Şehit Kaşif Kozinoğlu Mektupları Doğu Perinçek tarafından nasıl temin edildi?
Kaşif Kozinoğlu’na ait olduğu belirtilen 102 sayfalık notların Doğu Perinçek’in eline nasıl geçtiği konusu hala muamma!
Kozinoğlu’nun ailesi ve avukatları, bu belgelerin Perinçek’e gönderildiği iddiasını kesin bir şekilde yalanladı.
Belgelerin üzerinde cezaevine ait resmi “görüldü” kaşesi de yok!
Gerçekten bu 102 sayfa Perinçek'e posta yolu ile gönderildiyse o belgelerin ulaştırıldığı posta zarfı nerede?
Tarihi öneme sahip bu belgelerin gönderildiği zarf, nasıl,nereden, ne zaman ve kim tarafından gönderildiğini açıklığa kavuşturacak en önemli delil.
Dolayısıyla zarfın da korunmuş olması ve gerektiğinde kamuoyuna gösterilmesi gerektiğini en iyi Perinçek bilir.
Şimdi şu soruların yanıtlanması gerekiyor:
Bu zarf nerede?
Kime teslim edildi ve daha sonra ne oldu?
Bugüne kadar neden zarfın tek bir fotoğrafı bile kamuoyuyla paylaşılmadı?
Belgelerin nasıl ve hangi koşullarda Perinçek’e ulaştığı konusunda bu sorular yanıtlanmadıkça, Kozinoğlu mektupları üzerindeki tartışmanın sona ermesi de mümkün değil.
Dolayısıyla meselenin bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması ve özellikle belgelerin kaynağı ile zarfın akıbetinin kamuoyuna açık biçimde ortaya konulması gerekiyor.
Sorular yanıt bekliyor...
@adalet_bakanlik@abakingurlek
Şehit MİT Mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun, Silivri’de devam eden davadaki mahkeme savunmasına hazırlık amacıyla kaleme aldığı 1000 sayfayı aşkın el yazısı notunun kaybolması, döneme dair tartışılan en kritik hususlardan biridir.
Teknik açıdan bakıldığında bir kişiye ait 1000'den fazla sayfadan oluşan orijinal el yazısı dokümanı bulunuyorsa, bu veriler kullanılarak kişinin yazı karakteri tamamen dijitalleştirilebilir.
1000'i aşkın sayfadan oluşan el yazısı evrakı bir "donör veri tabanı" şeklinde işlenebilir. Yazının harf eğimleri, baskı şiddeti, bağlantı noktaları ve kişiye özgü karakteristik detayları dönemin CNC teknolojisi birleştirilerek kişiye ait yeni el yazısı notlarının oluşturulması teknik anlamda mümkündür.
Bu sistemler vasıtasıyla kağıt ve kalem kullanılarak gerçeğinden farksız, orijinal el yazısı basımı, mürekkep dağılımı ve basınç izleri taklit edilmiş yeni el yazısı evraklar üretilebilir.
Bu imkanlar göz önüne alındığında, bu çaptaki büyük bir el yazısı veri seti üzerinden yeni metinler üretilmesinin teknik olarak mümkün olup olmadığı sorusu sorulmalıdır.
FETÖ, YAPACAKLARI TÜM OPERASYONLARI ÖRGÜT ÜYELERİNE ÖNCEDEN HABER VEREN, TV'LERDE İŞLEYEN VE PROPAGANDA ALANI OLUŞTURAN BİR ÖRGÜTTÜR...
FETÖ hem mistik- dini motifleri araç olarak kullanan kapalı bir yapı hem de yasa dışı, hiyerarşik bir terör örgütüdür. Örgüt lideri Fetullah Gülen,örgüt bağlıları tarafından kutsal veya doğrudan ilahi emirler alan bir otorite olarak görülmüştür.
Rüyalar, kutsal mesajlar ve kehanet benzeri söylemler örgüt içi bağlılığı taze tutmak için sıklıkla kullanılmıştır. Dini kavramlar istismar edilerek mensupların örgütsel buyruklara sorgusuz sualsiz itaat etmesi sağlanmış, "hücresel" örgütlenme biçimi ve adanmışlık kültü geliştirilmiştir.
Yargı, Emniyet, TSK ve bürokratik kademelere soru hırsızlıkları ve illegal yöntemlerle sızarak devlet mekanizmasını ele geçirmeyi hedeflemiştir. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi başta olmak üzere, devlet organlarına ve halka yönelik şiddet eylemleri, suikastlar ve kumpas davaları nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti yargı ve kanunları uyarınca silahlı terör örgütü olarak tanımlanmış ve tescillenmiştir.
FETÖ, dışarıdan dini-mistik bir cemaat veya eğitim hareketi görünümü altında, içeride ise nihai amacı devleti ele geçirmek olan disiplinli ve yasa dışı bir örgüttür. FETÖ’nün medya organları, örgütün hem operasyonel amaçlarına hizmet eden hem de kendi tabanına ve hücrelerine subliminal "bilinçaltı" mesajlar ileten birer propaganda aygıtı olarak kullanılmıştır. Örgütün yapacağı siyasi hamleler, kumpas davaları ve nihayetinde askeri darbe gibi eylemlerden önce televizyon dizileri, reklam filmleri ve vaaz videoları üzerinden algı yönetimi yapmış, tabanını psikolojik olarak hazırlamıştır!
Örgütün medya üzerinden verdiği mesajlara ve operasyonel senaryolara öne çıkan örnekler ise; Haki-Yeşil Cübbe "19 Mart 2016 - Darbe Sinyali olarak yeşil/haki yelek-cübbe olayı, 15 Temmuz darbe girişiminin en net simgesel ve "giysi dili" subliminal mesaj örneklerinden biridir.
FETÖ elebaşı Gülen, 19 Mart 2016'da yayınlanan bir sohbet videosunda ilk kez askeri yeşil haki renkte bir cübbe ile kamera karşısına geçmiştir.
