#NewRelease#OpenAccess
Beyond Islamic Studies
Interdisciplinary Approaches to Method, Theory, and Culture.
Essays in Honor of Jonas Otterbeck
eds. Johan Cato et al. BRill, 2026
https://t.co/t5bWyjiaGo
PDF 🎯
https://t.co/BgXDpF44yi
The Written Word in the Medieval Arabic Lands: A Social and Cultural History of Reading Practices
Konrad Hirschler , Edinburgh Univ Pr, 2013
https://t.co/3tj22poaxb
PDF 🎯
https://t.co/3VNW1eDFrx
Local action drives global change!
We are excited to participate in the upcoming VLR/VSR Days for the 2026 HLPF.
As the Institute of Urban Studies, we believe VSRs are vital tools for reshaping governance and public services.
We are delighted to contribute to this movement with our own VSR report, now published on the United Cities and Local Governments (UCLG) platform. 📊🏘️
Don't miss this crucial online event on July 8 & 9. Registration links below 👇
https://t.co/14XQVD5eVo
------------------------------------------------------------
Yerel eylemler küresel değişimi tetikler!
2026 HLPF kapsamında düzenlenecek VLR/VSR Günleri’ne katılmaktan büyük heyecan duyuyoruz.
Kent Araştırmaları Enstitüsü olarak, VSR’lerin yönetişim ve kamu hizmetlerini yeniden şekillendirmek için hayati öneme sahip araçlar olduğuna inanıyoruz.
United Cities and Local Governments (UCLG) platformunda yayınlanan kendi VSR raporumuzla bu harekete katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. 📊🏘️
8 ve 9 Temmuz’da gerçekleşecek bu önemli çevrimiçi etkinliği kaçırmayın. Kayıt bağlantıları aşağıda 👇
https://t.co/14XQVD5eVo
Islam Translated
Literature, Conversion, and the Arabic Cosmopolis of South and Southeast Asia
Ronit Ricci, Univ of Chicago Pr, 2011
PDF 🎯
https://t.co/CGWWfCB2lg
Yüzyıllar boyunca Bursa'nın siluetini şekillendiren, ancak bugün artık yerinde olmayan yüzlerce yapı yeniden görünür hâle geliyor.
Anatolia19 Dijital Beşerî Bilimler Projesi kapsamında geliştirdiğimiz Bursa Hayalet Yapılar Haritası erişime açıldı.
🔗 https://t.co/NjQH9zRtwh
Islamic Thought in the Dialogue of Cultures
A Historical and Bibliographical Survey
Hans Daiber, Brill, 2012
PDF 🎯
https://t.co/AEgsyFmdJh
https://t.co/J1WUj5WbOd
Ethnic Identity in China: The Making of a Muslim Minority Nationality
Dru C. Gladney , Harcourt Brace College Pub, 1998
https://t.co/K3moXG03s1
PDF 🎯
https://t.co/0Q8etgCBTi
MAKALE ÇAĞRISI SÜRESİ UZATILDI!
@ser61dar26 'ın konuk editörlüğünde hazırlanan "Kodlardaki Kentler: Şehircilik ve Mimarlıkta Hesaplamalı Yaklaşım Taksonomileri"; özgün çalışmalarınızı bekliyor.
📌 Yeni Son Gönderim Tarihi: 31 Ekim 2026
#NewPublication
The Architecture of Bibliophilia
Eighteenth-Century Ottoman Libraries
Yavuz Sezer, Edinburgh University Press, 2026
https://t.co/ilYnKzns86
#OpenAccess The author's PhD Diss on which the book is based
https://t.co/2cDoBQSGJ8
PDF 🎯
https://t.co/ApuvGaDRaT
Beyond Timbuktu: An Intellectual History of Muslim West Africa
Ousmane Oumar Kane , Harvard Univ Pr, 2016
PDF 🎯
https://t.co/a28u7ESQ5F
https://t.co/kmP2Cld927
Zeynep Gökgöz, dilsizleşmenin, körleşmenin, sağırlaşmanın türlü hallerine dikkat çeken kimi güncel sanat örneklerini inceledi. #Zift'te.
📌“Düşünmen Yetmez!"
Detaylar 👉🏻 https://t.co/TY6JZnKNc5
#çağdaşsanat#duyarlılık
📣 YENİ KİTAP !
📚 Kent ve Yaratıcı Endüstriler | Büşra Durmaz
Günümüz kentlerinin en önemli itici güçlerinden olan yaratıcı endüstrileri bilim ve teknoloji odaklı sektörler perspektifinden ele alarak literatürdeki büyük bir boşluğu doldurmaktadır. ++
📢 11. KENT ARAŞTIRMALARI KONGRE ÇAĞRISI!
🌍 Ana Tema: İklim Değişikliğine Dirençli Kentler
Kentler, iklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği, aynı zamanda uyum, dönüşüm ve dirençlilik kapasitesinin üretildiği kritik mekânlardır. Sizi artan afet riskleri, ekolojik kırılganlıklar ve toplumsal eşitsizlikler karşısında kentleri yeniden düşünmeye davet ediyoruz.
