Verseler de bana cennette altından bir makam,
Ben aziz yurdumu kirli bir kâğıt parçasına satmam.
Alsalar da şu yalan dünyada ölümlü canımı,
Ruhumu pazara sürmem, kutlu hilale sürerim alnımı.
Rahat tahtlarda oturup da eğik kalacaksa bedenim,
Ben o bedenin bir ömür yerlerde sürünmesini yeğlerim.
Haksız davalara boyun eğip “eyvallah” diyecekse dilim,
Ben o şeytanın dilini hiç acımadan kökünden keserim.
Olmam zalimin kapısında, kanlı haçlara nöbetçi,
En büyük şeref bilirim Kâbe’de olsam da bir temizlikçi..
Hakk’ın divanında yeter ki hep dik dursun bu başım,
Yeter ki demesinler ardımdan “İblis’le iş birlikçi…”
Şampiyon Barış! 💪🏻🏆
Aşırtmalı Aba Güreşi Büyükler Türkiye Şampiyonası’nda şampiyon olan belediyemiz sporcusu Barış Güngör’ü ve dereceye giren tüm sporcularımızı yürekten tebrik ediyorum.
Er meydanında büyük bir azim ve cesaretle mücadele eden tüm pehlivanlarımızı kutluyor, başarılarının daim olmasını diliyorum.
#Şahinbey #Gaziantep
Ata sporumuzun en heyecanlı buluşmalarından birine daha ev sahipliği yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz !
Aşırtmalı Aba Güreşi Büyükler Türkiye Şampiyonası’nda pehlivanlarımızın kıyasıya mücadelesini izledik.
Tüm yarışmacılarımıza başarılar diliyorum.
#Şahinbey#Gaziantep
AŞIRTMALI ABA GÜREŞLERİ BAŞPEHLİVANI OLAN DAYIM BARIŞ GÜNGÖR VE ŞEHRİMİZİ AVRUPA GÜREŞ TURNUVASINDA GURURLANDIRAN TÜM SPORCULARA ; DESTEĞİNİ ESİRGEMEYEN SAYIN @mtahmazoglu ‘na ŞÜKRANLARIMLA..
Avrupa Güreş Şampiyonası’nda dereceleriyle bizleri gururlandıran milli sporcularımız Muhammed Gölha ve Saruhan Karaoğlu ile Gaziantep Valimiz Sn. @kemalcebervali’yi ziyaret ettik.
Kıymetli ev sahipliği ve hoş sohbeti için Sayın Valimize teşekkür ediyoruz.
#Şahinbey#Gaziantep
19 Mayıs, ayağımıza vurulmak istenen her türlü prangadan kurtulmak için ortaya konulacak iradenin adıdır.
Dün dışımızdan işgal yoluyla denenen, bugün içimizden “uyuşturucu ve madde bağımlılığı” ile “sanal bahis ve kumar bağımlılığı” yoluyla deneniyor. Buna karşı koymak için 21. Yüzyıldaki en etkin mecra siyasettir.
Siyaset, böylesi ulvi gaye ve hedefler doğrultusunda yapılınca anlam kazanır. Sonucundaki başarı Allah’ın takdirine, mahcubiyet ise yolun yürünüş şekline bağlıdır.
Allah mahcup etmesin.
🗓️19.05.2025
📍Samsun
"Bin cihana değişmem, şu öksüz Türklüğümü."
Binlerce yıllık, cihana nizam veren yürüyüşün adıdır Türklük. Ayak izlerimizde adalet, merhamet, hoşgörü, estetik, medeniyet, yurt ve vatan aşkından başka bir şey yoktur.
Yeter ki inanalım yine yaparız.
#3MayısTürkçülerGünü#3mayıs1944
Türk Milleti fakir bir millettir. Osmanlı’dan erken dönem cumhuriyete tarım toplumu için de köyleri kentin çeperlerine kusan halen içinde yaşadığımız sanayi(!) toplumu için de durum aynıdır.
Toprağı işleyemez, suyu kullanamaz, elektriğe ulaşamaz, yola yani başta eğitime ve sağlığa erişemez olan köylü dün fakirdi. Sonra artan endüstriyel üretimin işçi ihtiyacını karşılamak üzere kente geldik. Bu önce gecekondulaşmayı ve dolayısıyla çarpık kentleşmeyi, nihayetinde imar barışı gibi garabetleri ve sosyal konut gibi mecburiyetleri doğurdu. Düzensiz ve içinde yaşanılmaz hale gelen obur şehirlerde ama şehrin birçok imkanından mahrum olan köylü çocuğu(işçi) bugün yine fakir.
—————-
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni; Trablusgarp’tan Balkan Savaşları’na, oradan I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na kadar fasılasız 10 küsur yıl cepheden cepheye aç biilaç koşan, koşarken de eriyip bir avuç kadar kalan emekçi Türk kurdu.
