Spikerin buradaki yorumu basit bir kullanım değil, aslında hepimizin hafızasına işlemiş ve nesillerimizin birbirine aktardığı bir dil kodlaması.
I. Dünya Savaşı sonrası Türklere son darbeyi indirmek isteyen dönemin emperyalist gücü İngiltere, Yunanistan’ı aracı kılmıştı. Beraberinde Fransa ve İtalyanlar ve dahası…
Ancak hiçbiri Yunanistan kadar Anadolu’nun kodlarına işlemedi, hafızamızı karartmadı.
Köylerdeki çocukların, yaşlıların bile derilerini yüzdüler. Bir kere Anıtkabir’e gidip sadece müzeyi gezenler, 20-25 dakika içinde atalarımızın çektiği acıları en ağır tablosuyla görebilir zaten.
Kaybedeceklerini anlayıp kaçarken bile Ege’deki birçok şehrimizi yakıp yıktılar.
Türkler, İzmir’i geri alırken dört bir yandan dumanlar yükseliyordu. Şehri yakmışlardı çünkü…
Manisa’dan kaçarken köylerine kadar yaktılar mesela.
Türkler ise sadece kendilerine ait olan toprakları aldıktan sonra denize döktüler düşmanı.
Yapılanların yanında sakin bir gönderişti…
En büyük gururumuz, onurumuz oldu belki de bu söz “Düşmanı denize döktük.”
Aslında “namusumuzu, canımızı kurtardık, işkencelerinizi yıktık, vatanımızı geri aldık”diye bağırıyorduk.
Spikerin bir sözü değil, milletin hafızasına işlemiş tüm karanlıkların silindiği sözlerdi.
O günler bitti, yeni bir zaman, yeni bir dünyadayız diye de bunca yaşanan acıları “olmamış” gibi yapamayız.
Yeri geldiğinde söylemek kadar doğal, hatırlatmak kadar doğal bir eylem olamaz.
Merak edenler “Anadolu’da Yunan Mezalimi” ile ilgili yazılan, çok sayıda bilimsel eseri detaylarıyla inceleyebilirler.