Nietzsche’nin "hınç" kavramı geldi aklıma okuyunca. Kendi tikel varlığına bir anlam katamayan ezik insan tipi, toplumun kutsallarına ve ortak acılarına saldırarak üstünlük kurmaya çalışır. Ahlaktan bütünüyle kopuşun, varoluşsal bir sığlığın göstergesisin, nettir bu. Yazık.
İbrahim Güçlü: “PYD ve Mazlum Abdi hakkındaki analizlerin temelinde ciddi bir yanılgı var”
Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden İbrahim Güçlü, PYD ve Mazlum Abdi’ye ilişkin değerlendirmelerde, tartışmanın temelini oluşturan bazı noktaların göz ardı edildiğini savundu.
Güçlü, PYD’nin Kürt örgütü olarak kabul edilmesinin, örgütün Baas Partisi ile ilişkili olduğunu öne sürdüğü siyasi yapılanmasının yeterince görülmemesine yol açtığını belirtti.
PYD ve Mazlum Abdi’ye ilişkin analizlerin temel yanlışının, “PYD’nin bir Baas Partisi olduğu” gerçeğinin göz ardı edilmesi olduğunu ileri süren Güçlü, Mazlum Abdi’nin Kürtlerin iradesini değil, Abdullah Öcalan ve Baas’ın iradesini temsil ettiğini iddia etti.
Güçlü ayrıca PYD’nin Baas adına bir vekâlet savaşı yürüttüğünü öne sürerek, örgütün Kürdistan’da Kürtler adına bağımsız bir egemenlik sistemi oluşturmadığını, bunun yerine PKK’nın “faşist ve totaliter” olarak nitelendirdiği egemenlik modelini kurduğunu savundu.
Güçlü’ye göre PYD’nin yönettiği bölgenin “Kürdistan” olarak tanımlanması da doğru değil. Güçlü, PYD’nin Kürdistan’ı değil, Suriye’nin kuzeyini yönettiğini ileri sürerek, PYD ve Mazlum Abdi’ye ilişkin değerlendirmelerde bu siyasi ve tarihsel çerçevenin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Kaynak: https://t.co/VyIHHpclCB
Kürt siyasetçi Kemal Burkay:
“Bakın, ben bunu söylüyorum: PKK’nın yürüttüğü savaş hiçbir zaman Kürt halkının savaşı olmadı. 1987’de yazdığım makaleler var. Diyorum ki, PKK’nın yürüttüğü bir halk savaşı değil, halka karşı yapılan bir savaştır. Aynı şeyleri bugün de söylüyorum. Bu, Ergenekon oyunlarının bir ürünüdür.
Bu insanlar, bu gençler heder ediliyor. Türk olsun, Kürt olsun; ben onlar için acı duyuyorum. Onlar şehit edebiyatı yapmasın boşuna. Bu şehitlerin tek sorumlusu onlar ve Kürt halkı için değil, PKK’nın bağlı bulunduğu çevrelerin çıkarı için yapılıyor.”
Amma da tatmin olmaz bir ekip.
DEM Parti destekliyor. AKP destekliyor. MHP destekliyor. Hüda Par destekliyor. CHP destekliyor. Yeni Parti'nin yarısı destekliyor. Bir dizi sol parti destekliyor. Bir dizi liberal destekliyor.
Yani toplumun yüzde 85'ini temsil eden partiler destekliyor. Anketlere göre toplumun yüzde 67'i Çerçeve Yasa'yı olumlu bulduğunu açıklamış.
Devletin her kurumu arkanızda. TRT, AHaber, CNNTürk, Habertürk, T24, Medyascope, Serbestiyet başta olmak üzere çok takipçili mecralar gönüllü yayın organınız gibi çalışıyor. Sayısız ajans, internet gazetesi, blog hizmetinizde. Onlarca akademisyen televizyonlarda her akşam "sürecin" ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Bunlar yüzde 85'ten geriye kalan yüzde 18'lik kısmı adım adım ikna ederler.
Entelektüellerin insanları siyasi projelere "ikna etmek" gibi bir rolleri olmadığı bir yana, velev ki olsun, "entelektüeller" kimi ikna edecek? Geriye kalan yüzde 15'i mi? O kadarcık fire de olsun artık. Hiçbir proje toplumun yüzde 100 desteğini alamaz.
Sizin esas yüklenmeniz gereken bir avuç entelektüel değil. İktidar bloğu. İsteseler anında Öcalan'ı Urfa'ya genel vali bile yapabilirler. Yapmıyorlarsa bunun nedeni sizin emir eriniz olmayan entelektüeller veya yüzde 15'in itirazı değil. Kendi hesapları. Onu da dünyanın bütün entelektüelleri bir araya gelse düzeltemez.
Para kazanmak istiyorsan, insanın "zayıf noktalarını" bil.
Erkeğin zayıf noktası: «Seks»
Kadının zayıf noktası: «Güzellik»
Ebeveynin zayıf noktası: «Çocuk»
Yaşlının zayıf noktası: «Sağlık»
Zengin adamın zayıf noktası: «Zarar etme korkusu»
Fakir adamın zayıf noktası: «Tek seferde köşeyi dönme»
Gençlerin zayıf noktası: «Onaylanma arzusu»
Maaşlı çalışanın zayıf noktası: «Stresten kurtuluş»
Ev kadınının zayıf noktası: «Zaman tasarrufu ve tasarruf»
İşletmecinin zayıf noktası: «Verimlilik»
Otokun zayıf noktası: «Favori idol»
Kumar bağımlısının zayıf noktası: «Heyecan ve geri kazanma»
Bunların hepsini kavradığın an,
iş dünyası "zor bir oyun" olmaktan çıkar.
