5 gün sonra ödeme yapmak zorundayım ve hala çok fazla eksik var. Rica ediyorum sizler sipariş veremiyorsanız en azından paylaşın, belki sayenizde bizden ürün almak isteyen birilerine ulaşmış oluruz. Durum gerçekten acil kirayı tamamlayamazsam ev sahibi bizi evden çıkaracak 😞
Acilen satış yapmak zorundayım...
Patili evlatlarım için tuttuğum evimizin kira zamanı geldi… Ev sahibim sözleşme yenilemek için 6 aylık kirayı peşin istiyor, bu da 150.000 TL demek 😞
Pansiyondaki çocukların ödemesinde de 25.000 TL, mama için de 20.000 TL açığımız var. Hasta, felçli, yaşlı olanların ilaçlarını da borca aldım bu ay, kliniğe de bunlar için 45 bin lira borcum var.
Bu ay bütün bunları karşılayabilmek için satış yapmaya ve sipariş almaya gerçekten çok ihtiyacım var. Nasıl ödeyeceğimi düşünmekten hasta oldum, geceleri uyuyamıyorum artık.
Yaptığım ürünlerden alarak hem ağzınızı tatlandırıp hem bize destek olur musunuz? Alışveriş yapamıyorsanız bile lütfen paylaşarak destek olun. Belki sizin bir paylaşımınız bir siparişe vesile olur. 🙏
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
Bu kediyi kliniğe yatırdım. Yoğun bakımdaki tedavisinin ardından ameliyat olacak. Ameliyat için 25 bin lira eksiğimiz kaldı. Lütfen destek olur musunuz? Kedinin hâlini görüyorsunuz.
Antalya/Kepez'de gözleri enfeksiyondan kör olmuş bu 2 aylık 2 yavruya elini uzatacak kimse bulunamamış, inanabiliyor musunuz? Yok mu kimse oralarda korumaya alacak? Nasıl yapsın yavrularım sokakta böyle? 🥹
Değerli Dostlar,
Bugün Silivri'den, canım Nasuh'tan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sevgiler,
Mine
-----
Bugün 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yılı ve ben 33 gündür Silivri’de tutukluyum.
Dağ ve doğa kazalarında, deprem, seller ve diğer tüm doğal afetlerde ilk sivil arama kurtarma çalışmalarını bir avuç dağcı arkadaşımla birlikte bizzat başlattım. Ülkemiz sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülüğün gücünü, kapasitesini, potansiyelini, aktif vatandaşlık bilincini, yurttaş olarak neler yapabileceğini ve karşılıksız yardımseverliği kurucusu olduğum ve 20 yılı aşkın süre bizzat yönettiğim AKUT Arama ve Kurtarma Derneği’nden öğrendi.
Türk milleti, hiç görmediği, tanımadığı ve bir daha hiç görmeyeceği, ülkemizin bir başka köşesinde başı derde girmiş, kaza geçirmiş, afeti yaşayan yurttaşları için organize olmayı, birlikte çalışmayı, gönüllü olarak hizmet etmeyi, arama kurtarma çalışmalarına katılmayı, hayat kurtarmayı, toplum bilinçlendirme çalışmaları yapmayı AKUT’tan öğrendi. Arkasından da benzeri yüzlerce, binlerce sivil toplum kuruluşu kurarak, on binlerce gönüllü biraya gelerek bizzat bu çalışmalara dahil oldu.
AKUT’un çalışmaları rol model oldu. 17 Ağustos sivil, asker, kamu herkese ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının, gönüllüğün ve karşılıksız yardımseverlik döneminin başlangıcı oldu. 17 Ağustos depreminde 220 yurttaşımızın hayatını AKUT kurtardı. AKUT, dünyada meydana gelen büyük afetlerde Türk milletinin özverisinin ve zorda olana yardım etme duygusunun örneği oldu. Yunanistan’dan Hindistan’a, İran’dan Pakistan’a, Haiti’den Tayvan’a, Mozambik sellerine kadar pek çok ülkenin bütün afetlerinde çalıştı.
