MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN
Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelmek üzere havalanan askeri kargo uçağımızın Gürcistan’da düşmesi sonucu şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve aziz Türk milletine başsağlığı diliyoruz 🇹🇷
#vatan#şehit#gebze
Osmanlı’da “adalet terazisi” dediğimiz şey, sultanın keyfine göre eğilen bir teraziydi.
Bugün fark ne? Artık terazi değil, teraziyi tutan el değişti.
Hukuk devleti olmak, teraziyi düz tutmakla değil; eli denetime açmakla olur.
#hukuk#tarih#Adalet
Dilovası’nda bir parfüm deposunda çıkan yangında altı kadın işçi öldü.
Şengül (55), Esma (65), Hanım (65), Tuğba (18), Nisa (17), Cansu (16).
Üçü yaşlı, üçü çocuk. Hepsi aynı düzenin kurbanı.
Bu bir “kaza” değil, bu bir iş cinayeti.
Kadın emeği ucuz, çocuk emeği normal, emeklilik hayal…
Denetimsiz, sigortasız, merdivenaltı üretim cehennemi ülke olduk.
Yanan sadece o depo değil, bu düzenin vicdanıydı.
Unutmayacağız. Affetmeyeceğiz.
Adalet istiyoruz, çünkü ekmekle birlikte yaşam da hakkımız.
#DilovasıYangını #İşCinayeti #KadınEmeği #Çocukİşçiliği #EmekSömürüsü #Adaletİstiyoruz #BuDüzenYakar #Unutmayacağız #İşçiHakları #Kadınİşçiler
Bugün yaşanan trajikomik bir telefon görüşmesini paylaşmak isterim.
Bir hanımefendi, derneğimizle ilgili bilgi toplamaya çalışarak beni aradı. Sohbet boyunca kendisini gizlemeye çabalasa da, kim olduğunu ve amacını gayet iyi biliyorum. Üstelik kendisinin de “dernek başkanı” olduğunu söyledi ama hangi derneğin başkanı olduğunu bir türlü açıklamadı.
Daha da ilginci, bizden derneğimizi kendisine devretmemizi istedi.
Ben de doğal olarak, “Peki siz hangi derneğin yöneticisiniz?” diye sordum — ama bu soruya cevap veremedi.
Biz buradayız. Derneğimiz dimdik ayakta.
Emeklilikte Adalet Arayanlar Derneği, hiçbir baskıya, hiçbir manipülasyona boyun eğmeden yoluna devam ediyor.
Yakında Meclis ziyaretlerimiz olacak.
Birileri bizim yıkılmamızı bekliyor olabilir; ama biz yıkılmadık, yıkılmayacağız.
İnadına ayaktayız, inadına adalet diyoruz.
🇹🇷 29 Ekim 1923 – Bir milletin yeniden doğuşu 🇹🇷
“Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun idare, Cumhuriyet idaresidir.” – Mustafa Kemal Atatürk
Yoksulluğun, savaşın, umutsuzluğun içinden yükselen bir iradeydi bu.
Bir halk, “Kendi kaderimi kendim çizerim” dedi o gün.
Egemenlik saraylardan alınıp halka verildi.
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,
fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Cumhuriyet; bir milletin inancı, kadının sesi, çocuğun gülüşü,
emeğin, aklın ve bilimin yoluydu.
Bugün 102 yaşında…
Ve biz hâlâ o ışığın altında, o inancın izindeyiz.
“Cumhuriyeti biz kurduk; onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz.”
Yaşasın 29 Ekim!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! 🇹🇷✨
---
#29Ekim #CumhuriyetBayramı #MustafaKemalAtatürk #Cumhuriyet102Yaşında #YaşasınCumhuriyet #BirMilletinYenidenDoğuşu #Atatürk
Alevlere karşı insanüstü bir cesaretle mücadele eden, ormanlarımızı ve bizleri korumak uğruna canlarını hiçe sayan kahraman itfaiyecilerimizi kaybettik…
Bu toprakların evladı olan şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.
