Genel Başkanımız Sayın Gültekin UYSAL'a Samsun İl Binamızda bir genel seçim öncesi çalışmalarımız hakkında bilgi verirken.
@DpGultekinUysal@_DemokratParti
Yarın YKS 'ye girecek olan tüm Öğrencilerimize ve Kızıma başarılar diliyor, emeklerinin ve hayallerinin zayi olmamasın��, doğdukları topraklarda gelecek kurmalarına vesile sonuçlara ulaşmalarını temenni ediyorum.
Türk Milletinin tarih önünde hür, müreffeh ve korkusuzca yaşama mücadelesini zirveye taşımış Genel Başkanımız, Başbakanımız, 9. Cumhurbaşkanımız, Demokrat Geleneğin adeta 2. Büyük kurucusu Süleyman Demirel��i Isparta-İslamköy’de mezarı başında şükranla, rahmetle andık; Allah rahmet eylesin…
Ayrıca memleketin dört tarafından vefa duygusuyla Çalcatepe-Anıtmezar’da buluşan tüm dava arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.
Dün Isparta'da halı müzesini ziyaret ettik. Vesilesiyle tezgâhın başına da geçtik, dinledik, tecrübe ettik.
Genç kardeşimiz anlatırken sadece Anadolu insanının emeğine tanık olmadık; insanımızın toprağı ekerken, hasadı yaparken, çifti sürerken, tohumu atarken, ekini biçerken, mahsulü toplarken verdiği emek geldi gözümüzün önüne.
Bakıra inen her çekiç darbesi, tesbihin her bir habbesi, koyunun kuzusu, kömürün karası, bu toprakların her insanı emek demek.
Biz dün insanımızın sahip olduğu sebata da tanıklık ettik.
Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in düsturu, emek ile berekete erdiğini bildiğimiz Anadolu'nun lütfu biz Demokratlara misaldir; biz de sabırla, sebatla, emekle, inançla bu memleketin her bir karış toprağını nakış nakış işleyeceğiz.
Adaletle, demokrasiyle, zenginlikle buluşturacağız inşallah.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Süleyman Demirel'in vefatının üzerinden 11 yıl geçti.
Bizlere bir siyasi deha ve devlet tecrübesinin çok ötesinde bir inancı ve mücadele azmini miras bırakan Merhum Genel Başkanımız Türkiye'nin demokrasi hikayesinin bir özetiydi.
Ülkenin kalkınmasını, Milletin zenginliğini engellemek isteyen kim varsa önce onu hedef seçmişti.
Hayatı boyunca yasaklara, tutuklamalara, darbelere maruz kaldı.
Sadece bir iktisadi kalkınmayı değil içtihadi bir kalkınmayı da kendine dert etmişti.
Milletin sesine kulak kabartmış, "Milletin dediği olur" diyerek demokrasiye bakışını en veciz biçimde anlatmıştı.
Ama bizlere bıraktığı asıl anlatı top yekün hayatıydı.
Mücadelesini ve serüvenini şöyle izah ediyordu;
"Biz henüz tanesi dolmadan kurumuş başakların arkasından geldik. Bu başaklar kurumamalıydı, ona su lazımdı. Bizim kavgamız; bozkırla yeşilin kavgasıydı."
Kendisine bayrağı devreden Menderes'in, Bayar'ın fikrini sahiplenmiş, cumhuriyetin demokrasi ile taçlanacağını bilerek mücadele etmişti.
Cumhuriyet onun için fırsat eşitliği, fırsat eşitliğinin en büyük misali ise kendisiydi; Çoban Sülü cumhuriyet sayesinde, cumhuriyeti Türk Milletine hediye eden Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Çankaya'ya çıkmıştı.
Bugün 'cumhuriyet'i kendi keyiflerinin, keyfiyetin ve sadece tek bir zümreye ait servetin önünde engel bilerek bir 'karşıt' ideoloji belleyenlere kar��ı, Türkiye için nasıl bir şans ve değer olduğu bilerek şöyle nitelemişti; "Cumhuriyet, çimentodur, kiremittir, fabrikadır, yoldur, barajdır, kalkınmadır, refahtır."
Zira kendisine çimento kardıran, kiremit kavurtan, fabrika yaptıran, yol döktüren, baraj kurduran cumhuriyet ve cumhuriyetin değerleriydi.
Cumhuriyet pekişmeliydi. Onu pekiştirecek olansa daha fazla demokrasi, daha fazla hürriyet ve daha fazla zenginlikti.
