Cumhuriyet ateşini yakanların, teslim olmayanların, boyun eğmeyenlerin memleketi güzel İzmir…
Yine omuz omuza, yine meydan meydanayız.
Partimizi, irademizi, milletin meydanında savunuyor; yarın Cumhuriyet Meydanı’nda buluşuyoruz.
İzmir Cumhuriyet Meydanı | 26 Mayıs Salı |12.00
Kılıçdaroğlu mezarından çıkan bir hortlak gibi görünüyor birçok muhalifin gözüne. Hatta, iktidar tarafından muhalefet musallat edildiği de düşünülüyor. Bu İslami korku filmleri senaryosunu andıran kurgu maalesef gerçek değil. Gerçek olan ise, Kemal Bey'in asla gömülmediği, hatta yaraları bereleri temizlenerek, harikulade bir makyajla mumyalanıp müzeye kaldırıldığı. Yani, CHP'nin kendini mutlu hissetmesi için Kılıçdaroğlu'nun tebessüm eder haliyle, yüzü pudralanmış şekilde ama donuk bakışlarla bir fanus içinde olması ve parti müzesindeki yerini alması gerekiyordu.
Bu ikisinin, yani hortlak ile mumyanın farkı ne peki? Niçin bu yazıya böyle başladım? Bu fark önemli çünkü, hortlak usulünce gömülmemiştir. Kapanmayan bir hesabını kapatmak için aramıza büyük bir haklılık ve intikam duygusuyla geri döner. Mumya ise geride kalanlarla bütün hesaplarını kapatmıştır. Gidişiyle hem üzer hem de geri dönmemesi için olabildiğince pohpohlanır.
Maalesef, hem İmamoğlu hem de CHP yönetimi Kemal Bey'e gönlü hoş tutulması, kışkırtılmaması gereken ve müzede güzel durması gereken bir mumya muamelesi yaptı. Ve bunu yaparken, Kemal Bey hakkında olumsuz, eleştirel tek kelime etmediler. Öyle ki, Kemal Bey'i kongrede devirirken dahi, küçük partilere verilen milletvekillikleri konusunda birkaç sızlanma haricinde, 14 Mayıs Başkanlık seçimlerinin niçin kaybedildiğinin bile bir sorgulaması yapılmadı. Yani Kemal Bey gitmeliydi ama niçin gitmesi gerektiği etraflıca tartışılmadı.
Birçok CHPli için kongre sonuçları, parti ruhunu sindirmiş yüzlerce delegenin aslında Kılıçdaroğlu ile hesaplaşma anıydı. Belki onunla kamuoyu önünde hesaplaşılmamıştı ancak delege başkanlığı elinden alarak reaksiyon vermişti. Bu yeterliydi. Bu tarihten sonra yeni yönetim de Kemal Bey de susacaktı. Tarihe dokunulmayacak, 14 Mayıs'ın hesabı ortada kalacaktı.
Üstelik günah keçisi de hazırdı. Birçok muhalife, seçimlerin Akşener yüzünden kaybedildiği, Akşener'in aslında hep iktidar adına çalıştığı söylendi. Akşener'in oğlunun büyükelçi olacağı, kendisinin cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı vs. iddiaları sistemli bir şekilde yayıldı. (Bugün birçok muhalif, Akşener'in siyaseti bıraktıktan ve saçını boyattıktan sonra Erdoğan'la yaptığı, medyaya açık olmasını kendisinin istediği ve 90lı yıllardaki Kürt sorunu üzerine konuşulan 35 dk'lık sohbeti veri kabul ediyor ve Akşener'in seçimleri sattığını düşünüyor). Böylece, Kemal Bey'in aday belirleme sürecini nasıl ablukaya aldığı, kamuoyunu nasıl manipüle ettiği, parti kaynaklarını nasıl savurganca harcadığı, en popüler iki aday olan İmamoğlu ve Yavaş'ı nasıl sindirdiği vb. gibi konular konuşulmadı. Kemal Bey böylece püri pak bir şekilde müzeye kondu. Lafı geçtiği zaman "başımızın üstünde yeri var" gibi ifadelerle taltif edildi.
