'Bu dönem bittiğinde içimizde soylu ve temiz tek bir insan kalmayacak, vücudu güzel kokan tek kadın, beyni sağlıklı işleyen tek adam bulamayacağız.' Nihat Genç
@oktayyildirim__ En az 30 eğtimcilikten gelen vekil varken, bakan olabilmesi için yapılan cambazlıkları göz önüne alırsak; tam da bu yaptığını yapmak için o mevkiye getirildiğini görürüz. Yanlış yapmıyor, kasıtlı, bilinçli kötülük yapıyor.
Sn. Gürdeniz, olanı ve olması gerekeni harika bir şekilde anlatmış. Belge ve bilgi açık şekilde ortada iken, anlatılanın varlık sebebini bilerek görmezden gelmek çarpıtmadır. Ve yapılan işi 'belgesel' olmaktan çıkarıp, ucuz bir propaganda filmine çevirir.
TRT tabii'de yayınlanan "Oyunbozan: Millî Kod" belgeseli, Türkiye'nin yazılım bağımsızlığını ve millî kod üretme iradesini anlatıyor. Ancak belgeselin en büyük zafiyeti, bu hikâyenin gerçek başlangıç noktasını neredeyse tamamen görmezden gelmesidir.
Bir belgeselin eksik kalması doğaldır; ancak konusu doğrudan "Millî Kod" olan bir yapımın, Türkiye'de askerî alanda millî yazılım devrimini başlatan kurumu ve insanları anmaması tarihî açıdan ciddi bir boşluktur.
Türkiye'de millî savunma yazılımı hikâyesi ne 2004'te başlamıştır ne de ilk örneklerini insansız sistemlerde vermiştir. Bu hikâyenin gerçek başlangıcı, 1975 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Gölcük Tersanesi'nde kurulan 160 APGE Müdürlüğü ile atılmış, ardından SAPAN, Uzun Ufuk, K5, YAZGEM, ARMERKOM ve nihayet GENESIS projeleriyle olgunlaşmıştır. Bugün ADVENT'e, MİLGEM'e ve ağ destekli harekât mimarisine uzanan bütün teknolojik zincirin ilk halkaları işte bu dönemde döşenmiştir.
Belgeselde MİLGEM'den uzun uzun söz ediliyor. Ancak MİLGEM'i yalnızca çelikten inşa edilmiş bir gemi gibi anlatmak büyük bir eksikliktir. Çünkü bir savaş gemisini savaş gemisi yapan çeliği değil, sensörlerini, silahlarını ve komuta-kontrol mimarisini bir araya getiren savaş yönetim yazılımıdır.
Bu nedenle MİLGEM'in gerçek doğumu, sadece kızağa ilk sacın konulmasıyla değil, yıllar önce Deniz Kuvvetleri mühendislerinin savaş yönetim sistemlerinin kaynak kodlarını çözmeye, kendi yazılımlarını geliştirmeye ve yabancı firmalara bağımlılığı kırmaya karar vermeleriyle başlamıştır. Bu tarih anlatılmadan MİLGEM'in hikâyesi eksik kalır.
1990'lı yıllarda kurulan YAZGEM (Yazılım Geliştirme Merkezi), Deniz Kuvvetleri tarihinde bir dönüm noktasıdır. 16.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt tarafından bizzat direktif verilerek Hollanda'da HSA (Sonradan Thales) Firmasında ileri yazılım eğitimi alan genç denizci mühendis subaylarımız, ilk kez savaş yönetim sistemlerinin yazılımına müdahale edebilecek seviyeye ulaşmış, yabancı firmaların dahi tespit edemediği yazılım hatalarını ortaya koymuş, ardından K5 komuta kontrol konsollarını, Link-11 projelerini, Savaş Harekât Merkezi simülatörlerini ve daha sonra GENESIS'e dönüşecek yazılım altyapısını geliştirmişlerdir. Türkiye'nin ilk gerçek askerî yazılım ekosistemi burada doğmuştur.
Belgesel "millî kod" derken aslında Türkiye'nin bu alandaki ilk büyük başarısını anlatması gerekirken, GENESIS adını bir kez bile anmıyor. Oysa GENESIS sadece bir bilgisayar programı değildir. GENESIS, Türkiye'nin ilk millî savaş yönetim sistemi; yabancı kaynak kodlarına bağımlılığı kıran, gemi üzerindeki sensörleri, silahları ve komuta-kontrol sistemini tek bir millî mimari altında birleştiren stratejik bir devrimdir. Daha da önemlisi GENESIS, daha sonra geliştirilecek ADVENT savaş yönetim sisteminin ve MİLGEM'in dijital omurgasının temelini oluşturmuştur. Türkiye'nin "millî kod" hikâyesi anlatılacaksa, bunun merkezinde GENESIS olmak zorundadır.