Geldiği yeri, içinden çıktığı coğrafyayı ve şartları unutmayarak, kendi şartlarını değil o şartları iyileştirmekti derdi.
Ekonomik büyüme diye dertlenen, yani sayısal bir kaç veri ile kendini eyleyen, Milletle eğlenenlere karşı 'kalkınma' diyerek politika üreten 9. Cumhurbaşkanımız o günden bugüne ne derece haklı olduğunu göstermişti.
Demirel, bugün tahammülünü kaybetmiş olanlara bir emsaldi. Tahammülü, toleransı ile Türkiye'de bugün yoklukla malul olanı, demokrasilerin ruhunu oluşturan eleştiri ortamını tahkim etmişti.
Liderlik etmenin yumruğunu değil dişini sıkmak olduğunu, sabrı, azmi bilen, nimet külfet dengesinde külfeti omuzlamış, nimeti millete, hakkı olana teslim etmiş bir isimdi Demirel.
Sahiden gönül almayı, nasıl ve ne şekilde olursa olsun katlanmayı bilmişti.
Dünden bugüne hayatı nasihat ve fevkalade öngörülerle doluydu.
Camiye, kışlaya, okula siyaset girmesin diye telkin ederken henüz yakın zamanda aksini yapanlar yüzünden maliyetini milletimizin ödediği yanlışlardan bahsetti.
"Ordunuzu tahrip etmek istiyorsanız onu siyasete sokun, yapılacak en kestirme yol budur." demişti.
Yaşadığı dönemden bugüne cevap üretendi o.
Sorun üretip güya çözerek değil var olan sorunlarla mücadele ederek yürüdü yoluna.
Türk Milleti ona "baba" dedi. Zira evlatlarını kaynaştırmak, rızkı eşit paylaştırmak, Milletinin her bir ferdini zenginlikle, huzurla, adaletle buluşturmak gibi bir derdi vardı.
Bu derdinden ötürü Millete düşman olanların da onunla derdi vardı.
Ona bakınca kendi eksikliklerini, kör zihniyetlerini, habis emellerini, şahsi beklentilerini fark edenler düşmanlık etti ona. Egosu haricinde sıfırlayacak tek şeyi yoktu.
Öfkesi haricinde, nefsi haricinde...
Ezcümle neresinden bakarsak Ulvi bir şahsiyeti anıyoruz bugün. Derdi Millet, Derdi Memleket olan Büyük bir Türkü anıyoruz.
Bize nasihat değil, hatırat değil bir istikamet bırakan Büyük İnsanı, Merhum Genel Başkanımız, Türkiye'nin bir anlamda 'öğretmen Cumhurbaşkanı', nam-ı değer Çoban Sülü'yü, Türk siyasetinin 'babası' Süleyman Demirel'i, vesilesiyle eşleri hanımefendiyi, Nazmiye hanımı rahmet ve minnetle anıyorum.
Ruhu şad olsun.
Dünya Kupası yolunda yarın sahaya çıkacak olan Ay-Yıldızlı takımın her bir oyuncusu, Kırmızı Beyaz formanın her bir parçası, bu milletin umudunu, gururunu ve inancını taşıyor.
Milli takımımızın mücadeleden vazgeçmeyeceğine, son düdüğe kadar azmini koruyacağına inanıyoruz.
Haydi, skordan bağımsız olarak; yüreğinizi, karakterinizi ve Türk Milletine yakışan mücadeleyi ortaya koyun.
Milyonlarca insanın, Türk Milletinin duası ve desteği sizinle. Bugün sadece bir maç değil; birlik olmanın, aynı hedefe inanmanın ve ay-yıldızın altında kenetlenmenin günü.
Haydi çocuklar!
Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷
27 Mayıs bir askeri darbenin, Milletin adına vazife edenlerin görevi kötüye kullandığı, milletin rızasını alamayanların topla, tüfekle o rızayı gaspa kalkıştığı gün değil yalnızca. 27 Mayıs bir sui misal; 27 Mayıs kötülüğe, hainliğe cesaret vermiş bir tecrübe aslında.
Siyasetin bir 'er meydanı' olduğunu bilip o meydanda mücadele etmeye korkanların, korkakların o meydanı kendileri için 'rakipsiz' kılma çabasıdır 27 Mayıs.
