#KHKZulmüBitsin
KHK’larla 300 binden fazla insan işinden edildi.
200 bini aşkın kamu çalışanı,
50 binden fazla öğretmen,
32 binden fazla polis,
13 binden fazla asker,
7 bin sağlık çalışanı ve 6 binden fazla akademisyen…
Bu rakamlar birer sayı değil, ağır bir hak ihlalidir.
@csgbakanligi merhaba sayın yetkililer. Hizmet birleştirme ile ilgili bir sorunum var. En az 50 defa ilgili birimi aradım. Ama hiç birinde de telefona cevap veren olmuyor. 312 458 70 00 . Dahili numarayı bağlıyorlar ama kimse açmıyor. Acaba buradaki memurlar ne iş yapıyorlardır..
AİHM Büyük Daire’nin Yasak Kararı Hakkında Değerlendirmem
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Büyük Dairesi, Yasak v. Türkiye davasında FETÖ yargılamaları kapsamında Yasak’a verilen 7 yıl 6 aylık hapis cezasının “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini ve “kötü muamele yasağı”nı ihlal ettiğine hükmetti. Üstelik bu kararla, daha önce aynı davada “ihlal yok” diyen AİHM Daire kararını da bozmuş oldu. Benzer suçlamalarla yargılanıp hayatları altüst olan on binlerce kişi bakımından bu kararın iç hukukta da önemli sonuçlar doğurması gerektiği açıktır.
Kararda Türkiye’de “silahlı terör örgütüne üye olmak veya yardım etmek” suçlamasıyla verilen mahkûmiyet hükümlerinde ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmediği, kolektif sorumluluk yoluna gidildiği ve kast unsuru ispat edilmeden hüküm kurulduğu belirtilmiştir.
Kararın temel mesajı çok açık. Bir kişinin sadece bir cemaatle ilişkilendirilmesi, birtakım faaliyetlere katıldığının veya gizli yapılanma içinde görev aldığının söylenmesi ya da hakkında tanık beyanı bulunması onu silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm etmeye yetmez. Mahkûmiyet için kişinin suçlanan eylemleri yaptığı tarihte örgütün suç ve şiddet amacını bilmesi, bu amaca bilerek ve isteyerek katılması, bütün bunların da somut ve kişiye özel delillerle gerekçelendirilmesi gerekir.
Mahkeme, Yasak'a yüklenen eylemlerin tamamının eğitim faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamakta, FETÖ/PDY’nin uzun yıllar boyunca Türk toplumunun çeşitli alanlarına, özellikle de eğitime yasal yollarla yerleştiğini ve kendisini bir “ahlak ve eğitim hareketi” olarak tanıttığını belirtmektedir. Bu nedenle Mahkeme, çok sayıda kişinin örgütün gerçek amaçlarından habersiz şekilde, sadece görünen yüzüyle onunla ilişki kurmuş olabileceğini kabul etmektedir.
Bu çerçevede Büyük Daire, Türkiye'de binlerce dosyada mahkûmiyet gerekçesi olarak kullanılan delillerin manevi unsuru kanıtlamak için yeterli olmadığını belirtiyor. Gizli yapı içinde görev üstlenme, sohbet ve eğitim faaliyetlerini düzenleme, "bölge talebe mesulü" ya da "ev abisi" gibi sıfatlar, dini sohbetlere katılma-düzenleme, kod adı kullanma, yapıya bağlı kurumlarda çalışma ve sigortanın bu kurumlardan yatırılması, tanıkların sadece fotoğraf üzerinden teşhise dayalı beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya'ya 2014 sonrası para yatırma gibi delillerin; ancak kişinin örgütün terör niteliğini bildiği, şiddet amaçlarını benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek üye olduğu somut bulgularla desteklenmesi halinde mahkumiyet için esas alınabileceği ve kişiye terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kurulabileceği ifade edilmektedir.
Mahkeme, bu noktada Türkiye yargısının “milat” yaklaşımına da bir cevap vermiş. Aralık 2013 sonrası örgütle bağların sürdürülmesinin, bir kişinin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde bir faktör olabilir. Ancak bu genel değerlendirme, yerel mahkemeleri kişiye özel kast tespit etme yükümlülüğünden muaf tutmaz. İlgili zamanda büyük ölçüde dini bir grup olarak algılanan bir yapıya mensup olmak, tek başına, kişinin suç için gerekli kasta sahip olduğu sonucuna götürmez. Bu yönüyle, kastın belirli bir tarihten sonra doğrudan oluştuğu varsayımına dayalı yaklaşım Mahkeme tarafından yeterli görülmemiştir.
Sonuç olarak Büyük Daire’nin kararı, sorunun münferit hatalardan değil, yargının hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmış olmasından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu karar kesindir ve Mahkeme önünde bekleyen benzer dosyaların da bu çerçevede hızlı bir şekilde sonuçlanacağı açıktır. Dolayısıyla, yargı organları ve iktidar istese de istemese de Anayasa’nın gereği olarak bu karara uymak zorundadır.