Konuşmasında "Kapris" başlığı altında, siyasi içerikli ve TSK içindeki mensuplarına atıfta bulunan ifadeler kullanmıştır! Yargı raporlarında ve dava gerekçeli kararlarında, bu haki renkli kıyafet tercihinin TSK içindeki cunta yapılanmasına darbe talimatı ve "hazır olun" sinyali vermek amacıyla tasarlandığı tespiti yapılmıştır.
Ekim 2015'de Zaman Gazetesi "Gülen Bebek" reklamı 15 Temmuz'dan yaklaşık 9 ay önce, örgütün yayın organı Zaman gazetesi için çekilen reklam filmi dikkat çekicidir. Reklamda siren sesleri ve bir helikopter-uçak görüntüsü eşliğinde karanlık, kaotik bir şehir ekrana gelir. Ardından aniden çalan sirenler kesilir ve gülen bir bebek ekrana yansır!
Darbe girişimi sonrasında yapılan incelemelerde, reklamın yayınlandığı tarihten 9 ay sonra "bir bebeğin doğum süresi kadar" 15 Temmuz darbesinin gerçekleştiği ve reklamın bir "şifreli sayım-mesaj" olduğu anlaşılmıştır. FETÖ, Samanyolu TV'de yayınlanan Şefkat Tepe, Tek Türkiye, Kollama ve Nizama Adanmış Ruhlar gibi dizileri kumpasların ve operasyonların ön tatbikat alanı olarak kullanmıştır.
Ergenekon ve Balyoz Kumpaslarında Kollama Dizisinde geçen "Karanlık Kurul" veya senaryodaki kurgusal operasyonlar, gerçek hayatta askerlere ve muhaliflere yönelik operasyonlardan hemen önce yayınlanıyordu. Dizide kime operasyon yapılacağı işaret ediliyor, kısa süre sonra polis-yargı kanadı bu kişileri gözaltına alıyordu.
MHP Kaset Operasyonu da Kollama 120. bölümde işlenmiştir. MHP yöneticilerine yönelik kaset şantajı ve operasyonları, gerçekleşmeden kısa bir süre önce bu dizinin senaryosunda birebir işlenmişti.
2016'da Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un bir resim sergisinde öldürülmesinden önce, STV'deki bu dizide bir büyükelçiye resim sergisinde yapılacak suikast sahnesi birebir yayınlanmıştı. Nizama Adanmış Ruhlar adlı dizinin 89. bölümünde bu suikast işlenmiştir.
FETÖ, medya gücünü hem hücresel yapılanmasına gizli talimat vermek hem de halkı yapılacak illegal eylemlere alıştırmak için bir psikolojik harp aracı olarak sürekli aktif tutmuştur.
FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davaları sürecinde yargıyı, emniyeti ve medyayı eş zamanlı bir manipülasyon aracı olarak kullandığı bilinmektedir.
Bu süreçte Türkiye’nin en çok izlenen dizilerinden biri olan Kurtlar Vadisi- Pusu ve bu kumpasların odağındaki gerçek şahsiyetler Muzaffer Tekin ve Kaşif Kozinoğlu üzerinden yürütülen propaganda faaliyetleri, kumpas davalarına kamuoyu desteği devşirmek amacıyla belirli şablonlara oturtulmuştur.
Örgütün bu iki isim ve dizi üzerinden yürüttüğü algı yönetimi ve propaganda, Muzaffer Tekin'i "Palaskalı Zafer" karakteri ile Kıbrıs Barış Harekatı kahramanı olan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Danıştay Saldırısı 2006 ve devamındaki Ergenekon kumpasının ilk ve en temel "hedef isimlerinden" biri yapılmıştır.
Dizinin Ergenekon kumpası dönemine denk gelen senaryolarında, devletin içine çöreklenmiş illegal Derin Devlet- Çete yapıları resmedilirken Muzaffer Tekin'i çağrıştıran kurgusal karakterler ve olay örgülerine yer verilmiştir. Gerçek hayatta Muzaffer Tekin henüz yargılanmadan ve hukuki bir delil ortaya konmadan önce, dizi senaryolarında bu profil kaos çıkaran, suikastlar düzenleyen ve devlete kumpas kuran karanlık bir çete lideri" olarak izleyiciye sunulmuştur.
Sonuç olarak Muzaffer Tekin bizzat mahkemedeki savunmasında, Ergenekon İddianamesi ile Kurtlar Vadisi senaryolarının birebir örtüştüğünü ve kamuoyunun dizi senaryolarıyla kendilerine karşı kışkırtıldığını ifade etmiştir. Nitekim Tekin, kumpas davaları sürecinde uzun süre cezaevinde kalmış, sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildikten kısa süre sonra hayatını kaybetmiştir.
Eski MİT Dış Operasyonlar Asya Bölgesi Sorumlusu Kaşif Kozinoğlu, FETÖ’nün Orta Asya’daki "özellikle Özbekistan" okullarının kapatılmasındaki rolü ve örgütün yurt dışı yapılanmasına dair bilgilere sahip olması sebebiyle hedefe konmuştur.
Kaşif Kozinoğlu'nun Ergenekon- Odatv kumpasıyla tutuklanmasının ardından Kurtlar Vadisi Pusu dizisine Mete Aymar karakteri dahil edilmiştir. (Karakterin fötr şapkası, uzun paltosu, stilize edilmiş halleri ve İstihbarat kökeni doğrudan Kozinoğlu'na işaret etmiştir.
Dizide Mete Aymar ise Orta Asya, MİT ve karanlık dış güçlerle temas kuran, tipleme olarak son derece soğuk kanlı, acımasız ve "karanlık odaklara çalışan bir ajan" olarak resmedilmiştir. FETÖ'nün polis ve yargı ayağı Kozinoğlu'nu Silivri’ye tıkarken, yayın organları ise onun "vatan haini karanlık bir istihbaratçı" olduğu algısını kitlelerin zihnine kazımıştır.