O korkaklık öyle bir raddeye erişmiştir ki rakip addedttiklerini iktidardan indirmek yetmemiştir onlara. O hainler rakiplerini cezaevlerine doldurmuş, yetinmemiş bedenlerin fani olduğunu unutarak hukuksuzluklarına, memlekete tasallutlarına, keyfiyetlerine engel olmasınlar diye 'rakip' bildiklerini dar ağacına yollamışlardır.
27 Mayıs aslında Demokrat Parti iktidarına karşı değil Türk Milletine karşı yapılmıştır. Millete tam anlamıyla ölüm gösterilmiş, sıtmaya razı olması söylenmiştir. Had millete bildirilmiştir. Zira Millet darbeci eşkıyaların kendisi için çizdiği kadere kani gelmemiş, kendi kaderini tayin etmeye kalkmıştır.
Darbeciler, ayağa kalkan bir milleti çökertmeye, henüz kırk yıl evvel dünyaya meydan okumuş, savaşlardan çıkmış ancak yıkıma, yokluğa karşın ayağa kalkmış Türk Milletine inancının, azminin hesabını sormak istemiştir.
O hain sürüsü, 1919'da savaş meydanlarında başlayan, 1950'da fabrikalarda , tarlalarda, okullarda devam eden mücadelenin kazanılmasını istememiştir. Çünkü Milletin kazancı onların kaybıdır.
Bir tarafından, ülkenin demokrasi ve hürriyetler üzerine sarfettiği bir buçuk asırlık çabanın çalınması, bir tarafından ise siyasetin meşruiyetine dair algıları değiştirmiş olması nedeniyle çok boyutlu bir organize kötülüktür 27 Mayıs.
Her daim belirttiğimiz üzere darbelerle mücadelenin yolu daha fazla demokrasi ve işler bir adalet mekanizmasıdır.
Bir siyasal ve toplumsal dönüşüme değil maalesef zihni bir dönüşüme de sebep olan ve sonrasında yaşanmış darbelere 'zihin' hazırlayan 27 Mayıs bizlere mücadele etmemiz gereken şeyin bu zihinler olduğunu göstermiştir.
Bu zihin ve zihniyetle mücadele etmek geçmiş darbelerle hesaplaşmak, geleceğe dair hesapları toptan kapatmaktır.
Bizler, Türk Milletinin refahı, kalkınması, gelişmesi ve huzuru için "demokrasi" diyen "adalet" diyen, Bayar'ın, Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun inandığı ve mücadele ettiği davanın murisi olan bizler, sadece 27 Mayıs'la değil darbeyi bir çıkar bilen, hukuksuzluğa bel bağlayan, şahsi menfaatlerini Türk Milletinin menfaatlerinin önüne koyanlarla ay i ruh ve azimle mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz.
O gün Milletimize ihanet eden, Milletimize had bildirmek için Milletin seçtiği Başbakanı, Bakanları idama göndermeyi bile göze alanlara karşı Menderes'in son sözleri bizlere kılavuzdur;
"Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Hiç muğber (kızgın) değilim. Hiçbir iğbirar (Küskünlük) duymuyorum. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum”
Bu vesileyle 1960'taki suç şebekesini bir kez daha lanetliyor, başta partimizin kıymetli isimleri, darbenin gerçekten mağduru olmuş abide şahsiyetlerini rahmetle anıyor, çelikten bir irade ile darbeci çeteyi yok varsaymış 3. Cumhurbaşkanımız, kurucu genel başkanımız Celal Bayar'ı, darbecilere karşı verdikleri milli mücadelede milleti için korkmadan şehadete yürüyen Başbakanımız Ali Adnan Menderes'i ve aziz bakanları Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı şükranla, minnetle ve rahmet duaları ile anıyorum.
Kurban Bayramı’na bir kez daha ağır bir yükün altında giriyoruz.
Yaşamanın yalnızca karnını öyle ya da böyle doyurmak kabul edildiği, iktidarın topluma reva gördüğü bu düzende evladını okula aç göndermek zorunda kalan, evladı doysun diye bir simit almaktan bile geri kalan milyonlar, bugün bayram kutlayacak.
Bir ebeveyn için, kalbinde bir insana bir cana dair zerre sevgi besleyen herkes için bir gerçek vardır bizim kültürümüzde; onlar gülerse güler, onlar doyarsa doyar insanımız.
Evladı, eşi, sevdikleri bu iktidarın ortaya çıkardığı ekonomik buhranda bir lokmaya ya da siyasi anlayışları sebebiyle özgürlüğe aç olan milyonlarca, yüz binlerce insan nasıl bayram edecek?
