Hicri 1448’inci yılın milletimiz ve İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını diliyor, yeni yılın tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini Rabb’imden niyaz ediyorum. Yeni hicri yılımız mübarek olsun.
"Gizli Tanıklıktan vaz geçti" dedikleri İLKE KOD isimli tanığın savcılığa teslim ettiği ses kaydı, İstanbul Senin uygulamasına yönelik İstanbullulara ait kişisel bilgilerin Murat Ongun'un gizli ortağı olduğu iddia edilen ve çocukluk arkadaşı Mustafa Nihat Sütlaş'ın şirketinin kullanımına verildiğinin belgelendiği ses kaydı :))) Şimdi sistemli olarak yeni bir algı operasyonuna başladılar ama unuttukları bir şey var o da, SES KAYDI BERABERİNDE BİR ÇOK İTİRAFÇIYI GETİRDİ...
ABD ve İran arasında varılan mutabakatı, bölgemizde sulh-u sükûnun hâkim kılınması adına önemli bir gelişme olarak görüyor, memnuniyetle karşılıyorum.
Tüm dünyanın uzun süredir ihtiyaç duyduğu bu haberin bölgemizde kalıcı huzur ve güven ortamının tesisine vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.
İmzaların atılacağı güne kadarki süreçte gerilimi tırmandıracak söylem, tahrik ve eylemlerden kaçınılması ve olası sabotajlara karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını önemle çiziyorum.
Bu neticenin alınmasında ABD ve İran liderlikleri başta olmak üzere müstesna ara buluculuk gayretleri için Pakistan’a teşekkür ediyorum.
Ayrıca Katar ve Suudi Arabistan’ın diplomatik girişimlere sağladıkları desteği takdirle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.
Türkiye olarak bölgemizde barışın, istikrarın ve huzurun tesisine yönelik her türlü çabayı desteklemeye, diplomasi ve uluslararası hukuk temelinde kalıcı çözümlere katkı sunmaya devam edeceğiz.
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
ÖZGÜR VE KORUMASI
KÜÇÜK, CEVAP VERİN!
BENDEN KAÇAMAZSINIZ!..
ŞU SORULARIMA YANIT
ALMADAN, SİZE HUZUR
YOK!.. ANLADINIZ MI?..
YÜZSÜZLÜK ZİRVEDE!
Yaptığım, delilli, belgeli haberlerden normal bir insan sokağa çıkamaz ama Özgür Özel, yüzsüzlük konusunda level atlamış durumda!..
Aynı şekilde, son olarak Adnan Oktar’dan aldığı paraları bile belgeli olarak ispatladığım, Özgür Özel’in bir numaralı koruyucusu Cem Küçük de hala televizyonlara çıkabiliyor!..
Bunlar yüzünden ülkede, “Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız” denmeye bile başladı.
Ve “altın” alıp para kaybedenler, sizlere ZARARINIZI KURTARMA yolunu göstereceğim. Kesin bilgi, yayabilirsiniz!
Yine dopdolu haberlerle karşınızdayım.
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/IW8dQA5BEl
ÖZGÜR’ÜN İFADESİNİ
ALDIM, ÜZÜLDÜM!..
DAVA AÇTIM AMA PARASI DA
YOKMUŞ, GARİBİMİN! BİR DE
CHP’DEN DE KOVULURSA KETEN
HELVA! TABİ Kİ YAPIŞIR CHP’YE!
BU HABER DE BELGELİ!
Özgür Özel, benim açtığım davada mecburen ifade verince, bakın ortaya neler çıktı!..
Dut yemiş bülbül-Cem Küçük, Adnan Oktar’la ilgili ortaya çıkardığım belgelere cevap bile veremiyor!.. Kendisine, Adnan Oktar’ın kediciklerinden ödenen paraları ortaya çıkardığımdan beri, ağzını bıçak açmıyor!.. TGRT’nin patronu Aslıhan Ören, gözdesi Cem Küçük’ü ne zaman savunacak?..
Küçük’lü TGRT-Halk TV-Cumhuriyet ve yandaşlarından oluşan “Özgür’ü Koruma Grubu”, hedefe beni koydu ama hep havaya sıkıyorlar!.. Bense delilli, belgeli hep karşılarındayım!..
Daha neler var, neler, hepsi VİDEO’da…
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/AjzqcxH1gK
Geçtiğimiz sene 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışı ile yeni bir rekora imza atan Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve millî yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor.