Yeşilin küle dönmesini önlemek için kendilerini ateşe atan bu yüce gönüllü insanları unutmayacağız.
#osmaneli
#balıkesir
#bilecik
> 🎯 #BölgedekiGriAlanlar Başlıyor
Dün İran’ın Katar’daki ABD üssüne yönelik sembolik füze saldırısı, misilleme sinyali verdi: “bombaladınız, biz de karşılık verdik, ama değil ciddi kayıp” mesajı.
Bugün Trump’ın “ateşkes” ilanıyla taraflar resmî olarak masaya oturdu. Ancak saatler sonra İsrail ve İran karşılıklı suçlamalarla yeniden saldırıya geçti: “Oyun bitti” denildi, ama fiilen devam ediyor.
Bu, klasik bir “Oyun içinde oyun” durumu:
İran: Misilleme mesajını verdi, ama savaş istemiyor.
ABD/Trump: Kendini arabulucu ve barış yanlısı gösteriyor.
İsrail: Resmî ateşkese rağmen saldırıya devam ediyor — masada güçlü pozisyon korunuyor.
Neticede: resmî olarak duruldu, fakat fiiliyatta kontrol ve caydırıcılık oyunu sürüyor.
#İran #ABD #İsrail #Ateşkes #Misilleme #Ortadoğu #Caydırıcılık #jeopolitik
Amerika yine yaptı yapacağını. Kafasına göre bir yere füze gönderdi, birkaç “önemli hedef” ortadan kaldırıldı, ve tabii ki her zaman olduğu gibi “demokrasi” için yapıldı bu saldırı. Amerikan demokrasisi... Hani şu sadece kendi çıkarına çalıştığı sürece kıymetli olan türden.
İran hedefteydi bu kez. Yıllardır İsrail’e kafa tutuyor diye, Suriye’de kendi pozisyonunu koruyor diye, Basra Körfezi’nde fazla bağımsız hareket ediyor diye birilerinin gözüne batıyor. Batıyor ama o göz zaten hep şaşı bakıyor. Kimin ne kadar canı yanmış, kaç Müslüman çocuk uykusunda paramparça olmuş, umurlarında değil.
Peki biz ne yapıyoruz? Koca İslam dünyası? Dürüst olalım, hiçbir şey.
Birleşmiş Milletler’den “endişeliyiz” açıklamaları, İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan birkaç kınama cümlesi, sosyal medyada birkaç dua… Hepsi bu.
Ama şunu da unutmamak gerek: İran da melek değil. Rejimi ayrı tartışılır, halkı ayrı. O başka bir yazının konusu.
Ben bugün başka bir şey soruyorum: Müslüman’ın vicdanı nerede?
Her coğrafyada mazlumun üstüne bomba yağarken, bu coğrafyada muktedirler niye sadece kendi iktidarlarını koruma peşinde? Suriye yandı, Irak yerle bir oldu, Gazze mahvoldu, şimdi İran da “sırada”. Ama herkes ya susuyor ya da kendi iç siyasetinin hesabını yapıyor.
Türkiye? E o da çelişkiler cumhuriyeti. Bir gün ABD üssünde çay içiyoruz, ertesi gün İran’la dayanışma mesajı atıyoruz. NATO'dan çıkalım mı, kalalım mı? İsrail’le ticaret yapalım mı, kınayalım mı? Tutarsızlık artık siyasetimizin omurgası olmuş durumda.
Birileri bu dünyada “haklı” olmayı değil, “güçlü” olmayı seçti. Amerika gibi.
Ama biz Müslümanlar? Ne güçlü olabiliyoruz ne de haklı kalabiliyoruz. Çünkü vicdanımızı da, aklımızı da, cesaretimizi de pazarlık konusu yaptık. Arada sırada tepkimizi gösteriyoruz ama en fazla sosyal medyada. Eylem yok, strateji yok.