Evladına bayramda harçlık veremeyen ana, babalar, torunlarına harçlık veremeyen dede, nineler neyi kurban verecek?
Yirmi üç yıldır süren AKP iktidarı için sattıkları, savdıkları, alt üst ettikleri, bitirdikleri, peşkeş çektikleri için "dünümüzü çaldılar" demiştik, ancak bununla yetinmediler; arefe gecesinde heyecanından uyuyamadığımız bayramları, neşemizi çaldılar.
Sofraların bereketinin azaldığı, alın terinin karşılığının eksildiği, gençlerin umutlarını başka ülkelere emanet ettiği, emeklilerin ay sonunu değil haftayı bile çıkaramadığı bir dönemin içindeyiz. Bir yanda israfın ve gösterişin büyüdüğü, diğer yanda insanların en temel ihtiyaçlarını dahi hesap ederek yaşamak zorunda bırakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Oysa bizlere öğretilen din; açın halinden anlamayı, yetimin başını okşamayı, kul hakkından korkmayı ve adaleti ayakta tutmayı emreder. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder” buyururken, bugün adalet duygusunun yara aldığı, hakkın güçlüye göre eğilip büküldüğü bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar yalnızca ekonomik değil; vicdani, ahlaki ve toplumsal bir yorgunluğun da içerisindedir.
Kurban; sadece bir ibadet değil, paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin sembolüdür. Ancak bugün milyonlarca insan bırakın kurban kesmeyi, evine et götürmeyi bile düşünemez hale gelmiştir. Bir annenin mutfakta tencereyi kaynatma telaşı, bir babanın çocuklarının ihtiyaçları karşısındaki mahcubiyeti, gençlerin geleceğe dair kaygıları bu ülkenin en büyük imtihanlarından biri olmuştur.
Peygamber Efendimiz “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur. Bu söz yalnızca bireylere değil, toplumun yönetimine ve vicdanına da seslenmektedir. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; liyakatin olmadığı yerde güven olmaz; merhametin kaybolduğu yerde ise bereket kalmaz.
Son dönemde yaşanan kutuplaşmalar, hukuka dair tartışmalar, toplumdaki gerilim ve insanların birbirine karşı tahammülünü kaybetmesi hepimizi derinden yaralamaktadır. Oysa bayramlar; kırgınlıkların değil kardeşliğin, ayrışmanın değil birlik olmanın zamanıdır. Fakat gerçek birlik, ancak adaletle ve hakkaniyetle mümkündür.
Bu Kurban Bayramı’nın; gösterişin değil samimiyetin, hırsın değil vicdanın, korkunun değil adaletin hâkim olduğu bir Türkiye’ye vesile olmasını diliyorum. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, hiçbir gencin umudunu kaybetmediği, adaletsizliğin son bulduğu günlere kavuşmak duasıyla…
Bayramımız mübarek olsun. Rabbim bu millete huzur, adalet, bereket ve feraset nasip etsin.
Allah bu memlekete yeniden kutlayacağı bayramlar nasip etsin, Milletimiz kaybettiği neşesine kavuşsun.
CHP ile ilgili ‘Mutlak Butlan’ kararı dahil olmak üzere yaşananlar 'rakipsiz kazanma ve muhalefetsiz Türkiye' stratejisinin bir sonucu.
Seçimlere girmenin serbest ama kazanmanın yasak olduğu, demokratik rekabetin boğulduğu bir Türkiye hedefi var.
Artık kimse, hiç bir kurumsal yapı güvende değildir.
CHP ile ilgili ‘mutlak butlan’ kararı ile Türkiye’de siyaset maalesef mahkeme salonlarına sıkıştırılmış ve nefes alamaz hale getirilmiştir!
Siyasi partilerin kendi meselelerini çözeceği yer kendi meşru zeminleridir, kongrelerdir!
Bu karar Türk Demokrasisi’nin işleyişine açık bir müdahaledir; Ve korkarım ki Türk Demokrasisini tabii mecraından çıkaracaktır!
Karlar altında kaldı en güzel düşleri
Karadeniz'e döküldü umutları Çerkeslerin.
Tarihin en büyük acılarından ve insanlığın en büyük utançlarından birinin yıl dönümü bugün!
21 Mayıs 1864'te soykırım ve sürgünle yaşamdan ve vatanlarından koparılan Çerkesleri rahmetle anıyor, bu mezalimi ve nicelerine sebep olan zalimliği kınıyorum.
#ÇerkesSürgünü
Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı, Türk Milletinin ayağa kalktığı gündür bugün.