Kaşif Kozinoğlu, Silivri Cezaevi'nde mahkemede savunmasını yapmaya kısa bir süre kala "2011" şüpheli bir şekilde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Ancak karakter, ölümünden sonra dahi bir süre dizide "kötü karanlık adam" misyonunu sürdürmüştür. Örgütün medya ve popüler kültür stratejisi içerisinde FETÖ’nün popüler dizileri bir propaganda aracı olarak kullanma mantığı üç temel üzerine kuruludur.
İddianameden önce dizide yargılamalar başlamıştır!
Örgüt savcılarının hazırlayacağı iddianameler ve emniyetin yapacağı operasyonlar, önce televizyon ekranlarında senaryolaştırılarak halkın zihni operasyona hazır hale getirilmiştir.
Muzaffer Tekin ve Kaşif Kozinoğlu gibi askeri-istihbari geçmişi olan Türk subayları ve devlet görevlileri, diziler yoluyla itibarsızlaştırılmış; toplum nezdinde "zaten suçluydular" imajı oluşturulmuştur.
Toplumun vatanseverlik duygularına hitap eden Kurtlar Vadisi gibi reytingi yüksek yapımların içerisine sızdırılan bu mesajlar, izleyicinin gerçek hayattaki kumpas davalarını "devlet temizleniyor" algısıyla desteklemesini sağlamıştır.
Kurtlar Vadisi evreninde Kaşif Kozinoğlu'nu simgeleyen en net ve doğrudan karakter Mete Aymar olsa da, senaristler Kozinoğlu'nun askeri ve istihbari geçmişini, operasyonel tarzını ve gizemli hayat hikayesini tek bir karakterle sınırlamamış farklı dönemlerde birden fazla kurgusal figüre veya senaryo aksına bölüştürmüşlerdir.
Kozinoğlu’nun MİT’e geçmeden önce Bordo Bereli olarak yurt dışı ve sınır ötesi operasyonlarda bulunması, örtülü ödenek ve özel harp taktikleri üzerinden işlenen bazı isimsiz yan saha unsurlarına ilham vermiştir. Kozinoğlu'nun cezaevinde hayatını kaybetmesinden sonra dahi, yazdığı iddia edilen ve FETÖ'nün Asya'daki okullarını, finans kaynaklarını ifşa eden Kozinoğlu'nun mektupları" senaryoda yön değiştirerek kullanılmıştır.
Dizide Polat Alemdar’ın ele geçirdiği veya peşine düştüğü "Siyah Sancak" ve "Küresel güçlerin Asya-Orta Doğu konseptli gizli belgeleri" olay örgüsü, Kozinoğlu’nun devlet arşivinde bıraktığı ve Silivri’de bahsettiği gizli belgelerin diziye uyarlanmış halidir. Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki Kaşifoğlu tam adıyla Yaşar Katırcıoğlu veya dizideki adıyla Kaşifoğlu karakteri, doğrudan Kaşif Kozinoğlu’nu simgelemektedir ve dizideki ölüm sahnesi de doğrudan onun Silivri Cezaevi'ndeki şüpheli ölümüne göndermedir.
FETÖ’nün senaryo ve algı operasyonunda Kaşif Kozinoğlu'nun figürü ikiye bölünerek kullanılmıştır. Mete Aymar ile Kozinoğlu’nun fiziki görüntüsü, stili, MİT’teki makamı ve karanlık istihbaratçı imajı ile Kaşifoğlu karakteri ile Kozinoğlu’nun ismi, Orta Asya-Özbekistan bağlantıları, kirli ilişkilere bulaştırılma çabası ve nihayetinde cezaevinde şüpheli biçimde ölümü. Dizideki Kaşifoğlu ve Kozinoğlu Paralelliği içerisinde karakter dizide doğrudan Kaşifoğlu ismiyle anılarak izleyicinin zihninde direkt Kaşif Kozinoğlu ile eşleştirilmiştir!
Gerçek hayatta Kozinoğlu, Özbekistan ve Afganistan bölgesinde MİT adına kritik görevler yapmıştır. FETÖ, dizide Kaşifoğlu karakterini bu coğrafyada "küresel güçlerle iş birliği yapan, uyuşturucu ve silah ticaretini yöneten" bir figür olarak resmederek Kozinoğlu’nun itibarını zedelemeyi hedeflemiştir. Kaşif Kozinoğlu, 2011 yılında Silivri Cezaevi’nde tam mahkemede konuşmaya ve FETÖ'nün Asya'daki okullarını ifşa etmeye günler kala şüpheli bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Dizide de Kaşifoğlu karakteri, tıpkı gerçek hayattaki gibi tutuklanıp cezaevine girdikten sonra hücresinde süreç içinde vefat etmiştir.
FETÖ’nün medya organları, Kaşif Kozinoğlu henüz hayattayken onu dizilerde karanlık işler yapan bir ajan olarak işleyerek kamuoyunu tutuklanmasına hazırlamış, öldükten sonra ise zaten kirli ilişkileri vardı ve susturuldu algısı yaratarak olayın üzerindeki şüpheleri ve kendi sorumluluklarını örtbas etmeye çalışmıştır.
Yine Kurtlar Vadisi dizisinde işlen tıpkı gerçek hayatta Zekeriya Öz’ün Ergenekon soruşturmasını yürütmesi gibi, dizide Mafya-İhtiyarlar Heyeti ve pusu odağında yürütülen devasa derin devlet operasyonlarını ve soruşturmalarını yöneten savcı da temiz eller savcısı olarak işlenmiştir.
Kurtlar Vadisi dizisi yine karakter, sorgulama tarzı, medyatik tavırları, gücü elinde tutma hırsı ve dönemin konjonktürüne uygun hareket eden operasyonel duruşuyla FETÖ Savcısı Zekeriya Öz'e doğrudan bir göndermedir.