Belgeselde ayrıca bu dönüşümün fikir babaları ve kurumsal öncüleri de görünmez hâle getirilmiştir. 16. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt, daha 1994 yılında MİLGEM fikrini devlet politikası hâline getirmek için Başbakanlığa resmî yazı yazan komutandır.
MİLGEM'i teoriden pratiğe geçiren ve başaran 20.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, MİLGEM'in gerçek anlamda ancak millî savaş yönetim sistemi, millî sensörler, milli silahlar ve millî yazılım geliştirildiğinde başarıya ulaşacağını yıllar öncesinden ortaya koymuş, YAZGEM ve daha sonra ARMERKOM projelerine güçlü destek vermiştir.
Bunlar yalnızca idari kararlar değil, Türkiye'nin teknoloji bağımsızlığına yön veren stratejik tercihlerdir.
Fakat en büyük eksiklik belki de isimleri hiç bilinmeyen Deniz Kuvvetlerinin Bahriye Mektebi mezunu onlarca mühendisidir. Yurt içi ve dışında en seçkin üniversitelerde öğrenim gören ve temelden muharip subay olan bu beyin takımı olmasa milli koddan bahsedemezdik.
Bugün herkes MİLGEM'in, ADVENT'in ve millî yazılımların başarısından söz ediyor. Oysa bu başarının temeli, Gölcük'te YAZGEM'de daha sonra ARMERKOM'da çalışan, gecelerini milyonlarca satırlık kaynak kodlarının başında geçiren, yabancı sistemleri satır satır inceleyen, gerektiğinde dünyanın en büyük savunma şirketlerinin yazılım hatalarını düzeltecek seviyeye ulaşan denizci mühendislerin emeğidir.
Onlar olmadan ne GENESIS doğabilirdi ne ARMERKOM kurulabilirdi ne de bugün "millî kod" diye övündüğümüz ekosistem ortaya çıkabilirdi.
Kısacası, "Millî Kod" belgeseli önemli bir konuya dikkat çekiyor, ancak millî yazılımın gerçek tarihini anlatmıyor, geçmişin bu süreçteki en önemli olaylarına vefa göstermiyor.
Türkiye'nin savunma yazılımı devrimi, 1975'te Gölück Tersanesinde APGE ile başlayan, YAZGEM'de şekillenen, K5 ile olgunlaşan, GENESIS ile dünyaya örnek olan ve ARMERKOM üzerinden MİLGEM ile ADVENT'e uzanan uzun bir kurumsal yürüyüştür. Bu yürüyüşün mimarlarını, mühendislerini ve komutanlarını anlatmadan yazılan bir "Millî Kod" hikâyesi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tarihî bakımdan eksik kalır.
Olur da belgeseli yapanlar ve katkı sağlayanlar bir daha TRT için belgesel yaparlarsa önce Merhum Ormairal Özden Örnek'in MİLGEM'in Hikayesi kitabını okusunlar.
Zamanları yoksa aşağıdaki Substack makalemi okumalarını tavsiye ederim. O zaman Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Donanmasının nasıl yükselerek bugünlere geldiğini daha iyi anlarlar.
https://t.co/1N2hc18GqY
Türkiye neden dünyanın yeni plastik atık çöplüğü oldu?
İnterpol, Ağustos 2020’de 50 ülkeden gelen kriminal verileri değerlendirerek bir rapor hazırladı. Raporda suç örgütlerinin yeni hedeflerinden birinin plastik atıklar olduğu belirtildi .
Türkiye hedef ülkelerden biriydi.
⬇️
@yazparov haricindeki okur ve takipçiler, taraflı bakmadan, objektif şekilde dışardan bir göz olarak izlemeli ve kendi kararını verip, başkasına dayatmaya da kalkmamalı.
