Osmanlının muhteşem askerleri, Avrupa'nın korkulu rüyası Yeniçeriler, 200 yıl sonra bir devlet töreninde Cumhurbaşkanlığı muhafız alayıyla birlikte ABD Başkanı Donald Trump'ı karşıladı.
Not: Birçok ülke devlet törenlerinde kendi tarihlerinin önemli askeri birlikleriyle misafirlerini karşılıyor. Yeniçerilerin bu törenlerde kullanılması gerektiğini senelerden beri söylüyordum. Çok doğru bir uygulama oldu.
Muhteşem bir olay ya. Tüm ekibin ellerine sağlık.
Ne olduğunu anlamayanlar için olayı biraz açmak istiyorum.
Organ naklinde kan grubu ve doku uyumu önemlidir. Yani birine organ vereceğiniz zaman, uyumlu olması istenir.
Ayrıca öyle kafanıza göre birine organınızı veremezsiniz. Çünkü organ satışı yasaktır. Birine organı verebilmek için haklı bir sebebiniz olmalıdır. Bu bir akrabalık bağı olabilir, yılların dostluğu olabilir (ispat şartı ile). Yani etik kurulu "Ben bu kişiye organımı satmıyorum. Aramızda bir bağ var. Onun sağlığı için organımı bağışlıyorum." cümlesine ikna etmeniz gerekir. Bu nedenle yedi yabancı birine organınızı veremezsiniz. Çünkü arka planda bir satış olup olmadığını ispat etmek mümkün değildir.
Şimdi gelelim çapraz nakile.
Diyelim ki A kişisi ve B kişisi çok yakın. B kişisinin organ ihtiyacı var. A kişisi vermek istiyor ama uyum sağlanamıyor.
C kişisi ve D kişisi de çok yakın. D kişisinin de organa ihtiyacı var fakat C kişisi de onunla uyumsuz.
Fakat A kişisi D kişisine, C kişisi de B kişisine uyuyor. Bu durumda devlet diyor ki "Birbirlerinizin yakınına organlarınızı verebilirsiniz."
Bu durumda da satış olmadığından emin olunur. Çünkü herkes kendi yakınının sağlığı için organını veriyor.
Çapraz nakilde şöyle bir sıkıntı var; ameliyatlar aynı anda başlamalı. Yoksa birisi vazgeçerse zincir bozulur, mağduriyet olur. Mesela diyelim ki A kişisini ve D kişisini ameliyata aldınız. Ameliyat başarılı geçti ama C kişisi vazgeçti. Kolundan tutup zorla ameliyata sokamazsınız. Bu nedenle 4 ameliyatı da aynı anda başlatmanız gerekir.
Çapraz nakil olayı, uyum ihtimalini artırarak hastalar için büyük kolaylık sağlasa da uygulaması inanılmaz zor bir işlemdir. Tüm hastanenin bu işe entegre olması gerekir. Olayı yöneten bir kişi olsa da cerrahından ameliyathane hemşiresine, servis hemşiresinden hastane personeline kadar herkesin tecrübeli olması ve işini kusursuz yapması gerekir. Organ nakli dediğimiz konu zaten kendi başına çok kompleks bir işken, bu çapraz nakil olayı gerçekten muazzam bir şey.
Benim anlattığım 2'li çapraz nakildi. Yani 2 alıcı ve 2 verici var (aynı anda 4 ameliyat). Malatya bunun 7'lisini yapmıştı. Şimdi de 8'lisini yapmışlar. Gerçekten muhteşem bir olay. Başta Sezai Hoca olmak üzere tüm ekibi tebrik ederim. Elleri dert görmesin. Bu tarz öncü olayları ülkemizde daha çok görmek dileğiyle.
For me, Hull City represents the meeting of a remarkable city and a wonderful country that welcomed me warmly from the very first day I arrived in Hull.
Today, Hull City is a club followed and supported by millions of Turkish fans, and this is a great source of pride for me. I will continue to support and strengthen this special bond as much as I can. @hullcity #HullCity #hcafc #theTigers
Hull’a geldiğim ilk günden beri beni harika bir şekilde karşılayan, çok güzel bir ülke ile çok güzel bir şehrin buluşmasıdır Hull City benim için. Hull City artık milyonlarca Türk taraftarı olan bir takım ve bu çok gururlandırıyor. Elimden geldiğince bu güzel birlikteliğe destek vermeye devam edeceğim.
