AKDENİZ'DE SAVAŞ BAŞLIYOR...!
İLK KEZ BÖYLE MEYDAN OKUDU...!
GERÇEKLER TV KANALIMIZDA
YENİ VİDEOMUZ YAYINDA
BU LİNKTEN KANALIMIZA GİRİP DEVAMINI İZLEYEBİLİRSİNİZ
👇👇👇👇👇👇👇👇👇
https://t.co/ALjEqZ400F
Linç; failinin çokluğu dolayısıyla kimsenin şahsen suçlanmadığı, mesuliyetin anonim bir kalabalığa dağıtılarak örtbas edildiği ilkel ve vahşi bir cezalandırma yöntemidir. Şimdilerde mesnetsiz iddialarla sosyal medya platformlarında sanal bir infaz türü olarak çokça yaygınlaşmış olsa da, esasen yüz yıl önce sokaklarda ve meydanlarda bizzat kan dökülerek tatbik edilmiş tarihi bir vakıadır.
Bir insanı yok etmek istiyorsanız, onu kasten kışkırtılmış, farklı ve husumet dolu bir muhitte linç ettirebilirsiniz; üstelik bu kanlı tezgâhın adına da gayet masumane bir kılıf bularak "halkın galeyanı" veya "milletin uygun gördüğü ceza" diyebilirsiniz. Bugün bile sosyolojik fay hatlarını kullanarak bir Kürt karşıtını Diyarbakır'ın dar sokaklarında, bir Kemalizm muhalifini İzmir'in arka mahallelerinde yahut Alevilik üzerine eleştirel kelam eden birini Tunceli'de planlı bir şekilde linç ettirmek pekâlâ mümkündür. Kalabalık tetiği çeker, asıl azmettiriciler ise kenara çekilip manzarayı seyreder.
Yakın tarihimiz, bu vahşi siyasi mühendisliğin en acı örnekleriyle doludur. Millî Mücadele döneminin muhalif kalemlerinden Ali Kemal, 6 Kasım 1922'de İzmit'te tam da böyle bir tezgâhın kurbanı olmuş; hukuki bir yargılamadan geçirilmek yerine, tertiplenmiş bir güruhun önüne atılarak paramparça edilmek suretiyle linç ettirilmiştir. Olayın ardından failler meçhul kalmış, cinayet ise "halkın haklı öfkesi" olarak tarihe not düşülmüştür.
Tarihin tozlu sayfaları ve döneme ait istihbarat raporları incelendiğinde, Ali Kemal'in başına gelen bu organize vahşetin bir benzerinin, çok daha büyük bir tezgâh olarak son Osmanlı Padişahı Sultan Vahideddin Han(r.a) için de düşünüldüğü açıkça görülmektedir.
Son Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arka Planı isimli kıymetli eserinde bu tehlikeli süreci ve sarayın etrafında daralan çemberi uzun uzadıya anlatır. Mustafa Sabri Efendi'nin aktarımlarına göre; Padişah Vahideddin Han(r.a) o zorlu günlerde vatanından hicret etmeseydi, tıpkı Ali Kemal vakasında olduğu gibi tertipli bir gözü dönmüş kalabalığın önüne atılacaktı. Plan basitti: Padişah, Kemalistler tarafından kışkırtılmış suikastçılar ve gözü dönmüş güruhlar eliyle linç edilecek; ardından bu siyasi cinayet, "Milletin hain bir padişaha kestiği meşru ceza" ambalajıyla dünyaya servis edilecekti. Tabi bu arada İngilizler ve diğer devletlerle Ankara Hükümeti'nin yazışmaları da ayrıca incelenmesi gereken belgelerdir.
Dolayısıyla Vahidettin Han(r.a)'ın 17 Kasım 1922'de gidişi, resmi tarihin dikte ettiği gibi basit bir "kaçış" değil; arkasına saklanılan, failliği belirsiz ve kurgulanmış bir linç operasyonunu boşa çıkaran mecburi bir hicrettir.
Linç, dün olduğu gibi bugün de adaletin değil, gücü elinde bulunduranların kalabalıkları silah olarak kullandığı bir yeryüzü cehennemidir.
Sultan Vahideddin Ülkeyi gizlice/alelacele değil; alenen/gözler önünde firar etmeye, terk etmeye kalkışsaydı Mustafa Kemal'in emri ile halka linç ettirilecekti. İşte belgesi:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Erkân-ı Harbiye Müdiriyeti
Zâta Mahsusdur.
Baş Kumandanlık Huzur-i Sâmisine . 12/11/1338
Son zamanlarda İstanbul'dan aldığımız raporlarda Vahîduddin'in memâlik-i ecnebiyeye firârından bahs olunuyor. Ez cümle, saray mahâfili ile temasta bulunan bir mu'temed tarafından bu firâr hazırlıklarında bulunulduğu ihbâr edilmekle arz-ı keyfiyet olunur.
Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi
Müşir
Fevzi
Şifre/Zâta Mahsustur.
"Dersaadet'de Re'fet Paşa hazretlerine.
