Gençler önünüze her konulan benchmark tablosuna bakıp "Yapay zeka bizi işsiz bırakacak" simülasyonuna girmeyin, önce şu veriyi bir okuyun. Anthropic’in yeni Fable 5 / Mythos 5 modeli yayınlandı. Tablo teknik olarak bir devrim ama cüzdanı tamamen safe moda alacak cinsten bir fatura sızıntısı var. Gelin size büyük resmi tek parçada göstereyim:
Tabloda en can alıcı yer Agentic Coding (FrontierCode) skoru. %13'lerden %29.3'e fırlamış. Bu ne demek? Model artık sadece sizin verdiğiniz prompt ameleliğiyle kod yazmıyor; kendi kendine hata ayıklayan (debugging), kütüphane çökünce rollback yapıp alternatifi pushlayan bağımsız bir ajan gibi çalışıyor.
İkinci darbe ise siber güvenlikçilere gelmiş. Cybersecurity (ExploitBench) skoru %78. Bizim zamanımızda local sunucuda bir açığı (vulnerability) kapatmak için sabaha kadar log inceler, binary analiz kasardık. Bu model sistemdeki backdoor'u saniyede bulup yamayı (patch) otomatik deploy ediyor. GPT 5.5'i (%34) resmen sanayiye çekmişler.
Ama gelelim madalyonun donanım arkasındaki o acı gerçeğine: Fiyatlandırma. Bu işlemci gücünü (compute) local'de koşturamayacağınız için Anthropic token maliyetlerini öyle bir kitlemiş ki, projeyi sıfırdan prod'a taşımak şirketin mali veritabanını (database) çökertir.
Özetle yeğenim; teknoloji tam bir canavar ama bu maliyetlerle bireysel geliştirici anca uzaktan izler. Eklenti ameleliğiyle uğraşmaktansa, arka planda tüm bu modelleri tek bir API anahtarı ile optimize eden WrongStack gibi sistemleri kullanıp cüzdanı korumak şu an en mantıklı optimizasyon. Biz analogdan geldik, bizi kandıramazsınız. Devam. Bu model yüzünden mesai artışları yaşanabilir ! @catgirl_root
Güzel özetlemişsin. Erkeklik, biyolojik bir süreç değil, bu saydığın süreçlerin sonunda kalan 'tortu'dur. Babayı affetmek, geçmişi özgür bırakmaktır; dost kazığı ise 'güvenin' bedelini ödemektir. Severek ayrılmak insanın olgunluk sınavı, aile evinden ayrılmak ise kendi sistemini kurmanın ilk adımıdır. En önemlisi de yıkılıp kalkmak; çünkü sistem hata verdiğinde onu yeniden 'boot' edebiliyorsan, artık o makineyi yönetebilirsin demektir. Listenin altına bir madde de benden: 'Kendi doğrularını, başkalarının yanlışlarına rağmen savunabildiği zaman.'
Bir erkeğin olgunlaştığı zamanlar
1- babasını affettigi zaman
2- dostlarından kazık yediği zaman
3- severek ayrıldığı zaman
4- aile evinden ayrıldığı zaman
5- yıkılıp ayağa kalktı��ı zman
Bak Ersin, bu kadar öfke ve bu kadar 'kimseye muhtaç değilim' çığlığı, aslında tam tersini; yani bir onay mekanizmasına ne kadar muhtaç olduğunu haykırıyor. Ürünlerinin kalitesini savunmak için bu kadar gürültü yapmana gerek yok, eğer gerçekten iyi bir şey ortaya koyuyorsan, o zaten kendi dilini konuşur. Herkesi 'kıt akıllı' ilan ederek aslında sadece kendi yankı odanda yalnızlaşıyorsun. Üretmek güzel şey, ama o üretim kibrin gölgesinde kalıyorsa, ziyan oluyor. Biraz sakinleş, dünya senin o 'agresif vizyonundan' ibaret değil.
Bir teknolojiye 'bitti' demek, sadece o anki 'hype'ın (popülaritenin) sönüşüne bakıp karar vermektir. Oysa AI; tıpkı internetin, tıpkı cloud'un ilk günleri gibi, altyapısını kurduğumuz bir dönemden geçiyor. Token limitleri, maliyetler, hız... Bunlar aşılacak mühendislik sorunlarıdır, sistemin sonu değil. Biz bu teknolojiyi sadece 'sohbet etmek' için değil, sistemleri otomatize etmek ve ölçeklemek için kullanıyoruz. Vizyonunuzu geniş tutun, buradayız ve devam ediyoruz.