DURDUĞUN YER NERESİ?
İsim durduğun yerle ilgilidir. Dünyaya nereden bakıyorsan, etrafındakileri ona göre isimlendirirsin. Mesela Türkler Anadolu’ya geldiklerinde kuzeylerindeki denize Kara dediler. Çünkü Kara, Kuzey demekti.
Eski Türkçede yönler bu şekilde isimlendirilirdi: Batı’ya Ak, güneye Kızıl, doğuya Gök, Kuzeye ise Kara denilirdi. Bu yüzden batıdaki Hunlara Ak Hunlar denilmiştir. Karadeniz ismi o kadar yerleşmiştir ki bugün Batı dillerinde bile deniz, “kara”nın karşılığı olan “noir ya da black” kelimeleriyle anılıyor. Antik Yunan’da verilen ismi Pontos Axeinos (uğursuz) ise unutuldu.
Anadolu’nun batısından Atlas Okyanusu’na kadar uzanan denizi gördüğümüzde ise burayı “Akdeniz” olarak isimlendirdik. Çünkü Anadolu’nun batısında kalıyordu. İlk Türk donanmasını kuran Çaka Bey’den itibaren tam bin yıldır bu denize Akdeniz ya da Bahr-i Sefid diyoruz. Bahr, Arapça deniz, sefid ise Farsça beyaz demek. Bu denizin Boğaz’ın güneyinden başlayarak adalarla çevrili olan kısmına ise Cezayir-i Bahr-i Sefid yani Adalar Denizi diyorduk. Ta ki 1941’deki 1. Coğrafya Kongresi’ne kadar.
O güne dek Piri Reis’ten Kâtip Çelebi’ye kadar tüm coğrafyacılarımızın eserlerinde Adalar Denizi olarak isimlendirilen deniz bir anda Ege’ye döndü, bir Atina kralının ismine. Niçin İstiklâl Savaşı’nı Yunan’a karşı vermiş bir ülke yüzlerce yıl kullandığı ismi terk edip Kral Aegeus’un adına ithafla Ege’yi eğitim müfredatına koyar?
Sanırım ülkemizde yüz yıldır süren pek çok ihtilafın sembolik bir durağıdır Ege.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıkladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu kültürel inkıraza bir nokta koyuyor.
Çünkü isim her şeydir.
Bundan sonra Yunan’ın sürekli arıza çıkardığı denizimize ders kitaplarında Ege demeyi bırakarak Adalar Denizi diyeceğiz. Yalnız bu da değil.
Sömürgecilerin kendi durdukları yere göre “Orta Asya” dedikleri topraklara yeniden Türkistan diyeceğiz. Geçtiğimiz asrın başında Rusya’nın batısını, Çin’in ise doğusunu işgal ederek parçaladığı Türk yurdu nihayet kendi ismiyle yer alacak kitaplarımızda.
Türkleri Anadolu’dan kovmak ve Kudüs’ü Müslümanların elinden almak için yapılan hayasız saldırıları “sefer” olarak öğrettik yıllarca çocuklarımıza. Asırlar sonra Papa’nın dahi özür dilemek zorunda kaldığı Haçlı Seferleri, bundan sonra ders kitaplarımızda Haçlı Saldırıları olarak anlatılacak.
İşte zihniyet devrimi budur.
Batılılar 15. yüzyıldan itibaren Afrika, Asya ve Amerika’ya yaptıkları kanlı saldırıları Coğrafi Keşifler adıyla tanımladılar. Oysa bu topraklar Avrupalılar için yeni olsa da insanlık için keşfedilmemiş değildi. Onlar bu kıtalara gitmeden önce de buralarda büyük medeniyetler bulunuyordu. Kan dökerek sömürgeleştirdiler. Artık müfredatımızda bu korkunç hadiseler silsilesi Sömürgecilik Tarihi ismiyle yer alacak.
Nerede duruyorsanız, oradan bakarsınız.
Milli Eğitim yıllar sonra tarihe ve coğrafyaya artık buradan, Anadolu’dan, Alparslan’ın ayağının bastığı yerden bakmaya başladı.
Topraklarımızı ellerine aldıkları cetvellerle tanzim ettikleri gibi zihinlerimizi de esir alan Gertrude Bell’e, Sykes ve Picot’a bundan daha iyi cevap verilemezdi.