Dizinin ilerleyen bölümlerinde ve Türkiye'deki siyasi ve yargısal değişimlere paralel olarak, karakterin arkasındaki güç odakları ve yürüttüğü soruşturmaların niteliği de dizinin anlatısı doğrultusunda şekillenmiştir.
Peki bu dizinin Polat Alemdar figürü kimdir?
Senaryoya göre yurtdışından Türkiye gelen ve sisteme sızıp dahil olup en tepeye çıkan şahsı anımsatan figür kimdir?
Kaşif Kozinoğlu cinayetinde Enver Altaylı’nın parmağı olabileceğini sanıyorum. Bir yönlendirme var. Fetullah Gülen’e yazdığı belirtilen mektuplarda bu doğrultuda yazışmaların yer aldığı ortaya çıkmıştı. Daha sonra Kaşif Kozinoğlu ölüyor. Baktığımızda ilişki ağı çok farklı.
https://t.co/alMOXMnqUU
KAŞİF KOZİNOĞLU CİNAYETİNDE FETÖ İZİ!
GARDİYANIN FİRARINDA SKANDALIN PERDE ARKASINA SABAH ULAŞTI
Silivri Cezaevi'nde 12 Kasım 2011 günü şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden MİT Asya Bölge Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin karanlık perde, yıllar sonra ortaya çıkan kamera kayıtları ve istihbarat raporlarıyla aydınlanıyor. Ergenekon kumpasıyla tutuklanan ve mahkemede konuşmasına günler kala koğuşunda fenalaşan Kozinoğlu'nun son anlarında yaşananlar, sıradan bir kalp krizini değil, adım adım planlanmış bir suikast organizasyonunu işaret ediyor.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında 2011 yılında Kaşif Kozinoğlu’nun koğuşundan sorumlu gardiyanın acil butonunu duyunca radyonun sesini açarak umursamadığı, Kozinoğlu’nun ölümünün ardından ise kısa süre sonra başka cezaevine görevlendirildiği ardından da FETÖ soruşturması kapsamında yurt dışına firar ettiği ortaya çıktı.
@atknirmk
https://t.co/MCcPlswXbO
“Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik”
Türklerin uğruna öldüğü vatanı, “Türkiyeliler” nutukla sahiplenmesin diye, zaferi de uğruna ödenen bedeli de ölsek de unutmayalım!
‘Kurtuluş Savaşı’nda sadece emperyalizme karşı mücadele etmedik; ihanetin tekrarlanmasına izin vermeyelim!
Zaferin başkomutanı ve kahraman ordusunu saygı ve minnetle anıyorum!
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
ENVER ALTAYLI'NIN FETÖ LİDERİNE 2008 YILINDA YAZDIĞI MEKTUP:
MUHTEREM EFENDİM
Bana insanları yaptıkları, yazdıkları ve söylediklerini esas alarak değerlendirmeyi öğreten Allah'ıma sonsuz şükürler olsun. Şahsım hakkında yazılanları hakikat kabul ederek yapılacak değerlendirmenin benimle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını biliyorum.
Zat-ı Alileriniz, hizmetleriniz ve talebeleriniz hakkında yapılan ve yapılacak değerlendirmelerde de yaptıklarınızın, yazdıklarınızın ve söylediklerinizin esas alınması gerekir. Çeşitli vesilelerle Türkiye İçinde ve dışında muhatap olduğum kimselere de fırsat zuhur ettiğinde bunu telkin ediyorum. Yapılanlar, yazılanlar ve söylenenler değerlendirildiğinde, eğer bu değerlendirmeyi yapanlar cehalet, kasıt, kin, nefret, ön yargı ile hareket etmemişlerse; insanlığın ağır bir bunalım içinde bulunduğu zamanımızda yalnızca bizim değil, İslam aleminin ve insanlığın kurtuluşunun yapılan ve yapılmak istenen hizmetlerle mümkün olduğunu teslim etmek zorundadırlar.
Yine çeşitli memleketlerde devlet yönetiminde bulunan insanlarla yaptığım çalışmalar sırasında bana hayatın öğrettiği önemli bir hakikat vardır. Yöneticide asgari şu üç özellik bulunmalıdır: üstün ahlak, üstün yetenek ve sınırsız insani, milli kaygı. Yapılan eğitim faaliyeti üstün ahlak sahibi, üstün yetenekli, yüklendiği görevin, aldığı mesuliyetin kaygısını taşıyan nesillerin yetiştirilmesine yöneliktir.
Kömünizmin çöktüğü, kapitalizmin iflas ettiği zamanımızda bunalımdan kurtuluşun başka bir yolu ve çaresi de yoktur. Yapılan muazzam hizmetler, Allah'ın bahşettiği büyük imkanlar, ihanet, şer, düşman odakların sınırsız imkan ve tertiplerine rağmen büyüyerek devam eden hizmetler yalnızca Allah'ın lütfu ile izah edilebilir. Manevi tasarruf olmadan böyle bir tablonun ortaya çıkması mümkün değildir.
Ancak üstün ahlak sahibi olmaksızın, layık olmaksızın manevi tasarrufun da olmayacağını biliyorum. Sahip olduğunuz Peygamber (SAV) ahlakı, manevi mertebe, Örnek hayat tarzı olmaksızın şu an gelinen noktada olmak mümkün olmazdı.
Peki, neden bu denli çile, neden bu denli hasret, neden bu denli maddi manevi ızdırap? Haddimi aşmak istemiyorum, affınızı istirham ediyorum. Ancak herhalde diyorum, bunlar hizmet yolunun basmakları.
Hace Ahmed Yesevi Hz.'lerinin Divanı Hikmet'inde bir hikmette Yesevi Ata şöyle diyor:
'Medine'ge Resul bardı boldu garip(Medine'ye Resul vardı oldu garip)
Gariplikte mihnet tartıp boldu habip(Gariplikte mihnet çekip oldu habip)
O şol gice miraç çıkıp didar kördilişte o gece miraç çıkıp didar gördü)
Kaytıp tüsüp garip fakir yatimlerning halin sordu(döner dönmez garip fakir yetimlerin halin sordu.