Yıllar içerisinde yazdığım sayısız makale, köşe yazısı, çıktığım tv programları, verdiğim röportajlar ile sosyal sorumluluk bilincini, gönüllülük ruhunu, karşılıksız hizmeti, yurttaşlık duyarlılığını, sosyal girişimciliğin teorik alt yapısını anlatıp sorumlu yurttaş olma konusunda ilham olurken; 30 yılı aşan hizmetlerimin üstüne bugün “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamasına maruz kalmayı reddediyorum!
Yalnızca bizim halkımızın değil, tüm dünya milletlerinin güvenliği, sağlığı ve iyiliği için gösterdiğim çabalarımın karşılığı olarak büyük Türk Milleti bana 800’ün üzerinde plaket ve 2000’nin üzerinde onur, takdir ve teşekkür belgesi verdi.
Aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür Türk Milleti kendisini kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimseye bu teveccühü gösterir mi, göstermiş olabilir mi?
Bu sorumun cevabını size bırakıyorum.
Ali Nasuh Mahruki
#nasuhmahruki
Şunların tatlılıklarına bakar mısınız? Onlara sokakta bakan kişi cumartesi günü yurt dışına taşınıyor ve ortada kalacaklar.. Camın kenarından yola çıkıyorlar, araba ezecek diye korkuyoruz. Acilen geçici/kalıcı yuva aranıyor. Yer: İstanbul /Bahçelievler
***ACİL*** Her biri sadece 680 gramlık birer sevgi yumağı… Karşınızda edebiyat tarihinin en yakışıklı, en savaşçı ama aslında en savunmasız üçlüsü: Athos, Porthos ve Aramis! ⚔️🐾
Şu an klinikte güvendeler ama burada sadece 3 günümüz var. Bu süre içinde onlara sıcak bir yuva (veya onları sokağa döndürmeyecek geçici bir aile) bulmamız lazım . Haydi lütfen herkes paylaşıma
Yer: İstanbul/Bahçelievler
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Şimdi oturduk maymun gibi, alt dudağımız dışarıda, kafamızı kaşıya kaşıya düşünüyoruz: E şimdi ne olacak?
Söylenen, söylenmeyen, sövülen, sövülmeyen, sevilen, sevilmeyen, sekülen, sekülmeyen… Artık ne var ne yok, söylenmedik şey bırakmadı.
Deniz Göktaş.
Kimse beni sevsin, alkışlasın, solculuk olsun, babaya yaranayım filan diye değil; ki öyle olsa bile işlenmiş, özenle dokunmuş, zarif bir motifle örülmüş “hırkasıyla”. 🥹
Kimsenin değerine meğerine de değmiş değildir.
Değersiz yaşamaya değinmiştir.
Şikâyet bile etmeden. Sadece anlatarak. Burun delikleri şişmeden. Ne olacaksa olsun diye.
Ama bunu kahramanlık miti için demediğini nasıl da anladık değil mi?
Bir zamanlar çok ekmek yediği, pahalı şeyler yaşadığı devri kaybettiği için konuşanların kof muhalefeti gibi değildi bu. Çözülmesi gereken bir denklem varsa çözülmelidir, diyordu sanki. Matematik gibi.
Ve bütün bunları, biz fark etmeden kendi kuşağında yıllardır kısık ateşte demlene demlene oluşmuş dili son derece akıcı ve akılcı konuştu. Belki de “değerlere saldırı” dedikleri şey, hiçbir ezber duygusal tınıya girmeyişiydi.
Meğer ihtiyacımız olan yeni bir fikir değil, yeni bir dilmiş.
Çok tanıdık, çok yakın, çok sakin ve çok duru. Gençliğin tertemiz dili.
Elbette bunda evde konuşularak büyüdüğü, üstü örtüle örtüle düğüme dönmüş yakın Türkiye tarihimizin de büyük payı var. Anavatanda, “baba” dilinin reddinden doğmuş ama yine özbaba dilinin malzemesiyle kurulmuş bir ana dili.
Bunu mizahla harmanladı. Çünkü mizahtır toplumun ortak dilini geliştiren. Her şeye rağmen. Herkese rağmen.
İşbirliği değil, müzakere yaptı Deniz.