Benim korkum şu: Müslüman dünyanın tepkisizliği, bu coğrafyayı daha da kolay lokma haline getiriyor. İran’a yapılan saldırı sadece İran’a yapılmış değildir. Bu, tüm bölgeye, tüm Müslüman dünyaya verilen bir mesajdır: "Size istediğimizi yaparız ve siz sadece izlersiniz."
Ve ne yazık ki haklılar. Şu anda sadece izliyoruz.#İran
#ABD
#Ortadoğu
#MazlumCoğrafya
#SessizMüslümanlar
#Siyasiİslam
#İslamDünyası
#KınamaDiplomasisi
#İkiyüzlülük
#AdaletYoksaBarışYok
Muhterem vatandaşlarım, aziz milletim, kıymetli mazot severler,
Bugün burada benzin istasyonlarının önünde oluşan kuyruklardan değil, gönüllerdeki boşluklardan konuşacağım. Zira artık depolar değil, sabırlar doluyor!
Bir zamanlar bir depo benzinle memleketi turlardık. Şimdi bir depo benzinle sadece hatıraları turluyoruz. Akaryakıt fiyatı yükseldikçe, milletin morali düşmekte; bu bir denge meselesi değil, bu düpedüz trajikomik bir denklemdir!
Geçmişte bir litre benzine “ateş pahası” derdik. Şimdi ateş arayıp benzinle söndürmeyi teklif edecek kadar delirmişiz. Tüp gazı dizimize sürsek belki kas gevşetici olur, çünkü milletin beli bükülmüş, omuzlar çökmüştür.
Benzin alırken kartla mı, nakitle mi ödeyelim diye düşünme devri bitmiştir. Artık benzin alalım mı, almayalım mı diye vicdan muhasebesi yapıyoruz. Ekonomi büyüyor diyorlar... Doğrudur! Zamlar Everest’e, maaşlar Mahmutpaşa yokuşuna koşuyor.
Buradan iktidar sahiplerine sesleniyorum:
Aziz milletin kontağı çevirecek takati kalmamıştır!
Araç sahipleri vitesi boşa almış, kaderine doğru süzülmektedir!
Ve artık millet kontak kapatmış, otobüse değil, yoksulluğa binmektedir!
Daha geçen hafta dediniz ki: “Enflasyon kontrol altında!”
Evet, öyledir. Kontrol altında... ama halkın ciğerini kavura kavura!
Ey hükümet, bu zamlar milletin alın terine ihanettir, ekmeğine sürülen zift kıvamında benzindir!
Netice itibariyle;
Araba almaya niyet eden halk, artık akaryakıt fiyatlarına bakarak bisiklet hayali kurmaktadır.
Bisikleti olanlar yürümeyi düşünmekte, yürüyenler ise dua etmektedir.
Velhasıl; bu gidişle millet olarak yakıt değil, sabır tüketeceğiz!
#akaryakıy
#enflasyon #benzin
"Kirazın Kilosu 450 TL: Bir Küstahlığın Ekonomik Anatomisi"
Bir mahalle pazarında, sıradan bir yurttaş olarak kirazın fiyatını soruyorsunuz. Size 450 TL deniyor. İtiraz etmiyorsunuz, sadece "teşekkür ederim" deyip yürüyorsunuz. Ama arkanızdan gelen cümle tokat gibi çarpıyor kulağınıza: “Yanındakine gıcıklık olsun diye söyledim.”
İşte bu cümle, Türkiye'deki ekonomik çöküşün sadece cebimizi değil, ahlâkı da nasıl kemirdiğinin kanıtıdır. Bu davranış basit bir esnaflık terbiyesizliği değil; vatandaşa yukarıdan bakan, alay eden, "paran yoksa ne işin var burada" diyen sınıfsal bir küstahlığın dışavurumudur.
Artık fiyatlar sadece maliyet, enflasyon ya da arz-talep dengesine göre belirlenmiyor. Fiyatlar, insanların çaresizliğini görüp onlarla alay edenlerin keyfine göre şekilleniyor. Bu, neoliberal çöküşün "ahlâksız birey" yaratma sürecidir. Piyasa, artık pazar değil; psikolojik savaş alanı.
