🧭 #GİBPusula
📢6183 sayılı Kanunun 48'inci maddesi kapsamında, 31 Ağustos 2026 tarihine kadar yapılacak başvurular üzerine vergi dairesine olan borçların cari tecil faiz oranından daha düşük bir faiz oranıyla tecil ve taksitlendirilmesine imkân sağlanmaktadır.
🌐Uygulamadan yararlanma şartları, başvuru süreci ve diğer ayrıntılar hakkında bilgi edinmek için sitemizde (https://t.co/OptwjIi36z) yayımlanan Rehber ve İnfografiği inceleyebilirsiniz.
https://t.co/5AslmI2wuh
#GİB #VergiGeleceğimizdir
📢 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu 73 Nolu Sirküleri ile 2026 yılı ikinci geçici vergi döneminde uygulanacak yeniden değerleme oranı % 11,51 (yüzde onbir virgül ellibir ) olarak tespit edilmiştir.
👉 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu 73 No’lu Sirkülere sitemizden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/Qppi0GxSkl
#GİB #VergiGeleceğimizdir
Tarihte Bugün: 23 Temmuz 1919.
"Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz".
"Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet birlikte direnecektir".
"Manda ve himaye kabul edilemez".
Erzurum Kongresi.
“Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.” 🇹🇷
Millî Mücadele’nin yol haritasını belirleyen, milletimizin bağımsızlık iradesini ve vatanın bölünmez bütünlüğünü bütün dünyaya ilan eden Erzurum Kongresi’nin 107’nci yıl dönümünde; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyoruz.
#ErzurumKongresi
Milli Mücadelenin temelinin atıldığı Erzurum Kongresi'nin 107'nci yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz.🇹🇷
“Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.” ilkesiyle İstiklal mücadelemizin yol haritasının çizildiği Erzurum Kongresi’nin 107. yıl dönümü kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyoruz. 🇹🇷
Musul Lozan'da kaybedilmedi.👇
1. Dünya Savaşı sonunda 1918'de işgal edilen Musul, dönemin koşulları içinde bir daha geri alınamadı ki kaybedilsin. 1918'de İngilizler Musul'u işgal ederken Padişah Vahdettin'di. 1. Dünya Savaşı yeni bitmişti. Kurtuluş Savaşı daha başlamamıştı. Musul işgal edildiğinde Lozan Antlaşması'na yaklaşık 5 yıl vardı.
Türk heyeti, Kasım 1922'de Lozan'a giderken Musul askeri olarak kurtarılmış değildi.
Türk heyeti Musul için Lozan'da büyük bir mücadeleye girdi. İsmet Paşa'nın deyişiyle Lozan'da masa başında bir "Musul savaşı" verildi. Ancak konferansın başlarında yapılan görüşmeler tıkandı. Böyle olunca Musul konusunun Lozan sonrasında İngiltere ve Türkiye arasında ikili görüşmelerde çözülmesine, olmazsa Milletler Cemiyeti'nin sorunu çözmesine karar verildi. Yani Musul Lozan da kaybedilmedi.
Lozan'da Musul'la ilgili madde, Musul konusunun Lozan sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında görüşüleceği, sonuç alınmazsa Milletler Cemiyeti'ne gidileceği yönündeydi.
Lozan sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında Musul görüşmeleri başladığında Türkiye'nin güney sınırında İngiliz destekli Nasturi İsyanı çıktı.
Musul sorunu Milletler Cemiyeti'ne aktarıldığında da bu sefer Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde Şeyh Sait İsyanı çıktı.
Musul konusundaki Türk tezi Türk-Kürt kardeşliği teziydi. Şeyh Sait İsyanı bu tezi zayıflattığı gibi yarattığı güvenlik endişesiyle Türkiye'nin yeni toprak kazanmak yerine yeni kurulan Cumhuriyeti ve mevcut Misakı Milli sınırlarını koruma refleksini güçlendirdi. Türkiye Cumhuriyeti bir an önce Türkiye - Irak sınırının çizilmesine odaklandı. Bu sırada Milletler Cemiyeti, Musul'un Irak'ta kalmasına karar verdi.
1926 yılında İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul İngiltere mandasında Irak sınırları içinde kaldı. Buna karşın Türkiye Musul petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle yüzde 10 pay alacaktı.
1926 yılında, henüz daha 3 yıl önce kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, Milletler Cemiyeti'nin müdahil olduğu bir konuda diplomatik yollarla kurtarılamayan Musul için askeri operasyon yapmayı ulusal çıkarlar açısından doğru bulmadı. Çünkü bu durumda hem daha 3 yıl önce Lozan Barış Antlaşması ile 10 yıllık savaşın ardından sağlanan barış bozulacak hem de çok daha önemlisi Türkiye Cumhuriyeti uluslararası arenada Milletler Cemiyeti kararlarını tanımayan "barış yıkıcı" bir devlet damgasını yiyerek bütün dünyanın tepkisini üzerine cekecekti. Savaştan yeni çıkmış, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan, Şeyh Sait İsyanı ile sarsılan ve henüz daha 3 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin o yıllarda Musul için bir maceraya atılması büyük bir hata olurdu. Atatürk ve dava arkadaşları ile TBMM bu hataya düşmedi.
Gerçek şu ki!
