“Alparslan Kuytul’a Özgürlük” çağrısıyla, haksız tutuklamaları protesto etmek için Cumartesi günü saat 17.15’te Hamburg’da bir özgürlük yürüyüşü düzenleyecek ve ardından bir basın açıklaması yapacağız.
Alparslan Kuytul Hocaefendi'nin eşi Semra Kuytul Hocahanım'ın açık görüşü vesilesiyle ailesine destek için Samsun Çarşamba’ya giden Furkan Hareketi mensupları açık görüş sonrası ilçe merkezinde basın açıklaması gerçekleştirdi.
#YargıEliyleZulüm#SemraKuytulaOzgürlük
#FurkanaSistematikZulüm
"Cemaatlerin kökünü kazıyacağız" diyen Perinçek, Alparslan Kuytul Hoca ve Furkan Hareketi mensuplarına yönelik gerçekleştirilen operasyonun gerçek sebebini açıkladı!
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
"Cemaatlerin kökünü kazıyacağız" diyen Perinçek, Alparslan Kuytul Hoca ve Furkan Hareketi mensuplarına yönelik gerçekleştirilen operasyonun gerçek sebebini açıkladı!
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
Adnan Oktar Algısı ve Yargının Hukuki Kılıfı
Genelde cemaatlerle, özelde ise Furkan Hareketi’yle uğraşıldığını kamufle etme çabasının Adnan Oktar örneğinde de görüldüğü yönünde ciddi soru işaretleri bulunmaktadır.
Böyle bir yapının cemaat olmadığı; kamuoyunun gözleri önünde yayınlanan gayri İslami ve ahlaksız programlarla uzun yıllar boyunca açıkça görülmesine rağmen bu programlara yıllarca göz yumulmuştur.
Yaşanan seküler hayat tarzı, programların içeriği ve kadınların kılık kıyafeti üzerinden ortaya çıkan tablo ortadaydı. Nereden elde edildiği belli olmayan şatafatlı ve lüks hayat tarzları da kamuoyunun gözleri önündeydi. Buna rağmen bütün bunlara yıllarca göz yumuldu.
Bu hususlarda uyarıda bulunanların uyarıları dikkate alınmadığı gibi, kendisini uyaranları mahkemeye veren Oktar’ın tazminat kazandığı örnekler de yaşandı.
O hâlde sorulması gereken önemli bir soru vardır: Oktar, Alparslan Kuytul Hoca’ya açtığı davadan nasıl tazminat kazandı? İşte cemaatleri sisteme boyun eğdirerek dönüştürme projesinin yürütüldüğü yönündeki değerlendirmeler tam da bu noktada önem kazanmaktadır.
Bugün operasyon yapılan gruplar sayılırken, dini bir yapı veya cemaat olmadığı açık olan Adnan Oktar grubu, Furkan Hareketi ve diğer bazı cemaatlerle birlikte zikredilmektedir.
Adnan Oktar grubunun bu şekilde anılması, cemaatleri bitirme projesinin önemli bir susturucusu, perdesi ve kamuflajı olarak kullanılmaya çalışıldığı yönündeki eleştirileri beraberinde getirmektedir.
Halkın nefretle baktığı bir yapı ortadan kaldırılıyormuş gibi bir görüntü oluşturulurken, aynı zamanda İslam’ı yaşamaya çalışan, İslam medeniyeti için mücadele eden ve toplumun teveccühünü kazanan bir hareketin boyun eğdirilmeye çalışıldığı ileri sürülmektedir.
Yine Adalet Bakanı Akın Gürlek’in gerek sosyal medya paylaşımlarında gerek katıldığı televizyon programlarında gerekse adli yıl açılışında yaptığı açıklamalarda defalarca “Biz dini gruplara, milli oluşumlara karşı değiliz, dini gruplar hedefte değil” şeklindeki sözleri, toplumun dindar kesiminin, bir kısmı AKP tabanını da oluşturan insanların yaşanan süreç karşısındaki tepkisini yatıştırma çabası olarak değerlendirilmektedir.
Ancak bu iddiaya, en azından Furkan Hareketi açısından son derece net sorularla cevap verilmesi gerekmektedir:
- Eğer hedef İslami faaliyetler değilse, 2014’ten bu yana neden yüzlerce konferans iptal edilmiştir?
