Sesini dahi duymak istemediğim, varlığı bile beni rahatsız eden şahıslarla çalışmak artık çok zoruma gidiyor. O kişilere dair hiçbir şey görmek, duymak, okumak, bilmek, öğrenmek istemiyorum. Saygı görmediğim yerde saygılı olmak istemiyorum. Ne zaman biter bu işkence!
Nezaket her zaman karakterin göstergesi değildir.
Bazen yalnızca bir stratejidir. İnsan, istediğine ulaşana kadar sabırlı olabilir, anlayışlı olabilir, hatta sevgi dolu bile görünebilir. Fakat arzusu engellendiği an gerçek ilişki biçimi ortaya çıkar. Öfke, küçümseme, suçlama ya da sessizlik… İşte karakteri asıl ele veren, istediğini alamadığı andaki tutumudur.
Bu yüzden bir insanı tanımak istiyorsanız, ona istediğini verildiği anlara değil; ilk kez “hayır” cevabını aldığı ana bakın.
Hay transferinize de, salahınıza da ya! Ana sayfaya bak. Yemin ederim hiçbir olay için şöyle gündem yaratmıyorsunuz. Sanırsın dünya barışı geldi, pahalılık bitti, insan hakları çoğaldı. Beyinsiz misiniz?
Dile getirdikçe hayat senden uzaklaştırır. Ne kadar anlatırsan o kadar uzak kalırsın. Kendini sır gibi değil su gibi saklamalısın. Sessiz, akışta ve berrak.
Çok doğruymuş. Açık iletişimle çok kişi kaybedip, çok dedikoduya maruz kaldım. gerçek duygularını gizleyense, "herkesle iyi anlaşıyor, iyi insan" mertebesine ulaştı. Kartlarını açık oynamak doğru değilmiş.
Açık iletişim müthiş bir yetişkinlik becerisi aslında ama,maalesef ama ben de hiçbir faydasını görmedim daha. Üstelik başıma çok iş açtı. Yük hep açık iletişim kuranın sırtında oluyor. Sosyal hayatın büyük kısmı, dolaylı mesajlar, imalar ve güç dengeleri üzerine kurulu, maalesef
Erdal Beşikçioğlu, ılık su sanatçılarının klavye başında ahkam kestiği zamanda, elini taşın altına koydu ve harekete geçti. Bence iyi bir adımdı. Tabi ki! şu an yerinden edildi ama en azından bir şeyler için çabaladı ve kendi çapında başardı.