*“Allahüekber” deyip de hayırlı iş yapan görmedim ben bu dünyada!
*Nerede “Allahüekber” deniyorsa orada bir öfke, bir nefret, bir savaş var!
*Hani barış dini, hani huzur dini? Huzura dair bir şey görüyor musunuz?
— Orhan Yenen
İkra Avcı’nın uğradığı bu hukuksuzluğa tepki göstermek yetmez, kurum ve kuruluşların doğrudan sahip çıkarak İkra hemşirenin yalnız olmadığı duygusunu güçlendirmek gerekir.
Dayanışma günü.
“Muhammed’den sonra bir kitap yazmışlar, ona 7. yüzyıl Araplarının yaşamını doldurmuşlar. Sonra bu kitabın Allah’ın sözü olduğu yalanını uydurmuşlar ve bu, inanç hâline gelmiş. Vallahi yalan söylüyorlar.”
— Hasan Mezarcı
Kürde, diline, takımı AmedSpora saldıranlara, hakaret edenlere, AmedSpor’un efsane futbolcusu #DenizNaki den cevap var.
Şu kadroda bir de o olsa, takımın tadından yenmezdi.
Deniz Naki, futbolcuğu kadar, dengbêjlikte de yetenekli.
#AmedSpor a gelsin.
Sayın Sağlık Bakanı’na soruyorum:
Hemşire İkra Avcı, DAİŞ’in bir Kürt kadınına yönelik vahşetine karşı saçını örerek tepki gösterdiği için önce gözaltına alındı, şimdi de meslekten ihraç edildi.
Bu kararın gerekçesi nedir?
Başka bir ülkede, bir kadına karşı işlenen insanlık dışı bir vahşeti protesto etmek ne zamandan beri suç?
Filistin’de yaşanan vahşeti protesto edenler de suç mu işliyor?
Bir insanın katledilen kadınlara yönelik dayanışma amacıyla yaptığı bir eylem nasıl olup da meslekten ihraç gerekçesi olabiliyor?
Yoksa mesele, vahşetle katledilen kadının Kürt olması mı?
Yoksa hâlâ eski Kürt düşmanı zihniyetle mi hareket ediyorsunuz?
Bir yandan “100 yıllık Kürt sorununu çözüyoruz” diyorsunuz. Diğer yandan Kürt bir kadına yönelik DAİŞ vahşetine karşı çıkan bir hemşireyi mesleğinden ihraç ediyorsunuz.
Bu çelişkiyi toplum nasıl anlayacak?
Böyle uygulamalar, yıllardır ayrımcılık ve inkârla mücadele eden Kürtlerin bu sürece olan güvenini sarsmaz mı?
Sayın Bakan, tekrar soruyorum:
İkra Avcı hangi suçu işlemiştir?
Ve bu kararınızdan geri dönmeyi düşünüyor musunuz?
"Çerçeve Yasa" çıktı. Silahların susması sağlanacak, şiddetsiz hak arayışının kanalları açılacak, bu açıdan iyi oldu. Bunun değerlendirmesini farklı mecralarda çokça yaptım.
Benim durumuma gelince:
Benim durumumda siyaset yasağı yokmuş; hakkımdaki soruşturma ve kovuşturmalar için 5 yıllık erteleme öngörülüyormuş. Yıllardır önüme örülen barikatların kâğıt üzerinde kalkması, ilk bakışta iyi bir gelişme gibi sunulabilir. Ama kimse benden bu sahte lütfa sevinmemi beklemesin!
Sanki hayatımın 11 yılı gasp edilmemiş gibi... Sanki 8 yıldır sürgünde yaşamayı ben tercih etmişim gibi... Sanki kendi topraklarımdan köklerimi koparan şey, o tiyatroya dönüştürdüğünüz yargı sisteminiz değilmiş gibi!
Şimdi karşıma geçip pişkin bir edayla şunu söylüyorsunuz: “Sana 5 yıl erteleme veriyoruz. İşine gelirse kabul et; gelmezse itiraz et, gel yargılan.”
Lütfettiniz!
Adaletine en ufak bir güven kırıntısı kalmadığı için memleketini terk etmek zorunda bırakılan bir insana, yıllar sonra “İstersen gel yargılayalım.” demek, adaletsizliği yüzsüzce tazelemektir. Yargı sopasıyla hayatımı çalacaksınız, beni 8 yıl sürgüne mahkûm edeceksiniz, sonra da bir kağıt parçasıyla hesabı kapattığınızı sanacaksınız.
Bu yasa, çekilen acıların üzerini örtebilir mi? Çaldığınız yılları geri verebilir mi? Siyasi ahlaksızlığınızın hesabını sıfırlayabilir mi? Asla!
Türkiye’ye dönebilirim, dönmeyi seçebilirim. Ancak bu adım; bana yaşatılan her bir hukuksuzluğu unuttuğum veya bu kokuşmuş düzeni meşrulaştırdığım anlamına gelmez. Ülkeme dönmek ayrıdır, sizin adaletsizliğinize boyun eğmek bambaşka!
Benim için hukuki güvence, kapıdan içeri girmeme izin verilmesi değildir. Benim aradığım güvence; yarın aynı hukuki garabetin, aynı keyfiliğin ve aynı arsızlığın içine tekrar çekilmeyeceğimin garantisidir.
Önüme koyulan bu yasadan dolayı kimseye zerre minnet duymuyorum!
İYİ Partili Ömer Karakaş'a göre yıllardır tutuklu olan Can Atalay yasaya "evet" dediği için iktidarın safındaydı, ihanetçiydi.
Bu konuşmanın üzerinden 4 gün geçti şimdi o AKP'ye katılıyor, Can Atalay ise hala bu iktidarın tutsağı.