Yıldız Sarayı'na Sultan II. Abdülhamid döneminde Viyana'dan ekmek ustası getirilmiş. Bu ustalara Mösyö Jan adında biri de aylık 500 kuruşa tercüman olarak atanmış.
Geç dönem Osmanlı sarayı çok kültürlü bir ortama sahip.
Tarih: 12 Ekim 1878
18.yy baş mimarlarından Mehmet Tahir Ağa temiz anlamına gelen Tahir ismini mühründe bir ibare ile taçlandırmış: "Hulk pak ola nam gibi Mehmet Tahir" (huy temiz olsun isim gibi Mehmet Tahir)
Ekte mimarın 3 Kasım 1783 tarihli imza ve mührü yer almakta.
@HattatKoca38439@Alsonamyhart Mimar Sinan'a ait olduğu söylenen imza ve mühür arşiv belgelerinde bulunmamakta. Çizimin sonradan yapıldığına ilişkin S. Mülayim'in" Mimar Sinan'ın Mezarında Teşhis-i Meyyit" adlı makalesine bakılabilir.
Osmanlı baş mimarlarının imzalarını uzun süredir toparlıyorum. Yazılı belgelerde tespit edebildiğim en erken tarihli imza örneği Davud Ağa'ya ait.
İmzada: "Davud Ser-Mimaran-ı Hassa" yazmakta.
6 Eylül 1589
@mimaremin Bütün başmimarların kesintisiz bir listesi ile bu imzalar yayınlanacak. Eklemeler sürekli olduğu için net bir rakam yok. Otuzu aşkın başmimar imzası tespit ettim. Sinan'a ait belgelerde henüz bir imza yok.
Hafr-ı esas.
Osmanlı mimarisinde temel kazısına hafr-ı esas denirdi. Büyük çaplı inşaatların kazısından çıkan toprak çoğunlukla en yakın kıyıya dökülürdü. Ekte Aksaray Pertevniyal Camii'nin keşfinden buna ilişkin bir detay var.
İstanbul'da yangın duvarlarının inşasına Mimar Küçük Abdülhalim Efendi'nin Ebniye Müdürlüğü döneminde başlanmıştır.
1845 tarihinde yapılan düzenlemeyle ahşap binalar arasına yangın duvarları inşası kararlaştırılır.
Günümüze ulaşan yangın duvarları bu tarihten sonrasın aittir.
Osmanlı mimarisinde keşif kayıtları kimi zaman üslubu da içerir. Sanat tarihi araştırmaları için çok önemli kayıtlardır bunlar.
Şale büyük salon: 16. Louis usulünde beyaz ağaç üzerine çini taklidi ve silmeleri altın yaldızlı olarak imal olunup kumaşı Hereke kumaşından olacaktır.
Osmanlı sultanları inşa ettirdikleri yapıların mutlaka maketini görmek isterlerdi. Mimarlar imal ettikleri maketi huzura sunarlardı.
1766 depremi sonrası yeniden inşa edilen Fatih Camii keşif defterinde ahşap maketinin masrafı 7061 kuruş olarak kaydedilmiş.
Mimar Kemaleddin Tanin'de uyarmış:
Türk medeniyetinin asar-ı bakiyyesi seneden seneye harap va gaib olmaktadır. Buna mani olacak tedabire şimdiden tevessül etmez ve lazım gelen emekleri sarf etmezsek ileride tarih ve medeniyetimizi ispat edecek elimizde bir şey kalmayacaktır.
@mehmetbrksn Belge metni şu şekilde: Ahşaptan inşa olunan cami-i şerifin resmi masarifi. 7021 kuruş.
Maketler bszı belgelerde resm-i mücessem olarak da anılır.
@c1n4n Salt Araştırma'daki kayda göre Cengiz Bektaş 1988'de bu fotoğrafı çekmiş. 19.yy onarımlarında barok kalem işleri uygulanmış. Belgede lahana yaprağı gibi denilen şey bu olsa gerek. Son restorasyonlarda kaldırıldığı anlaşılıyor.
Cami restorasyonlarında aslına uygun olmayan tezyinat Osmanlı döneminde de sorun olmuş. 1897 yılında Rüstem Paşa Camii tamiratında yapılan nakışlar "lahana yaprağı gibi adi ve kaba nukuştan ibaret" denilerek eleştirilmiş ve kadim nakışlarının uygulanması istenmiştir.
Mimarlık yalnızca çizimden ibaret değil.
Yabancı mimarlar Osmanlıda kullanılan malzemeye aşina olmadıkları için zorluklar yaşamış. James Smith Gümüşsuyu Hastanesi'ni inşa ederken "buradaki eşyaların tabiatını tecrübe edemediğimden seçtiğim kiremitler sızıntıya sebep oldu" diyor.
S. Kemal Yetkin 1959'da yapılan I. Türk Sanatları Kongresi için H. Baki Kunter'e gönderdiği davet mektubunda yabancıların yoğun ilgisinden bahseder, Türk araştırmacıların kayıtsız kalmasından yakınır.
Tebliğ özetini biran önce göndermesini ister.
Değişen pek bir şey yok!