Kemal Bey'in üzerine gidilmemesi aslında sadece onunla alakalı bir durum değil. Onun aday olması için çalışıp didinen partililer, onu demokrasi peygamberi olarak görüp parlatan aydınlar, onun adaylığına itiraz edenleri hunharca linç eden sempatizanlar, onun kazanacağını iddia eden anketçiler vs. vs. hepsi bu sayede sorumluluktan ve yüzleşmeden ve özeleştiriden kurtulmuş oluyordu.
Kısacası kongre sonrası Kemal Bey'e söylenen şey koltuğunu bırakması ve susması karşılığında itibarının korunmasıydı. Müzede ona ayrılan yerde mütebessim ifadesiyle sonsuza kadar yaşayabilirdi. Öte yandan, muhtemelen Kemal Bey ise hiçkimsenin itiraz etmediği başkan adaylığı günlerini anımsıyor ve hatayı gerçekten de kendisinde bulmuyordu. Ne 14 Mayıs öncesinde ne de sonrasında hiç kimse kendisine hatalı olduğunu söylememişti. Tabir caizse herkes oradaydı. Ve bu herkes arasında bedel ödeyen, koltuğunu kaybeden niçin kendisi olmuştu? Bu soru asla cevaplanmadı ve Kemal Bey'i bir mumyadan bir hortlağa dönüştürdü.
Yerel seçim zaferi ise artık hem CHP'ye hem İmamoğlu'na hem de muhalif tabana geçmişe kalın bir sünger çekme şansı verdi. Bu sonuçlar sayesinde herkes aklanıp çıktı. Bu seçimlere kadar yeniden yazılan bir tarih varken seçimlerden sonra bilinçli bir hafıza kaybı yaşandı. Geçmişte kalan her şey lüzumsuzdu ve bunu tartışmak zaman kaybıydı. (Mesela, Özdağ'ın 3 sene boyunca muhalefete PKKlı demesi, sarı muhalefet olarak yaftalaması, ZP'nin çıkardığı başkan adayının Erdoğan'ı desteklemesi ve Özdağ'ın Erdoğan ile kabine pazarlığı yapmaya çalışması gibi konular hemen unutuldu ve Ödağ muhalefetin makbul bir aktörü olarak aileye kabul edildi). Seçim kazanılacak, iktidar gelecekti. Lazım olan İmamoğlu etrafında kenetlenilmesiydi, başka bir şey değil.
Gerek İmamoğlu soruşturmasında gerekse kongre iptali davasında ölümden sonra artık rutin hayatına dönen insanların neşesini, coşkusunu gören ve buna öfke duyan bir ölünün isyanı var. Geri dönmek ve kaybettiği ne varsa almak istiyor. Ölmeyi hak ettiğini kimse konuşmadığı için kendini öldürülmüş olarak görüyor. Ve eceliyle ölmediği için, öldürüldüğü için yaşama döndüğü zaman hayatın doğal akışına kavuşacağını düşünüyor.
Bence bu düşüncesinde de haksız sayılmaz. Kılıçdaroğlu'nun yeniden partinin başına gelmesi durumunda onunla hesaplaşacak insanlar var mı? Yani partiyi ablukaya alıp onu parti binasına sokmayan kalabalıktan değil fikri anlamda hesaplaşacak bir partili var mı? Bu iş yine Berk'e Nevşin'e Emrah'a Ruşen'e mi kalacak yoksa milletvekilleri ya da genel merkez yöneticileri parti içi etkin bir muhalefet yapacaklar mı? Ya da partiden ayrılıp yeni bir siyasi hareket başlatma güçleri var mı? CHP logosunu arkalarında bırakıp gidebilecekler mi?
İnşallah evet ama muhtemelen hayır. Kol kırılacak, yen içinde kalacak. Aylar geçecek, gündem değişecek, yeni halkla ilişkiler ajansları işe alınacak, delegeler yenilenecek, belediyelere yönelik operasyonlar duracak, ihale süreçleri yeniden başlayacak, eli sopalı bir medya sorumlusu basını yine kontrol altına alacak, sahte anketlerle göz boyanacak, yeniden vekil olmak isteyenler usul usul Kemal Bey e yaklaşmanın yollarını arayacaklar, CHP Türkiye'nin teminatıdır dencek, fırka romantizmi yapılacak....
Henüz mahkemeye bir ay var ve belki Kemal Kılıçdaroğlu ile esaslı bir hesaplaşma yapılması mahkeme kararını değiştirmeyecek. Ama en azından, Kemal Bey'in hortlamasını ve CHP'nin bir hortlak tarafından yönetileceğini tescillemek için bu vakit yeterli.