- Neden İslam’ın anlatıldığı onlarca vakıf ve derneğe kayyum atanmış veya bu derneklerin bir kısmı kapatılmıştır?
- Kur’an okunan bir ev dahi neden mühürlenmiştir?
- İslami hassasiyete sahip talebelerin birlikte kaldığı öğrenci evleri neden mühürlenmiştir?
Bütün bu sorular ve bunların dışında İslami gruplara yönelik baskıların bulunduğunu gösteren yüzlerce gerçek olay ve durum, Bakan’ın “dini gruplar hedefte değil” şeklindeki sözleriyle ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.
Bununla beraber Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, bu operasyonlara hukuki meşruiyet kazandırmak amacıyla şahıs odaklı bir suç örgütü görüntüsü oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler de göz ardı edilmemelidir.
Toplum tarafından “Furkan Hareketi” olarak tanınan güzide bir hareketin “Kuytulcular” şeklinde isimlendirilmesi de bu çabanın açık göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
Adnan Oktar Algısı ve Yargının Hukuki Kılıfı
Genelde cemaatlerle, özelde ise Furkan Hareketi’yle uğraşıldığını kamufle etme çabasının Adnan Oktar örneğinde de görüldüğü yönünde ciddi soru işaretleri bulunmaktadır.
Böyle bir yapının cemaat olmadığı; kamuoyunun gözleri önünde yayınlanan gayri İslami ve ahlaksız programlarla uzun yıllar boyunca açıkça görülmesine rağmen bu programlara yıllarca göz yumulmuştur.
Yaşanan seküler hayat tarzı, programların içeriği ve kadınların kılık kıyafeti üzerinden ortaya çıkan tablo ortadaydı. Nereden elde edildiği belli olmayan şatafatlı ve lüks hayat tarzları da kamuoyunun gözleri önündeydi. Buna rağmen bütün bunlara yıllarca göz yumuldu.
Bu hususlarda uyarıda bulunanların uyarıları dikkate alınmadığı gibi, kendisini uyaranları mahkemeye veren Oktar’ın tazminat kazandığı örnekler de yaşandı.
O hâlde sorulması gereken önemli bir soru vardır: Oktar, Alparslan Kuytul Hoca’ya açtığı davadan nasıl tazminat kazandı? İşte cemaatleri sisteme boyun eğdirerek dönüştürme projesinin yürütüldüğü yönündeki değerlendirmeler tam da bu noktada önem kazanmaktadır.
Bugün operasyon yapılan gruplar sayılırken, dini bir yapı veya cemaat olmadığı açık olan Adnan Oktar grubu, Furkan Hareketi ve diğer bazı cemaatlerle birlikte zikredilmektedir.
Adnan Oktar grubunun bu şekilde anılması, cemaatleri bitirme projesinin önemli bir susturucusu, perdesi ve kamuflajı olarak kullanılmaya çalışıldığı yönündeki eleştirileri beraberinde getirmektedir.
Halkın nefretle baktığı bir yapı ortadan kaldırılıyormuş gibi bir görüntü oluşturulurken, aynı zamanda İslam’ı yaşamaya çalışan, İslam medeniyeti için mücadele eden ve toplumun teveccühünü kazanan bir hareketin boyun eğdirilmeye çalışıldığı ileri sürülmektedir.
Yine Adalet Bakanı Akın Gürlek’in gerek sosyal medya paylaşımlarında gerek katıldığı televizyon programlarında gerekse adli yıl açılışında yaptığı açıklamalarda defalarca “Biz dini gruplara, milli oluşumlara karşı değiliz, dini gruplar hedefte değil” şeklindeki sözleri, toplumun dindar kesiminin, bir kısmı AKP tabanını da oluşturan insanların yaşanan süreç karşısındaki tepkisini yatıştırma çabası olarak değerlendirilmektedir.
Ancak bu iddiaya, en azından Furkan Hareketi açısından son derece net sorularla cevap verilmesi gerekmektedir:
- Eğer hedef İslami faaliyetler değilse, 2014’ten bu yana neden yüzlerce konferans iptal edilmiştir?
- Neden İslam’ın anlatıldığı onlarca vakıf ve derneğe kayyum atanmış veya bu derneklerin bir kısmı kapatılmıştır?
- Kur’an okunan bir ev dahi neden mühürlenmiştir?
- İslami hassasiyete sahip talebelerin birlikte kaldığı öğrenci evleri neden mühürlenmiştir?
