paint the world. stand unapologetically in your own skin and let your fire burn loud. wring out your blood, sweat, and tears until the mark you leave is impossible to wash away. chase everything you ever dreamed of and more, running at it like a madman completely consumed by the pursuit. smash your true self into every single day until you leave absolutely zero doubt. live relentless.
İnsan bazen hayatındaki en büyük değişimi sessizce yapar. Kimseye ilan etmez, uzun konuşmalar yapmaz, rest çekmez. Sadece içinden bir karar verir. Artık aynı şeye üzülmeyeceğim der. Artık kendimi aynı yerde küçültmeyeceğim der. O an dışarıdan hiçbir şey değişmemiş gibi görünür ama içeride bir kapı kapanır.
Çoğu kopuş gürültülü olmaz. İnsan bazı insanlardan, bazı ortamlardan, bazı alışkanlıklardan içten içe vazgeçer. Çünkü yorulmuştur. Sürekli açıklamaktan, sürekli tolere etmekten, sürekli anlamaya çalışmaktan. Ve bir noktada şunu anlar: Değişmesi gereken herkes değil, bazen sadece benim verdiğim izinlerdir.
Hayat bazen büyük adımlarla değil, küçük vazgeçişlerle yenilenir. Ve en güçlü kararlar, en az duyurulanlardır.
Rudyard Kipling'in o unutulmaz "Eğer" şiiri
Eğer herkes çıldırmış seni suçlarken...
Sen başını dik tutabilirsen,
Eğer herkes senden kuşkulanırken...
Sen kendine güvenebilirsen,
Ama bu kuşkulara da hoşgörülü davranırsan,
Eğer bekleyebilir ve beklemekten bıkmazsan,
Veya hakkında yalan söylenirken...
Sen yalan söylemezsen,
Ya da senden nefret edilirken...
Sen nefret etmezsen,
Ve yine de insanlara tepeden bakmaz...
Ukalalık etmezsen:
Eğer düş kurabilir...
Ve düşlerinin tutsağı olmazsan,
Eğer düşünebilir...
Ve düşünceleri ihtirasın haline getirmezsen;
Eğer hem Zaferi hem de Felaketi göğüsleyebilir
Ve bu iki sahtekâra da eşit davranabilirsen;
Eğer söylediğin gerçeklerin...
Üçkağıtçılar tarafından...
Aptalları tuzağa düşürmek için çarpıtıldığını...
Duymaya dayanabilirsen,
Ya da yaşamını adadığın eserler yıkıldığında...
İşe koyulup yıpranmış araç gereçlerinle,
Onları yeniden yaratabilirsen:
Bütün kazanımlarından bir yığın oluşturabilsen
Ve hepsini bir yazı-turayla riske atabilsen,
Ve kaybettiğinde yeniden baştan başlayabilsen
Ve kayıpların hakkında tek bir söz bile etmesen;
Eğer yüreğini, beynini ve kaslarını...
Bütün yıpranmışlıklarından sonra bile
Yeniden dönüş için zorlayabiliyorsan,
Ve içinde, onlara "Dayan!" diyen...
İradenden başka hiçbir şey kalmamışken...
Dayanabiliyorsan
Eğer erdemlerini koruyarak kalabalıklarla konuşabiliyorsan,
Ya da insanlığını unutmadan krallarla birlikte yürüyebiliyorsan,
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitebiliyorsa;
Eğer herkes sana güvenebiliyor ama yapamayacağın şeyleri beklemiyorsa,
Eğer sen acımasızca geçen her dakikanın her saniyesini...
Uzun bir maratonda gibi koşabilirsen,
İşte o zaman Dünya ve içindeki her şey senindir,
Ve daha önemlisi-sen artık Adam olmuşsundur oğlum!
Dünya gerçekten de tehlikelerle dolu ve içinde bir sürü karanlık yer var; lakin nice güzellik de hâlâ ayakta ve artık bütün topraklarda içine keder karışmış olsa da, belki daha bile çok serpiliyor sevgi.
— J.R.R. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi
Gece gökyüzüne baktığımızda tek gördüğümüz geçmiştir; ne kadar ileri baksak o kadar gerileri görürüz. Geleceği görmek için içe dönmemiz lazım.
- Simon Critchley, Bellek Tiyatrosu
Allah’ım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul edebilmem için huzur, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve aralarındaki farkı anlayabilmem için de gereken bilgeliği bağışla.
Bonhoeffer hapiste yazdığı “On Yıl Sonra” kitabında kötülük ve budalalığı birbirinden ayıran bir bölüme yer vermiştir. Ona göre kötülüğe karşı çıkmak ve protesto etmek mümkündür ancak budalalık için bu söz konusu değildir.
Çünkü budalalara karşı mantıklı açıklamalar yararsızdır. Budala kendini güvende hissetmesini sağladığı için inancıyla mutludur. Bunun sonucunda bazen açık gerçeği inkar ederek mutlu olur, üstüne gidilirse de kızar ve saldırıya geçer.