir dönüm noktası
olarak değerlendiren Falih Rıfkı Atay,
bu zaferin anlamını ve büyüklüğünü
şu sözlerle ifade etmiştir:
"30 Ağustos, Türk tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Millî tarihimiz çok büyük zaferlerle doludur, fakat Türk milletinin yalnız kendi kendisini kurtarmakla kalmayarak esaret altındaki bütün şark milletlerinin de ufkunu açan bu zafer, tarihin en heybetli mucizesidir."
“Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”
-Yahya Kemal Beyatlı
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun
MALAZGİRT ZAFERİNE DAİR TARİHİ BİR VESİKA!!!
GERÇEKTE NE OLDU⁉️
1950 öncesinde Malazgirt Zaferi kutlanmamış, Demokrat Parti Döneminde ise Mecliste resepsiyonlarla kutlanmıştır. (Kasım Küfrevi,
Eski Türk Edebiyatı Doktoru ve Araştırmacı-9. Dönem Ağrı MV)
Rahmetli Kasım Küfrevi, bu resepsiyonlara katılmayınca bazı MV’i, onu Bayar’a şikayet etmişler. Bayar, Küfrevi’ye resepsiyonlara neden katılmadığını sorunca, Küfrevi şu yanıtı vermiş;
“Beyefendi, bendeniz (Kürt) araştırmaları üzerine epey çalışmalar yaptım, yazılar yazdım. Siz Türkler, 1071’de Malazgirt’ten Anadolu’ya girdiğinizde,
bu topraklarda hiç (Kürt) yoktu. Arap’ta yoktu. Kürtler ve Araplar, ZAGROS dağlarının İran tarafında idiler ve savaşı kimin kazanacağını beklediler!!!
Malazgirt Zaferinin kazanılmasının esas sebebi, Önce Bizans Ordusunda konuşlanan Peçenek Türkleri ve Kıpçak Türklerinin saf değiştirerek, Selçuklu Ordusuna katılmalarıdır.
Kaynakça;
Celal Bayar-Kasım Küfrevi Görüşmesi 1950 Çankaya Köşkü Arşivi ANK.
“OĞLUNUZ BU HAİNLERİN OKULUNDA OKUDU, EŞİNİZİN ADI BU HAİNLERİN YETİŞTİĞİ OKULLARIN TABELASINDA YER ALDI.”
Murat Ağırel: (Kendisini “FETÖ'cü” olmakla suçlayan Melih Gökçek'e)
“Bu FETÖ mensubu hainleri siz iyi bilirsiniz. Oğlunuz bu hainlerin okulunda okudu, eşinizin adı bu hainlerin yetiştiği okulların tabelasında yer aldı.
FETÖ’ye ‘parsel parsel’ arazi veren, genel sekreteri FETÖ’cü olan, kapının önüne boş damacana gibi konulmuş belediye başkanı; FETÖ kumpasında yargılanmış bana 'Sana FETÖ’cüler destek veriyor' martavalına sığınıyor.
Daha önce argümanınız PKK’ydı, sanırım 'Terörsüz Türkiye' sürecinden mütevellit bugün DHKP-C olmuş. Yakında Guatemala’daki adı sanı bilinmeyen bir örgütün de beni gizliden desteklediğini iddia ederseniz…
Bırakın bu bıdı bıdıları.
Ben çok basit bir soru sordum:
Oğlunuzun ve onun eşinin 30 bin avro sermayeyle kurduğu şirket nasıl oldu da kısa sürede milyonlarca avroluk mal varlığına ulaştı?
Bu paranın kaynağı nedir?
Bu kadar basit. Hodri meydan. Bekliyorum.”