Mizah işbirliğine değil, müzakereye yarar. Aynı safa dizmeye değil, aynı masaya oturtmaya çalışır. Çünkü işbirliği iktidarla, konforla, ortak bir yalanla kurulabilir; suç ortaklığına dönüşebilir. Müzakere ise gerçeğin nefes alabildiği son yerdir.
İlk dakikalar “gençlik hezeyanı” dedik. “Dil sürçmesi” dedik. “Sakarlık” dedik. “İşin ciddiyetinin farkında değil,” dedik. “Yok artık o kadar da değil…” dedik.
Gösteri bitti.
Büyük bir sessizlik oldu.
Götümüzün yere çarptığı sıfırı hissettik.
Beynimiz esaslıca sarsıldı.
Zaman durdu.
Kendimizle burun buruna geldik.
Yavaş çekim bir kıyamet ânı gibi.
Sonrası sıçrama.
Meğer oluyormuş ulan.
Her devir için… Yüz yıldır söylenmeyeni, imgelere boğmadan ama şiir gibi, kafiyeye ihtiyaç duymadan söylemek mümkünmüş.
Kendine hizmeten değil.
Vatana hizmeten değil.
Aileye hörmeten değil.
Sadece söyleyecek başka bir şey kalmadığı için.
Biz ise yıllardır burnumuza dayatılan yeni birey ve toplum modeliyle aynı iklimde yaşayabilmek için solungaç geliştirmenin yollarını arıyorduk. Ama daha önce önerilen modern Türkiye hürriyetimsilerini tanımlayamamıştık ki daha.
Bu düğümün içinde anam ne düğünler yaptık. Ne aileler kurduk. Ne deşetli meslekler edindik. Dünyaları kurtardık. Çocuklarımızı en baba özel okullarda yarıştırdık. “Aman çocuğum eksikli kalmasın,” deyip kendi başaramadığımız hayatları onlar üzerinden taksit taksit ödemeye kalktık. Dyson’ın uzunlarını yaktık, evlere duble yollar yaptık.
Ha, sistemden şutlanınca aslında mesleksiz olduğunu anlayan formasyonsuzlar, aileden afirmasyonsuzlar… Çok zorlansak da eser miktarda daha özgürdük.
Fakat çoluk çocuğa dolanmış, aynı gidişata domalmıştık bir kez.
Birileri gibi olmakla, kendin gibi olmaya dair hiçbir fikrinin kalmaması arasında sıkışıp kaldık.
Genç miydik?
Yaşlı mıydık?
Başarılı mıydık?
Yoksa yalnızca pahalı mıydık?
“Hırlı mıydık, hırsız mıydık”
Hırslı mıydık?
Hırssız mıydık
Kadın mıydık?
Erkek miydik?
Yaşıyor muyduk?
Ölü müydük?
Her şey birbirine girmişti.
“Buna yaşamak değil, histeri denir,” dedi Deniz.
“Titreyin ve kendinize gelin.”
“Kendim için diyorsam namerdim. Bakın, yurda da döndüm. Kimseyi kastetmedim. Denklem çözmek için dedim. Ne yapayım? Matematiğim iyi. Çok net’im.”
Dedi.
Şimdi önümüzde Tuba Ulu davası var.
Kardeşlerimizin, çocuklarımızın, yaşamın, neşenin, özgürlüğün yanındayız.
Hem de ünlemsiz.
Hamasetsiz.
Olması gerektiği için.
İşte gerçek kutsal değer tam da budur.
“Kral suçluysa, mutlaka tepki verecektir” diyen Hamlet, gerçeği anlatmak için bir gösteri sahneye koyar.
Çünkü bazen sahne, hakikatin kendini ele verdiği tek yerdir.
Gözaltına alarak D.Göktaş’ın esprilerinin aslında espri değil de gerçekler olduğunu mu ima ediyorlar şimdi, tam anlamadım 🤔 Öyle ya, espri olsa güler geçersin hani! #denizgöktaş
Odak hastanesinde görevli Doktor Adem Çatak bir köpeğin kafasına defalarca çekiçle vurarak katletti. Ayrıca geçen sene bahçesine girdiği için bacaklarını kırmış.
#DrAdemÇatakTutuklansın
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.