Bugün temelini attığımız Çubuk ilçemizdeki 130 bin metrekare alana sahip Protürk fabrikası da bunlardan biridir.
Protürk projesi ile kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz.
Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız.
Böylelikle Türkiye’yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dâhil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz.
Ülkemiz ve milletimiz için şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyor; projede emeği geçen tüm kardeşlerimi ayrı ayrı kutluyorum.
Sokakların, toplumun ve özellikle evlatlarımızın güvenliği için, her türlü kirli işe bulaşmış olan “Adnan Oktar Cinsel İstismar ve Silahlı Suç Örgütü” nün açıkta kalan tek hücre yapılanması olduğu bilinen Medya yapılanmasına yönelik ivedilikle operasyon yapılmalıdır.
Örgütle doğrudan teması ve para trafiği olan kişiler paket edilip fiyonklanmadığı sürece kimse bu örgüte yönelik mücadele sona erdi demesin. Pensilvanya güdümünde olan ve İsrail adına hareket eden bukalemun taktiği ile basına sızan örgütle bağlantılı müptezeller hakettiklerini almalılar. Ücret olarak değil tabi ki 😉
Bir süredir muhalefet mahallesinde ilginç bir tartışma dönüyor.
Düne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikada yalnızlaştığını söyleyenler, bugün Türkiye'nin bölgesel denklemlerde artan ağırlığını görünce bu kez farklı bir tez ortaya atıyor: "ABD Erdoğan’ı destekliyor."
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa asıl mesele, yıllardır karşı çıkılan politikaların sonuç vermiş olması mı?
Hatırlayalım...
Türkiye sınırlarının hemen ötesinde bir terör yapılanması oluşturulurken Erdoğan yönetimi askeri operasyon kararı aldı. O günlerde Batı medyasının manşetleri de, içerideki muhalefetin açıklamaları da büyük ölçüde aynı çizgideydi.
Libya tezkeresi Meclis'e geldiğinde "Türkiye'nin ne işi var orada?" denildi.
Karabağ'da Azerbaycan'ın haklı mücadelesi sürerken birçok kesim gelişmeleri uzaktan izlemekle yetindi.
Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin hak ve menfaatlerini korumaya yönelik adımlar eleştirildi.
Suriye konusunda ise Ankara'nın güvenlik kaygıları küçümsendi.
Ancak bugün dönüp tabloya baktığımızda farklı bir gerçeklikle karşılaşıyoruz.
Türkiye, sahada ve masada etkili bir aktör olarak varlığını sürdürüyor.
Libya'da denklemin dışında değil.
Karabağ'da Azerbaycan zaferle çıktı.
Suriye'de Türkiye'nin güvenlik hassasiyetleri artık göz ardı edilemiyor.
Rusya-Ukrayna savaşında Ankara, hem Moskova hem Kiev ile konuşabilen ender başkentlerden biri olmayı sürdürüyor.
İşte bazı çevrelerin açıklamakta zorlandığı nokta tam da burası.
Çünkü yıllarca başarısız olacağı söylenen politikalar sonuç üretmiş durumda.
Uluslararası ilişkilerde kalıcı olan şey dostluklar ya da düşmanlıklar değildir. Kalıcı olan güç dengeleridir.
Bugün Washington'ın, Avrupa'nın ya da bölgedeki diğer aktörlerin Türkiye'nin tezlerine daha fazla kulak vermesi bir sempati meselesi değil; ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçekliğin sonucudur.
Devletler güçlü gördükleri aktörlerle çalışır, sonuç alan liderleri dikkate alır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son yıllarda inşa ettiği etki alanı da tam olarak buradan kaynaklanıyor.
Kriz anlarında risk alabilmesi, uluslararası baskılar karşısında geri çekilmemesi ve uzun vadeli hedeflerden vazgeçmemesi onu sıradan bir siyasi figür olmaktan çıkarıp küresel ölçekte etkili bir lider konumuna taşıdı.
Bugün gelinen aşamada ise yeni bir hedef öne çıkıyor:
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge vizyonu.
Yıllardır Türkiye'nin güney sınırında oluşturulmak istenen istikrarsızlık kuşağına karşı verilen mücadele, artık daha geniş bir stratejik çerçevenin parçası hâline gelmiş durumda.
