Şu çekimi izliyorum döndüre döndüre.
Vargasın sahanın her yerinde olması, takımın topa kitlenişi filan müthiş. Eda kızların arkada topu çevireceğinden o kadar emin ki arkasını dönüp saçlarını savuruyor filan her saniyesi enfes. #FileninSultanları
Tesettür bir moda değildir. Tesettür bir inançtır, bir düşünce tarzıdır, bir yaşam biçimidir.
İslami giyimin asırlardır oluşmuş kendi kuralları vardır:
• Takma kol olmaz.
• Göğüs pensi olmaz.
• Belde kemer olmaz.
• Elbise dikilmemiş gibi durmalıdır.
• Kumaş ek yerleri varsa ajur ile kapatılır.
• Vücut hatlarını belirginleştiren, dar, vücuda yapışan, süslü-püslü, markalı, “modern tesettür” adı altında satılan şeyler tesettür değildir.
Bugün gördüğümüz çoğu “tesettür” kıyafeti aslında örtünme değil, örtünüyormuş gibi yapmaktır. Hem aşırı açık hem de aşırı süslü-örtülü uçlar var. Ortayı, yani gerçek tesettürü kaçırıyoruz.
Tesettür örtünmekten ibaret değildir; bakışı, duruşu, davranışı da kapsar. Sadece başı örtüp vücudu teşhir etmek tesettür olmaz.
@mayrukcouture tesettür daha iyi anlatılamazdı, mesleğinizin hakkını her anlamda veren harika bir sanatçı olarak görüyorum sizi. 👏🏻
@yknnyldz Ahh daha önce okusaydım bu yorumu, üç kitabı da aldım sırasını bekliyor. Şu an Romain Gary’nin külliyatındayım. Yeni baskılarına uyum sağlayamayınca eski baskıları ediniyorum. Bu da heyecanımı kaybettiriyor maalesef!
Osman Hamdi Bey bu eseri fırçasıyla değil, bir arkeoloğun çaresiz öfkesiyle yarattı.
Avrupalı koleksiyonerler bu tabloya baktıklarında muazzam bir doğu estetiği, parıldayan İznik çinileri ve egzotik bir ibadethane kapısı gördüklerini sandılar.
Oysa tuvalin içine biraz daha sokulduğunuzda, kusursuz gibi görünen o mimarinin üzerindeki derin yaralarla yüzleşiyorsunuz.
Duvarlara ve kapı kemerlerine dikkatlice bakın.
Osman Hamdi o eşsiz çinileri bütün ve kusursuz çizmek yerine, kasıtlı olarak dökülmüş, parçalanmış ve yer yer altındaki kaba sıvası ortaya çıkmış bir halde resmetti.
Merdivenlerin mermerleri aşınmış, o ihtişamlı taş işçiliği bakımsızlıktan adeta çürümeye yüz tutmuş durumda.
Bu estetik bir tercih ya da sıradan bir eskime detayı değildi.
O sadece bir ressam değil, aynı zamanda Osmanlı'nın ilk müze müdürü ve tarihi eserleri korumak için ömrünü tüketen bir adamdı.
Kendi toplumunun geçmişine nasıl sırt çevirdiğini, o paha biçilmez mirasın göz göre göre nasıl yok olduğunu her gün içi kanayarak izliyordu.
Avrupalılar bu dökülmüş sıvaları romantik ve gizemli bir doğu harabesi sanıp satın alırken, Osman Hamdi aslında kendi devletinin ve insanının bu mirasa sahip çıkamayışını kanıt olarak tarihe not düşüyordu.
Kapının önünde duran kadın figürleri ise tablonun diğer büyük manifestosu.
Dönemin batılı ressamları doğulu kadınları hep karanlık haremlerde, loş odalarda boyun eğmiş nesneler olarak çizmeyi tercih ederdi.
Fakat burada durum tamamen farklı.
Kadınlar sokağın tam kalbinde, pırıl pırıl sarı ve pembe feraceleriyle, kimseye boyun eğmeden dimdik ayaktalar.
Sohbet ediyorlar, sosyalleşiyorlar ve kamusal alanın tam merkezinde kendi varlıklarını kutluyorlar.
Osman Hamdi Bey doğunun kadınına da, doğunun dökülen çinilerine de aynı dürüstlükle yaklaştı.
Tarih bazen en keskin sitemleri, en canlı renklerin içine ustaca saklar.
Bir aydının kendi toprağına duyduğu o sessiz kırgınlık, yüzyılı aşkın süredir o cami kapısının eşiğinde okunmayı bekliyor.
Bosna savaşında beni en çok etkileyen olaylardan biridir. Tüm köyü ve ailesi sırplar tarafından katledilen Senad Medanoviç. Kimsenin sağ kalmadığını öğrenince bir ağaca sarılıp ağlıyor.