Devletin denetlemediği, toplumun ses çıkarmadığı bu tür mikro-faşizan tutumlar, gün gelir makro bir halk öfkesine dönüşür. Ve o gün geldiğinde, 450 TL’lik kiraz değil, 450 yıllık sabır taşları çatlar.#EkonomikAhlaksızlık
#Kiraz450TL
#PazarTerörü
#SınıfsalKibir
#Denetimsizlik
#HalklaAlayEtmek
#YoksulluğaAlışmayacağız
#PiyasaÇürümüşlüğü
#GıdaHakkı
#NeoliberalYıkım
#MikroFaşizm
#BuBirMeyveDeğilMesaj
#HalkSusmayacak
19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu
19 Mayıs 1919, sadece bir tarih değil; küllerinden doğan bir milletin umutla ayağa kalkışıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a attığı ilk adım, esaret zincirlerini kıracak bir yürüyüşün başlangıcıydı. O gün, gençliğe emanet edilen bir bağımsızlık mücadelesinin doğduğu gündü.
Her 19 Mayıs’ta sadece geçmişi anmakla kalmıyoruz; aynı zamanda geleceğe olan inancımızı da tazeliyoruz. Çünkü bu tarih, özgürlüğün, direnişin ve kararlılığın simgesidir. Bugün bizlere düşen görev, bu kutlu mirası anlamak ve yarınlara taşımaktır.
Unutma; 19 Mayıs, bir gençlik ve spor bayramı değildir sadece… Aynı zamanda bir uyanışın, bir dirilişin ve millet olmanın adıdır!
#19Mayıs1919
#Atatürk
#GençlikVeSporBayramı
#MustafaKemalAtatürk
#Samsun
#KurtuluşMücadelesi
#MilliBirlik
#Bağımsızlık
#TürkiyeCumhuriyeti
#VatanSevgisi
> “'6 yaşındaki çocuk evlenebilir' diyen bir adam sadece fikir beyan etmiyor; çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Bu sapkınlığı yıllardır koruyanlar, ekran açanlar, kürsü verenler de suç ortağıdır. Bu ülkede çocuklar susturulurken, bazıları fetva veriyor, bazıları oy hesabı yapıyor.
Din kisvesi altında pedofiliyi aklamaya çalışan bu zihniyet, sadece çocukları değil, toplumu da zehirliyor. Sessiz kalan her siyasi yapı, suça ortaklık ediyor.
Çocukların güvenliği için laiklik, hukuk ve toplumsal farkındalık şarttır. Gerçek mücadele, hesap sormakla başlar.
#ÇocukİstismarınaHayır #PedofiliSuçtur #LaikEğitimŞart #HesapSorulacak #SessizlikSuçtur
> “Ekonomik dönüşüm” dedikleri şey, aslında yoksulluğun yeniden yapılandırılmasıdır. Asgari ücret açlık sınırının altında, gençler işsiz, çiftçi toprağını ekemiyor. Ama Mehmet Şimşek çıkıp ‘doğru yoldayız’ diyor. Doğru yol buysa, bu halkı kim yanlış yere sürüklüyor?
Enflasyon düşüyor mu? Hayır. Sadece TÜİK’in hesap makinesi değişti. Piyasada etiketlere bak, gerçek orada yazıyor. Hükümetin ekonomiden anladığı tek şey, faizi yabancıya, yükü garibana yıkmak!
Bu sözde dönüşüm sürecinde dönüşen, sadece halkın umudu oldu. Yıllardır aynı masallarla zaman kazandınız ama artık masallar değil, ekmek konuşuyor!