Terör örgütleri üzerinden bölgeyi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan senaryoların önemli ölçüde bozulduğu görülüyor.
Bu nedenle mesele sadece güvenlik politikası değildir.
Mesele, Türkiye'nin kendi geleceğini başkalarının planlarına göre değil, kendi önceliklerine göre şekillendirme iradesidir.
Belki de bazı çevreleri rahatsız eden asıl gerçek budur.
Çünkü ortaya çıkan tablo, yıllardır anlatılan "Türkiye kaybediyor" hikâyesiyle değil; Türkiye'nin sahada ve diplomaside elde ettiği kazanımlarla açıklanabiliyor...
OKUL MU DEVŞİRME MERKEZİ Mİ?
İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünü sırtına dönerek konuşturmaması ve velilerin küfürlü protestoları sonrasında törenin iptal edilmesi çok konuşuldu.
Alman vakıflarından fonlu medyaya göre “Atatürkçü gençler gerici müdürü” protesto etmişti. Yaşananlar ülkenin en parlak öğrencileriyle, onlara gerici bir anlayışı dayatan müdürün şahsında Millî Eğitim Bakanlığı arasındaydı.
Öyle ya, ülkede ne kadar güzel şey varsa “dinci-gerici Atatürk düşmanı iktidar” ona düşmandı.
Oysa gerçek, otel odalarında basılan hırsızların peştamallarıyla örtemediği suçlar kadar ortada. Hakikat, maskelerle perdelenemeyecek kadar başka.
Bu okul İttihatçı Mehmet Nadir tarafından Numune-i Terakki adıyla 1884’te kurulmuştu. II. Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde okulun merkezi bir rol üstlendiği ortaya çıktığında ise kapatılıp devletleştirilmişti.
Yani Türk Devleti’yle kan uyuşmazlığının tarihi kuruluşuna kadar gidiyor. Geçtiğimiz yıl okulun yatakhanesinin camından “İttihatçılar ölür İttihatçılık ölmez” yazılı pankartın sallandırılması aslında okulda fiilen hâkimiyet kuran “çetenin” neler yapabileceğini gösteriyordu.
Okulda Almanların etkisi 1950’lerde başladı. Fakat ülkenin en başarılı öğrencilerinin girebildiği liseye Alman Devleti’nin adeta çöreklenmesi 1997’de başladı. Ne tesadüf ki, bu sırada ülkede 28 Şubat darbesi yaşanıyordu.
Almanya ile yapılan anlaşma sonucu öğrenciler mezun olduklarında aldıkları “Abitur diploması” sayesinde Almanya’da istedikleri üniversiteye sınavsız girebileceklerdi. Böylece gençler sadece Alman kültürüyle hemhal olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletin imkânlarıyla yetişip tüm birikimlerini Alman Devleti’nin hizmetine sunabileceklerdi.
Liseye giriş sınavlarında her yıl tam puan yapacak kadar zeki ve başarılı 150 Türk genci bu okuldan mezun olduktan sonra soluğu Almanya’da alıyor. Zaten Türkçe ve Tarih gibi birkaç istisna dışında tüm dersler Almanca olduğu için Türkiye’deki üniversite sınavlarında başarılı olma şansları oldukça düşük. Bunun için Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Sosyoloji gibi derslere Türkçe olarak ayrı bir mesai harcamak zorundalar.
Kavga da tam bu noktada patlak veriyor. Bakan Yusuf Tekin Abitur uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatınca Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesini istiyorlar.
Yani törendeki protestonun arkasındaki asıl mesele bu.
Yusuf Tekin devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemiyor; Almanlar ise adeta bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları medya ve yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürmeleri bu yüzden.
İşte İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Okul Müdürü Hikmet Konar, bu çeteye boyun eğmeyip dik durarak devletimizin itibarını korudular.
Almanya’nın ülke dışında benzer statüye sahip yaklaşık 140 okulu var. Fakat sadece Türkiye’deki İEL “devlet lisesi”. Diğerleri oldukça pahalı özel liseler.
Yani bu ülkelerde parası olana Almanya’da üniversite kapısı açık. Oysa biz devletin tüm imkanlarını seferber edip yüksek burslar verdiğimiz çocuklarımızı kendi ellerimizle bir başka devletin hizmetine gönderiyoruz.