Babam 30'lı yıllarda vatanı Türkistan'dan ayrılmış. Ben 1989 yılında, glaznost-prestroyka başladığında ilk defa Özbekistan'a gittim Atalarımın köyünü ziyaret ettim. Çadek çok eski bir yerleşim yeri Maveraünnehir'de, Fergana Vadisi'nde. Orada atalarımın türbeleri var. Halk bizi seyit olarak kabul eder. Soyumuzun Hacegan silsilesinin mümtaz simalarından 'Hace Ali Ramiteni(Hace Azizan)' Hz.'lerinden geldiği söylenir. Allah'ım bana ve aile efradıma atalarıma layık evlatlar olmayı nasip etsin. Lütfen beni bir öğrenciniz, bir muhibbiniz, bir küçük kardeşiniz kabul etmeniz bana hediyelerin en büyüğüdür.
Hizmet kervanınızda benim de payım olursa bu da Rabbimin bana bir büyük lütfu olacaktır.
Aşağıda, bazı konulardaki bilgi ve düşüncelerimi, fazlalık ve tekrar olabileceği riskini göze alarak yazmağa çalışacağım. Affınızı istirham ederim Aziz Efendim.
1965 yılına kadar istihbarat hizmetleri "Milli Emniyet
Hizmetleri" adı altında yürütüldü. 1965 yılında Korgeneral Fuat Doğu'nun inisiyatifi ile 644 sayılı MİT kanunu, 01.11.1983 tarihinde 2937 sayılı kanunla şu anda yürürlükte olan MİT Kanunu kabul edildi.
Fuat Doğu Türk İstihbarat tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Ben rahmetlinin evinde Risale-i Nur külliyatının bulunduğunu ve zaman zaman bunları okuduğunu biliyorum. O dönemde Salih Özcan ile irtibatı vardı. Hayatının son dönemlerinde kendisini tamamen maneviyata verdiğini biliyorum.
Arkadaşlarından Psikolojik Savunma Daire Başkanı Albay Ali Kuralı bey beş vakit namazını kılan, ehli tarik olduğu söylenen muhterem bir zat idi. Paşa MAH döneminde ve MİT döneminde devlet içindeki Rus yanlısı yapılanmanın tasfiyesi konusunda ciddi işler yapmıştır. 12 Mart 1971 darbe teşebbüsü, ordudaki Moskova yanlısı sosyalist subayların, bazı TKP'liler ve sosyalist aydınlarla birlikte hazırladıkları bir darbe girişimi idi. Cemal Madanoğlu bunların en etkinlerindendir.
Hedef Türkiye'yi Doğu Avrupa Sosyalist Halk Cumhuriyetleri benzeri bir Sovyet Peyki haline getirmekti. Teşebbüs, Korgeneral Fuat Doğu, Org. Memduh Tağmaç tarafından akamete uğratıldı. Daha sonra Fuat Paşa, Sadi Koçaş ve ekibi tarafından tasfiye edildi. Bugün biz Koçaş'ın Moskova ile özel irtibatlarının olduğunu biliyoruz.
Rus Devleti, genç, diri ve büyük bir devlettir. Kuruluşundan bu yana en güçlü kurumu istihbarat teşkilatıdır. Rus İstihbarat Teşkilatı'nın Korkunç İvan'dan günümüze uzanan tesirli ve kanlı bir geçmişi vardır. Bir anlamda Rus Devleti demek Rus İstihbarat Teşkilatı demektir. Rus istihbaratının en güçlü yanı "sızma-infiltrasyon" dır.
İngiliz haberalma teşkilatına (Ml6 Marina Inmformation 6), CIA, MOSAD, BND(Alman), Fransız teşkilatlarına başarı ile sızmayı bilmişlerdir. MİT kurulmadan önce Türkiye'de devlet içinde yakalanan birçok Rus ajan vardır.
İngiltere, ABD, Almanya, İsrail ve Fransa'da geçmişte yakalanmış sayızız Rus ajan vardır. 1965 yılından bu yana bizde yakalanan Rus servis ajanı yoktur. Gerçekten yokmudur? Yoksa sızma öylesine güçlüdür ki yakalamak mümkün mü değildir. Ben ikinci kanaatteyim.
Mesela sabık Moskova Büyükelçimiz, Tansu Çillerin danışmanı Volkan Vural, ki şu anda Doğan Medya Gurubunda önemli bir pozisyondadır, Moskova'nın adamıdır. MiT'in en kısa zamanda revize edilmesi, yeniden yapılandırılması gerekir. Bir dönem Rusya'da okulların kapatılması istikametinde faaliyet gösteren, bana göre İslam Karimoy nezdinde yaptığı çalışmalarla Özbekistan'da okulların kapatılmasına sebep olan sabık Müsteşar Şenkal Atasagun devlet içindeki Rusçu yapılanmanın en önemli simalarından birisidir.
Mesut Yılmaz'ın Moskova ile iç içe olduğunu biliyoruz. Mavi Akım doğal gaz boru hattı ile Türkiye'yi milyarlarca dolar zarara sokmakla kalmamış, aynı zamanda Türkmen gazını Rusya üzerinden alarak, Türkmenistan'ı Moskova'ya bağımlı kılmıştır. Şenkal, Mesut, Tuncay Özkan vs. Aynı ekibin adamlarıdır.