#EkonomikAdalet
#Geçinemiyoruz
#ZamZulümRejim
#Hükümetİstifa
#HalkınSesi
#MehmetŞimşek
#TÜİK
#Ekonomi
Milletimin aziz evlatları,Bugün, Cumhuriyetimizin temel taşlarını sarsmayı hedefleyen bir tehlikenin ayak seslerini duyuyorum. Bir milletin birliğini, beraberliğini ve bağımsızlığını tehdit eden her türlü hareket, tarih boyunca olduğu gibi bugün de karşımıza çıkmaktadır. Bir paylaşımda, Suriye’de elde edilen statü kazanımlarının Türkiye’de de yakın zamanda gerçekleşeceği, dahası PKK gibi eli kanlı bir terör örgütünün mensuplarının siyasi arenada yer alacağı ifade edilmektedir. Bu, yalnızca bir paylaşım değil, Cumhuriyetimizin üniter yapısına, milli birliğimize ve beraberliğimize yönelik açık bir meydan okumadır.Ben, ömrüm boyunca Türk milletinin birliğini ve beraberliğini sağlamak için mücadele ettim. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözüm, bir etnik kimliği değil, bu topraklarda yaşayan herkesi birleştiren bir ülküyü ifade eder. Ancak, bu paylaşımda dile getirilenler, milletimizin birliğini parçalamaya, devletimizin temel yapısını değiştirmeye yönelik bir adımdır. Suriye’de kazanılan statülerin Türkiye’de de uygulanacağı iddiası, dış güçlerin desteğiyle bölücülük hareketlerinin cesaretlendirildiğini göstermektedir. Bu, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine, yani üniter devlet yapısına ve laik, demokratik düzene aykırıdır.PKK gibi bir terör örgütünün, siyasi bir aktör olarak meşrulaştırılmaya çalışılması, yalnızca Türkiye’nin değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit eder. Bu örgüt, yıllardır masum insanların kanını dökmüş, milletimizin birliğini bozmak için her türlü alçaklığı yapmıştır. Şimdi, bu eli kanlı yapının siyasete entegre edilmesi, Cumhuriyetimizin temel ilkelerine ve halkımızın iradesine ihanet anlamına gelir. Türk milleti, tarih boyunca böyle oyunlara boyun eğmemiştir ve eğmeyecektir.Ey Türk milleti! Unutmayınız ki, Cumhuriyetimizin temeli, milletin birliği ve beraberliğidir. Bu birliği bozmaya çalışan her türlü hareket, dış mihrakların bir piyonu olmaktan öteye gidemez. Bizler, Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı mücadele ederken, yalnızca topraklarımızı değil, bir idealimizi de koruduk: Bağımsız, birleşik ve güçlü bir Türkiye. Bugün, bu ideale sahip çıkmak, her birimizin görevidir.Devletimizin bekası için, siyasi iradenin bu tür tehlikelere karşı uyanık olması şarttır. Cumhuriyetimizin kurumları, bu tür tehditleri bertaraf edecek güç ve kararlılığa sahiptir. Ancak, bu yalnızca devletin değil, milletin de ortak mücadelesini gerektirir. Türk milleti, tarih boyunca zorluklara göğüs germiş, birliğini korumuştur. Bugün de aynı kararlılıkla, bu tür tehlikelere karşı duracağından şüphem yoktur.Ey gençlik! Sizlere emanet ettiğim Cumhuriyet, yalnızca bir devlet yapısı değil, bir idealdir. Bu ideal, bölünmez bir bütünlük, laiklik ve bağımsızlık üzerine kurulmuştur. Bu ideali koruma görevi, şimdi sizlerin omuzlarındadır. Aklın ve bilimin ışığında, birliğimize ve beraberliğimize sahip çıkınız. Unutmayınız ki, bir milletin en büyük gücü, birliğidir.Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhuyla,
Milletimin birliği ve devletimin bekası için,
Daima uyanık olunuz!