Atatürk maskesi ise her yerde olduğu gibi burada da toplumu manipüle etmenin bir aracı. Oysa Atatürk bunun gibi tüm yabancı okulları çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla devletimizin uhdesine almıştı.
O gün de başta Fransa olmak üzere, İngiltere, İtalya ve ABD Türkiye’ye ültimatom gönderip “müfredata karışma” diyordu. Atatürk hiçbirisini dinlemedi. Bir gecede kapattığı sadece Fransız okullarının sayısı 38'di. Okullar ancak yabancı bayraklar ve haç gibi dini semboller binalardan kaldırılıp MEB’e “tamamen” bağlandıktan sonra yeniden açılabildi.
Bu yazıyı mutlaka okuyun ve İstanbul Erkek Lisesi’nde devşirilen, zeki ama kolonize beyinli veletlerle velilerinin okul müdürünün konuşmasını neden protesto edip olay çıkardıklarını anlayın.
Devlet okuluna yüksek puanla giren çocukları bizim vergilerimizle ödenen paralarla yetiştireceksin, sonra bu çocukları Alman üniversitelerine yerleştirip nitelikli insan gücü elde edeceksin.
Yok öyle yağma.
ME Bakanı Yusuf Tekin devlet eliyle yetiştirilen nitelikli insan gücünü Almanya’ya kaptırmak istemiyor. Bu yüzden de bu lisede Alman üniversitelerine doğrudan giriş hakkı sağlayan ABİTUR uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatıyor.
Ama ne oluyor bilin bakalım.
Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak, MÜSTEMLEKE VALİSİ gibi doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesi talimatını veriyor.
Bu rezillik mezuniyet töreninde devam ediyor. Müdürün ilk mezun bir ismin duasını okumaya kalkmasıyla zeki ama mankurtlaştırılmış ve iğdiş edilmiş kolonize beyinler protesto ediyor.
Ama protestonun arkasındaki asıl mesele Abitur uygulamasındaki yeni girişim.
Olay çok basit.
Bu uygulamanın sürdüğü tüm ülkelerdeki okullar, yüksek bedellerin ödendiği ÖZEL OKULLAR.
✅Bir tek Türkiye’de devlet okulu.
✅Devletin maaş ödediği öğretmenlerle personel.
✅Devletin binası, suyu elektriği.
✅Yatılı öğrencilere ikamet imkanı.
✅Okul ücreti yok.
Ama her yıl mezun olan 150 öğrenci Alman Üniversitelerine gitsin ve Alman devleti tarafından devşirilsin.
Almanlar bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları hain ve pespaye medya ile yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürüyor.
Devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemeyen Yusuf Tekin’i yalnız bırakmayalım ve destekleyelim.
Yok öyle üç kuruşa beş köfte.
Nasıl bugün Hürmüz’deki çözümsüzlüğün bedelini tüm dünya ödüyorsa, şayet İsrail haydutluğunun önü kesilmezse bunun ceremesini de bölgeyle birlikte tüm insanlık çekecektir.
Avrupa’da İspanya’nın gösterebildiği cesaret ve sağduyulu tutumu başka ülkelerin de göstermesi tarihî bir sorumluluktur.
Bugün Gazze’de devam eden soykırımın kanı, buna tepkisiz kalanların eline yüzüne bulaşmıştır.
İran’da, Lübnan’da başlayan; Suriye’yi, Akdeniz’i, Afrika’yı tehdit eden bu saldırganlığın sonuçlarından da yine tepkisiz kalanlar mesul olacaktır.
İsrail durdurulmalıdır.
Bu, insanlığın ve insanlık cephesinin ödevidir.
Tarihin tekerrürüne izin verilmemelidir.
Türkiye, İsrail’in tüm sabotajlarına rağmen bölgesinde barışın ve huzurun ikamesi için elinden geleni yapacaktır.
MEDYADA, BELGELİ
RÜŞVET SKANDALI!
CEM KÜÇÜK, ADNAN OKTAR’LA
İLİŞKİSİNİ HEP İNKAR EDİYORDU!
AMA ŞİMDİ, HOCASINDAN PARA
ALDIĞI DA RESMEN ORTAYA ÇIKTI!
İSTİFA MI, GÖZALTI MI?
DAVASI YENİ GÖRÜLECEK OLAN ADNAN OKTAR MEDYA YAPILANMASI İDDİANAMESİNDE DE, ADI RESMEN YER ALDI!