Millet iradesine karşı yapılan demokrasi dışı her türlü müdahaleye sonuna kadar karşıyız.
Bizim gözümüzde;
ALINAN BUTLAN KARARININ, KENDİSİ MUTLAK BUTLANDIR!..
Bir yanda iktidara atfedilen bir kadir-i mutlaklık diğer yanda aynı iktidarın kırılganlığına olan inanç sınırsız bir şımarma ve haklılık halini doğuruyor
Kırılgan olanı yıkmak için geliştirilen stratejiler çöktükçe ya da rutin eylemler skandala dönüştükçe sığınılan yer iktidarın kadir-i mutlak karakteri oluyor. “X’i yapmasaydık Y’yi yapsaydık da iktidar engelleyecekti” argümanı, yapılan hiçbir eylemin, seçilen hiçbir yolun yanlış olmadığını göstermek için kullanılıyor.
İmamoğlu ne yaparsa yapsın zaten tutuklanacaktı, Özel otomobilini yenilemese de zaten baskı görecekti, belediyeler açık vermese de gadre uğrayacaktı vs. vs.
Siyaset kurumuna inancı bizzat bu argüman, bu mızmızlanma hali tüketiyor ki bu tam da iktidarın istediği ruh halini muhalifler arasında inşa eden şey.
Eğer iktidar kadir-i mutlak ise niçin siyaset ile vakit kaybediliyor, eğer insanlara siyasetin umut olduğu söyleniyorsa niçin muhalif siyasetçiler bu umudu tüketen adımların sorumluluğunu almıyor?
İnsanlara iktidarın kırılgan olduğunu söyleyip onların oyunu almak ama yapılan eylemlerin sonunda yaşanan başarısızlıklarda ise iktidarın kadir-i mutlak karakterini vurgulamak bana sadece ciddiyetsiz, sorumsuz ve iktidar hedefi olmayan bir siyasi eliti değil aynı zamanda onlara bu şımarma alanını açan tutarsız bir entelektüel desteği de hatırlatıyor.
@ykucukkale Hocam dün paylaştığım gibi, efektif talebin bileşenleri ve dengesi konusunda yapılanların "in vitro" değil "in vivo" bir deney olduğunu anlamadan, hem bu etik dışı durumu hem de zarar verici etkilerini bilmeden yapılan konuşmalar rahatsız edici düzeye ulaştı.
Türkiye’nin dış politikada ‘devlet aklı’ diye dayatılan refleksi, haklı olduğumuz dosyaları bile haksız gösteren sonuçlar üretiyor.
Uluslararası hukuka yapılan seçmeci atıflar bazen BM hukukunu dahi yok sayabiliyor.
Akademinin bu sakat akla gönüllü hizalanması ise ayrı bir vaka.
Şu platformun en eski kullanıcılarındanım. Bunca da takipçim var. Fakat algoritma, ücretli üyelik satın almadığım için paylaşımlarımı sürekli gölgeliyor.
Bu mesajı dahi beni takip edenlerin yüzde 70'i hiç görmeyecek.
Sosyal çevremize parayla erişme dayatmasını hazmedemiyorum.
Ali’ciğim normatif bir tavır almıyorum. Mutlak Butlan muhalefet topyekün imha stratejisinin bir parçası ve bundan kırtulmak için CHP elitleri komisyon dahil bütün cooptation imkanlarını değerlendirecektir. Bu doğru ya da yanlışın ötesinde doğal ve içgüdüsel olandır. AKP’nin şantaj mekanizmasını inkar etmez ya da CHP yönetiminin doğru ya da yanlış yaptığını göstermez. Siyasetin doğası bu, böyle işliyor.
siyasal İslamın ümmetin futbol aşkı ,vatana millete hayırlı olsun !
( ben yazdım diye söylemiyorum, ‘Kızılelma’ geçen haftanın en ilginç yazılarından biriydi bence)
Bilgin Gökberk yazdı - Kızılelma https://t.co/BjHofUrpoq @cumhuriyetcomtr aracılığıyla
Rica etsem herkes bunu bir kere tweet olarak atabilir mi ? Çocuklarımızın ruhsal ve fiziksel sağlığı, sokaklarda güvenli bir şekilde okula gidebilmeleri, okulda derse uyanmış olarak katılmaları için.. #KışSaatiUygulansın