Ve hiç bitmeyecek bir misaldir dünyaya; çöktü, düştü, bitti denildiği an Türk Milleti direnecektir, dirilecektir.
Falih Rıfkı Atay güzel bir biçimde özetlemiştir vaziyeti.
Şöyle der;
"19 Mayıs'ta iki şey düşünmekten kalamayız: Ne'den kurtulduk, "nasıl" kurtulduk? Bu iki sualin cevabında bütün gelecek zaman vazifelerinin sırları saklıdır. Bir millet nasıl gözü kapalı, elleri bağlı, mezar ağzına kadar sürüklenip gelir ve ölümün pençesi ciğerine kadar işledikten sonra dahi yine nasıl kendini kurtarabilir, 19 Mayıs'tan önceki ve sonraki günlerin tarihi bize bunları öğretmiştir"
Atatürk ve mücadele arkadaşlarını, onların taşıdığı azmi ve kararlılığı, Millet ve vatan sevgisini taşıyan Bandırma Vapuru Samsun'a vardığında, düşmana karşı kazanılacak galibiyetin ilk merhalesi aşılmıştı; kader diye dayatılana razı gelmemek, Türk Milletinin kendi kaderini tayin edebileceğine, esarete boyun eymeyeceğine inanmaktı bu merhale.
#19Mayıs'ta fiilen başlayan mücadele silahla, topla, tüfekle değildi. Korkuya karşı cesaretle, yokluğa karşı inançla, zorluğa karşı azimle sürecek bir mücadele işte o gün başladı.
Büyük Atatürk, Türk Milletinin karakterini bilerek attığı adımla bizlere, Aziz Milletimize kabiliyetini göstermişti.
İşte bugün, bir asır sonra her bir yıl dönümü bizlere sadece kim olduğumuzu göstermekle kalmıyor, nelere muktedir olacağımızı da anlatıyor.
Milletimiz yine yokluğa, yoksulluğa, umutvar olduğunda yeni bir mücadelenin nüvesi olacağından korkularak umutsuzluğa hapsedilmişken 19 Mayıs anacağımız bir gün olmaktan öte mahiyetini kavramamız gereken, anbean irdeleyip günümüze kılavuz etmemiz gereken bir gündür.
İşte bu fikirle bizler, Milletimizin bugün mahkum edilmek istendiği her zorluğa rağmen umudumuzu koruyoruz; bile isteye içine düşürüldüğümüz siyasal, ekonomik ve idari cendereden, bu hukuksuzluk ve keyfiyetten kurtulacağımıza, Milletimizin kaderinin bir kişinin iki dudağı arasında daha fazla kalmayacağına inanıyoruz.
Ve böyle emsal günleri, Milletimizi mücadeleye sevk edecek mahiyetteki önemli tarihleri kutlamak istemeyen iradenin korkusunun bu günlerin Milletimizin içindeki ateşi yakma kudreti olduğunu biliyoruz.
Bu nedenle bu günlere daha büyük coşku ile sahip çıkmak, anmak, anlamak ve idraklerimizi tazelemek gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle başta bugünü kendine doğum günü bilen, Cumhuriyetimizin Kurucusu, Milletimize azmin ve kararlılığın ne büyük bir kudret olduğunu liderliği ile gösteren Mustafa Kemal #Atatürk'ü, bu mücadelede kendisine yarenlik eden, inancını paylaşan cümle büyüklerimizi ve şehitlerimizi rahmetle ve en içten minnetle anıyoruz.
Bayramımız kutlu olsun.
19 Mayıs 1919 da yanan kurtuluş ateşi Samsun'da yanmaya devam ediyor . . .
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyor, ilkelerinden ayrılmayacağımıza bir kez daha and içiyoruz.
Ne Mutlu Türk'üm Diyene . . .
Milletimizi kendi egemenlik hakları ile buluşturan, demokrasiyi iktidara taşıyan 14 Mayıs 1950 Seçimleri'nin yıl dönümü, biz Demokratlar için "Demokrasi Bayramı" kutlu olsun.
76 yıl önce Aziz Milletimizin hürriyet sınırlarının kalktığı bugün Üçüncü Cumhurbaşkanımız, Kurucu Genel Başkanımız Merhum Celal Bayar ‘milletimizin kaderine hakim olduğu’ gündür” demişti.
Bu seçimler sayesinde halk, ilk defa özgür iradesiyle yöneticilerini belirleme hakkına sahip olmuş, seçme ve seçilme hakkı tarihte görülmemiş ölçüde güç kazanmıştır.