Ankara 4/11/1338
İstanbu'lda Sarayda Vahideddin'in memalik-i ecnebiyeye firar için hazırlıklarda bulunduğu istihbâr edilmiştir. Tahakkuku halinde ahâli vasıtasıyla mümanaat edilmesi, mecburiyet görüldüğü takdirde aynı vâsıta ile linç tatbiki gibi daha şedit icraatta bulunulması, bu suretle firâra hiç bir vech ile meydan verilmemesi lâzımdır. . Bunun temini mercûdur.
Türkiye Büyük millet Meclisi Reisi
Başkumandan
Mustafa Kemal
Vatanı satmak nasıl olur biliyor musunuz?
Sevgili Cumhurbaşkanımız söylemiş birinci ağızdan dinleyelim.
Vatanı satmak
Yüksek faizle
Yüksek enflasyonla
Kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur.
#SONDAKİKA
JAPONYA'DA DEVREYE GİREN 'SPIKE' TEMİZLİĞİ DÜNYAYI AYAĞA KALDIRDI!
Japonya, Covid-19 aşılarının yan etkilerine neden olan Spike proteinlerini vücuttan temizleyecek devrim niteliğinde bir tedaviyi başlattı!
📌 Amerika'da Halk Aynı Tedaviyi İstiyor!
Dr. Mary Talley Bowden gibi isimler bu yöntemi ABD'ye taşımak için harekete geçti.
Ancak büyük bir engel var:
KÜRESEL AJANDA.
Vatandaş iyileşmek istiyor, onay mercileri ise sessiz!
Küresel sistem bu tedavinin yayılmasını engelleyebilecek mi?
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam 14 trilyon doları yöneten BlackRock şirketinin CEO’su Larry Fink ile görüştü. Tesadüf mü? Hiç sanmıyorum.
Mirasçısı olmayan ölen kişilere ait tapuların sahte evraklarla başkalarına devredildiği ortaya çıktı!
Ankara’nın Çubuk ilçesinde yapılan soruşturmada, mirasçısı olmayan ölen kişilere ait arsa ve araziler, sahipsiz taşınmazlar ile yurt dışında yaşayanlara ait tapuların sahte belgeler, mühür ve imzalar kullanılarak başkalarına devredildiği öğrenildi.
Yapılan incelemeler, bu yolla birçok tapunun usulsüz bir şekilde el değiştirdiğini gösterdi. Olayla ilgili 8 kişi gözaltına alınarak tutuklandı. Çete üyeleri hakkında “resmî belgede sahtecilik, dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve rüşvet” suçlarından dava açıldı. Söz konusu yöntemle yaklaşık 100 milyon liralık vurgun yapıldığı tespit edilen çetenin yargılanmasına Mart ayında başlanacak.
Hürriyet'te yer alan habere göre soruşturma kapsamında tutuklanan tapu memuru Handan N.S., etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak üzere itirafçı olmak amacıyla ifade verdi. Handan N.S., verdiği ifadesinde olayın detaylarını anlattı ve çetenin işleyişi hakkında bilgi verdi.
İTİRAFÇI OLDU MESLEKTAŞLARINI ‘SUÇLADI’
Handan N.S., ifadesinde şunları söyledi:
“Maalesef beni de içine çekti bu kumar oyunları. Her şeyimi kaybettim. Bu süreçte Y.O. ile tanıştım. Senet karşılığında 600 bin lira para verdi. Y.O. duyduğum kadarıyla tefecilik işleri ile de uğraşıyordu. Benim de bu zor durumumu görüp benden faydalanmak istedi. O an ki aklımla bu parayı aldım. Sonrasında bu parayı ödeyemedim. Aldığım parayı da kumarda kaybettim. Parayı ödeyemeyince tehdit ederek parasını istemeye başladı. Ödeyecek durumum olmayınca da sahipsiz ve mirasçısı olmayan tapu bilgilerini verdim. Satışın yapılamayacağını, suçüstü yakalanacaklarını düşündüm. Ayrıca evrakları bilerek kusurlu hazırladım. Böylece suçüstü yakalanmalarını sağlamak istedim. Ancak müdür yardımcısının ve memurun kontrol etmeyeceğini, ihmal edebileceklerini düşünmedim. Tapuda çalışan memur İ. ve müdür yardımcısı işini düzgün yapıp kontrol yükümlülüklerini yerine getirseydi hiçbirimiz bu durumda olmayacaktık.
Prof Dr. Oktay Sinanoğlu Ankaralıydı...
40'lı yıllarda Ankara'nın her yanının ABD askerlerince işgal altında olduğunu söyler, bir sürü de rezillikten bahseder...
Bir şey daha var; kayıtlara göre, bu 'Ankara işgalini cumhuriyetin ilânı döneminde de İngiliz ve Fransız askerleri yapmış...
(Size değil) Kendime soruyorum: Acaba bize daha böyle neleri anlatmadınız, ulan ?!
DOLANDIRICININ BÖYLESİ: ''YARIN HABERLERE ÇIKAR MIYIM?''
NTV muhabirimiz Melike Şahin’e gelen bir mesaj, akıllara durgunluk veren bir dolandırıcılık şebekesini deşifre etti. Sahte mahkeme belgeleriyle güven sağlayan ve e-Devlet’i kopyalayan şebeke üyesi, sorgulanınca sadece savunmaya geçmekle kalmadı, “Siz bana dolandırıcı mı demek istiyorsunuz?” diyerek üstüne çıktı.