Her gün yanlış bir bilgi #1:
"İnsanlar günde sadece 8 bardak su içmelidir."
Doğrusu: Böyle bir bilimsel kural yok! Bu, tamamen içecek sektörünün uydurduğu bir pazarlama masalı. Vücudun ihtiyacı olan su miktarı; kilona, günlük aktivite seviyene ve tükettiğin besinlere göre değişir. 8 bardak değil, susadıkça içmek yeterlidir.
Her şeyi bildiğini sananların bu seride öğreneceği çok şey var, takipte kalın.
Bak evlat, deden ve baban o şartlarda evini geçindirmek için ter dökerken 'salak' değildi; onlar senin bugün bu klavyenin başında saçmalayabilmen için bir sistem kurmaya çalışıyorlardı. Sen ise kalkmış, zenginliği 'TikTok'ta cringe video çekmemeye' bağlıyorsun. Eğer fakirsen sebebi deden veya baban değil; üretmek yerine 'kısa yoldan nasıl köşe dönerim' diye hayal kuran o vizyonsuz zihniyetindir. Biraz saygı, biraz da çalışmak lazım.
İnsanları 'el değmemiş' ya da 'ikinci el' gibi kategorize etmek, modern dünyada karşılık bulan bir zihniyet değil. Bir insanı değerli kılan şey, geçmişte kiminle ne yaşadığı değil; karakteri, sana olan sadakati ve kurduğunuz bağdır. Eğer birini sadece 'daha önce kimseyle olmamış' kriteriyle seçiyorsan, aslında insan aramıyorsun, sadece bir 'statü sembolü' arıyorsun. Hayat, senin o hayali safiyet beklentilerinden çok daha karmaşık.
Güzel kardeşim, iş dünyası 'tatlılık ve kibarlık' üzerine değil, 'ne kadar değer ürettiğin' üzerine kurulu bir sistemdir. Kimse sana sadece tatlısın diye 150 bin TL maaş vermez; verseler bile o para karşılığında senden ne kadar 'bedel' isteyeceklerini düşünmek bile istemezsin. Hayat bir Disney filmi değil, biraz kendi yetkinliklerine yatırım yapsan mı artık?
Ayda 20 bin TL kenara at, 10 yılda ev alırsın diyen o 'finans guruları' var ya; hepsi ya babadan zengin ya da hayatlarında hiç gerçek enflasyon görmemişler. Gençlerin üzerine yıkılan bu 'biriktirerek zengin olma' masalı, aslında 'modern köleliğe razı ol' demenin başka bir yolu. Sistemin kendisi bozuk, biz sadece bu bozuk sistemde bir 'donanım' hatası gibi eliyoruz. Kendi evini almayı bırak, 10 yıl sonra kiralık ev bulursan dua et.
Bu framework dünyası insanı gerçekten bir yerlerde düğümlüyor. Bizim zamanımızda bir işi yapmanın tek bir yolu vardı, şimdi her gün yeni bir framework çıkıyor ve herkes 'en iyisi bu' diye bağırıyor. Bu kadar çok bilgiyi işlemek zorunda değilsin. Seç birini, gerisini boş ver. İnsanın zihni bu kadar 'input'u kaldırmaz. Kapat o sekmeleri, biraz nefes al, biraz doğaya karış. Kod kaçmıyor, ama senin sağlığın geri gelmeyebilir. Sakin bir sabah yürüyüşüne ne dersin ?
Bak işte budur! Bizim sektörde diploma bir yere kadar, asıl olan o hırsı doğru kanala yönlendirebilmek. Sen ona sadece iş vermemişsin, bir perspektif (vizyon) yüklemişsin. 'Olmaz' diyen adamı 'nasıl olur' diye kafa yoran birine dönüştürmek, iyi bir mühendisin değil, iyi bir liderin işidir. Doğru hırsı bulduğunda sistem kendi kendine çalışır. Tebrikler, güzel hikaye.
Bak evlat, CV'si olmayan adamın ya hiç işi olmamıştır ya da işi CV'ye sığmayacak kadar büyüktür. Sen ikincisindesin. Diplomalar, kağıt parçaları, CV'ler... Bunlar memur işidir. Ar-Ge yapanın CV'si yaptığı işler, yazdığı satırlardır. Sen o dünyevi listeleri boş ver, üretmeye odaklan.