Bütün bu sorular ve bunların dışında İslami gruplara yönelik baskıların bulunduğunu gösteren yüzlerce gerçek olay ve durum, Bakan’ın “dini gruplar hedefte değil” şeklindeki sözleriyle ciddi bir çelişki oluşturmaktadır.
Bununla beraber Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, bu operasyonlara hukuki meşruiyet kazandırmak amacıyla şahıs odaklı bir suç örgütü görüntüsü oluşturmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmeler de göz ardı edilmemelidir.
Toplum tarafından “Furkan Hareketi” olarak tanınan güzide bir hareketin “Kuytulcular” şeklinde isimlendirilmesi de bu çabanın açık göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
Suç Örgütü Kamuflajı ve Furkan Hareketi Gerçeği
Bu projenin, sapla samanın birbirine karıştırılması ve kuru ile yaşın bile bile birlikte yakılması yöntemiyle yürütüldüğü yönünde ciddi bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Asıl amacın cemaatleri dönüştürerek etkisizleştirmek ve bitirmek olduğu; zira bir cemaat hak davayı terk etmiş ve muhalif ruhunu da ortadan kaldırmışsa fiilen bitmiş sayılacağı gerçeği ortadadır. Ancak aynı zamanda bazı gerçek suç örgütleriyle mücadele edildiği izlenimi oluşturularak bu asıl hedefin kamufle edildiği düşünülmektedir.
25 yıllık bir iktidarın, yıllardır ülkede faaliyet gösteren, bilinen ve yaptıklarına göz yumulduğu ileri sürülen suç örgütleriyle, sanki yeni ortaya çıkmış yapılar gibi mücadele etmeye başlaması elbette geç kalınmış olsa da olumlu karşılanabilecek bir durumdur. Ancak bunun cemaatleri bitirme projesine kamuflaj olarak kullanılması hâlinde ortada bambaşka bir tablo bulunmaktadır.
Bu noktada Furkan Hareketi’ne yapılan zulüm özellikle dikkat çekmektedir.
Gerçek suç örgütleriyle mücadele edilirken veya böyle bir mücadele yürütüldüğü izlenimi verilirken, kurulduğu günden itibaren hayır faaliyetleri yapan ve hiçbir zaman topluma veya memlekete zarar verecek bir suç örgütü faaliyeti içerisinde bulunmamış bir hareketin de aynı kapsamda zikredilmesi, meselenin yalnızca suç örgütleriyle mücadele olmadığını; yapılan uygulamaların üzerinin örtülmesi amacı taşıdığı yönündeki ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.
Gerçek suç örgütleriyle mücadele veya yıllardır ortaya çıkarılmamış faili meçhul olayların aydınlatılması görüntüsünün arkasında, düşüşe geçen millet desteğini yeniden kazanma ve oy oranlarını artırma çabasının bulunduğu yönündeki değerlendirmeler de ayrıca dikkate alınmalıdır.
Furkan Hareketi’ne “suç örgütü” diyenler, öncelikle bazı açık sorulara cevap vermek zorundadır:
•İslam medeniyetini istemek suç mudur?
•Tevhidi anlatmak suç mudur?
•Suç oranlarını azaltmak, hatta suçları tamamen ortadan kaldırmak ve toplumu selamete ve huzura kavuşturmak amacıyla İslam’ı anlatmak suç mudur?
•Irkçılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin ifade ettiği gibi, “Kur’an hakem olsun, silahlar sussun, kardeşlik olsun” demek suç mudur?
•Ya da Suriye savaşının başladığı günlerde Adana’ya akın akın gelen Suriyeliler için binlerce kişiyi kapsayan “kardeş aile projesi” başlatarak ekmek, yemek, yatak, yorgan ve ilaç temin etmek suç mudur?
•Bunca hayırlı faaliyetin içerisinde bulunan bir harekete “suç örgütü” damgası vurulmaya çalışılmaktadır. Peki bu damga tutar mı?
•Yoksa asıl sorgulanması gereken, böyle bir hareketin faaliyetlerine engel olunması değil midir?
•Bu kadar şeffaf ve topluma faydalı faaliyetler yürüten bir hareketten suç örgütü çıkarmaya ��alışmak, tabiri caizse tekeden süt çıkarmaya çalışmak gibidir. Çıkar mı? Çıkmaz. O hâlde Furkan Hareketi’nden de bir suç örgütü çıkmaz!