Bir burjuva devrimi olan demokrasinin Türk Milletiyle buluştuğu noktada burjuva yoktur. Bugün dahi bir Türk burjuvasından bahsetmek neredeyse mümkün değildir.
Tarihsel süreç içerisinde, can pahasına kurtarılan vatan üzerinde demokrasi esasıyla yönetilmesine millet eliyle karar verilen devletin, toplumsal taleplere ekseriya kulak tıkadığına şahitlik edildi ve ediliyor.
Bu noktada sivil toplumun görevini ne kadar ifa ettiğine bakmamız gerekiyor. Zira demokrasinin en önemli taşıyıcı kolonlarından biri sivil toplumdur.
—————-
Sağ sivil toplum, ontolojik olarak iktidarla ilişkisini her zaman makul bir seviyede tutma hassasiyeti taşıdığından; toplumsal muhalafetin bir parçası olması gereken durumlarda yeterince coşkulu davranmayı- en azından sonuca anlamlı katkı sağlayacak düzeyde- tercih etmemiştir. Dolayısıyla her ne kadar ortaya çıkarken ve organize olurken yüksek motivasyonla yola koyulmuş olsalar da bu ve benzeri saikler; sağ sivil toplumun etkin ve verimli bir işlev görmesi önünde ciddi bir engel teşkil etmiştir.
Uzun süren kesintisiz sağ iktidarlar döneminde bizzat siyaset kurumunun kanallarıyla olmasa dahi en azından bürokratik kanallarla irtibatını sürdüren sağ sivil toplum-hemen hemen büyün kollarıyla- bu ilişkisini zedelememeyi, anlık güncel talepler için sesini yükseltmeye yeğlemiştir.
Sağ iktidarlar dönem dönem sekteye uğramış olsa da bu bakış yine de değişmemiştir. Çünkü solun 1950 sonrası tek başına iktidar olduğu bir dönem görülmediği gibi koalisyonların içerisinde sağ bileşenlerin yer almadığı bir durum da vaki olmamıştır. Güneş motel sonrası 1977’de ve azınlık hükümeti olarak seçim öncesi 1999’da kısa sürelerle Ecevit iktidarı yaşanmış olsa da bürokrasi, tabiri caizse sağa eğilimli kadrolarının hızla ve tamemen silineceği bir atmosfere bürünmemiştir.
—————-
Dün ve bugün; sağ gelenek “eylemi” içselleştiremediğinden her seferinde geniş bir ittifakın sahiplenebileceği olaylar, günün sonunda marjinal sola kurban verilip kriminalize oluyor.
Doğa olayları/katliamları başta olmak üzere insan hakları ve her türlü kesimin hakları mevzu bahis olunca, marjinal sol yüksek perdeden karşı koyuşun tek temsilcisi oluyor ve eski tecrübelerdeki gibi taleplerin karşılanması yine akim kalıyor.
Çağımızın gerçekleri, siyasi tutumların ve sürüklediği pratiklerin değişmek zorunda olduğunu bize gösteriyor.
“Sivil toplum” sola hasredilmeden, konu ve sonuç odaklı hale gelmeli. Bunu tesis edemediğimiz müddetçe haklarımıza da hak ettiğimiz koşul ve standartlara da kavuşmamız pek mümkün görünmüyor.
*Sağ ve sol kavramları literatürdeki karşılıklarından ziyade toplumdaki genel kabule göre kullanılmıştır.
RIZA KAYAALP TARİHE GEÇTİ: 13. AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU 🇹🇷
REKOR KIRILDI, AVRUPA’NIN ZİRVESİNDE TEK İSİM: ŞAMPİYONUMUZ RIZA KAYAALP! 🔥
610 gün sonra yeniden mindere dönen ve 15. kez Avrupa Şampiyonası finaline yükselen milli güreşçimiz Rıza Kayaalp, grekoromen stil 130 kg’de altın madalyanın sahibi olarak 13. Avrupa Şampiyonluğuna ulaştı, Aleksandr Karelin’e ait rekoru geride bırakan şampiyonumuz, güreş tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Finalde ortaya koyduğu üstün performans, tecrübesi ve sarsılmaz gücüyle rakibini mağlup eden şampiyonumuz, yalnızca bir zafer kazanmadı; Avrupa güreş tarihinin zirvesini yeniden yazdı.
