Milleti bilmem kaç bin yıllık devlet aklı masallarıyla uyutanlar, devleti yaşamın her alanında bitirdi. Oturduğun evi yapana denetim yok, yediğin gıdaya denetim yok, ödediğin hesaba denetim yok, sokaktaki suça denetim yok. Devletin tek fonksiyonunu iktidarı korumaya indirgediler.
İki Boğaz köprüsü 2025’te 7,3 milyar TL net kâr elde etti. Kâr marjı %97. Amortismanı çoktan bitmiş, bakımı düşük, nakit makineleri.
Bugün 600 milyon dolarlık yıllık nakit akışını 30 yıl için peşin satıyorsun.
Gelecek 30 yılın gelirini bugün oluşturduğun açıkları kapatmak için ipotek ediyorsun.
Geliri önümüzdeki birkaç bütçe yılında yakarsın zaten. Tersten portföy yönetimi: Nakit üreteni devret, nakit yutanı tut.
Ve kamunun işlettiği köprüden geçiş ücreti (örneğin Boğaziçi Köprüsü) 59 TL iken özel işletmede olan Osmangazi Köprüsü'nden geçiş ücreti 1170 TL.
Özelleştirme sonrası şirketler tarifeleri diğer köprülere yakınsar. Kâr özel şirketin cebine kalır, fark yine vatandaşın navlununa biner.
Türkiye Yüzyılı.
@TurkKulturKampi Yörük toylarına bakıyorsun, yine aynı manzara: Gaydırı Gubak, Cemilem, Gabardıç’ın gölgesi...
Türkçülük, folklorik bir gösteriye ve eğlenceye indirgendiğinde geriye sadece kalabalık ve gürültü kalır. Mesele, Türk’ün gerçek toplumsal meseleleri karşısında nerede durduğundur.
CHP'ye butlan atandığında genel merkez önünde böyle bir kalabalık yoktu. Memleketteki onlarca tarikattan bir tanesi. Bu da Türkiye'nin gerçeği. Kim örgütlüyse ülkeyi o yönetir.
Gelen yorumlara bakıyorum. En çok dikkatimi şu çekiyor. Bizim cenah diyeceğim... Yani muhalif kitle örgütlü olmanın ne demek olduğunu bile bilmiyor. Yeni Parti'ye üye olmak ya da dandik bir youtube kanalına katıl abonesi olmak örgütlü olmak demek değil. Hatta toplu şekilde sokağa çıkmak da örgütlü olmak demek değil.
Haftanın bir gününü dünya görüşü için feda edebilecek olan var mı? Ben mesela kendi mahallemdeki saadet partilileri tanıyorum. Onlar da benim gazeteci olduğumu biliyor. Çalıştığım kanalı biliyor. Ailemi tanıyor. Aslında onlar beni tanıyor. AKP'liler de öyle...
Bir olay anlatayım, uzayacak ama...Bundan yıllar önce mahallenin solcuları olarak Kocamustafapaşa spor kulübüne girmiştik. Bir taraftar grubu kurmuştuk. @barankaya'nın meşhur anlatımından bilen bilir. Kızıldeliler taraftar grubu.
Neyse bizim eski solcu başkan Oğuz abi beni Fatih amatör kulüpler birliği toplantısına götürmüştü. Fatih'te amatör kulüpler birliği başkanı AKP'liydi. 2 ay sonra da yine seçim olacaktı.
AKP'li adam toplantıda hepimize rajon kesti. "Geçen seçim iki kulüp bana oy vermedi. Kocamustafapaşa ve Vefa. Hadi yine vermeyin,size bırak yardımı su bile yok" dedi. Benim gözümün içine baka baka... Beni tanıyordu. Haber çoktan gitmiş. Solcular Paşa'yı ele geçiriyor, diye...Ben de orada tanıdım onu Bizim başkan "Nasıl ama Onur?" dedi. İyiymiş.
Sonra bizi kulüpten uzaklaştırdılar, barındırmadılar. Sahip çıkan da olmadı.
Diyeceğim şu. Sandık dediğin sonucu belli bir şey. Asıl kavga buralarda oluyor. Ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle, fabrika fabrika... Göğüs göğüse oluyor. Ve oralarda onlar var. Ülkeyi de onlar yönetiyor. Doğal...Ev ev sokak sokak mahalle mahalle iktidarı her gün her saniye yeniden kazanıyorlar.
Yok efendim bilmem ne partisi kuruldu da üç günde bilmem kaç üye kazandı... Yok efendim genel başkan sokağa çıktı da esnaf inanılmaz ilgi gösterdi.. Bunlar traş şeyler. Yerelde gerçekten siyaset yapmış gerçekten örgütlü olmuş adam bunlara güler geçer. Ben öyle yapıyorum.
Muhalif dostlarıma naçizane uyarımdır:
Bizim yapacağımız en büyük hata, taleplerimizi dile getirmekten tamamen vazgeçmek olur. Gerekirse AKP'den gerekirse muhalif partilerden, gerekirse yandaş partilerden, bakanlardan, başkanlardan, tüm yetkililerden, vekillerden umudu tamamen kesmemeli, her fırsatta taleplerimizi hatırlatmalıyız.
Otoriter bir rejim için en güzeli suskun ve hiçbir talebi olmayan muhalif bir kitledir zaten. Hele de bu kitle en az %48 olmasına rağmen sessizse. Ama biz somut taleplerimizi dile getirmekten ve bıktırma suretiyle rahatsızlık vermekten vazgeçmezsek, her istediğimizi değilse de bazı istediklerimizi alırız. Hayatımızı daha yaşanılır kılarız. Günlük rutinde bizi etkileyen büyük şeyler elbette var ama küçük ve çözülebilir şeylerin pastadaki payı aslında daha büyük.