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
Suç Örgütü Kamuflajı ve Furkan Hareketi Gerçeği
Bu projenin, sapla samanın birbirine karıştırılması ve kuru ile yaşın bile bile birlikte yakılması yöntemiyle yürütüldüğü yönünde ciddi bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Asıl amacın cemaatleri dönüştürerek etkisizleştirmek ve bitirmek olduğu; zira bir cemaat hak davayı terk etmiş ve muhalif ruhunu da ortadan kaldırmışsa fiilen bitmiş sayılacağı gerçeği ortadadır. Ancak aynı zamanda bazı gerçek suç örgütleriyle mücadele edildiği izlenimi oluşturularak bu asıl hedefin kamufle edildiği düşünülmektedir.
25 yıllık bir iktidarın, yıllardır ülkede faaliyet gösteren, bilinen ve yaptıklarına göz yumulduğu ileri sürülen suç örgütleriyle, sanki yeni ortaya çıkmış yapılar gibi mücadele etmeye başlaması elbette geç kalınmış olsa da olumlu karşılanabilecek bir durumdur. Ancak bunun cemaatleri bitirme projesine kamuflaj olarak kullanılması hâlinde ortada bambaşka bir tablo bulunmaktadır.
Bu noktada Furkan Hareketi’ne yapılan zulüm özellikle dikkat çekmektedir.
Gerçek suç örgütleriyle mücadele edilirken veya böyle bir mücadele yürütüldüğü izlenimi verilirken, kurulduğu günden itibaren hayır faaliyetleri yapan ve hiçbir zaman topluma veya memlekete zarar verecek bir suç örgütü faaliyeti içerisinde bulunmamış bir hareketin de aynı kapsamda zikredilmesi, meselenin yalnızca suç örgütleriyle mücadele olmadığını; yapılan uygulamaların üzerinin örtülmesi amacı taşıdığı yönündeki ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.
Gerçek suç örgütleriyle mücadele veya yıllardır ortaya çıkarılmamış faili meçhul olayların aydınlatılması görüntüsünün arkasında, düşüşe geçen millet desteğini yeniden kazanma ve oy oranlarını artırma çabasının bulunduğu yönündeki değerlendirmeler de ayrıca dikkate alınmalıdır.
Furkan Hareketi’ne “suç örgütü” diyenler, öncelikle bazı açık sorulara cevap vermek zorundadır:
•İslam medeniyetini istemek suç mudur?
•Tevhidi anlatmak suç mudur?
•Suç oranlarını azaltmak, hatta suçları tamamen ortadan kaldırmak ve toplumu selamete ve huzura kavuşturmak amacıyla İslam’ı anlatmak suç mudur?
•Irkçılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin ifade ettiği gibi, “Kur’an hakem olsun, silahlar sussun, kardeşlik olsun” demek suç mudur?
•Ya da Suriye savaşının başladığı günlerde Adana’ya akın akın gelen Suriyeliler için binlerce kişiyi kapsayan “kardeş aile projesi” başlatarak ekmek, yemek, yatak, yorgan ve ilaç temin etmek suç mudur?
•Bunca hayırlı faaliyetin içerisinde bulunan bir harekete “suç örgütü” damgası vurulmaya çalışılmaktadır. Peki bu damga tutar mı?
•Yoksa asıl sorgulanması gereken, böyle bir hareketin faaliyetlerine engel olunması değil midir?
•Bu kadar şeffaf ve topluma faydalı faaliyetler yürüten bir hareketten suç örgütü çıkarmaya çalışmak, tabiri caizse tekeden süt çıkarmaya çalışmak gibidir. Çıkar mı? Çıkmaz. O hâlde Furkan Hareketi’nden de bir suç örgütü çıkmaz!
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
AKP Eliyle Yürütülen Tasfiye ve Muhalif Ruhun Yok Edilmesi
Cemaatleri bitirme projesi artık gizli saklı yürütülen bir proje olmaktan çıkmış, açık biçimde dillendirilen ve uygulanan bir sürece dönüşmüştür. Ancak bu sürecin AKP eliyle yürütülmesi nedeniyle, toplumun önemli bir bölümünde yaşananlar adeta bir susturma mekanizması altında sessizce karşılanmaktadır.
