Haklıyız, sonuna kadar mücadele edeceğiz!
Bir grup arkadaşımız 1200 metre yeraltında açlık grevindeyken kalanlarımız yerüstünde ocağı kapatmaya devam ediyoruz. Taleplerimiz karşılanana diyene dek vazgeçmeyeceğiz. Buradayız, gitmiyoruz!
#KiremitçiyeHuzurYok
Mehmet Ünal..
56 yaşında, NG Kütahya Seramik taşeron makine bakım işçisi..
Merkez 30 Ağustos OSB'deki fabrikada periyodik bakım yaptığı hammadde karıştırma değirmeninin çalıştırılması sonucu sıkışarak hayatını kaybetti..
İki çocuk babası..
Ferdi, direnişin öncülerinden babası kanser hastası tedavi dışındaki zamanlarını direnişte olan oğlu ve arkadaşlarıyla dayanışmaya geliyor, defalarca gelme dememize rağmen..
Bizi yenemeyeceksiniz
Doğasını, yaşam alanını, toprağını, emeğini ve sendikal hakkını savunduğu için kimse suçlanamaz. Temel sosyal haklar yargılanamaz. Esra Işık’ın tahliyesi ve Mehmet Türkmen’in beraatı dayanışma ve direnişin kazanımıdır. Zafer hakları için direnen köylülerin ve işçilerin olacaktır.
Geleceği Karartan Bir Sömürü Rejimi: MESEM ve Çocuk Cinayetleri
1 Mayıs’ta alanlar, emek ve hak mücadeleleri için dolarken, Hatay İskenderun’dan gelen haber, Türkiye’nin vicdanında derin bir yara daha açtı. Henüz 16 yaşında bir lise öğrencisi olan Mahir Buğra Karaön, "staj" adı altında çalıştırıldığı pastanede elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.
Mahir'in daha önce de kendini elektrik çarptığını annesine söylediği basına yansıdı. Gerekli önlem alınsaydı şimdi Mahir aramızda olacaktı. Karaön ailesinin acısını paylaşıyor, sabırlar diliyorum.
İşçi Bayramı’nda bir çocuğun iş cinayetine, bir sosyal cinayete kurban gitmesi, tesadüfi bir kaza değil; yoksul çocuklara reva görülen bu karanlık düzenin utanç vesikasıdır. Kâğıt üzerinde “Mesleki Eğitim Merkezi” (MESEM) olarak tanımlanan bu yapı, uygulamada yoksul halk çocuklarını sermayenin insafına terk eden devlet onaylı bir sömürü mekanizmasına dönüşmüştür. MESEM bünyesindeki çocuklar; metal atölyelerinden ağır sanayi dişlilerine kadar, kanunen yasaklı ve riskli iş kollarında dahi çalıştırılmaktadır. Pedagojik formasyondan yoksun "usta-öğretici" sisteminin insafına bırakılan bu süreçte; ne yeterli bir denetim ne de iş güvenliği önlemi bulunmaktadır. Kazalar gizlenmekte, veriler tutulmamakta ve sorumlulardan hesap sorulmamaktadır.
Haftada altı gün tezgâh başında ter döken çocuklar, okul sıralarından ve sosyal hayattan koparılmaktadır. "Harçlık" adı verilen asgari ücretin altındaki bedellerle kölelik koşulları meşrulaştırılırken, eğitim hakkı bizzat devlet eliyle gasp edilmektedir.
Sadece 2025 yılında yaşamını yitiren 94 çocuk işçinin en az 19’i, doğrudan MESEM bünyesinde çalışırken can vermiştir. Ancak tehlike sadece atölyelerle sınırlı değildir; okullarımız da artık güvenli alanlar olmaktan çıkmıştır. Okul koridorlarında ve bahçelerinde şiddete kurban giden çocuklarımızın acısı, eğitim sisteminin güvenlik ve denetim konusunda nasıl bir kriz yaşadığını kanıtlamaktadır. Çocuklarını ne atölyede ne de okulda koruyabilen, ölümleri "inceleme başlatıldı" geçiştirmeleriyle rafa kaldıran bir anlayışın, eğitimde meşruiyeti kalmamıştır. Çocukların can güvenliğini sağlayamayan, onları patronlara ucuz iş gücü olarak sunan Millî Eğitim Bakanlığı bu tablonun asli sorumlusudur.