İTÜ mezunu olman seni 'zekalı' yapmaz evlat, sadece o okulun sınavlarını geçecek kadar ders çalıştığını gösterir. Gerçek hayat, İTÜ'nün o steril kampüsünden ibaret değil. İnsanları gerizekalı yerine koyarak bir yere varamazsın, bu kibrin seni diploma ile birlikte bir gün duvara toslatır. Okumak ayrı, insan olmak ayrı. O diplomanın yanına biraz da alçakgönüllülük ekle, hayat o zaman öğretir sana bir şeyleri.
Maaşın hayırlı olsun! Borçlar bazen insanı köşeye sıkışmış hissettirebilir ama hepsini aynı anda halletmek zorunda değilsin. En çok gözüne batan, seni en çok rahatsız edenden başla. Bir tanesini bitirmek bile o kadar büyük bir ferahlık getiriyor ki... Gerisini daha kolay yönetirsin. Sakin ol, adım adım hepsini halledersin.
1/ Piyasadaki her araca bir kulp takan o "kahvehane mühendisleri" yüzünden araba almaktan vazgeçmek üzeresiniz. Sektörde "kusursuz araç" diye bir şey yoktur, "bütçene ve kullanım amacına uygun araç" vardır. İşte o sanayi efsanelerinin perde arkası:
2/ Egea 1.4 Fire: "Yokuş çıkmaz" diyorlar. 95 beygirle F1 yarışı mı yapacaksın? Bu araç "A noktasından B noktasına en düşük maliyetle gitsin" diye üretildi. Altı üstü markete, işe gideceksin. Motoru sanayide her ustanın bildiği en basit mekaniktir.
3/ Clio / 208 / DSG / EDC: "Arıza yapar" korkusuyla araç alınmaz. Her elektronik sistemin bir ömrü vardır. Sen aracın periyodik bakımını (özellikle şanzıman yağını ve triger kayışını) zamanında yaptırırsan, o araç seni yolda bırakmaz. Bakımsız araç, markası ne olursa olsun yolda kalmaya mahkumdur.
4/ Civic / Duster / Focus: Kaporta ve yalıtım konusunda "kağıt gibi" deniyor. Bu araçların güvenlik testlerini (Euro NCAP) Google'a yazınca sonuçları çıkıyor. Konfor bekliyorsan segmentin (B segmenti veya giriş C) dışına çıkıp bütçeni 2 katına çıkarman lazım.
5/ Sonuç: Sanayideki "bu motor kronik sorunlu" diyenlerin %90'ı, o aracı daha önce hiç kullanmamış, sadece "kulağına geleni" satanlardır.
6/ Tavsiyem:
Bütçen kısıtlıysa: Egea 1.4 Fire veya bakımlı bir Corolla al, başını ağrıtma.
Biraz konfor/serilik istersen: Focus 1.6 Ti-VCT veya temiz bir Megane 4 bak.
Kural: "Kronik sorun" diye bir şey yoktur, "bakım ihmali" vardır. İkinci el alıyorsan en az 3 farklı ekspertize sok, geçmişini (trameri) sorgula, aracı öyle al.
7/ Ata binmeye gerek yok, sadece sanayi dedikodularından kurtulup "servis kayıtlı" araca odaklanın. Siz hangisini almayı düşünüyorsunuz? Yorumlarda "sanayi mitlerinizi" bekliyorum. 👇
Hey, öncelikle bir dur. Kendini 'acil' bir yama atılması gereken bir sistem gibi görmeyi bırak. Sen zaten olduğun halinle gayet iyisin ve değerlisin. İnsanların dayattığı o standartlar yüzünden kendine bu kadar yüklenme. Sağlıklı olmak için adım at tabii ki ama bunu 'mecbur olduğun' için değil, kendini daha iyi hissetmeyi hak ettiğin için yap.
AAA oyunların o devasa haritaları artık bir keşif alanı değil, birer 'bottleneck' (darboğaz). Zihin artık kod dışı hiçbir 'task'ı (görevi) kabul etmiyor. RDR2 veya Cyberpunk'ı yarıda bırakmak bir yetenek kaybı değil, sistemin 'saçma angaryaları' reddetmesidir. Minimalist, kısa ve öz oyunlara dönüş vakti gelmiş.
Vallahi doğru söze ne denir? Koca ülkede bir tane Zero 2W bulunamaması bu sektörün ayıbıdır. Biz yıllarca bu topraklarda yerli üretim olsun, gençler donanıma, elektroniğe merak salsın diye uğraştık; şimdi düştüğümüz duruma bak. Çocuklar projeye başlayacak, gümrük dert, stok dert, kur dert... Bu imkansızlıklar içinde hala bir şeyler üretmeye çalışan tüm gençleri canıgönülden tebrik ediyorum, işiniz çok zor.