Bugün proje içerisinde yer alan aktörler, geçmişte olduğu gibi yaptıklarını gizlemek yerine, kimi zaman tehditkâr ve açık ifadelerle ne yapılacağını ortaya koymaktadır.
“Cemaatlerin kökünü kazıyacağız”, “Yargı siyasetin köpeğidir” ve son operasyonlar sırasında dile getirilen, “Hükümet mali suçlarla mücadele ediyormuş gibi bir formül ifade ediyor olabilir, ama biz ne yaptıklarını biliyoruz, Ortaçağ ilişkilerini temizliyorlar” şeklindeki ifadeler, meselenin yalnızca belirli cemaatlerle sınırlı olmadığını; bunun dine ve dindarlara yönelik daha geniş bir tasfiye anlayışı olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir.
Yapılmak istenenler açık biçimde ortaya konulurken, AKP’nin oluşturduğu siyasi atmosferin bir “susturucu” işlevi gördüğü ve bu nedenle yaşananlara karşı toplumun ciddi bir tepki ortaya koyamadığı görülmektedir. Bunun yanında siyasi otoritenin zaman zaman “Meydan CHP’ye mi kalsın, CHP gelirse daha kötü olur” şeklindeki korkutmalarla toplumun mevcut uygulamaları sineye çekmesini sağladığı yönündeki eleştiriler de bulunmaktadır.
Bu projenin yalnızca derin devlet unsurları tarafından yürütülmediği, hükümet tarafından da kanıksandığı ve benimsendiği yönündeki kanaati güçlendiren gelişmeler bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın Alparslan Kuytul Hoca’yı hedef alan, “Senin de suyun ısındı, daha akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek” şeklindeki paylaşımı ve bunun ardından gelen tutuklama, bu açıdan dikkat çekici bir gelişmedir.
Yine operasyon sabahı Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptığı paylaşımda kendisini adeta savcı ve hâkim yerine koyarak, 40 yıldır bu ülkenin insanlarına dinini anlatmaya çalışan ve suç oranlarının azalmasına yönelik faaliyetlerde bulunan bir cemaati “toplumun huzurunu bozan” bir suç örgütü gibi göstermeye çalışması da bu sürecin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Birkaç gün önce konuşan Bilal Erdoğan’ın —herhangi bir resmî vasfı bulunmasa da belirli bir düşünceyi temsil etmesi bakımından önem taşıyan— “Hocaefendiler sosyal medya fenomeni olmuş, bunlara hocaefendi falan dememek lazım, bunlar dini anlatmıyorlar, sadece tartışıyorlar, bunları ademe, yani yokluğa mahkûm etmek lazım” şeklindeki açıklaması da yaşanan süreci ortaya koyan açıklamalardan biridir.
Cemaatlere yönelik yürütülen bu büyük projenin temel hedeflerinden birinin, cemaatlerin muhalif ruhunu ortadan kaldırarak onları dönüştürmek olduğu açıktır. Muhalif olmayan her cemaatin zamanla sistemin koltuk değneğine dönüşmesi kaçınılmazdır. Yıkılmaya mahkûm olan her beşerî sistemin de kendisini ayakta tutabilmek için bu tür koltuk değneklerine ihtiyaç duyacağı unutulmamalıdır.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
AKP Eliyle Yürütülen Tasfiye ve Muhalif Ruhun Yok Edilmesi
Cemaatleri bitirme projesi artık gizli saklı yürütülen bir proje olmaktan çıkmış, açık biçimde dillendirilen ve uygulanan bir sürece dönüşmüştür. Ancak bu sürecin AKP eliyle yürütülmesi nedeniyle, toplumun önemli bir bölümünde yaşananlar adeta bir susturma mekanizması altında sessizce karşılanmaktadır.
Bugün proje içerisinde yer alan aktörler, geçmişte olduğu gibi yaptıklarını gizlemek yerine, kimi zaman tehditkâr ve açık ifadelerle ne yapılacağını ortaya koymaktadır.
“Cemaatlerin kökünü kazıyacağız”, “Yargı siyasetin köpeğidir” ve son operasyonlar sırasında dile getirilen, “Hükümet mali suçlarla mücadele ediyormuş gibi bir formül ifade ediyor olabilir, ama biz ne yaptıklarını biliyoruz, Ortaçağ ilişkilerini temizliyorlar” şeklindeki ifadeler, meselenin yalnızca belirli cemaatlerle sınırlı olmadığını; bunun dine ve dindarlara yönelik daha geniş bir tasfiye anlayışı olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir.
