Çiçeklerle Karşılanıp Yoksulluğa Terk Edilenler (30 yıllık mahpusların Yeni Yaşam
Hikâyeleri )
Son dönemde otuz yılı aşkın süre cezaevinde kalan birçok siyasi mahpus tahliye edildi. Kimileri kamuoyunun yakından tanıdığı isimler. Veysi Aktaş ve Çetin Arkaş gibi isimler, İmralı’da bulunmuş olmalarının da etkisiyle tahliyelerinin ardından siyasette ve kamuoyunda bir karşılık bulabildiler. Belki de ailelerinin belli ölçüde destek olabilecek koşulları da vardı.
Fakat aynı yılları cezaevinde geçirmiş, adı bilinmeyen, ailesi olmayan ya da ailesi yoksulluk içinde yaşayan yüzlerce insan için tahliye, özgürlüğün değil, çoğu zaman yeni bir hayatta kalma mücadelesinin başlangıcı oluyor.
Toplum böylelerin hikâyelerini yavaş yavaş duymaya başladı. Ve insan her yeni hikâyeyi duydukça istemeden şu ağır soruyu soruyor:
Acaba onlar için cezaevinde kalmak mı daha kolaydı?
İlk günlerde cezaevi kapısında çiçeklerle karşılanıyorlar. Sosyal medyada fotoğrafları paylaşılıyor. “Hoş geldin” mesajları yazılıyor. Birkaç gün boyunca el üstünde tutuluyorlar.Ama gerçek hayat sosyal medya kadar sıcak değildir.
O ilgi birkaç gün sürüyor. Sonra herkes kendi hayatına dönüyor. Otuz yılını, otuz iki yılını içeride bırakmış insanlar ise hayata sıfırdan başlamaya çalışıyor.
Daha dün bir arkadaşım bana tanık olduğu bir hikâyeyi anlattı.
Liceli bir eski mahpus… Adı Hilmi.
En son Erzurum ve Elazığ cezaevlerinde kalmış. Cezaevindeki kötü muamele nedeniyle sağlığı ciddi biçimde bozulmuş.
Otuz iki yıl sonra tahliye edilince önce İstanbul’a, kız kardeşi ile annesinin yanına gidiyor. Üç ay kaldıktan sonra Diyarbakır’a geliyor.
Şimdi Forum AVM civarında eski, avlulu, harabeye dönmüş bir evde yaşamaya çalışıyor.
Kapısı penceresi doğru dürüst olmayan, zemini çıplak beton olan bir ev…
İçeride birkaç kap kacak, bir iki kilim…Düzenli beslenme imkânı bile yok. Durumunu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine iletiliyor.
Verilen cevap şu: “Sosyal konutlarımız var. Boşalınca yer verebiliriz. Beklesin.”
Altı ay geçmiş. Ne arayan var ne soran. Bu sadece bir kişinin hikâyesi.
Bir başka hikâyeyi ise sosyal medyada gördüm. Bu paylaşımı da kendisi de eski bir cezaevi çıkışlı yapmıştı
Paylaşımda şöyle deniliyordu: “Mehmet Hadi Savaş kesintisiz 36 yıl yatmış. Geriye kimsesi kalmamış. Geçen gün tesadüfen fırıncı bir arkadaşın yanına gidip ekmek istemiş. Tam altı dil biliyor. Sosyal yardım için tüm belediyelere başvurmuş, olumlu bir cevap alamamış. Bu sadece bir örnek. Geçmişine yabancılaşanın geleceği olamaz.”
Bu satırlar yalnızca bir insanın dramını değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal çelişkiyi de anlatıyor.
Bir başka acı haber ise kısa süre önce geldi.
Dokuz yıllık tutukluluğun ardından tahliye edilen Ferit Şahin, tahliyesinden sonra geçimini sağlamak için memleketi Muş’un Bulanık ilçesinde inşaatta çalışırken iş kazasında yaşamını yitirdi. Yani cezaevinden kurtuldu ama yaşamın
acımasızlığına yenildi.
Bu örnekler istisna değildir. Bunlar artık yapısal bir soruna işaret ediyor. Yıllarca bedel ödeyen, ömürlerini cezaevlerinde tüketen insanlar tahliye olduktan sonra sistemli bir dayanışma ağıyla karşılaşmıyor.
İlk günkü alkışlar bitiyor. Fotoğraflar unutuluyor. Ve insanlar yoksullukla, yalnızlıkla, hastalıkla baş başa bırakılıyor.
Öte yandan hiçbir bedel ödememiş, mücadeleye hiçbir emek vermemiş kimi çevrelerin bugün belediyelerde, ihalelerde, şirketlerde ve çeşitli imkân alanlarında rahatlıkla yer bulduğu da görülüyor.
Bu manzara ister istemez yıllar önce anlatılan bir hatırayı akla getiriyor.
Bir arkadaşım, Salih Sümer ile yaptığı bir sohbeti anlatmıştı.
HEP’in kurucularında biri iken DYP’ye geçtiği için kendisini eleştirdiğinde şu cevabı vermiş: “Oğlum, bu radikallikleri bırak. Ne yaparsanız yapın, bir gün ben ya da benim gibiler, siz kazansanız bile gelip o kazanımların üzerine rahatlıkla otururuz. Unutma; efendi hep efendidir. Maraba hep marabadır.”
Bugün yaşanan tabloya bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba Salih Sümer haklı mı çıktı?
6 - olmamış gibi hayatın rutini içerisinde konu unutulup gidecek. Tıpkı uçak seferleri gibi, tıpkı diğer konular gibi!...
Hep birlikte kaybetmeye devam edeceğiz!
DEWAM KE...
1 - Bu "Proje"yi izah edebilecek birisi varsa beri gelsin
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 2053 yılı hedefini açıkladı, ancak Van, Hakkari, Bitlis, Muş, Bingöl ve birçok bölge ili 2053 yılı hızlı tren hedefi içerisinde yer alamadı!
5 - Olmayacakları da söyleyeyim
Yine kimse bir araya gelerek ortak çıkarlar doğrultusunda hareket etmeyi, konuşmayı, tartışmayı, sorunun sebebini tartışmayacak, ortak bir eylem planı çıkartmayacak!
CHP’li isimler parti değiştirip itirafçı olunca, HDP’li siyasetçiler gündeme geldi
CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonlar sonrasında çok sayıda ismin “etkin pişmanlık”tan yararlanarak itirafçı olması HDP’li siyasetçilere yapılan baskıları yeniden gündeme getirdi.