✍️https://t.co/fU52Lsp1Mh
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 16 Mayıs 2026, Cumartesi
"Elektrikli araç kullanmak çok kolay, tek pedal, basıyosun gidiyor, çekiyosun duruyor" diye düşündürülerek normalde arkadan itiş araba tecrübesi olmayan insanlar satın alınca, yağmurlu havalarda rejeneratif frenleme özelliği, aracın arka aks stabilitesini bozduğunda kurtarma imkanı kalmıyor. Elektrikli araçlarda, yağmurlu havalarda rejeni tamamen kapatıp, klasik frenlere dönmeniz gerekir. Bunu da yapan ya da söyleyen youtuber falan görmedim çünkü genelde bu araçların incelemelerini geçen hafta klavye inceleyen arkadaşlara yaptırırlar. Halbuki bu araç türü de ciddi sürüş matematiği gerektirir. Bu arkadaşlar bilmezler. İçten yanmalı, arkadan itişli, diferansiyel kilitli bir arabada, ıslak zeminde kompresyon freni yaptığınızı düşünün. Götü afyona başı konyaya gitmeye çalışır. Bu da aynı şey. He airbag açmaması işin "tesla" kısmı ona bişey diyemem.
THE TURKS HAVE STARTED A NEW ERA IN GLOBAL AVIATION!
Bayraktar KIZILELMA has made history even before officially entering service.
For the first time ever, an unmanned combat aircraft has shot down a jet-powered target using a beyond-visual-range air-to-air missile.
During the test in Sinop, KIZILELMA detected the target with ASELSAN’s MURAD AESA radar and fired a TÜBİTAK SAGE GÖKDOĞAN missile from under its wing.
GÖKDOĞAN scored a direct hit, marking a milestone in the history of aviation.
Five F-16s and an AKINCI accompanied KIZILELMA during the mission, successfully demonstrating manned–unmanned joint flight operations.
With this test, KIZILELMA’s air-to-air combat capability has been proven in a historic way.
Even before entering the inventory, it has shown the world what it means to “see without being seen, strike without being struck.”
TÜRK ORDUSU, ROBOT SAVAŞLARI DÖNEMİNE BİR ADIM ÖNDE GİRİYOR
Dün dünya muharebe tarihinde bir ilk gerçekleşti. Türkiye'nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA, dün Sinop açıklarında gerçekleştirilen testte havacılık tarihinde görüş ötesi hava-hava füzesi kullanarak jet motorlu bir hava hedefini vuran dünyadaki ilk insansız savaş uçağı oldu. Dünyada hiçbir insansız platform hava-hava atış kabiliyetine ulaşamamışken, Bayraktar KIZILELMA bu atışla hava-hava muharebesi yeteneğini kanıtlayan dünyadaki ilk insansız uçak oldu.
Dünya savaş tarihinin anahatlarıyla dört aşaması vardır. Beşinci aşamaya da 2010’lu yıllarda geçtik. Türk milleti bu aşamalarda bir dönem hariç önde olduğu için farklı coğrafyalar, büyük medeniyetler ve kalabalık milletlere rağmen varlığını sürdürdü. Günümüzde 250 milyondan fazla Türk ve 7 bağımsız Türk devleti vardır.
Piyade, Kılıç ve Kalkan Dönemi: Milattan Önceki yıllarda Roma İmparatorluğu kılıç ve kalkanla savaşan piyadeleriyle dünyanın uzun süren ilk büyük imparatorluğunu kurdu.
Ok-Yay ve Süvari Dönemi: Türkler, savaş atı yetiştirip, çok uzun mesafelere atılan kompozit yaylar yaptılar. Türkler (Hunlar, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar) ok ve yayı etkin kullanan süvarileriyle Milattan Önce 200’lerden Milattan Sonra 1400’lere kadar harp sahalarının en etkili güçlerinden biri oldular. Aynı savaş konseptiyle muharebe eden Moğollar da dünyanın en geniş imparatorluklarından birini kurdular.
Ateşli Silahlar Dönemi: 1400’lerden itibaren top ve tüfeğin etkili olduğu ateşli silahlar devri başladı. Fatih’ten itibaren Osmanlılar, kale kuşatmaları ve meydan muharebelerinde tüfek ve topları etkin bir silah olarak kullanarak, yeni bir savaş konsepti geliştirip, harp tarihinin gidişatını değiştirdiler. Osmanlı top ve tüfekleri Doğu’da, Batı’da ve Güney’de muharebelerin (Otlukbeli, Çaldıran, Mohaç, Mercidabık, Ridaniye) kaderini tayin etti.