Bu nedenle, FETÖ yargılamaları kapsamında devam eden soruşturmaların, kovuşturmaların ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının; AİHM içtihadı ve evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması zorunludur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yeniden yargılama yolunu açacak ve ortaya çıkan hak ihlallerini giderecek kapsamlı bir yasal düzenleme yapmaya davet ediyorum.
Üzerinden on yıl geçti. On yıl, hiç kimsenin geri veremeyeceği bir ömür dilimidir. Bu süre içinde insanlar cezaevlerinde yıllarını yitirdi, aileler parçalandı, çocuklar annesiz ya da babasız büyüdü, bazıları hayatını kaybetti. Bu kararın gereğinin yapılması, adil yargılanma hakkının olduğu kadar derinleşen toplumsal adalet ihtiyacının da gereğidir.
Eşi Eyüp Birinci:
Eşim ayakta durmakta zorlanıyor
günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor,yaklaşık 20 gündür
kesilmeyen kanaması var..
Eşim yaşamak istiyor
Lütfen sesimizi duyun...
AsumanBirinciye TedaviŞart
Türkiye’nin en sahipsiz acısı KHK’lılar meselesi. Kapağını araladığınız anda hukukla vicdanla izahı zor yüzbinlerce dert çıkıyor karşınıza. Beraat etse bile işine dönemeyen; kamuda ya da özelde emeğinin karşılığını alamayan, özlük hakları iade edilmeyen insanlar.
“Dünya üzerimize yıkıldı, en altta kaldık ve sadece imdat diyebildik” diyenlerin sesi hâlâ askıda.
Anlamlı bir buluşma olmuş. Bu meseleyi programına alan tek parti Gelecek Partisi zaten.
Doğu Perinçek de geç de olsa bu konuya değindi geçenlerde, “Bu ülkenin insanını kaybetme lüksümüz yok” dedi.
Asıl soru şu: AK Parti ve Cumhur İttifakı o “imdat” sesini duyacak mı?
Çünkü siyaset uzun süredir yüzde hesabıyla yapılıyor. Bir mesele en az %1 oy getiriyor ya da götürüyorsa dikkate alınıyor. İnsani bedeli ağır konular bile sandıkta hafif geliyorsa o tarafa bakılmıyor.
Belki şöyle sormak lazım: Madem oy hesabında yok sayılacak kadar azlar, tehdit oluşturmaları da imkânsız. O hâlde bu ayrımcılığı sürdürmenin amacı ne?
#KHKlarİçinBüyükÇağrı
Sayın @ErtugrulGunay ;
"Şiddetle ilgisi olmamış insanların #KHK'larla ihraç edilmeleri,işlendiği zaman suç sayılmayan eylemlerden dolayı mahkûmiyet verilmesi ve bu insanların toplumsal barış sürecinin dışında kalması adalet duygusunu zedeler"
Van Barosu Başkanı Sn. Av. Sinan ÖZARAZ da,
👉KHK Hukuksuzluğuna son verilmesini, kişilerin işlerine iade edilmesini ve bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi talebinde bulunmuştur.
KHK lıların işe iade davalarına bakan ayarlanmış idare mahkemelerini de çok iyi tarıf etmiş;
'' Bağımsız ve tarafsız denetim mekanızması olmak yerine bir onay makamı gibi çalışmıştır''
KHK mezaliminin son bulması için çağrılar artarak devam ediyor.
şu mübarek ramazan gününde siz de halen bir hareket yok mu @Akparti@MHP_Bilgi
teşekkürler
@VanBaro
Sayın @Ahmet_Davutoglu yaklaşık 15 dakikalık değerlendirmesinde; KHK uygulamalarına ilişkin hukuka aykırılık iddialarını ve 10 yılı aşkın süredir devam eden mağduriyetleri gündeme taşıdı👇
Yarın KHK’lı ailelerle iftar programında bir araya gelecek Duyarlılığı için teşekkür ederiz
🔴 Herkes bilir ki; Türkiye’de olan biten derin işleri en iyi bilenlerden biri Abdurrahman Dilipak’tır. Dilipak diyor ki; “darbeden önce Putin'nin danışmanı gelip uyardı. O gece Türkiye’deydi. Rus uçakları Karadeniz'deydi.” #15Temmuz#salı@aDilipak
Oğuz İlgiç ;
"Mevcuz infaz düzenlemesi kapsamında af olacak mı" ?
Doç.Dr. Selçuk Özdağ;
"Birine eve dönüş yasası yapılıyorsa;
A örgütüne ayrı B örgütüne ayrı muamele olmaz.
Bütüncül bir infaz yasasına ihtiyaç var"
@selcukozdag@oguz_ilgic@tv5televizyonu