💻 Katılım Formatı
Kongremiz bu yıl hibrit formatta düzenlenecek olup, katılımcılar yüz yüze veya çevrimiçi olarak kongreye dahil olabilecektir.
📍Tarih & Yer
12–13–14 Ekim 2026
Tepav, Ankara / Türkiye
📅 Kongre Takvimi
• Özet Gönderimi Son Tarih: 29 Haziran 2026
• Değerlendirme Sonuçları: 27 Temmuz 2026
• Son Kayıt Tarihi: 7 Eylül 2026
• Program İlanı: 14 Eylül 2026
🎯 Akademisyenleri, araştırmacıları, yerel yöneticileri, kentleşme aktörlerini ve tüm paydaşları iklim krizine karşı dirençli kentler için birlikte düşünmeye, üretmeye ve tartışmaya davet ediyoruz.
🔗 Detaylı bilgi ve başvuru:
https://t.co/14pdOWwesF
#COP31 #ICUS2026 #KentAraştırmalarıKongresi #ResilientCities #İklimDeğişikliği #DirençliKentler #UrbanStudies #SürdürülebilirKentler
Son zamanların en önemli gündemlerinden biri “doğum oranlarının düşmesi.” Ama biraz derine inince karşımıza çıkan asıl mesele bence şu: ev hanımlığı.
Bir çalışma vesilesiyle bir süredir bu kavram üzerine düşünüyorum ve fark ettiğim şey şu: “Ev hanımı”na dair olumlu bir temsil neredeyse yok. Ne medyada ne edebiyatta kayda değer bir olumlu temsil dikkat çekmiyor.
Ev hanımlığı bugün bir gösterge gibi çalışıyor: ekonomik bağımlılığın, düşük statünün ve “gelenekselliğin” göstergesi. Daha da önemlisi, hissettirdiği şey, tabiri caizse Hindistan kast sistemindeki Dalitler’e tekabül ediyor. Toplumsal olarak gerekli ama sembolik olarak değersiz görülen bir alan. Elbette bu birebir bir eşitleme değil, bir analoji.
Bu değersizleştirme çok eski değil. Özellikle Y kuşağı sonrası belirginleşiyor. Kadının evde kalmayı, yemeğini yapmayı ve çocuklarını bizzat büyütmeyi tercih etmesi ise giderek daha fazla değersizleştirilen bir konuma yerleştiriliyor.
Bu değersizleştirme Althusserci bir okumayla ideolojik aygıtlar aracılığıyla sistematik biçimde üretilir. Medya ise bireyleri bu konum içinde “çağırarak” ev hanımlığını belirli anlamlarla özdeşleştirir. Bugün bu üretilme ve özdeşleştirme daha sinsi bir seviyede yapılıyor kanaatimce.
Ev hanımı, kendini ailesine adamış, dış dünyada iddiası olmayan, varsa bile ancak kocasının imkânlarıyla var olabilen biri olarak çiziliyor. Peki “entelektüel ev hanımı” nerede? Okuyan, yazan, düşünen ama evinde kalmayı tercih eden bir kadın neden görünmez?
Gündelik etkileşimler içinde ise bu değersizleştirme, mikro-işaretler aracılığıyla gerçekleşir. Bazen bir bakış, bazen kısa bir “hımm” bu anlamı yeniden üretmeye yeter.
Ev hanımlığına dair söylemler esasen bir sembolik şizofreni de üretiyor. Nasıl? Bir yandan “annelik kutsaldır” diyerek yüceltiliyor, diğer yandan modern rasyonalite içinde değersizleştiriliyor.
Daha dikkat çekici olan ise şu: Bu bakış yalnızca modern dünyaya tam adaptasyon iddiasındaki seküler kesime özgü değil. Bu kodlanma, en dindarından en gelenekseline kadar geniş bir kesimi içine almış durumda. Hatta sahada, dindar ve geleneksel kimliğiyle bilinen bir grubu bizzat çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim. Ev hanımlığı kategorisine en güçlü biçimde sahip çıkması beklenen bir çevrede bile bu durum açıkça görülüyor. “Ben ev hanımıyım”veya “Eşim ev hanımı” cümlesi neredeyse hiç tek başına kurulmaz. Hep bir “ama” ile gelir. “Ev hanımı ama çok çalışıyor”, “ama boş değil”, “ama lise/üniversite mezunu”,“ama aslında çalışan kadından daha çok yoruluyor…” Yani kimse sadece şunu rahatça söyleyemez: “Ev hanımıyım.”
Belki de bu yüzden doğum oranlarının düşmesini sadece demografik bir mesele olarak değil, ev hanımlığının değersizleşmesiyle birlikte düşünmek gerekir.
TTK'nın abone olduğu pek çok veri tabanı ve e-kitaplara uzaktan erişmek için https://t.co/1U1APoeNuo adresine girin ve Kütüphane Kaynaklarına Uzaktan Erişim menüsüne tıklayarak buradaki talimatlara göre ilerleyin...