Yapılmak istenenler açık biçimde ortaya konulurken, AKP’nin oluşturduğu siyasi atmosferin bir “susturucu” işlevi gördüğü ve bu nedenle yaşananlara karşı toplumun ciddi bir tepki ortaya koyamadığı görülmektedir. Bunun yanında siyasi otoritenin zaman zaman “Meydan CHP’ye mi kalsın, CHP gelirse daha k��tü olur” şeklindeki korkutmalarla toplumun mevcut uygulamaları sineye çekmesini sağladığı yönündeki eleştiriler de bulunmaktadır.
Bu projenin yalnızca derin devlet unsurları tarafından yürütülmediği, hükümet tarafından da kanıksandığı ve benimsendiği yönündeki kanaati güçlendiren gelişmeler bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın Alparslan Kuytul Hoca’yı hedef alan, “Senin de suyun ısındı, daha akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek” şeklindeki paylaşımı ve bunun ardından gelen tutuklama, bu açıdan dikkat çekici bir gelişmedir.
Yine operasyon sabahı Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptığı paylaşımda kendisini adeta savcı ve hâkim yerine koyarak, 40 yıldır bu ülkenin insanlarına dinini anlatmaya çalışan ve suç oranlarının azalmasına yönelik faaliyetlerde bulunan bir cemaati “toplumun huzurunu bozan” bir suç örgütü gibi göstermeye çalışması da bu sürecin önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Birkaç gün önce konuşan Bilal Erdoğan’ın —herhangi bir resmî vasfı bulunmasa da belirli bir düşünceyi temsil etmesi bakımından önem taşıyan— “Hocaefendiler sosyal medya fenomeni olmuş, bunlara hocaefendi falan dememek lazım, bunlar dini anlatmıyorlar, sadece tartışıyorlar, bunları ademe, yani yokluğa mahkûm etmek lazım” şeklindeki açıklaması da yaşanan süreci ortaya koyan açıklamalardan biridir.
Cemaatlere yönelik yürütülen bu büyük projenin temel hedeflerinden birinin, cemaatlerin muhalif ruhunu ortadan kaldırarak onları dönüştürmek olduğu açıktır. Muhalif olmayan her cemaatin zamanla sistemin koltuk değneğine dönüşmesi kaçınılmazdır. Yıkılmaya mahkûm olan her beşerî sistemin de kendisini ayakta tutabilmek için bu tür koltuk değneklerine ihtiyaç duyacağı unutulmamalıdır.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
2014 Kırılması ve “FETÖ” Damgasının Silah Olarak Kullanılması
İslami kesime yönelik baskıların artacağı, özellikle 2014 yılına gelindiğinde daha açık biçimde anlaşılır hâle gelmiştir. Ergenekon davası kapsamında tutuklanan ve derin devletin sol-Maocu kanadı olarak bilinen Doğu Perinçek’in, “Kınından çıkmış kılıç gibiyiz, cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız” şeklindeki açıklaması bu sürecin önemli göstergelerinden biri olmuştur.
Bunun ardından İslami kesime yönelik gerçekleştirilen uygulamalar, yeni bir dönemin başladığını ortaya koymuştur.
15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi veya kalkışmasının ardından Türkiye’nin en büyük ve devlet tarafından uzun yıllar boyunca desteklenmiş, legal olduğu adeta tescillenmiş cemaatine ağır bir darbe vurulmuştur. Bununla beraber 2 milyon 230 bin kişi terör suçlamaları kapsamında yargılanmış, yüz binlerce insan mahkûm edilmiştir. Böylece toplumda cemaatlere karşı büyük bir ön yargı ve korku atmosferi oluşturulmuştur.
Daha sonra bu büyük olay, devletin elinde bir damgaya dönüştürülmüştür: “FETÖ” damgası.