Turnuvaya etkili bir başlangıç yapan Rıza Kayaalp, ilk turda Ermeni rakibi Albert Vardanyan’ı 4-0 öndeyken 78’inci saniyede tuşla mağlup ederek çeyrek finale yükseldi. Çeyrek finalde ise son Ranking Serisi şampiyonu Rus Marat Kamparov ile karşılaşan Kayaalp, zorlu geçen mücadelede kaşının açılmasına rağmen mindere dönerek büyük bir direnç ortaya koydu. Karşılaşmayı 1-1’lik skorla ve ilk puan avantajıyla kazanan milli sporcumuz, yarı finale adını yazdırdı. Yarı finalde Bağımsız Sporcu U23 Dünya Şampiyonu Pavel Hlinchuk ile karşı karşıya gelen Rıza Kayaalp, rakibini 4-0 skorla mağlup ederek finale yükseldi. Finalde ise Macar rakibi Darius A. Vitek’i 7-1 mağlup ederek tarihe adını yazdırdı.
13.kez Avrupa Şampiyonluğuna ulaşan Rıza Kayaalp, efsane isim Aleksandr Karelin’e ait rekoru geride bırakarak adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Yıllara yayılan istikrarı, disiplini ve ortaya koyduğu karakterle birlikte efsaneler arasındaki yerini tartışmasız şekilde aldı.
Ay-yıldızlı bayrağımızı bir kez daha Avrupa’nın zirvesine taşıyan şampiyonumuz, yalnızca madalya kazanmadı; bu tarihi başarıyla birlikte Türk güreşinin gücünü bir kez daha dünyaya gösterdi. Tebrikler şampiyon.🇹🇷
“Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.”
Başbuğ Alparslan Türkeş’i vefatının 29. yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anıyorum.
#AlparslanTürkeş
PERFORMATİF SİYASETÇİ/LİK
Gazeteler öldü. Haliyle gazetecilik de öldü. Daha her köşe başı “twitter/x alimi” dolmadan önce köşe yazarlarının, “muharrirlerin” ruhuna fatiha okuyalı da hayli olmuştu.
Örneklerini daha çok arşivlerde gördüğüm, ucundan kıyısından da yetiştiğim, her gazetenin genelde en usta yazarından çıkan, hem gündemin içinde hem de dışında kalan, yer yer nerdeyse ansiklopedik bilgi verip yer yer fikir ortaya atan, keyifli ve okuyunca harcadağın zamana değdiğini hissettiğin, kağıdın çıkardığı şakur şukur sayfa çevirme sesiyle pazar kahvaltılarının enfes bir eşlikçisi diyebileceğimiz yazılar vardı. Muharrirliğin, lalettayin bir yazarlık olmadığını, entelektüellik kesbederek önce “bilge” olmayı gerektirdiğini gösteren türdendi.
Bugün pazar diye aklıma geldi. Çocukken de olmayı falan hayal etmemişimdir ama havalı da bulmuşumdur. Keşke kaybetmeseydik diyeceğimiz şeylerin arasına koymak lazım.
——
Lisans ve yüksek lisans düzeyinde “Gender&Politics(Cinsiyet ve Siyaset)” dersi aldım. Literatürde otorite kabul edilebilecek birçok siyaset bilimcinin makalelerini de bilvesile okuduk, kritik ettik. Buna rağmen
feminist jargona hala hakim değilim.
Bahsettiğimiz alan, tartıştığı ve tartışma yarattığı noktalar üzerinden güncelliğini koruyan ve her geçen gün bir şekilde kendisini güncellemeyi başaran bir alan. Kavramsal çerçevesi bu kadar elastik olduğu için, menfi ve müspet yöndeki tartışmacılarının hepsini de kendisini güncellemeye mecbur bırakıyor.
El üstünlüğü her zaman yazını genişletenlerde olduğu için henüz ortaya atılmış bir iddia üzerinde konuşacakken hemen yeni birtakım kavramsallaştırmalar daha türeterek “hayır o bahsettiğin şey aslında budur, yanlış biliyorsunuz/ çarpıtıyorsunuz” veya “bunun adına şu demek zorundasınız/ buna artık şu demeyi kabullenin” minvalindeki taaruzlarla konuşma hakkınızı gaspeden bir tarafı da var.
İçinde barındığı birçok dalgayla ve alt kırılımla bir bütün olarak ele alacak olursak, bahsettiğim durum dolayısıyla “feminizmi” ciddi bir mügalata ve kakofoni üretim merkezi olarak görüyorum. Daha da ileri gidecek olursak, güncel akımlar içerisindeki en yoğun değer ve kavram istismarının yapıldığı yerlerin başında geliyor bana kalırsa.
Ağzını açanı damgalayan bir sistem var. Büyük kısmının kendisinin de tam vakıf olmadığı bazı “kelime silahları” kullanarak muhataplarını ilzam eden bir manipülasyon mekanizması çalıştırılıyor. Tabi ki bizim kendi değer yargılarımız içerisinde, Türklüğümüze, İslamlığımıza ve İnsanlığımıza yakışmayan, yaraşmayan hiçbir eylem ve söylemi meşrulaştırma çabam olamaz. Bilakis duruşum ve tavrım; feminist olmadan ve feminist jargona da esir olmadan, her türlü gayri etik ve gayri ahlaki davranış sergileyip sureti haktan görünen, bizden görünen zevatın karşına feministlerden de önce, en önce kendimin çıkmasını icbar eder bana.