Partilere küsülür ama bu yöneticiler hayatımızın bu kadar içindeyken onlara maalesef küsülemez. Bu yüzden, taleplerimizi sürekli söylemeye devam etmeliyiz. Başkaları için değil, kendimiz için.
Talep demişken;
Çalışma saatleri çok uzun, kısaltılmalı.
"Biz Türkiye'de eşit vatandaşlığı, Cumhuriyet'in onurlu yurttaşlığını bulmuş insanlarız.
Bu çerçevede, Kürt vatandaşın onuru da hepimizin onuru kadar değerlidir.
Kürt vatandaşımızın başına bir kayyum atamaya, bir lider atamaya gerek yoktur.
Onlar kendi kararlarını -tıpkı bütün diğer vatandaşlarımız gibi- verebilirler.
Hele de bir narko-terör örgütünün liderini oraya kayyum olarak atamak kabul edilebilecek bir davranış değil."
(İYİ Parti Balıkesir Milletvekili @bdalgin 'in konuşmasından)
Gazilerimizin ısrarı sonucu komisyona alınan Er Şehit ve Gaziler Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu:
“Millî Savunma Bakanlığı bizi ölüme gönderirken hiçbir problem yok. İş sosyal haklarımızı vermeye gelince çöp gibi kenara atıyorsunuz.
Aynı üniformanın içinde, aynı terörist kurşunuyla yaralanmamıza rağmen bizi yok sayıyorsunuz.
Siz milletvekilleri bu masalarda, bu koltuklarda rahat ve huzurlu oturuyorsanız; dışarıdaki arkadaşlarım ve benim sayemde oturuyorsunuz.
Devleti devlet yapan ana unsur şehit aileleri ve gazilerdir.
Buraya oturmuş koca koca adamlar, bize vereceğiniz üç kuruşu konuşuyorsunuz.
Hakkımızı alana kadar Güvenpark’tan ayrılmayacağız.”
Kaan P1 yabancı yorumcularca haber yapılmış. Profesyonel yorumcular kötü birşey de yazmıyor. Türk havacılığı ve teknoloji markası için haber olmak son derece olumlu. Ama altına abuk sabuk yorum döşeyen dayılar tam bir felaket. Resmen hikayeyi sabote ediyorlar.
Bir kamu hizmeti olan eğitimin çöküşünü görmezden gelip "ev satın, çocuk okutun" diyerek bireysel fedakarlık reçetesi yazmak vicdana sığmaz.
Mesele ailelerin yeterince fedakârlık yapmaması değil, bir zamanlar belirli bir niteliğe sahip olan eğitim hizmetinin artık yerlerde sürünmesidir. Son yirmi yılda, başta devlet okulları olmak üzere, eğitim giderek planlı olarak vasatlaştırıldı.
Üstelik "iyi okulları" kazanan gençleri de mezun olduklarında daha iyi bir gelecek beklemiyor. Bu çocuklar işe başladıklarında emeklerinin ve niteliklerinin karşılığını alamıyor. Bu yüzden ailelerin yaptığı fedakarlık çoğu zaman kendi çocuğunu ülkeden uğurlamakla sonuçlanıyor. Sorun yalnızca eğitimin niteliğinin düşmesi değil, bu ülkede niteliği ödüllendiren bir ekonominin daha doğrusu sistemin kalmamış olmasıdır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarından 2000'li yıllara kadar amaç da izlenen politikalar da bu yüzden farklıydı. Aileler varını yoğunu satmıyor, devlet kendi öğrencisini kendi kaynağıyla gerektiğinde dünyanın en iyi kurumlarına gönderiyordu. Bugün ihtiyacımız olan, vatandaştan bir fedakarlık daha beklemek yerine, milli eğitim politikasını Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri ışığında yeniden kurmaktır.
"Ne yazık ki Cumhurbaşkanı da bu oyuna gelerek Valimizi görevden aldı"
İçinde bulunduğumuz başkanlık sisteminin zararlarını göstermesi adına, güzel bir örnek teşkil ediyor bu durum.
Hiçbir insan, 85 milyonluk koca bir ülkeyi tek başına yönetemez.
Bu insan; dünyanın en yetenekli, en zeki, en çalışkan insanı olsa da böyledir. Tüm siyasi yetenekleri bu iş için uygun olsa dahi; onun da günü 24 saattir. Bazı kararları yeterince düşünmeye elbette fırsatı olmayacaktır. Bazı kararları sadece minik özetlerle, bazılarını üzerinde fazla düşünmeden verecektir. Bu durum bir insan için aslında gayet normaldir.
Daha bu insanın yaşlanması, yorgun olması, yoğun olması filan gibi durumlara girmedim bile.
Maalesef başkanlık sistemi ülkemiz için pek efektif sonuçlar vermedi. Bürokrasinin hızlanması yanlış kararların da hızlanmasına sebep oluyor ve hataları büyütüyor.
Ardahan halkı adına üzüldüm.
Nasıl bir tiyatro bu ya?
TFF başkanı, “en yüksek koruma statüsündeki SİT alanı” ilan edilen Bargilya Sulak Alanı’na 4000 villa dikmek için Milli Takımı resmen kullanıyor. Biraz baktım, Ağaoğlu bu bölgeyi 20 yıldır imara açmaya çalışıyormuş. İzinlerin alındığı da kesinlikle yalan.
Şu şekil gittikleri Amerika’dan şampiyon olup döndüler erkek futbol takımına ise villa verildi özel uçaklar tahsis edildi ülkenin tüm imkanları seferber edildi sonuç dünya kupasından elenen ikinci takım oldular ülkeyi rezil ettiler