Bu damga, cemaatleri dönüştürerek etkisizleştirme ve bitirme yolunda adeta Demokles’in kılıcı gibi kullanılmaya başlanmış; muhalif tavırların “FETÖ” ile ilişkilendirilmesi üzerinden baskı mekanizması oluşturulmuştur.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
2014 Kırılması ve “FETÖ” Damgasının Silah Olarak Kullanılması
İslami kesime yönelik baskıların artacağı, özellikle 2014 yılına gelindiğinde daha açık biçimde anlaşılır hâle gelmiştir. Ergenekon davası kapsamında tutuklanan ve derin devletin sol-Maocu kanadı olarak bilinen Doğu Perinçek’in, “Kınından çıkmış kılıç gibiyiz, cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız” şeklindeki açıklaması bu sürecin önemli göstergelerinden biri olmuştur.
Bunun ardından İslami kesime yönelik gerçekleştirilen uygulamalar, yeni bir dönemin başladığını ortaya koymuştur.
15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi veya kalkışmasının ardından Türkiye’nin en büyük ve devlet tarafından uzun yıllar boyunca desteklenmiş, legal olduğu adeta tescillenmiş cemaatine ağır bir darbe vurulmuştur. Bununla beraber 2 milyon 230 bin kişi terör suçlamaları kapsamında yargılanmış, yüz binlerce insan mahkûm edilmiştir. Böylece toplumda cemaatlere karşı büyük bir ön yargı ve korku atmosferi oluşturulmuştur.
Daha sonra bu büyük olay, devletin elinde bir damgaya dönüştürülmüştür: “FETÖ” damgası.
Bu damga, cemaatleri dönüştürerek etkisizleştirme ve bitirme yolunda adeta Demokles’in kılıcı gibi kullanılmaya başlanmış; muhalif tavırların “FETÖ” ile ilişkilendirilmesi üzerinden baskı mekanizması oluşturulmuştur.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında
Perinçek’in İftiraları ve “Aynı Gemi” İttifakı
Doğu Perinçek’in birkaç gün önce İzmir’de yaptığı konuşmada, operasyon düzenlenen cemaatleri sayarken Adnan Oktar grubunu da bu yapıların içerisine dâhil etmesi ve gerçekleştirilen operasyonların “tarihi anlamı” bulunduğunu ifade etmesi, aynı yaklaşımın sürdürüldüğünü göstermektedir.
Furkan Hareketi’ni de zikrettiği konuşmasında, “Bunlar Amerika ve İsrail ile ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin elini kolunu bağlıyor” şeklinde herhangi bir somut dayanak ortaya koymadan ileri sürdüğü iddialar, Furkan Hareketi’nin bugüne kadarki tutumuyla açık bir çelişki içerisindedir.
Çünkü bugüne kadar hangi cemaat veya topluluk Furkan Hareketi kadar ABD ve İsrail aleyhine basın açıklaması yapmıştır?
Perinçek’in bu iddiasına, atalarımızın “Zırva tevil götürmez” sözüyle cevap vermek yeterlidir. Zira Furkan Hareketi’nin bu konudaki duruşu ve bugüne kadar gerçekleştirdiği faaliyetler kamuoyunun gözleri önündedir. Bu kadar açık bir tablo karşısında ayrıca cevap vermek dahi anlamsız hâle gelmektedir.
Perinçek, hükümeti yönlendirdiğini doğrudan veya dolaylı biçimde sürekli ifade etmiş ve bunu saklama gereği de duymamı��tır. 2020 yılında sarf ettiği “Hükümetle aynı gemideyiz, AKP kaptan, rotayı biz çiziyoruz” sözleri hükümet tarafından da yalanlanmamıştır.
Bu durum, Batılı bir şairin şu sözlerini hatırlatmaktadır: “Herkes biliyor geminin su aldığını, Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini.” Evet, aslında herkes kimlerin kimlerle beraber olduğunu, kimlerin aynı gemide yolculuk ettiğini biliyor.
Herkes olup bitenleri, yapılanları ve yapanları, aldatanları biliyor.
Herkes bile bile aldanıyor.
Kimi insan yaşananları tanımlayamıyor, kimi insan yakıştıramıyor, kimi insan ise kendisine ölüm gösterilerek sıtmaya razı ediliyor.
Kaptan köşkünde kendileri varmış ve dümen ellerindeymiş gibi kaptanlık pozları kesenler, İslam düşmanlarının dümen suyuna girerek cemaatleri ve tarikatları bitirmek için tam gaz ilerlemektedir.
CemaatleriBitirme Projesi
AkpEliyle CemaatlerBitiriliyor
DinDüşmanı KomiteIşBaşında