Sosyal medya platformlarında Kürtlere yönelik her türlü hakaret etme özgürlüğünü devletin onlara birşey yapmayacağı cesaretinden alıyorlar.
Sanıyorlar ki Kürtlere karşı her türlü nefret suçu işleyip başlarına birşey gelmeyecek.
@Diyarbakirbaro@VanBaro@SirnakBarosu
- Uyuşturucu sattı
- Silahsız işçi ve öğrencileri öldürdü
- 3 kuruş için arkadaşlarıyla kavga etti
- Kumarhane işletti
- Para alabildiği herkesle masaya oturdu
- Kullanılıp kenara atıldı
Kürt sanatçı Diyar Dersim, Almanya'da konser sırasında yaşanan Kürdistan bayrağı gerginliğine ilişkin açıklama yaptı:
📌50-60 yaşlarında bir şahıs 10 kişilik bir grubu organize ederek provokasyon yaratmak istedi
📌Diyar Dersim olarak benim Kürt bayrakları, şahsiyetleri ve sembolleriyle hiçbir sorunum yok
📌Kimse bayrağın arkasına saklanıp bize yurtseverlik dersi vermeye kalkmasın; Kürdistan bayrağı her Kürt için ne anlam ifade ediyorsa benim için de odur
📌Benim için Seyid Rıza ne kadar değerliyse, Mele Mustafa Barzani ve Qazi Muhammed de o kadar değerlidir
📌Tüm şarkılarım Kürtler ve Kürdistan için
https://t.co/UgWUzgbirq
@albayimm001 Albay, senin de Koç grubunun da iyiliğini şey ederim.
Siz Kürdleri kendiniz gibi onursuz mu sandınız?
Bize ekmek verin, ırzımıza bile geçin diyebilirsin, ama Kürdler bunu demez.
@TCAytunCiray Prêze yapma Aytun.
O fıkralarda hiçkimse bir Laz veya Trakyalı kadını ahlaksız göstermedi.
Haa, gösteren olduysa ve sen de buna gülmüşsen bu da senin genişliğin. Kendi genişliğini Kürdlerden bekleme.
Zaten Kürdler'de o genişlik olsaydı, senin kadar da faşist olurdu.
@savgatore Kendi kaynanasını dehleyen, gelininin ırzına geçip, torun/evlat karışımı çocuk peydahlayan, uyuşturucuyla uyuttuğu babasına abanan bir zihniyet için çok iddialı laflar bunlar.
Yıllarca nezih, eğitimli, kültürlü, ahlaklı, görgülü falan diye pazarladıkları burjuvaların gerçek yüzü.
Bunların en bir bok olanı da işte bu kadar, şaşırmayın.
@ddurgun68 Valla Doğan bey ne diyeyim? Siz en azından bir tanım bulmuşsunuz. Ben tanımlayacak kelime bile bulamadım.
Ve bu zihniyet çoookk uzun bir süredir bakkaldan manava, fabrikadan bürokrasiye, terziden damacana imalatına, kenef kapısından bar kapısına kadar her yerde söz sahibi.
Tüm dostlarıma çağrımdır.
Profesör Dr. Vahap Coşkun'un
aşağıdaki makalesini lütfen elden ele yayalım/paylaşalım.🙏🙏
🔴"1927 nüfus sayımına göre Diyarbakır’da nüfusun %69’u anadilini Kürtçe, %29’u ise anadilini Türkçe olarak işaretler. 1950 nüfus sayımında Kürtçe’nin anadili olduğunu söyleyenlerin oranı %71, Türkçe’nin anadili olduğunu söyleyenlerin oranı ise %28 olarak çıkar. 1927-1950 nüfus sayımları esas alındığında, 1935 nüfus sayımı hariç, en fazla Kürtçe konuşan nüfus Diyarbakır’da bulunur.
🔴Tek parti yönetimi, Diyarbakır’ın bu çok kültürlü yapısına cephe alır. Bölge hakkında hazırlanan raporlarda, gayri-müslim nüfusun bölgeden çıkarılmasının altı çizilir. 1950’ye gelindiğinde Diyarbakır gayri-müslim nüfustan arındırılır.
🔴Kürtçe’nin hâkimiyetini zayıflatmak için de demografik mühendislikten istifade edilir.
🔴Bir taraftan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Rusya ve Kudüs’ten muhacirler ve mülteciler getirilir. Göçmenler için inşa edilen köyler ve mahalleler ile Diyarbakır bir “iskân mahalline” dönüşür.
🔴Diğer taraftan, zararlı olduklarına kanaat getirilen köklü Kürt aileleri ise Türkiye’nin batısına sürgüne gönderilir.
🔴Toprak sahibi büyük aileler Batı’da zorunlu iskâna tabi tutulurken toprakları da topraksız köylülere dağıtılır. Bu uygulama, daha sonra ciddi çatışmalara neden olur. Batı’da ikamete mecbur edilenler, sadece muhalif kimliğiyle maruf olanlar değildir. Devletin yanında olmakla birlikte herhangi bir sebepten ötürü “tehlikeli” addedilenler de sürgünden yakalarını kurtaramazlar. Cemilpaşazade Kadri Bey, bu konuda kendi tecrübesini paylaşır:
İsyan başladığı tarihten bir sene geçmeden Kürdistan’ı Kürtlerden boşaltmak isteyen Ankara hükümeti ilk önce aşiret reislerini, tanınmış kişileri Kürdistan’dan Anadolu’ya nakletmeye başladı. Dikkati şayan olan cihet, Türk hükümetinin isyan anında kim kendine yardım ettiyse bunları ilk kafile olarak sürgüne göndermesiydi. Hükümetin iyi gözle görmediği kimseler kendilerini hükümet memurlarından uzak tutmaktaydılar. Hükümete yardım etmiş veya en azından vatani düşünceleri kısa kimseler, isyan başladıktan sonra hizmetlerine mükâfat veya hiç olmazsa aferin almak niyetiyle hükümet kapısından ayrılmıyorlardı. Bundan dolayı vefasız, gaddar hükümetin icraatine ilk kurban bunlar oldu. Sürgün edildiğim Burdur vilayetine yetiştiğimde benden evvel Burdur’a gönderilmiş Türkofillikleri ile tanınmış bir kısım Kürtleri orada mevcut buldum… Bediüzzaman Molla Said de aramızda bulunuyordu. (s. 154) "
https://t.co/mOUUBT18xS
Kürt sorunu da neymiş, öyle bir şey mi kaldı diyenlere!
Bilinçaltınızdaki dışlama, hakaret, utanmazlık bitmedi!
Rahmi Koç özür dile!
Bu iğrenç espriye gülenler özür dile!
Kürt halkının onurunu çiğnetmeyiz!
Bu aşağılama suçunu işleyemezsiniz!