Cem Küçük, bu kez öyle bir patladı ki!.. Bu belgeyle, ne gazetecilik yapabilir, ne de Adnan Oktar yargılanmasının tam içine düşmekten kurtulabilir!..
Ve bu belgeler iddianameye girmiş durumda!.. Vay ki, ne vay!...
Ayrıca Mali Şube, Adnan Oktar Silahlı Suç örgütünden aldığın rüşvetleri de tek tek, banka banka belirlemiş!..
Parayı ödeyenler de şu anda “sanık” durumunda olan Adnan Oktar “Kız Kardeşler Grubu’ndan…
Aslında Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun’a attığın gizli mesajlardan da neler çevirdiğin belliydi. Özgür Özel’e toz kondurmamandan da… Mutlak Butlan’a Özgür’den fazla karşı çıktın, hatta YARGIYI bile yargılamaya kalktın!..
“Bir tweet için 50 bin lira aldın mı?” sorumu bile yanıtlayamadın. Hele hele o Whatsapp yazışmalarından yakalandın ve “Bir ayakkabı için İBB rüşvetçilerinden Turgut Koç lehine nasıl haber yaptığın” da ortaya çıktı!
Bu haberlere “yapay zeka” demeye bile kalktın!.. 😊
Ama şimdi iddianamedesin, müjdemi isterim!.. Ve Mali Şube, bu örgütten sana gelen tüm paraları yakalamış, yeni iddianameye hoşgeldin!..
Sen na’pıcaksın şimdi?.. Var mı bir cevabın?..
Şimdi tüm bunlara mahkemede cevap vermek zorunda kalacaksın. TGRT zzaten ay sonu seni kovacağı söyleniyordu ama bu skandalla birlikte, bu durum bu akşama çekilmesin, dikkat et!..
Ve yanlış ata oynadın. “Özgür Özel iktidar olur da, kurtarırım” sandın ama o güvendiğin dağlara da kar yağdı!.. Hatta bugün Özgür’ün şürekasından 9 kişi tedbirli olarak disiplin kuruluna gönderildi. Yani CHP’yle işleri bitti. Özgür Özel sırasını bekliyor.
O yüzden bugün bir U dönüşüyle, nihayet Özgür’e laf etmeye başladın ama artık ÇOK GEÇ!.. Resmi evraklardasın koçum…
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/XBV9rZswEi
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
ŞU SORULARA
CEVAP VERSENE!
EĞER BU “RÜŞVETLERE” CEVAP
VEREMİYORSAN, HEMEN İSTİFA
ET, GİT SAVCILIKTA İTİRAFÇI OL!
YOKSA İŞİN ZOR CEM KÜÇÜK!
DAHA ADNAN HOCAN ÇIKACAK!
Hepsi belgeli, delilli!...
Murat Ongun, kendisine attığın, örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’na, hükümete karşı nasıl gol atacağını öğretmeye çalıştığın OLAY mesajı alenen ifşa etti. Hadi cevap ver!... Yine yapay zeka falan mı diyeceksin?...
İBB rüşvetçisi Turgut Koç’tan, TV’de yaptığın konuşmalara karşılık olarak istediğin ayakkabı mesajına cevabın ne?.. Belgeli… O da mı yapay zeka?..
CHP’li belediye lehine mesaj atmak için 50 bin lira aldığın doğru mu?.. Almadan attım diyorsan, senin, yargılanan bir CHP belediyesiyle ne ilgin, ne alakan var?.. Bu “koruma” mesajının sırrı ne?..
Sen cevap verene kadar, hiç yılmadan sormaya devam edeceğim.
Eğer bu rüşvetlere cevap veremiyorsan, hemen işinden istifa et ve hemen gidip savcılıkta itirafçı ol, yoksa işin çok zor!..
Tabi ki, esas Adnan hocayla ilişkini de çok sormuştum. Bir ek sorum da, o Kediciklerle ilişkiler dışında, sen maddi bir menfaat sağladın mı?.. Küçük ya da büyük Adnan hocacılarla bir para alışverişin var mı?..
Türkiye gazeteciler Cemiyeti, bu arkadaş şayet belgeli bu sorulara cevap veremiyorsa, acil bir KINAMA mesajı yayınlamanız gerekmiyor mu?..
TGRT’nin sahipleri, Cem Küçük yine bu sorulara cevap veremezse, siz de seyirci kalmaya devam edecek misiniz?.. Siz, Cem Küçük-Adnan Oktar ilişkisi hakkında neler biliyorsunuz?..