🌿 Ahmet Erdem Tozoğlu ile “Demiryolu ve Kent: 19. Yüzyılda Osmanlı Balkan Şehirlerinin Mekânsal Değişimi” üzerine konuşacağız.
👉🏻 https://t.co/dNjWfX0rYr
Tüm metni tek gönderide toplamayı seçtim, karışık olmuştu biraz. 🔽
Akademideki maaş sorunu tüm cumhuriyet tarihinde büyük kriz alanı. Kısmi iyileşme sağlanan birkaç dönem hariç (1965-1973, 2014-2018) akademisyenler her zaman "sınırda" bir meslek grubu olarak bırakılmış. Maliye Bakanlığı yüksek bürokrasisinde bu konuda bir uzlaşı olduğu anlaşılıyor.
Alman 18. yy. siyasal iktisatçı Johan Justi akademinin maaşlarının çok yüksek tutulmaması gerektiğini "orta seviye maaş, törensel onurlandırma" ilkesiyle şöyle formüle etmiş: "bilge bir bakan, akademisyenleri kibirleri üzerinden yönetir." Kralın "lütufkar bir kabulü" veya "kısa bir sohbet hazineden çıkan büyük paralardan çok daha etkili olabilir"
Akademi maaşlarının orta seviyede tutulması tarihsel olarak kamu maliyecileri ile siyasetçilerin güçlü uzlaşı alanlarından biri. Maaşın zorunlu ders karşılığı (10 saat) ile garanti altına alınması da devletin temelde üniversiteden eğitim beklentisiyle bağlantılı bir politikası. Ayrıca araştırmanın da sıralamadaki yerini gösterir.
Günümüzdeki durumda ise krizler iç içe geçiyor: yükseköğretimin yaşadığı depresyon, yapay zekanın ortaya çıkardığı belirsizlikler üniversitenin değerini tartışmaya açıyor. Üniversite tüm büyük inovasyonların kaynağı olsa da piyasa başarı anlatılarını hi-jack etmede usta...
Akademisyenlerin saygın maaş beklentisi birçoğu da ironik olarak kendi mensubu olan kişiler tarafından mugalataya boğuluyor. Bu semptomun kaynağı da akademinin içindeki hayal kırıklıkları, kişilik çatışmalarıyla bağlantılı.
Akademi modern çağda itibar, saygınlık, bilgiye ve öğrenci yetiştirmeye adanma gibi idealist temeller üzerine inşa edilmiş.
Bildung idealini çökerten ne olduğunu henüz kimsenin tanımlayamadığı Amerikan "mükemmeliyetçiliği" öğrenciyi müşteriye ve hocayı satıcıya dönüştürerek büyük bir yabancılaşma yarattı. Akademisyenlerin önemli bir kısmı ruhen Bildung idealine bağlı olsa da, yönetim kademeleri işletmeciliğin özel dillerinde konuşuyor.
Hocalar maaş iyileştirmesi istemeyi bu yüzden zul sayarlar. Hocanın para konuşması ayıptır. Piyasadaki en ucuz emek hoca emeğidir. Her yere konuşmaya giderler, sohbet ederler. Konuşmaya hazırlanmaya en az yarım gün hazırlık yapılır. Para için gidilmez, bilginin paylaşımının hazzı için gidilir. Biri tutup para verirse bir zarfa 2bin lira konup cebinize sıkıştırılmaya çalışılır, utanırsınız, almak istemezsiniz ısrar ederler, 'size layık değil ama' diyerek (1 saat lise özel ders 4000 lira).
Özetle akademinin geçim derdini Bourdieu'nün dediği gibi formüle edersek, anti-ekonomik mantığa göre kurulmuş akademik alan itibar için yapılandırılmıştır: Nesiller emanet edilir, kültürü koruma vazifesinin merkezidir, inovasyon da yapmalıdır, topluma hizmet üç esas misyonundan biridir, araştırma, yayın, proje yapmalıdır, okulun idari işleyişini yürütmelidir, iyi ve güncel bir eğitim vermelidir vb. Modern dünyada tüm bu görev listesinin benzerini üstlenen kurum yoktur, olamaz da.
O nedenle akademinin ilk sorunu geçim değil, hak ettiği saygınlıkla ele alınmamasıdır.
Üniversitelerimiz uluslararası sıralamalara girdiğinde duyulan kıvanç anlamlı. Hocalarının önemli bir kısmının, özellikle İstanbul'da, açlık sınırında yaşadığı gerçeği ile birlikte kıvanmak lazım. Üniversite az imkanla büyük başarılar elde edebilen bir kurumdur...
📘 Yeni kitap!
Kentsel Ulaşımda Erişilebilirlik: Engelleri Anlamak, Engelleyeni Bulmak
Cihan Erçetin
Erişilebilirlik yalnızca fiziksel değil; toplumsal ve yönetsel tercihlerin de bir sonucudur.
⤵️
https://t.co/6cAk6KpCMc