Vatandaşın, önüne konanı, güçlünün, iktidarın tasnif ettiğini onaylayan olmaktan çıkıp gerçek manada "seçmen" hüviyetine kavuştuğu bu gün bir milattır.
14 Mayıs 1950’de yapılan seçimler, yalnızca bir iktidar değişikliğinden ibaret değil; millet iradesinin sandıkta tecelli ettiği, vesayet zincirlerinin kırıldığı ve gerçek anlamda milli egemenliğin tesis edildiği bir milattır.
Türk demokrasi tarihinde Tanzimat’tan beridir denenen, lakin çeşitli sebeplerle vakıf olunamayan ‘demokrasiye geçiş’ teşebbüslerinin başarılı olduğu, ‘bir devre son verilen ve başka bir devrin açıldığı’ bugün bizler için, Milletimiz adına bir bayramdır.
Demokrat Parti olarak, 1950 ruhunu yaşatmaya; milletimizin hak ettiği gerçek demokrasi, adalet ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Dün olduğu gibi bugün de halkın iradesini esas alan, hukukun üstünlüğünü savunan bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz.
Geldiğimiz iklimde, o gün, 76 yıl evvel bugün aşılmış bu kutlu merhaleyi ileri taşımak şöyle dursun, o gün mücadele edilen iklime geri dönmeyi gayret edinenleri de Milletimizle birlikte tarihe not ediyoruz.
Bu vesileyle o kutlu günün kutlu isimlerine, 3. Cumhurbaşkanımız ve partimizin kurucusu Celal Bayar'ı, şehit Başbakanımız Adnan Menderes'i, şehit bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı, kutlu bir mücadeleyle cumhuriyeti demokrasiye taçlandırmış diğer kutlu isimleri saygı ve rahmetle yad ediyor, bayram gibi kutlayacağımız 14 Mayısların yakın olduğuna inanarak milletimizi saygı ile selamlıyoruz.
Bayramımız kutlu olsun.
Vicdanı ölmüş olanları hatırladığımız, hiç ölmeyecek olanları andığımız gün bugün.
13 Mayıs 2014’te Soma Maden Faciası yalnızca 301 işçiyi toprağa gömmedi; ihmali, denetimsizliği ve insan hayatını maliyet kalemi gören düzeni de bütün çıplaklığıyla ortaya çıkardı.
AKP iktidarının 'yeni' diyerek kurduğu düzen, ihmale bağlı ölümleri, bu bakımdan cinayet olarak kabul ettiğimiz kayıpları 'kader', itirazları, aksaklıkların konuşulmasını 'ihanet' kabul etti.
Soma’da madenciler kaderden değil; kâr hırsından, göstermelik denetimlerden, susturulan itirazlardan ve emeği değersizleştiren sistemden dolayı yaşamını yitirdi. “İşin fıtratında var” denilen her cümle, alınmayan önlemlerin üzerini örtmek için kurulan bir perdeye dönüştü.
301 emekçiyi anmak; sadece yas tutmak değil, onları ölüme gönderen düzene karşı hafızayı diri tutmaktır. Çünkü unutulan her ihmal, yeni faciaların önünü açacaktır, açmıştır.
Soma’yı unutmadık.
301 madenciyi unutmadık.
Emeğin can verdiği bu karanlık düzeni affetmedik.
'Öldürülen' madencilerimizi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
Dün gece saatlerinde Samsun'un güzel ilçesi Havza'da meydana gelen aşırı yağış neticesinde İlçe merkezinden geçen, "Hacı Osman ve Tersakan" dereleri taşmış, Sel felaketi oluşturmuş ve büyük maddi hasarlara neden olmuştur.
Öncelikle Selden zarar gören Havza ilçemize ve tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Samsun'un güzel ilçesi "Havza", Kurtuluş mücadelemize tanıklık etmiş, Atatürk'ün milli mücadeleyi örğütlediği mümtaz bir ilçedir.
Yıllık aldığı yağış miktarı 600mm civarındadır ve Türkiye ortalamasıyla aynı miktara tekabül eder.
En fazla yağış Mayıs ayında gerçekleşir.
Dere yataklarını betona boğar, daraltırsanız olacaklar baştan bellidir.
"DSİ" teşkilatı ve Belediyelerimiz planlamalarını güncellesinler aksi halde bugün Havza, yarın başka bir beldemiz bu kısır döngü devam eder.