Ve esas akşama hazırlanıyorum.
Yine delilli, belgeli, şok olacaksınız.
TAMAR TANRIYAR
Nedim Şener’in özelliği aslında herkesin bildiği hakikati herkesten önce de olsa ifade etmesidir. Bunun için kimsenin Nedim Şener olmasına gerek yok.
Ama 800 şehidimizin canına mal olan PKK’nın Hendek-Çukur eylemleri ile Suriye’de kurmaya çalıştığı teröristanı destekleyen ve umudunun buna bağlayan Ezel Akay’ın bu hayalleriyle çöpe dönüşeceğini tahmin etmiştim, sonunda hayalleriyle çöp oldu
HEDEF BELLİ: “FETÖ, 3’LÜ
İTTİFAK” KURDURUYOR!..
PLANA BAKIN: ÖZGÜR, KAVGALARLA
CHP’Yİ YIPRATIP, YENİ BİR PARTİYLE,
AK PARTİ’DEN KOVULAN “FETÖ SEVİCİ”
DEVA VE İYİ PARTİ’YLE BİRLEŞECEK!..
AĞABABALARI ABDULLAH GÜL!
Bugünlerde izlediğiniz CHP içindeki kavgalar, hep yapay!..
Uyanık Özgür, kovulmadan önce CHP’yi bitirmek için elinden geleni yapıyor.
Planları net… Aslında bu plan, kendisinin değil, Fetö’nün planı:
“CHP’yi bitirip, yeni parti kurun, Deva ile İyi Parti de hazır, sizi bekliyor. CHP’yi yok edip, Erdoğan’ın karşısına çıkın”
Yani, neden ben, bugün çıkan olaylara değinmiyorum. Çünkü onlar sadece ÇEREZ… Önemli olan nasıl bu hale gelindiği… Ben bugün size bunu anlatacağım.
Bir yandan da küçük küçük adamlar benimle uğraşmaya çalışıyor. Sümüğümü atmam ama, sağlam bir dersi hak ettiler.
Kimseyle şahsi bir kavgam yok. Benim bir numaralı hedefim, biliyorsunuz, ikili oynayanları deşifre etmek…
Öyle belgeler geldi ki elime…
Yine baştan sonucunu söylim…
Kullanılan aparat, hemen hapse girer…
Bir medya grubunun sahipleri ya ülkeden hemen kaçar ya da onlar da hapse girer…
Malum medya grubu mecburen el değiştirir!..
Bugüne dek anlattığım her şey doğru çıktı mı, ÇIKTI!..
Eh, o zaman biraz bekleyip, hep birlikte göreceğiz. Buyrun video’ya…
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/Wo3zDsfFxX
AK PARTİ’DEKİ
BRÜTÜSLER!..
AK PARTİ’Yİ, BÖLÜNMÜŞ
CHP’YE ÇEVİRECEĞİNİ
SANANLAR AVUCUNU
YALAYACAK! SiZE SÖZ!
AFİŞE EDECEĞİM SİZİ!
Külliye’nin içindeki “casus” da dünkü haberimden sonra “Ben oyunda yokum” diyerek tüydü, vallahi şok oldum!.. Güzel gelişme!..
Ama yine oralarda birileri, yani Külliye’deki Brütüsler, “Aman çok haber sızmasın, CHP karışıkken, buraları güllük gülistanlık görünsün” derken, aslında sıranın kendilerine gelecek olmasından korkuyorlar!.. Öyle yağma yok!
Yani küçük akıllarıyla, Özgür Özel’in CHP’de yaptığını, Ak Parti içinde güya Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapacaklar!.. Sizin aklınızı yerim ben… Recep Tayyip Erdoğan sizi kuzu gibi yer, hatta kuzu kapama yapar!..
Bir de Özgür’ün sürekli “ters manyal”le adını verdiği TGRT var. Ama oradaki değerli yorumcuları değil de, karı-koca patronlarını ve tetikçileri Cem Küçük’ü kastediyorum. 15 Temmuz oyunlarından bugünkü enteresan değişimlerine kadar!.. Bu kısımları mutlak izlemelisiniz.
Gerçekler acıdır ama meyvesi tatlıdır!..
TAMAR TANRIYAR
https://t.co/3lfMbJPmfA