Ergenekon yapılanmasının en önemli ve özerinde durulması gereken yönü dış irtibatlarıdır. Alemdaroğlu'nun, Doğu Perinçek'in, eski JİTEM başkanı'nın, emekli bazı generallerimizin,
Duma Üyesi, Putin'in dostu Avrasya'cı(ben Avrusyacı diyorum)
Aleksandr Dugin(yeni Rus stratejisi isimli kitabın yazarıdır. Putin'in danışmanıdır. Kitap bugünkü Rus Devlet siyasetinin anlaşılması için son derece önemli bir kaynaktır) ile bunların irtibatı, bunların Moskova'daki istihbarat çevreleri ile iç içe oluşu Ergenekon yapılanmasının devlet içindeki bir Rusçu yapılanma olduğunun işeretleridir. BTC(Baku Tiflis Cayhan) boru hattı, devletimizin bölgeye yönelik başarılı tek projesidir. Yıllık getirisi bir milyar dolar etrafindadır. Ulusalcıların tamamı, cumhuriyet Gazetesi, Aydınlık, Tuncay Özkan yıllarca ısrarla projeye karşı çıktılar(Çünkü Moskova projeye karşı idi). Savcıların hassasiyet ve ısrarla üzerinde durmaları olmalıdır. Özbekistan'da Şenkal Atasagun'un Özbekistan görevlisi olarak çalışan Kaşif Kozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taskent'de bulunan, Orta Asya İstihbaratını koordine etmekle görevli büronun başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı adı geçen bu şahsa aittir. Kozinoğlı insan olarak baştan aşağı ahlaki zaaflarla dolu, menfi insan tipinin müşahhas bir örneğidir.
Atasagun ve ulusalcılardan himaye görür.
MiT içinde elbette son derece düzgün görevliler de vardır. Son günlerde aldığım bir bilgi, üzücü ve ürperticidir. Zatı Alilerinizin taraftarı oldukları iddia ve gerekçesi ile 20 MİT görevlisi son derece sıkı bir takibe alınmışlardır. Adı geçen şahısların şahsınız ve yakın çevrenizle irtibatta olmaları mümkün değildir. Ancak zannederim bunlar düzgün hayat tarzları, Zatı Alileriniz ve hizmetler hakkındaki tarafsız görüşleri sebebiyle dikkat çekmişler ve takibe alınmışlardır.
Başbakan, Müsteşar nezdinde teşebbüste bulunarak, Kaşif Kozinoğlu'nun etkisiz hale getirilmesini ve bu 20 görevli hakkındaki izlemenin durdurulmasını temin edebilir. Ancak Başbakan'ın böyle bir inisiyatif kullanacağı kanaatinde değilim. Özbek muhalif Muhammed Salih(gerçek ismi Medemin Salay'dır) Rus ve çeşitli istihbarat kuruluşlanı ile irtibatlıdır, MiT'in menfi kanadı ile irtibattadır.
Başbakan ve özellikle eşi Emine Erdoğan tarafından himaye edilmektedir. MİT tarafından yönlendirilerek şahsınız hakkında çok çirkin yazılar kaleme almaktadır.
Şahsınıza ve hizmetlere karşı faaliyet gösteren mihrakların tahlili bunların, asıl hedeflerinin Müslüman milletimizi, Müslüman Türk dünyasını, bütün İslam dünyasını ve ırkı, rengi, inancı ne olursa olsun mazlum ve muzdarip insanlığı huzura kavuşturacak, kurtaracak dünya görüşü, bakış açısı ve inanç sistemi olduğunu idrak edecektir.
Bunlar kimlerdir? En kızılından pembesine kadar ateist, komünist dünya görüşünün sahipleri, islam dünyasının her yerine çöreklenmiş, özelikle ülkemizde çok önemli köşe başlarını tutmuş dönmeler, gerçek Ehli Beyt sevgisi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kendilerini Alevi olarak adlandıran din ve maneviyat düşmanları, dünya kiliseler birliği ve onun kontrolündeki şahıs ve kuruluşlar. Devlet istihbarat teşkilatının bunların hizmetinde değil, bunların karşısında yer alması, bunların tertip ve oyunlarını bozacak çalışmalar yapması gerekir.
Türkiye zor durumdadır. Bölücülük, bölücü terör ülkeyi parçalanma noktasına getirmiştir. Devletin yapması gereken, teşvik ve himaye ettiğiniz eğitim faaliyetlerinin özellikle ülkemizin Güney Doğusu'nda yaygınlaşmasını sağlamak olmalıdır. Maalesef memleketimizde istihbarat teşkilatları başta siyasiler olmak üzere, kurumlar üzerinde etkin şahıslar tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda kullanılır hale gelmiştir. İstihbarat kurumu bilgiyi toplar, ilmi bir şekilde değerlendirir ve bunu icra makamının önüne koyar. İstihbarat faaliyeti dedikodu toplamak, insanların zaaflarını derlemek, bunları dosyalamak ve gerektiğinde bir şantaj aracı olarak kullanmak değildir. Zatı Alilerinizin teşvik ve himaye ettikleri hizmetler hakkında toplanacak doğru bilgiler ve bunların doğru bir şekilde analizi devletimizin bu hizmetlere ne muazzam ihtiyacı olduğunu ortaya koyacaktır. Aslında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının yapması gereken budur. Başbakan müsteşara talimat verir. Araştırın ve değerlendirin der. Başbakan meseleyi gerekirse Milli Güvenlik Kurulu toplantılarından birinin gündemine aldırır.
Bilgiler ve değerlendirme kurul üyelerine takdim edilir. Ve kurul bahis konusu eğitim faaliyetlerinin başta Güneydoğu Anadolu'da olmak üzere dünyanın her yerine desteklenmesi konusunda bir tavsiye kararı alır. Doğru olan ve yapılması gereken budur. Rahmetli Özal bana "okullar hakkında ne düşünüyorsun?" şeklinde bir sual tevcih ettiler. Ben kendilerine bir fikrimin olmadığını, ancak araştırabileceğimi ve bir değerlendirme yapabileceğimi söyledim.
Sonucu kendilerine arz ettim. Okulların başta Orta Asya cumhuriyetleri olmak üzere, bütün İslam ülkelerinde ve bütün dünyada yaygınlaştırılmaları gerektiğini, devletin bunu himaye etmesi gerektiğini söyledim.