@yazparov Kimse babamın oğlu değil ve kimseye de sonuna kadar kefil olmam ama belli ölçüde takip ettiğim ve sözünden, yazısından faydalandığım insanlar arasında bir polemik olacaksa da bu şekle evrilmesin isterdim. Bence, ilgili kişiler ve konuyla direkt ilgili olabilecek kişiler ++++
3-Genel Müdür İnceciköz’ün açıklamalarının ardından Antalya’da ödüllü müze binasının güçlendirilerek korunması ve müzenin kapatılmaması taleplerini içeren eylemler başladı. Bu eylemler aylarca sürdü, tüm ısrarlara rağmen müze kapatılarak yıkıldı. Antalya tam bir yıldır müzesiz.⬇️
@ErkaniHarbiyye5 Aynı işin ihalesini kapmak için birbirine giren iki taşeronun galibi değişse ne olacaktı ?Asıl darbe, ülkeye ve millete yapıldı. Ortak amaç hasıl oldu yani. İş veren her halükarda memnun.
@YusufYavuz3 Anlık Çıralı Yusuf bey. Çamyuva’da ve civarında kirlilikten denize giremeyen kardeşim, bir umut Çıralı’ya geçmiş ama durum felaket ötesi. Makro, mikro çöp, ne isterseniz var.
5 YIL ÖNCESINDEN
CUMHURİYETÇİ KİTLENİN GÜNCEL VE KISA BİR ELEŞTİRİSİ
Alfred Hitchcock’un çok bilinen Sapık adlı bir filmi vardır. Film, ana karakter Norman Bates’in işlettiği bir motelde geçer. Filmin sonunda Norman’In çok ciddi ruhsal sorunu olduğu anlaşılır. Norman, motele gelen bir kadın müşteriyi o odasındayken gizlice gözetler ve sonra banyoda öldürür. Banyo sahnesi özellikle meşhurdur. Norman, film boyunca annesiyle konuşup durur; ancak annesi filmin sonuna dek hiç açıkta görünmez. Filmin sonunda anlaşılır ki Norman’ın annesi yıllar önce ölmüştür. Norman annesinin cesedini oradan oraya taşımakta, onun yerine konuşmakta, ona canlıymış gibi davranmaktadır.
*
Türkiye’deki cumhuriyetçi kitlenin önemli bir kısmı, cumhuriyete karşı tavırları bakımdan N. Bates’e benzemektedir. Cumhuriyetçiler, bütün kurumları çökertilmiş, bütün kodları değiştirilmiş, yıllar önce öldürülmüş ve şu an cesedinin üzerinde tepinilen bir cumhuriyete hâlâ yaşıyormuş muamelesi yapmaktadır.
Cumhuriyetçiler, tıpkı N. Bates’in ölü annesinin yerine konuşup ona canlı muamelesi yapması gibi bir takım ritüeller aracılığıyla çoktan yıkılmış cumhuriyet sanki hâlâ varmış gibi davranmaktadır.
*
Ortalama Cumhuriyetçinin Şimdiki Hâli
1. Cumhuriyetçi kitleler, karşıtı olduğu zihin yapısıyla bütünleşmiştir; Karşıtlarıyla sadece içerikte anlaşamayan ancak aynı yöntemi kullanan bir kafa yapısı bu kitle içinde oldukça yaygındır.
*
2. Cumhuriyetçiler kurumsuz ve aydınsızdır.
*
3. Cumhuriyetçilerin hiçbir iktidar stratejileri yoktur. Biçimsel düzenlemeler Cumhuriyetçi kitleleri tatmin etmeye yetmektedir; okul müfredatına iki cümle milli bayram koyunca, Belediyelerin adlarının önüne tekrar TC getirilince, okullarda eski andımız okutulunca onlara göre bütün sorun çözülmüştür.
*
4. Cumhuriyetçi kitle felç olmuştur. “Bir milyon beğeni” gibi sosyal medya ritüellerine, “change. org” imza kampanyalarına, Cumhuriyet sembollerine sıkıştırılmış Atatürkçülük, Sözcü, Halk TV’ye armağan edilmiş Cumhuriyetçilik…
Bugün Cumhuriyetçilerin en radikal mücadelesi İstanbul’daki 3. Havalimanına Atatürk adının verilmesi için twitter kampanyası açmak ya da change. org’da imza toplamaktır.
*
5. Cumhuriyetçi kitleler Cumhuriyetin hâlâ yaşadığını zannetmektedir.
Cumhuriyetçiler, bütün kurumları çökertilmiş, bütün kodları değiştirilmiş, yıllar önce öldürülmüş ve şu an cesedinin üzerinde tepinilen bir cumhuriyete hâlâ yaşıyormuş muamelesi yapmaktadır. Çünkü cumhuriyetin yıkıldığını kabul ettiklerinde, onu tekrar kurma sorumluluğu sırtlarına yüklenmiş olacaktır.