Lozan'da Türk askerinin koruduğu ve fillen Türkiye'nin elinde olan hiçbir toprak kaybedilmedi. Daha önce 1. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında kaybedilen Batı Trakya, Musul, Adalar kurtarılamadı. Buna karşın Gökçeada, Bozaccada ve Tavşan Adaları Lozan'da kurtarıldı. Ayrıca Hatay da Lozan'dan sonra Atatürk'ün büyük cabadiyla 1938'de kurtarıldı, 1939'da Türkiye'ye bağlandı. Lozan'daki Boğazlar komisyonu ve Boğazlardaki askersizleştirilmiş bölgelere de 1936 Montrö ile son verildi.
Cumhuriyeti kuranlar, Atatürk ve dava arkadaşları toprak kaybetmedikleri gibi toprak da kazandılar; Hatay'ı kurtardılar.
Suriyeli Arapların ülkelerine kavuşması için elinizden geleni yapın artık. Türkiye bunu yapmalıdır.
Bunun yapılmaması en fazla genel seçimlere kadar ertelenebilir.
Yani en fazla 21 ay daha ertelenebilir.
Çünkü yapılacak ilk seçimlerde Zafer Partisi'nin yer alacağı hükümette Türkiye'deki Suriyeli Arapların vatan hasreti Zafer Partisi eliyle giderilecektir.
Ve Türkiye'deki Suriyeli Araplar, Suriye Arap Cumhuriyeti'ne kavuşturulacaktır.
Aynı politikamız sadece Suriyeli Araplarla sınırlı değildir.
Beraberinde Türkiye'de çok farklı ülkelerden gelerek bulunan yasa dışı, düzensiz göçle gelen kaçak nüfusun tamamına uygulanacaktır.
Çünkü Türkiye ne bir göçmen kampıdır ne de kaçak ve sığınmacılar için bir tatil köyüdür.
Zafer Partisi olarak bizim önceliğimiz Türk vatandaşlarının yaşam standardını yükseltmektir.
Türkleri katleden EOKA’nın “Cesursan Gel Al” diye yazdığı duvara; 2087 paraşütçü, 67 helikopterle Kıbrıs Barış Harekatını düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetleri, “Cesursan Gel Al Demiştin, Türk’üm, Cesurum, Geldim, Aldım” yazmıştır.
Şanlı Zaferimizin 52. Yılı kutlu olsun. Türk milletinin Şanlı Zaferine imza atanları rahmet, minnetle anıyoruz.
#İstisnaveMuafiyetPanosu📌
🎯 Öğrenci yurtları, pansiyonları ve kamplarında öğrencilere verilen hizmetler konaklama vergisinden müstesnadır.
🔑Ayrıntılı bilgi için sitemizde (https://t.co/OptwjIi36z) yer alan «Konaklama Vergisi Rehberi» ni inceleyebilirsiniz.
https://t.co/8a9LNIWYK2
#GİB #VergiGeleceğimizdir
🦅 "Beşiktaş öyle bir takım değil."
🎙️ Cem Dizdar: Trossard'a "yıldız" dediğinde Mbappé ve Haaland tanımlanamaz hâle geliyor. Yani onlara bir tanım bulamazsın; "galaksi" demen gerekir. Dili değiştirin. Dili değiştirince bu işi anlarsınız, diyorum. Yani Önder Özen ne yapmaya çalışıyor, Serdal Adalı ne yapmaya çalışıyor; bunu dil değişikliğiyle, dolayısıyla düşünce değişikliğiyle anlarsınız. Ona "yıldız" demenin gerekçesi ne, biliyor musun? Oradaki Asensio olduğu için öyle düşünüyorsun, oradaki Victor Osimhen olduğu için öyle düşünüyorsun. Beşiktaş öyle bir takım değil.
Öyle bir takım hiçbir zaman da olmadı. Yapılmaya çalışıldığı için olmuyor. Yani Beşiktaş'ı diğerlerine benzetmeye çalıştıkları için Beşiktaş bir türlü kendi niteliğini bulamıyor. Kayboldu Beşiktaş. Yani Serdar Bilgili sonrasında Beşiktaş kayboldu gitti.
Bizim bu ülkede yıldıza ihtiyacımız yok. Futbol oynayan futbolcuya ihtiyacımız var. Mümkünse burada yapacağız onu, İspanyolların yaptığı gibi. Şimdi Cubarsí dedim; yıldız mı? Yarı finalde oynuyor. Cubarsí'den "yıldız" diye söz eden biri var mı aramızda? Bu çocuk 19 yaşında, yarı finalde oynuyor. Cubarsí'ye bakmak yerine, Cubarsí'yi üreten habitata, oradaki ekosisteme bakman gerekiyor. Beşiktaş'ın ihtiyacı olan bu. Beşiktaş ise bunları hâlâ para harcayarak yapmaya çalışıyor.
▶️ Canlı izlemek için: https://t.co/Wz4ItDaiUi
Ancelotti dönemi ve devri kapanmıştır..
Kendisi de kabul etmeli..
Bunca kupan var..
Yetmedi mi?
Biraz da gençlere şans tanınmalı ki
Yeni jenerasyonlar ile iletişimde problem olmasın..
🎙️ Carlo Ancelotti: Maçı kazanmayı hak ettiğimizi düşünüyorum. Böyle olduğunda, yenilgiye yeni bir macera için taze bir başlangıç olarak yaklaşmalısınız. Çalışmaya, gelişmeye ve yeni fikirler üretmeye devam etmeliyiz. Bunun bir son olmadığına inanıyorum; alınan bu yenilgi yeni bir döngünün başlangıcı.
Türk tiyatrosunun ve sinemasının duayen ismi, değerli sanatçı Zihni Göktay’ın vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Zihni Göktay’a Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve sanat camiasına başsağlığı dileriz.