Parodisi de çokca yapılan “love bombingi”, gashlastingi”, duyanı far görmüş tavşana çeviren “rıza inşasını” falan da geçiyorum ama sorunsuz insanları da sorunlu yapma zorunluluğu varmış gibi her erkeğe illa bir kulp takmak, her erkeğin boynuna illa bir yafta asmak mecburmuşcasına; artık toplumda düz, dümdüz genç erkek bırakmayan “incel” ve “cis erkek” kavramları üzerinde de konuşmayacağım aslında :)
Bir hak teslimi yapmak istiyorum esasen. Zihnimi açan, ufkumu genişleten, bazı şeyleri yerli yerince koymama vesile olan bir sıfattan bahsedeceğim: performatif.
Öyle olmamasına rağmen, -mış gibi yaparak karşıdan ilgi ve sempati toplamak kastıyla davranan erkeklere “performatif erkek” diyorlar. Deniyor demiyorum çünkü yaygarasını koparanlar arasında J. L. Austin’den, J. Butler’dan bir şeyler okuyan eden biliyorum ki hak getire.
Neyse, etimolojik olarak kolayca çıkarım yapılabilecek bir kelime zaten aşağı yukarı. Nerede olursa olsun, yaptığınız gösteri ve şovdan ibaretse bu sizi performatif yapar, kabaca ve yüzeysel ifade edecek olursak.
Performans sanatından bahsetmiyorum. O ayrı bir şey. Ama anladığımız şekliyle, mesela ses sanatçılarınının işleri büyük oranda performanstan ibarettir. Ama yine de, gerçek sanatçı olanla olmayanı ayıran şey diyebiliriz. Yani, bazen karşımızda bir “performatif ses sanatçısı” da bulabiliriz. Genelde “şarkıcı” ve “müzisyen” ayrımının arkasında yatan hassasiyet de budur.
“Performatif” başka kimler vardır dersiniz? “Performatif komünist” olabilir mi mesela? Peki performatif sosyal demokrat, insan hakları aktivisti, çevreci… Hepsinden mebzul miktarda var. Belki de gördüklerimizin, ortada görünenlerin çoğu desek yalancı çıkmayız.
Yahu performatif ülkücü; performatif milliyetçi, Türkçü, İslamcı, mütedeyyin, muhafazakar… Yok mu? Maalesef onlar da çoğunlukta sanki…
Gelelim yazının dibacesine. Malum olduğu üzere belediye başkanları başta, siyasetçilere bulaşan bir “influencerlık” modası ve hatta hastalığı var. Siyasetin doğasında yaptığını göstermek var. İyi şeyler daha çok görülsün, emsal alınsın niyetlerini de halis kabul ederiz. E görünme arzusu da gayri meşru değil, siyasete giriş motivasyonları arasında sayarız. Fakat bir obsesyon halinde amaç haline gelen “aman bir kare kaçırmayalım, kare yetmez video da alalım, muhakkak güzel bir edit çıkaralım” telaşesi ne yazık ki hepsinin önüne geçebiliyor bazen.
Bir pazar yerinde örneğin yüzlerce esnaf var, siz iki-üçüyle hadi diyelim beşiyle videoda iyi çıkacak kadar bir “performans” sergiliyorsanız kendinizi hemen başarılı görebilirsiniz. Özellikle instagramda, yüksek izlenme ve yüksek beğeni de gelirse değmeyin keyfinize. Bunun bir düzeyi de yok. Büyükşehirde de var, en ucra taşrada da var, yerel siyasetçide de var öbüründe de var.
Gerçek hayattan kopuk şirin sözler, donuk ama maskeli yüzler, bakan ama görmeyen gözler, serapa kurgu ve prodüksiyona dönük işler, gönle girmeyen ve kalbe dokunmayan yapmacık eyleyişler, neşenin de tasanın da divanesi değil biganesi olduğunu belli eden ağlayışlar ve sırıtışlar, daha neler neler…
Demekki performatif siyasetçi diye bir şey de var. Performatif siyasetçilik de bir tercih olabiliyor. Sandığa dönünce bu ne olur, onu bilemem. Kendi namı hesabıma söyleyebileceğim, Allah hepimizi bu duruma düşmekten muhafaza buyursun…
——
Modern reklamcılığın kurucularından Andy Warhol, “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” demişti. Bu süre artık 1,5 dakikaya düştü.
Ne 15 dakikalık ne 15 senelik bir ün,
itibarlı bir hayat ve sonrasında hayırla anılacağın bir ölüm!