Ben-Sen ilişkisi bilgiyi doğurur. Bilgi “Ben’in ötesinde “Sen”i bulmak, “Sen”de “O”nu doğrulamaktır. “Ben-Sen”den bağımsız bir “O” yoktur. Dolayısıyla bilgi ilgidir. “Ben” eğer Sen’e seslenemiyor, Sen’i tanımıyorsa harekete geçemez ve davranamaz; daha doğrusu davranmak ve harekete geçmek ancak Ben-Sen bağlantısı içinde gerçektir. Gerçek, bu bağlantıdan parlar. Ben-Sen ilişkisindeki “Ben”, Ben-O ilişkisindeki “Ben”den bütünüyle farklıdır. “Ben-O” ilişkisindeki “Ben” yalıtılmış, soyutlanmış, tecrit edilmiş bir “Ben”dir, bu yüzden kolaylıkla ayrımlar koyar. “O”nu böler, ayrıştırır, derecelendirir. “Ben”i böler, ayrıştırır, derecelendirir. “Ben-O” ilişkisinin “Ben”i böldüğü, ayrıştırdığı, derecelendirdiği “O” üzerinde hâkimiyet kurar. Fakat kurduğu bu hâkimiyet kendi “Ben”ini de “O” durumuna soktuğu, onu da böldüğü, ayrıştırdığı, derecelendirdiği için kendini de ezen bir hâkimiyete dönüşür. “Ben-Sen” ilişkisindeki “Ben” ise “Sen”le bağlantısı içinde “Ben” olabildiği için kendi dışındaki unsurlara egemen olma kaygusu taşımaz. “Ben-Sen” bağlantısı kurabilen “Ben”, üzerinde deney yapacak nesneler aramaz. Kullanacağı unsurlar aramaz. Çünkü “Ben” oluşunu bağlantı kurduğu unsurlara bağlar. Onlarla bilgiyi yaşar, onlarla ilgiyi yaşar.
İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri
Bilginin Dünyasında Değil
Bilimin Dünyasında Yaşıyoruz
Malavi'de büyük fakirlik gördüm, öyle böyle değil, üzülmekten yoruldum diyeyim size. Ancak bana Türkiye'dekiler mi daha mutlu ve huzurlu yoksa Malavi'dekiler mi diye sorsalar net bir cevap veremem. Yine de Malavililer cevabına daha yakınım.
Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
Vuruş değil de vuruluş kilidi kırdıysa
Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan
Arıyor. Yusuf bir ayna mıdır acaba?
Çetrefil, kuşku dolu, yadırgı
Ne kadar kendi oldu insan
O kadar başka.
İnsanın her şeyden önce “Ben” demesi imkânsızdır. Çünkü insanın kelimeleri kullanacak kesinliğe ulaşmadan önce, kelimeleri kullanabileceği bir ortamı kavraması gereklidir. Memedeki çocuk, hem kendinin hem annesinin varlığı konusundaki kesinliğe varmadan aralarındaki ilişkiye bağlı olduğunu anlar. Yani ortaya “Ben” çıkmadan önce bir “Sen-Ben” bütünü vardır. “Sen” ve “Ben” birbirinden ayrılırken, önce fark edilen “Sen”dir. Çünkü herhangi bir belirtinin dışa vurulabilmesi için bir algılayan olması gereklidir. Gösterme, insanın yaptığı ilk anlamlı harekettir. Gösterme ancak “Sen”e doğru, “Sen” için yapılabilir. Çocuk ister kendisiyle ilgili bir belirtiyi, ister “Sen” ve “Ben” dışında bir “Şey”i göstersin bunu ancak “Sen”i hesaba katarak yapar. Çünkü insan olarak bir algılayan olduğunu anlamadan hiçbir şeyi, kendimizi bile kesinleştiremiyoruz. Önce “Sen-Ben”i biliyorum. Sonra “Sen”den “Ben”i ayırıyorum. “Sen”, “Ben”den uzaklaştıktan sonra “O” tanınabiliyor. Demek ki sıralama “Sen”, “Ben”, “O” biçiminde olursa doğru sıralama olur. “Ben”, “Sen”den uzaklaştıkça “Ben”, “Sen”i ve “O”yu aynı uzaklıktan görmeye başlar.
Burada kesin bir yol ayrımı vardır. “Ben-Sen-O” ortaya çıktıktan sonra “Ben-O” yönünde giden, “Bilim”e, “Ben-Sen” yönünde giden, “Bilgi”ye ulaşır.
İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri
Bilginin Dünyasında Değil,
Bilimin Dünyasında Yaşıyoruz
Geceleri Hermann Hesse ile bir demlik çayı bitiriyoruz.
Bu sene 6 kitabını okudum nedense kalbi bir bağlantı kuruyorum hikayeleri tanıdık geldiğinden mi yoksa acısı hissedilen ama bir türlü adlandırılamayan yaraya dokunduğu için mi bilmiyorum. Bozkırkurdu'nu da tekrar okuyacağım
"Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. Yaşıyor olmak savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesi verdiğimizde savaş bitmiştir." İsmet Özel
"Bu dünyaya savaşmak ve mücadele etmek için geldiğimizi düşünüyorum" Andrey Tarkovski
"Uyanma yaratılmış olduğumuzu kavramayla alakalıdır, aslında yeryüzünde hiçbir çarenin hiçbir imkânın insanın elinde olmadığı şekilde bulunduğunu kavramak, bir bakıma dünyada çırılçıplak kalmaktır. İnsan yaratılmakla başına çok vahim bir şey geldiğini anlarsa uyanmış olur." İ.Ö.
Ezra Pound, In a Station of the Metro( Bir Metro Durağı) adlı şiirinde:
Kalabalıkta bu yüzlerin tezahürü:
Islak, kara bir dal üzerinde taç yaprakları.
Ezra, bu kısa şiiri nasıl yazdığını anlattı:
Benden ısrarla nefsimi ıslah etmemi istediler
Nerede bende o göz
Var mı bende öylesine bir dirim
Nefsimi
Söylesinler kimler hesabına ıslah edecekmişim
Sayıp dökülecek cinsten şeyler mi nefsimi ayarlayacağım şeyler
Kitapta yeri var mı benden istenenlerin
Beni uzaktan görünce teslim
Bayrağı sallamadılarsa tabanlarını yağlayacaklar
Madem kaçtı bırak gitsin demeyeceğim
Onlara arz üzerinde güven içinde yaşayacak
Yerleri kalmadığını göstereceğim
Koşarak koşturarak al binitimi
Öldükten sonra aksırmak gibi.
Atmak yok
Uzaktan sahra topu
Veya havan topu sütre gerisinden
Ellerimle yakalayacağım hepsini
Kafaları kayalara çarptırılıp ezilecek
Hepsinin birer birer
Yukarıdan bombalamak yok şehirlerini
Ormanlarını yakmak kalelerini yıkmak
Kehf Süresinin tefsirini Şeyh Şaaravi’den dinlerken, Ashab-ı Kehf’in köpeği (Kıtmir) için diyor ki: "O sadece bir köpekti, akli melekeleri yoktu. Ancak salihlerin, sadıkların peşinden gitti.