Rahmetli Özal'ın bu mesele ile ilgili görüşmem sırasında bana söyledikleri şu sözler hala hafızamdadır: "Sovyetler dağıldı, akıllı olursak Müslüman Türk dünyası yeni bir küresel güç olabilir. İnsanlığın buna ihtiyacı var. Bunun için her yıl bu bölgede sarf etmemiz gereken meblağ asgari 250 milyon dolar olmalıdır.
Yatırım için değil zemin hazırlamak için. Okullar konusunda görüşlerine aynen katılıyorum. Teşvik edelim. Elimizden geleni yapalım." Orta Asya seyahatinden döndükten sonra, Özal'ın vefatından bir gün önce Süleyman Bey beni aradılar.
Cumhurbaşkanı'nın gezisi hakkında benimle görüşmek istediklerini söylediler. Güniz Sokak'ta kendileri ile uzun bir görüşmem oldu. Ve kendilerine yazılı bir de rapor takdim ettim. Bu arada okullar konusunda da düşüncelerimi kendilerine arz ettim.
Bu vesile ile Zatı Alilerinize benim Cumhurbaşkanı nezdinde görev almam konusunda gösterdiğiniz gayret sebebiyle teşekkür etmek isterim. Olmadı.
Devlet Bahçeli, Şenkal Atasagun, Deniz Bölükbaşı vs. gibilerin teşebbüsleri bu işin gerçekleşmeyişinin asıl sebebi olsa gerek diye düşünüyorum. Ben Cumhurbaşkanı'nın yakını Kayseri Milletvekili Taner Yıldız'a şunları söyledim: "bu görevin bana sağlayacağı itibara, maaşa, makam arabasına, ihtiyacım yok. Sayın Cumhurbaşkanı eğitim, enerji, kültürel ve iktisadi entegrasyon konularında kısa zamanda ciddi mesafelerin kat edilmesi gerektiğine inanıyorlarsa ve bana yapacağım çalışmalarda sınırsız destek vaat ediyorlarsa böyle bir görevi kabul ederim".
Devletin işleyiş tarzını insiyatif kullanmayı bilen, kararlı bir insan olarak herhalde orada önemli ve faydalı hizmetlerin yapılmasında katkılarım olabilirdi diye düşünüyorum. Takdiri İlahi'ye inanıyorum. Ve Allah'ımdan hayırlısı ne ise onu istiyorum. Geçmişte bazı imkanların zuhur etmesi mümkün olabilirdi. Mesela, Türkeş vefat ettiğinde, devlet içine kümelenmiş şer odaklarının hakkımda yürüttükleri yalan ve iftira kampanyası olmasa idi MHP Genel Başkanı olmam kuvvetle muhtemeldi.
Demek takdir böyle imiş. Hayırlısı bu imiş.
Yeni Genel Kurmay Başkanı'nın Zatı Alinize ve yapılan
hizmetlere bakışı son derece menfidir. Yeni görevine başlar başlamaz (bana bir dostumun sayılarının yedi olduğunu söylediği) bazı generallerin yakın takip ve dinlemeye alınmaları konusunda verdiği talimat son derece üzücüdür. Bu yedi generalin izlemeye alınmalarının gerekçesi Zatı Alilerinize taraftar oldukları iddiasıdır.
Ancak ben hakikatın şu olduğu kanaatindeyim. Herhalde bunlar inanç sahibi ve yakın çevrelerinde şahsınız ve hizmetler hakkında müsbet mütalaalarda bulunan kimselerdir. Ancak burada dikkati çeken durum, 20 MIT görevlisi ve yedi generalin aynı zamanda, aynı muameleye maruz kalmalarıdır.
Yeni ekibin güdümündeki bazı askeri mahfillerde, şahsınıza ve yakınlarınıza karşı kin ve düşmanlık duyguları tahrik edilmektedir.
Hatta bunlar sizin katledilmeniz gerektiğini, bu mümkün olmazsa yakınlarınız hedef alınarak canınızın yakılması gerektiğini dahi ifade ediyorlar. Mesela bunların...
kontrolünde olan Ömer Öngüt çevresindeki bazı ülkücü gençler açıkca sizi, mümkün olmazsa yakınlarınızı katletmekten bahsediyorlar.
İlker Başbuğ, yakın çevresine Siz'in ABD himayesinde olduğunuzu bu sebepten işlerinin zor olduğunu söylüyor. İlker Başbuğ-Devlet Bahçeli yakınlaşma ve görüşmesini de bu açılardan değerlendirmek faydalı olacaktır.
Eğitim faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkelerde, başta Orta Asya Cumhuriyetleri olmak üzere lobi çalışmaları yapmak gerektiği kanaatindeyim. Rusya son derece önemlidir. Orada da devlet yönetiminde etkili şahıslar kazanılmağa çalışılmalıdır. Bu çalışmalar bir taraftan mevcut eğitim kurumlarını rahatlatırken, diğer yandan da yeni imkanlar hazırlayacaktır.
Herhalde müellefei kulubün günümüzdeki yorumu bu lobi çalışmalarıdır. Bildiğiniz gibi bir tek ABD yoktur. ABD'de etkili kurum ve şahısların tahrik edilmemesi, kazanılması dünyanın birçok ülkesinde devam eden hizmetlerin devamında etkili olacaktır.
Türkiye içinde ve dışında, önemli kurum ve şahıslarca tarafsızlığı, bağımsızlığı, ilmi esaslara uygun olarak çalıştığı kabul edilen bir araştırma enstitüsünün yapacağı değerlendirme ve analizlerin son derece faydalı olacağı kanaatindeyim. Hele böyle bir faaliyetin cumhurbaşkanlığı nezdinde alınacak bir görevin şemsiyesi altında yapılması birçok meseleyi halledecek, menfilerin yapmakta oldukları hasarı kısmen de olsa azaltacaktır.
Muhterem Efendim
Malumatfuruşluk yapmak, haddimi aşmak istemedim.
