@by__fth Hak hukuk adalet'in olmadığı, insanların özgürce hahlarını almak için Haykırıp bagıramadıgı, her şeyin yasaklarla dolu demekrasi anlayışı Türkiye ye mahsus hale geldi. Erkan Baş l kutluyor sonuna kadar destekliyorum.
70 yıl boyunca iktidar yüzü görmemiş bir siyasal partinin, yüzde 20’ler bandına sıkışmış bir yapının, bir anda seçim kazanma eşiğine gelmesi tesadüf değildir.
Bu; sabrın, emeğin, ciddi bir stratejinin ve en önemlisi de sağlam bir güven inşa etmenin sonucudur.
Bu dönüşümün mimarı da tartışmasız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur.
Sayın Kılıçdaroğlu, yıllarca “İktidar olamaz” denilen bir partiyi, toplumun en geniş kesimleriyle temas kuran, helalleşme çağrıları yapan, kutuplaşmayı azaltan ve devleti yeniden liyakat zeminine oturtma iddiası taşıyan bir çizgiye getirdi. Altılı masa gibi tarihsel bir uzlaşıyı kurmak kolay değildi. Farklı ideolojileri aynı masa etrafında toplamak, Türkiye Siyasi Tarihinde nadir görülen bir başarıydı.
Ama ne oldu?
Tam da seçimin kazanılabileceği bir noktada, içeriden ve dışarıdan eş zamanlı bir kuşatma başlatıldı.
“Seçilecek aday” söylemi, masumane bir strateji tartışması değil; organize bir psikolojik harekatın merkezine dönüştürüldü.
Bu söylemle hedef alınan kişi yalnızca Sayın Kılıçdaroğlu değil, aynı zamanda kurulan bütün siyasal dengeydi.
İstanbul’da kamelya köşelerinde yapılan gayriresmi toplantılar, medya üzerinden yürütülen sistematik itibarsızlaştırma kampanyaları, kendisini “bağımsız” diye pazarlayan ama aslında yönlendirilmiş yorumcular, fonlanan gazeteciler ve sosyal medya trolleri…
Hepsi aynı hedefe kilitlendi;
Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığını zayıflatmak ve seçim kazanma ihtimalini içeriden sabote etmek.
Daha da vahimi, seçim gecesi yaşanan organizasyon zaaflarıdır. Seçim güvenliği gibi hayati bir konuda yaşanan sistemsel çöküş, yalnızca teknik bir aksaklık olarak açıklanamaz.
Bu, ya büyük bir ihmal ya da bilinçli bir zafiyetin sonucudur.
Ve her iki ihtimal de ağır bir siyasi sorumluluk doğurur.
Bugün gelinen noktada ise aynı aktörler, hiçbir şey olmamış gibi “değişim”, “yenilenme” ve “ileriye bakma” söylemleriyle sahne alıyor.
Ama kimse şu sorulara cevap vermiyor:
Seçim sürecinde yürütülen algı operasyonlarının sorumluları kim?
Medya üzerinden yapılan yönlendirmelerin arkasında hangi çıkar ilişkileri vardı?
Seçim gecesi yaşanan sistem çöküşünün hesabı neden sorulmadı?
Kazanılabilecek bir seçim neden kaybedildi?
Şimdi ise “cambaza bak” diyerek gündem değiştirmek isteyenlere şunu hatırlatmak gerekir:
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.
Ve siyaset, hafızas��z bir alan değildir.
Bugün yapılan şey; başarısızlığın üzerini örtmek, sorumluluğu dağıtmak ve asıl meseleyi unutturmaktır. Ama bu toplum artık daha bilinçli.
Kimin mücadele ettiğini, kimin sabotaj yaptığını, kimin samimi, kimin fırsatçı olduğunu görüyor.
Siyaset, koltuk hesaplarıyla değil, ilke ve duruşla yapılır.
Eğer bir hareket kendi içindeki çürümeyle yüzleşmezse, dışarıya umut olamaz.
Ve unutulmasın:
Bir seçimi kaybetmek kader değildir…
Ama kazanılabilecek bir seçimi kaybettirmek, affedilecek bir siyasi hata da değildir.
Saygılarımla...
İnsan yaşamını ve ulusların egemenlik haklarını yok ederek varlığını sürdüren, küresel sermayeye dayalı Amerika ve İsrail’in kanlı ortaklığı; henüz diplomatik görüşmeler devam ederken İran’a savaş açarak gerçek niyetlerini tüm dünyaya ilan etmiştir.
Vatan sevgimiz ve milletimize olan sadakat yeminimizin adı demokrasidir.
Fakat uluslararası hukuku tanımayan,
devletlerin üniter yapılarını ve ulusların egemenlik haklarını hedef alan bu anlayışa karşı mücadele etmek, Kuvâ-yi Milliye’den gelen karakterimizin de gereğidir.
100 yıl öncesine dayanan ve egemenliğimizi hedef almanın yanı sıra kardeşliğimizi dinamitleyip kaynaklarımızı ele geçirmeyi ve gençlerimizi kendi sermayelerine köle yapmayı amaçlayan, bize yıkımdan başka bir şey getirmeyecek planlarını; verdiğimiz destansı Kurtuluş Savaşımızla bozmuştuk.
Emperyalistlere tekrar hatırlatalım:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısının ve Türk Milletinin egemenlik haklarının tehlikeye girdiğini hissedersek;
Savunmasız kalmış Avrupa Birliği tehlikeye girer!
Balkan Devletleri tehlikeye girer!
Akdeniz tehlikeye girer!
Kıbrıs’ta bulunan Rum yönetimi, İsrail’den medet ummaya ve düşmanca politikalar sürdürmeye devam ederse, aynı tehlike onlar için de geçerlidir.
Kardeşlerim,
Onlar bizi, biz onları çok iyi tanıyoruz.
Bizi hatırlarlar.
Biz de iki şeyi unutmayacağız:
1-) “Biz Şam topraklarında düşman, Türk çöplüklerinde kardeş olduk.” diyen Suriye vatandaşlarını.
2-) Amerika’nın Afganistan’ı işgal ettikten sonra Kabil’den ayrılan Amerikan uçaklarına binebilmek için ölen Afganları.
Netanyahu’nun İran ve bölgede yaşayan halkları kışkırtma ve kardeşi kardeşe düşman etme planlarına geçit vermeyeceğiz.
Kardeşlerim,
Bu kavga haysiyet ve hürriyet kavgasıdır.
Başka bir şeye benzemez.