MESEM, bir eğitim projesi değil; yoksulluğu istismar eden, çocukları çıraklık maskesi altında köleleştiren bir sömürü tezgâhıdır. Bizler bu düzenin ıslah edilmesini değil, derhal tasfiye edilmesini savunuyoruz. Mahir Buğra’nın yarım kalan ömrü ve tezgâhlarda sömürülen binlerce evladımız için haykırıyoruz: Yoksulluğun bedelinin çocukların canıyla ödendiği bu karanlık düzeni reddediyoruz.
Çocuklar işçi değil, öğrencidir. Geleceğimiz, sermayenin kâr hırsına kurban edilemez!
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
HATAY’DA hayat normale döndü mü ki kira yardımı kesiliyor!
Hatay’da depremzedelere kira yardımlarının kesilmesi, ekonomik bir karar değil; aynı zamanda bu kente ve bu halkın yaşadığı büyük yıkıma karşı sergilenen politik yaklaşımın açık bir göstergesidir. Hayat normale dönmüş, insanlar evlerine yerleşmiş, kent yeniden ayağa kalkmış gibi davranılamaz. Hatay’da insanlar hâlâ konteyner kentlerde yaşamaya çalışıyor, teslim edilen konutların önemli bir kısmında altyapı ve kalite sorunları sürüyor, işsizlik ve yoksulluk her geçen gün daha da ağırlaşıyor.
Böylesi bir tabloda kira yardımının kesilmesi, depremzedeye “artık kendi başınızın çaresine bakın” demekten başka bir anlam taşımıyor. Üstelik bu süreç sessiz sedasız yürütüldü. Yurttaşlara uzun süre “evlere yerleşmeden yardımlar kesilmeyecek” denildi. Şimdi ise insanlar hâlâ evlerine kavuşamamışken, belirsizlik içinde yaşamaya devam ederken verilen sözler bir kez daha ortada bırakıldı. Özellikle Hatay dışında yaşam mücadelesi veren, geri dönebilmek için evlerinin teslim edilmesini bekleyen binlerce insan için bu karar yeni bir mağduriyet anlamına geliyor.
Ekonomik krizin faturasını depremzedeye kesmek, politik bir tercihtir. İktidara yakın şirketlerin milyarlık vergi borçları tek bir imzayla silinirken, evsiz kalmış bir yurttaşın 7500 TL’sine göz dikilmesi adaletle değil, ancak vicdan tutulmasıyla açıklanabilir. İktidarın yapması gereken, yarattığı bütçe açıklarını depremzedenin cebinden değil, palazlandırdığı sermaye gruplarının kasasından karşılamaktır.
Hatay’da hayat normale dönmedi. Normalleşen şey yalnızca iktidarın unutma hızı oldu. Depremin ardından verilen sözler, ekranlarda kurulan büyük yeniden inşa anlatıları ve bitmeyen “başarı” propagandası gerçekliğin duvarına çarpıyor. İnsanlar hâlâ en temel ihtiyaçları için mücadele ediyor. Barınma krizi sürüyor, geçim koşulları her geçen gün ağırlaşıyor, sosyal destekler ise azaltılıyor.
Bir kentin yaralarını sarmak, yalnızca beton dökmekle olmaz. İnsanların güvende hissedebildiği, geleceğe dair umut kurabildiği bir yaşamı yeniden inşa etmek gerekir. Bugün Hatay’da eksik olan tam da budur. Ve kira yardımının kesilmesi, bu eksikliğin en somut göstergelerinden biridir. Barınma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir zorunluluktur. Depremzedelerin cebinden tasarruf ederek “normalleşme” ilan edenler şunu bilmelidir: Hatay’da hayat hâlâ enkazın gölgesinde sürüyor. Bu gerçeği görmezden gelmek, Hatay’ın dertlerini görmezden gelmektir..
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
Doruk maden işçileriyle birlikte Ankara'da 1 Mayıs alanına yürüyoruz.
Yıldızlar SSS Holding'in bizden çaldığı haklarımızı geri aldık. Şimdi tüm kardeşlerimizin yanında yoksulların kavgasını büyütmek için yürüyoruz.
Holdinglerin bizden çaldıklarını geri alacağız.
Yaşasın #1Mayıs
"Halkımız holdingler yalan söylüyor.
Çarptık böldük hesap tutmuyor!"
Yıldızlar SSS Holding patronu Sebahattin Yıldız sadece saatini satsa bile madencilerin alacaklarının çoğunu ödeyebilir. Ama onun yerine sadaka dahi sayılmayacak bir parayla bizi oyalamaya çalışıyor. Boş vaatlere karnımız tok! #HakkımıVerDorukMadencilik