Cumhuriyetçiler, çoktan yıkılmış cumhuriyetin yerine geçip onun yerine konuşmakta, onun görüntüsünü kuşanmakta, onun yerine düşünmekte ve davranmaktadır. Ama yerine konuştukları Cumhuriyet yaşamıyor; çünkü cumhuriyet yıkılmıştır.
Cumhuriyetçiler, daha iyi bir cumhuriyeti tekrar kurma sorumluluğundan hiçbir zaman kaçamayacaktır.
Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 3. cilt
https://t.co/lqdkDlne6I
Cumhuriyete, anayasal düzene ve Atatürk devrimlerine düşmen bir topluluğun fetöcü olup olmamasının hiçbir önemi yoktır. Bu ideoloji zaten doğal olarak devleti hedef alıyordur. Bunu anlamamak ahmaklıktır. Biz ahmaklardan değiliz
PKK bir terör örgütüdür. Aynı zamanda da suç örgütüdür. PKK Kürtleri temsil etmiyor ve bir Kürt hareketi falan değil.
PKK'nın içinde pek çok etnik kimlikten terörist var. Ayrıca pek çok ülkenin istihbarat elemanları var. Para kaynağı uyuşturucu, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı vs. gibi küresel suçlar. Burada milyonlarca dolar paradan bahsediyorum.
Bunlara bütün emperyalist ülkeler susuyor, çünkü tek amaçları Suriye'nin, İran'ın ve Türkiye'nin bölünmesi. Önce Kürdistan'ın kurulması, sonra bu devletçiğin de yıkılması ile Büyük İsrail'in kurulması.
Bu uğurda 45 yıldır para harcıyorlar.
Dolayısı ile, Abdullah Öcalan bir hiçtir‼️
Söyleyeceği hiçbir şey, emperyalizmi hedefinden saptıramaz. Hiçbir demokratik açılım hikayesi samimi değildir. Tek hedef var, o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Federasyon kurarak büyüyecek gibi göstermek, yakın tarihte ise bölerek küçültmektir‼️
Kürdistan'ı bir federe devletçik olarak kabul ettiğimiz anda, kendi parlamentosu, silahlı gücü, hazinesi ve yerel kanunları olacağını kabul etmiş olacağız.
Federe devletçikler, her zaman ayrılma kararı alabilir. İŞTE HİLE BU‼️
A. Öcalan'ı muhatap almak, konuşturmak, serbest bırakmak; hepsi açıkça vatana ihanettir. Tarih bunu böyle yazar, kaçış yok...
Darbe girişiminden 14 sene önce olacakları söyleyen biri vardı.
Aslında merhum Necip Hablemitoğlu hoca yalnız da değildi. Kandırılmayan, olan biteni gören pek çok vatansever anlattı, uyardı.
Bedel de ödediler.
Kaşif Kozinoğlu, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, Yb. Ali Tatar, Kuddusi Okkır, Alb. Murat Özenalp ilk aklıma gelenler. Unuttuklarım beni affetsin.
Yani, kimse kıvırmasın, yekten söylesin; 15 Temmuz 2016 akşamı kaybettiğimiz canların kanı, 15 Temmuz'a kadar yapılan uyarılara kulak tıkayan, bu teröristlerin önünü açan herkesin elindedir.
Balık hafızalı değiliz.
Asla unutmayacağız.
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti için bedel ödemiş tüm vatanseverlere saygı ve minnetle.🇹🇷💐
Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002'de öldürülmeden 4 gün önce Eskişehir'deki son konferansında bakın neler söylemiş:
"Bütün bu tarikatlar, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bu tarikatlar, bütün dünyada Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerinin koruması altında. Adeta cirit atıyorlar. Ve bundan Türkiye de nasibini fazlasıyla alıyor. Sadece bizim kendi tarikatlarımıza destek vermekle kalmıyorlar. Kendi tarikatlarını bu anlamda Türkiye'ye ve bütün dünya ülkelerine gönderiyorlar. Bakın Çin hükümeti tarikatı yasakladı. Ve Falun Gong tarikatının lider kadrosunun canını kurtaramayanları idam etti. Tarikatın lideri şu an Philadelphia'da. Buna karşılık bakıyorsunuz Moon Tarikatı, aynı şekilde bütün dünya için öngörülen tarikat, lideri yine aynı yerde. Türkiye için öngörülen Fethullahçılık. Fethullah Gülen yine aynı yerde.
