UTANMADINIZ MI?
"Doğu Türkistan’a kendi imkânlarıyla bizzat gitmiş, orada Uygur Türklerine Çin tarafından uygulanan katı asimilasyon politikalarını hayatın her alanında gözlemlemiş, tarihî eserlerin ve ibadethanelerin güncel durumunu kayıt altına almış, döndükten sonra da gördüklerini kitaplaştırmış biri olarak, bu avanta geziye katılanlara sormak istediğim bazı sorular var..."
Çin tarafından propaganda amacıyla Doğu Türkistan'a götürülen malum heyetle alakalı, Taha Kılınç'ın bugünkü yazısı:
https://t.co/idLwEH527v
Fotoğraflar:
1. İçinde namaz kılınmasına müsaade edilmeyen, sadece turistlerin ziyareti için açık tutulan İydgâh Camii, Kaşgar.
2. Kaşgarlı Mahmud'un kapısına zincir vurulan ve ziyarete izin verilmeyen türbesi, Opal.
3. Müzeye çevrilen, dış cephesindeki Arapça kitabeler sökülen ve yerleştirilen led ekranla Komünist propaganda sahnesine dönüştürülen Altun Mescid, Yarkent.
4. Çin bayrağı önünde kendilerine zorla Çin'e bağlılık yemini ettirilen yaşlı Uygur Türkleri, Hoten.
📷 Taha Kılınç
Cet automne, pour la première fois depuis 250 ans, ma famille ne récoltera pas d'olives au Liban.
Nos 600 oliviers ont été arrachés du sol par l'armée israélienne, racines comprises, et emportés. Les plus vieux avaient 500 ans !
Cette terre, mon grand-père la tenait de son arrière-grand-père. En deux siècles et demi, ma famille a acheté de la terre. Elle n'en a jamais vendu un mètre, pas un seul jour. Chez nous, on ne construit pas sur la terre. On y plante. Ces arbres ont survécu à plusieurs guerres. Ils ont survécu à tout.
Regardez les deux photos. À gauche, notre terre le 25 juin, la veille de la signature de l'accord entre le Liban et Israël. À droite, la même terre le 20 juillet.
Il ne reste rien. Et c’est justement ça, la preuve. Un incendie laisse des troncs noirs debout. Une frappe laisse des cratères. Ici, pas un tronc calciné, pas une souche, pas un débris. Une terre nue, raclée, griffée par les chenilles des engins. Déterrer un olivier de 500 ans sans le tuer demande des pelleteuses, un savoir-faire, des camions et une destination. Ce n’est pas un dégât de guerre. C’est une opération, sur une terre où il n’y avait ni armes, ni combattants, ni présence militaire. Ma famille n'a jamais été liée de près ou de loin au Hezbollah, et elle ne le sera jamais. Il n'y avait que des arbres, et des gens qui les taillent depuis huit générations.
D'après les témoignages qui nous parviennent, ces arbres auraient été emportés de l'autre côté de la frontière, vers Israël.
L'accord signé entre le Liban et Israël, censé préparer la paix, protège les biens des civils. Je demande simplement qu'il soit appliqué : que le sort des arbres déterrés soit établi, que ceux qui sont encore vivants soient rendus. Si nos arbres sont vivants quelque part, ils peuvent revenir. Je ne cherche pas une vengeance. Je cherche une adresse !
J'ai hésité à écrire ces lignes, pour ne pas provoquer des réactions d'un côté comme de l'autre. Mais je refuse de faire le deuil de ces oliviers. Dans ces arbres vit l'âme de mon grand-père, ancien général de la police libanaise, un homme qui a toujours cru dans la paix, dans les humains et dans la lumière. Il taillait ces arbres à mains nues. Il répétait : “on ne vend pas la terre, on la transmet”
Je lui dois de ne pas me taire.
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
15 Temmuz’da bu milletin en büyük gücü imanıydı. Rabbim bizleri düşmanlarımıza karşı her daim dimdik kuvvetli kılsın. Vatanımız için canını feda eden aziz şehitlerimizin mekanı cennet olsun.
Unutmayın…unutturmayın…
Kardeşlerimiz deprem gecesi daha hava aydınlanmadan kendi canını tehlikeye atarak enkazlarda çalışma yaparken, birileri, sıcak bir ofiste bilgisayara bakan insanların fotoğraflarını, kahraman bir ordu gibi servis edip, başta devlet kurumları olmak üzere tüm İslami STK‘ları aşağılıyorlardı.
NATO zirvesi, mûsikînin temsil ve tesir gücünü bir kere daha ortaya koydu. Bizim gibi çok kadim bir mûsikî göreneğine sahip bir millet, içinde bulunduğumuz asırda bu hadiseyi ıskalayamaz.
Dönme Ermenilerin Türkiye'de yaşadıkları yerler, kendilerini topluma hangi kimlikle lanse ettikleri ile ilgili bir stand up yapmak istiyorum. Ancak bilgi eksiğim var.
Bir köy kahvesine gidip dayılarla oturup Anadolu irfanı almam lazım. Onlar bunların ciğerini bilirler.
İsrail, Lübnan'ın güneyinde yasaklı fosfor bombaları kullanıyor, Hizbullah'ın tünellerini yok etme bahanesiyle köyleri yerle bir ediyor ve artık kimse bundan bahsetmiyor bile. İnanılır gibi değil!
PKK’nın teslim olmasına, terörün sona ermesine tabi ki sevineceğiz. Fakat “Çözüm Süreci” denilerek Abdullah Öcalan gibi bir katilin itibarlı biri haline getirilmesini asla kabul etmeyeceğiz. Hiç kimse PKK gibi kanlı bir örgütü aklayamaz, Apo ile ilgili imaj çalışması yapamaz.
Normalde insanın doğasında var olan şeyler korunmaya ihtiyaç duymaz. Zaten var olmaya devam ederler.
Oysa bugün ailenin korunmasına ihtiyaç duyuluyor. Çünkü çıfıt başka toplumların aile yapısına saldırıyor. Madem lazım oluyor, doğal olanı koruyalım.
#YasalDüzenlemeİstiyoruz
#ÇanakkaleRuhuNöbette