Endüstriyel Savaş Dönemi: 18. yüzyıldan itibaren önce İngiltere ve Fransa’nın, daha sonra da ABD’nin başını çektiği Batı ülkeleri sanayileşmelerinin bir sonucu olarak gelişmiş ateşli silahlar, harp makinaları ve yeni harp konseptleriyle dünyaya hakim olup, dünyanın büyük bir kısmını sömürdüler.
Sanayi toplumuna geçemediğimiz için seri atışlı tüfek ve topları, buharlı harp gemilerini ve jet motorlu savaş uçaklarını vs. yapamadık. Harp sanayiinde ithalat ve montaj sanayiine yöneldik. Çeşitli dönemlerde maruz kaldığımız silah ve platform satış ambargoları sebebiyle ithalatı da her zaman yapamadık veya yüksek maliyetlerle gerçekleştirdik. Silahları zaman zaman ithal etsek de yeni tarz savaş anlayışını da Osmanlı döneminde uzun süre ordumuza adapte edemedik.
Robot Savaşları Dönemi: 2010’larda insansız hava araçları harp sahasının etkili unsurları olmaya başladılar. Türk ordusu, Bayraktar TB2, Akıncı, Anka gibi yerli üretim olan SİHAlarıyla çatışma sahalarında etkili oldu. Türk SİHA’ları savaş anlayışını değiştirip, yeni bir savaş konsepti geliştirdi. Kısa bir süre sonra insansız savaş uçağı Kızılelma ordumuzun silah envanterine girecek. Artık dünya savaş tarihinde Yeni bir Çağ başlıyor.
Papa Leo’nun İznik merkezli Türkiye ziyaretini sadece dinî bir merasim gibi okumak naiflik olur.
Mekânlar, takvimler, semboller özenle seçilmiş; teoloji, diplomasiye dönüştürülmüştür.
İznik’te dogmanın kaynağına gidiliyor, Fener’de Doğu kilisesi yanına alınıyor, Kudüs’e giden yol hazırlanıyor.
Biz soruyoruz:
Bu ziyaret “ibadet” için mi, yoksa “egemenlik ve sembol hâkimiyeti” için mi?
Tarih mi konuşuyor, yoksa tarihin üzerinden hesap mı kuruluyor?
Hatırlatalım:
Anadolu’nun istikametini ne kehanetler çizer, ne de dışarıdan gelen semboller; yolu tayin eden yalnızca milletin iradesidir.
Ülkemize o kupayı getirmek istiyorduk ama olmadı. Bu takımla gurur duyuyorum. Bizleri ekran başında, burada tribünlerde destekleyen tüm taraftarlarımıza teşekkür ediyorum. Biz buradan daha da güçlü döneriz. Çünkü biz 12 Dev Adam’ız. 🇹🇷
İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü 300’üncü çapraz karaciğer naklini tamamladı!
Dünyada ilk kez 4’lü, 5’li, 6’lı ve 7’li çapraz nakilleri yapan ekip, karaciğer naklinde dünya lideri olmayı sürdürüyor.
Yağız Kaan Erdoğmuş'tan Önemli Galibiyet
Özbekistan'ın Semerkant kentinde devam eden 2025 FIDE Grand Swiss'in 8. tur karşılaşmalarında, Büyükusta Yağız Kaan Erdoğmuş, satranç tarihinin gelmiş geçmiş en yüksek 4. reytingine ulaşmış (2830, Mart 2014), Büyükusta Levon Aronian'ı etkileyici bir oyunla mağlup etti ve 5 puana ulaştı. Bu önemli galibiyetiyle, canlı reytingini 2656'ya yükselterek önemli çıkışını sürdürdü.
Turnuvadaki diğer temsilcimiz Büyükusta Ediz Gürel ise, siyah taşlarla oynadığı karşılaşmada Rus Büyükusta Andrey Esipenko'yla berabere kaldı. Ediz Gürel bu sonuçla 4,5 puana ulaştı.
Elde ettikleri müthiş sonuçlarla bizleri her gün gururlandıran her iki sporcumuzu da tebrik ediyor, kendilerine turnuvanın son üç turunda başarılar diliyoruz.