Hatırlayacaksınız 1946 yılında barış gönüllüleri Türkiye'ye gelmeye başladığında, 10 binden fazla barış gönüllüsü, Türkiye'yi hallaç pamuğuna çeviriyorlar. Ve özellikle bir grubu yeşil kuşak teorisine en uygun grup olarak nitelendiriyorlar. Bu da Nurcular. Yine hatırlayacaksınız bu teoremi, komünizmin güneye inmesini önlemek amacıyla Türkiye dahil, İran dahil, Pakistan dahil, Afganistan, Suriye, Irak dahil olmak üzere; bütün İslam ülkelerinde şeriatçılığı güçlendirerek ulus devletler yerine tarikat yönetimlerini egemen kılarak, ateizme, komünizme karşı olan dinsel yapılanmayı güçlendirmeyi hedefliyor bu strateji. Türkiye'nin iş birlikçisi olarak da Said-i Nursi seçiliyor. Ve Said-i Nursi, bildiğiniz gibi Amerikalılara sonuna kadar hizmet ediyor. Aşağı yukarı 6 bin kişiyi, 6 bin Nur talebesini Türkiye'den götürüyorlar. Ve Amerika'da ilk Nur Cemaati kuruluyor. Elimde ilk Nur risalelerinin Amerika'daki yayın tarihine baktığımda, biri 1951 biri 1956. Yani o tarihlerden itibaren İngilizceye çevrilmiş risaleleri biz Amerika Birleşik Devletleri’nde görüyoruz.
Türkiye'de 4 bin 500 vakıf ve dernek var bunlara ait. Aşağı yukarı 1704 toplam okul var. Bunların 199'u Fethullah, 29'u Nakşibendilere ait. Mahmud Esad Coşan, Musa Topbaş gibi değişik Nakşibendi gruplarının da farklı okulları, farklı yurtları, farklı gazeteleri ve dergileri var. Bunların yanı sıra Cihat, Yöneliş, Darül Harp, Akabe, Vahdet, Selefi, Hizb ut Tahrir gibi, çok sayıda maalesef İslamiyet, resmen irticai tensip eden gruplar da yine faaliyetlerine devam ediyor."
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/mnEJoDC9jT..
Necip Hablemitoğlu Atatürk'e, bağımsız, laik Cumhuriyete sahip çıkıp gerici ve bölücü teröre karşı çıktı ve katledildi. Hep Hablemitoğlu gibi Atatürkçü ve laik Cumhuriyet sevdalısı aydınlar katledildi, ancak nedense hep Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları mağdur pozlarında...
Anısına saygıyla...
@YusufYavuz3 Sahiller ayrı bir içler acısı, insanlar şişeleri, cips torbalarını, naylonları, ne varsa her şeyi savurup atıyor. Gürültü kirliği ayrı bir boyutta. Olayın taraflarında düzgün bir davranış biçimi malesef yok. Ne halkta, ne turistte, ne yetkililerde.
Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler
◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı.
◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da…
◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı.
◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu.
◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda.
Detaylar soL’un haberinde 👇
https://t.co/Mlq02CFQOe
Son 50-60 yılda adım adım tümüyle betonlaşan bir kent olan Antalya aslında geçmişte yeşil bir kentti. Bugün ‘kentsel ısı adası’ etkisini azaltmak için yapılacak toplantı için 1 milyonluk hizmet alımı yapılıyor. Isı adasını yaratan da, azaltmak için toplantı yapan da aynı kurum⬇️
“Milli mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin dediği gibi:( karşı duvardaki levhayı işaret ederek)
Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi! diyelim. Düşmanlarımıza bu hakikati ifade ettiğimiz gün, kanaatimize, ülkümüze, istikbalimize yan bakan her Ferdi düşman telakki ettiğimiz gün, milli benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her engeli derhal devirdiğimiz gün, hakimi kurtuluşa erişeceğiz. Ve sizler gibi aydın, kararlı, imanlı gençler sayesinde bu kurtuluşa ulaşacağımıza emin olabilirsiniz.”
Mustafa Kemal Atatürk - 1923
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri CII, sf143