Bazı konularda düşüncelerimi ve yüreğimde gelen sesi kelimelere dökmeğe çalıştım. Yanlışlarım ve hatalarım için affınızı istirham ederim. Bu satırları zona adı verilen bir sinir uçları iltihabının verdiği acılarla boğuşurken kaleme aldım. Kendimi biraz iyi hissettiğimde Kazakistan(Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve Müsteşarı Gayrat Kelimbetov'un danışmanı Kıvanışbek Sazanoy, okullar ve şahsınızla ilgili iki önemli rapor analiz kaleme aldı, ve bu metinler Kelimbetov tarafından Cumhurbaşkanı Nazarbayev'e takdim edildi.
Dini ve sekular eğitimi birlikte verecek bir okulun kurulması izninin verilmesini hedefleyen bu teşebbüsün sonuçlarını bekliyoruz) ve Özbekistan seyahatlerim olacak. Lütfen bize dua ediniz efendim.
Orta Asya dönüşü, uygun göreceğiniz bir zamanda elinizi öpmek, duanızı ve nasihatlarınızı almak için beni kabul buyurmanızı sizden istirham ederim.
Sonsuz hürmetlerimi arz eder ellerinizden öperim efendim.
Kaşif Kozinoğlu'nun vefat ettiği gece nöbetçi sırası onda olmamasına rağmen F. adında bir infaz koruma memuru görevdeydi. Kozinoğlu rahatsızlandığında, acil butonuna basıldığında bu memur acil prosedürü gerçekleştirmeliydi. Acil durum sireni çaldığında bu memur, bloklardaki radyonun sesini açarak yine bloğu terkettiği, bloğun tam tersi istikamete giderek başka bir yerde namaz kıldığı dönemin kamera kayıtlarında vardır.
Daha sonra başka memurlar Kozinoğlu'nun rahatsızlığına müdahale ediyorlar. Sonra bu F. adındaki memur, 1-2 ay sonra başka bir adliyede göreve getiriliyor. Bu memur Fatih Üniversitesinde de öğrencilik hayatına devam ediyordu. Daha sonra bu memur, Öğrencilik ve eğitim hayatını devam ettirmek gerekçesiyle meslekten istifa ederek ABD'ye gidiyor...
Dönemin Cezaevi müfettişi, memurlar herkes aynı ifadeyi veriyor...
Kaşif Kozinoğlu, düzenli bir şekilde cezaevinde halısaha da barfiks, yürüyüş, koşularını yapan ve sağlığına dikkat eden bir kişiydi.
Rahmetli Muzaffer Tekin komutan, Çapa'da tedavi görürken sıkılmasın diye küçük ebatlı olduğu için ona bir İpad ve Sim kart götürmüştüm. Kurulumunu yaparken Silivri Cezaevinde görev yapan ve Muzaffer Tekin komutanı seven milliyetçi infaz koruma memuru ziyaretine gelmişti ve o kardeşimiz bu olayı anlatmıştı, Muzaffer Komutanla dinlemiştik...
Tanrı, Türkler için tarihin akışını defalarca kez değiştirmiştir. Tanrı Türk'e muzaffer olmayı yeğlemiştir.
Türk milleti, tarih boyunca hürriyetinden ve bağımsızlığından asla taviz vermemiş, en zorlu koşullarda dahi boyunduruk kabul etmemiştir.
Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan bu kadim yürüyüşte, Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan, Çanakkale’de geçilmez bir irade koyan, Dumlupınar’da bağımsızlığını mühürleyen ve Kıbrıs’ta soydaşının imdadına yetişen ruh hep aynı ruhtur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taçlanmış, vatan toprakları üzerindeki kirli emeller nihai bir zaferle bertaraf edilmiştir.
Bu zafer, yalnızca bir askeri başarı değil, bir milletin küllerinden yeniden doğarak tarihin akışını yönlendirme iradesidir.
Türk milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı şeref ve şanla kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum…
Ne Mutlu Türküm Diyene 🇹🇷
Türk Milletinin Feraseti;
Anadolu kadının asaleti..
Eskişehir’de bir yerde durduk..
Bir teyzemiz el emeği göz nuru bir şeyler satıyordu..
Şöyle bir bakınca, alırmısınız dedi..
Sabahtan beri bekliyorum..
Son bir tane kaldı..
Bende fiyatını sordum..
Bir rakam söyledi..
Bende sattığı ürünü pek anlamadığımdan,
yardımcı olmak maksatı ile yarısını verdim..
Ürünü başkasına satarsın dedim..
Oda bana;
Ben bunu aynı fiyata satamam dedi..!
Bende kendisine yarı fiyatına satarsın dedim..
Teyzemiz ibretlik bir cevap verdi..
Daha önce sattıklarıma haksızlık olmaz mı?
Eğildim elini öptüm..
Sizde bu asalet oldukça bu ülkeye bu millete evelallah bir şey olmaz dedim..
Yola çıktım..
Hala o sözlerin etkisindeyim..
İşte feraset..
İşte asalet…
Sosyal medyada hep kusur arayacağımıza,
her alanda önümüze gelene eleştiri yapacağımıza;
Birazda güzellikler paylaşalım..
İyi Pazarlar..
Şimdi;
Seçmenimizin oyları ile başka partilerden seçilen,
Milletvekili ve belediye başkanlarının transferlerinden,
sanmasınlar ki,
Akp güçlenerek çıkıyor…
Bize göre sadece;
Sağlıksız şişmanlıyor..!
Türk Milleti;
Oynanan tiyatroyu ve iradesine yapılan müdahaleyi çok iyi okuyor..
Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız.
İlk kez eksilmiyoruz...
İlk kez bölünmüyoruz…
İlk kez ihanete uğramıyoruz…
Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez.
Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..
Biz ihanetin değil, Cumhuriyetimizin ve milletimizin yanında saf tutuyoruz!
Meclis'te direndik, şimdi de Kuvayı Milliye Meydanı'nda #BayrakAçıyoruz!
🗓️ 16 Ağustos Pazar
⏰ 19.00
📍Balıkesir Kuvayı Milliye Meydanı