- GM Yağız Kaan Erdoğmuş - GM Levon Aronian: https://t.co/v5ng0mLVII
- GM Andrey Esipenko - GM Ediz Gürel: https://t.co/J6rLYc1wsI
2025 FIDE Grand Swiss Sayfası: https://t.co/kI1Jq00xQc
Fotoğraflar:
- Michal Walusza / FIDE
- Aditya Sur Roy / ChessBase India
Türk ve Türklük tartışması” başlığı altında okuması yazması kıt olanlardan birisi “ben Türkiyeliyim ama Kürd’üm” demek istemiş. Ne derseniz deyiniz, bununla birlikte kendisine aynı şekilde “ben Türkiyeli değilim, Türk’üm” diyen birine (Erhan Afyoncu’ya) hakaret ediyor. “Memleketin adı gerçekten Türkler tarafından kondu” dersem yanlış olur. Tarihçilerin kaynaklarda belirttiği üzere “Turkiya” ya da “Turkmenya” gibi isimleri Küçük Asya’yı çok iyi tanıyan, burada ticaret yapan Cenevizli ve Venedikli tüccar aileler koydu. Bütün orta zaman Alman seyyahları “Turkei, Türkenland” veya Fransızlar “Turquie” derlerdi. 16. asırda İngilizce seyahatname kaleme alan Nicolas de Nicolay ise “Turkie” diyor, dikkat ederseniz bizim bugünkü söyleyişimize oldukça yakın... Biz bu memlekete, Roma İmparatorluğu döneminden dolayı “İklim-i Rûm” diyorduk. Tabii, “Türk İmparatorluğu” ve “Turkiya” adları o asırlardan itibaren ölümsüz olarak yaşamaya başladı.
Zaten bir yerde coğrafyaya ad konmak istendiğinde ya hâkim milletin başkentinin, ya doğduğu kabilenin veya kurulduğu şehrin adını taşır, yahut çok az örnekte görüldüğü gibi Türklerin Roma hâkimiyeti nazariyesiyle ilgili bir isim olur. Osmanlı, kozmopolit bir dünya imparatorluğudur. Zamanla, çoğu Müslüman ülkede olduğu gibi, hanedanın kurucusunun ismi devletin adı olarak benimsendi. “Devlet-i Aliyye”nin tebaasına “Osmanlı” denmesi ise 19. yüzyılın bir denemesidir.
Milli Savunma Üniversitesi rektörü Prof. Erhan Afyoncu’nun “Türklük-Türkiyelilik” üzerine sosyal medyada ve TV programında yaptığı açıklamalar doğrudur. Herkesin altına imza atması gerekir. Bir kişinin, kendi “destructive” milliyetçiliği için böyle bir hücum yapması son derece yanlıştır. Ümit ederim ki o partide ve o gruptaki insanlar bu izaha katılmıyorlardır. Çünkü bu her şeyi bilen zat(!) maalesef saldırgan ve klişelere yüklenen bir tavır içindedir.
Erhan Afyoncu, gazete okur gibi, Osmanlıca denen Arap harfli eski asırlara ait kaynakları rahatlıkla okur. Yazdığı eserlerde kronolojik bilgide hata yoktur. Çok üretkendir. Millî Savunma Üniversitesi’nde başarılı çalışmaları görüldü. Askeri kanatla iyi ilişkiler kurarak donanımlı subay yetiştirilmesi için büyük emek sarfetmektedir. Bu sonuncusu da önemli bir meziyettir.
Türk HPB Cerrahi Derneği Doğu Karadeniz Bölgesel Toplantısı, Trabzon’da başarıyla tamamlandı!
“Hepatopankreatobilier Aciller” başlığı altında güncel klinik yaklaşımlar tartışıldı.
Katılan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.
#HPB2025#CerrahiToplantı#Trabzon#GenelCerrahi
Türk HPB Cerrahi Derneği Doğu Karadeniz Bölgesel Toplantısı, Trabzon’da başarıyla tamamlandı!
“Hepatopankreatobilier Aciller” başlığı altında güncel klinik yaklaşımlar tartışıldı.
Katılan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.
#HPB2025#CerrahiToplantı#Trabzon#GenelCerrahi
Sayın Meslektaşlarımız,
“Doğu Karadeniz Bölgesel Toplantısı” 31 Mayıs 2025'te, Trabzon Ramada Plaza By Wyndham Oteli Toplantı Salonu’nda yapılacaktır. Toplantı Zoom üzerinden ve eş zamanlı olarak YouTube üzerinden de izlenebilecektir. Detaylar; https://t.co/zQGnx4W1Pj'de...