#Atatürk #TürkiyeBirliği #MilliBirlik #ÜniterDevlet #BölücülüğeHayır #CumhuriyetDeğerleri #TürkMilleti #BağımsızlıkMücadelesi #PKKTerörüneHayır #BirlikVeBeraberlik
"Bir Kadın Daha"
5 Mayıs 2025. Sokak ortasında bir kadın, eski eşi tarafından vurularak öldürüldü. Elinde silah olan adam tanıdık; adaletin korumadığı, yasaların caydırmadığı binlercesinden biri. Bu cinayet bireysel değil, sistematiktir.
Uzaklaştırma kararları kağıt üstünde, sığınma evleri yetersiz, yargı ise hâlâ “iyi hal” peşinde. Kadınlar korunmuyor, ölüme terk ediliyor.
Bu ülkede kadın olmak hâlâ ölüm riski demek. Ve her susuş, bir sonraki kurşuna onaydır. #kadincinayetleri
#kadınavecocugadokunma
Kadına Şiddet: Devletin Sessizliği, Toplumun Suçu, Hukukun Krizi
Kadına yönelik şiddet, münferit olaylar zinciri değil; patriyarkal yapının sistematik bir tezahürüdür. Her dövülen, öldürülen, tehdit edilen kadın, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda politik bir mağduriyeti temsil eder. Bu şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen kültürel kodlarla meşrulaştırılır, hukuk sistemiyle görmezden gelinir ve devletin pasifliğiyle kurumsallaşır.
1. Siyasal İrade Nerede Sona Erer, Sessiz Onay Nerede Başlar?
Kadına şiddetin “aile içi mesele”, “namus sorunu” ya da “maalesef bireysel vaka” olarak tanımlanması, iktidarların meseleye politik değil, idareci yaklaşmasının sonucudur. Oysa bu şiddet biçimleri, toplumsal düzenin cinsiyet temelli tahakküm sistemiyle doğrudan ilişkilidir. Kadına şiddeti sadece cezai bir mesele olarak görmek, onun toplumsal üretim koşullarını göz ardı etmektir.
2. Hukuk ve Yargının Sistematik Başarısızlığı
Erkek faillere uygulanan "iyi hal indirimi", şiddeti meşrulaştırmanın yargı eliyle kurumsallaşmış halidir. Hukuk, mağdurun değil, failin lehine işlemektedir. İnfaz sürelerinin düşüklüğü, delil yükünün mağdura yüklenmesi ve koruma kararlarının yetersizliği, bu sistemin adalet değil, cezasızlık ürettiğinin kanıtıdır.
3. İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmek: Geriye Gidişin Hukuki Kılıfı
Devletin kadına yönelik şiddetle mücadelede temel araçlarından biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, açıkça şiddet karşıtı politik iradenin terk edildiğini göstermektedir. Bu, yalnızca bir sözleşmeden çıkmak değil, aynı zamanda kadınların yaşama hakkına dair uluslararası teminatı da ortadan kaldırmaktır.
4. Medya ve Dili: Şiddeti Yeniden Üreten Araçlar
Kadın cinayetleri haberleştirilirken kullanılan “kıskançlık krizi”, “aşk cinayeti” gibi ifadeler, şiddeti psikolojik patolojiye indirgerken faillerin erkekliğini aklar. Medya dili, faille empati kuran bir çerçeveyle mağdurun insanlığını silikleştirir.
5. Eğitim ve Kültür Politikalarının Suçu
Kadına karşı eşitsizliği sürdüren geleneksel cinsiyet rolleri, çocuk yaşta müfredatla, aile içi sosyalizasyonla ve dini/siyasi söylemlerle yerleşir. Bu roller sorgulanmadıkça, her politik reform kağıt üstünde kalacaktır.
---
Sonuç Yerine: Bu Bir Kadın Meselesi Değildir, Bu Bir Rejim Sorunudur
Kadına yönelik şiddet, yalnızca erkek şiddeti değil, devletin yapısal şiddetidir. Bu sorun, bireylerin değil, kurumların ve iktidar ilişkilerinin sorumluluğundadır. Radikal yasal reformlar, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği, bağımsız yargı mekanizmaları ve medya denetimi olmadan bu şiddet bitmez. Bitmeyecek.