2.4 Milyar Dolar serveti ile dünyanın en zenginleri arasında yer alan Rahmi Koç bir röportajında,
“Babam her işin en iyisini yapan adamı alırdı, yanında çalışanlara hisse verirdi. O yüzden herkes kendi işi gibi çalışırdı. Bugün bakıyorsun, %10 fazla veren şirketi görünce oraya gidiyorlar.”
Gerçekçi olalım, kimse aptal değil.
Değer görmeyen insan, değer gördüğü yere gider.
Eskiden insanlar çalıştıkları yere ortak gibi bakıyordu, şimdi ise çoğu yerde çalışan kendini geçici görüyor.
Çünkü kimse durup dururken sadakat göstermez.
İnsana değer verirsen, o insan da sana bağlılık gösterir.
Adam çalıştığı yerden sadece maaş almıyorsa,
oraya emek koyuyorsa, büyümesine katkı sağlıyorsa,
ve en önemlisi “ben burada önemliyim” hissini yaşıyorsa…
Kolay kolay bırakıp gitmez.
Ama bugün birçok şirkette çalışan ne görüyor?
Fazla mesai, stres, ama karşılığında emeğinin yarısı etmeyen bir miktar maaş.
Doğal olarak da zaten emeğimi alamıyorum diyip biraz daha fazla yere gitmesi normal.
Suç kimde peki?
İnsanlar mı vefasız, yoksa şirketler mi ?
mesele şu: çoğu insan sadece daha iyi şart arıyor.
- Bana hisse verirsen ben gelirim rahmikoc :D
🟥 PAYLAŞALIM ARKADAŞLAR
ÜLKER’DEN AÇIK İTİRAF GELDİ:
EVET, İNGİLTERE’DE ÖYLE TÜRKİYE’DE BÖYLEYİZ!
İNGİLİZLER’E YÜZDE 9 PEYNİR TÜRKLER’E BİNDE 2 PEYNİR TOZU!
ÜLKER YAKALANMANIN VERDİĞİ PANİKLE ÜCRET KONUSUNDA TAM ÇUVALLAMIŞ!
Anlatayım:
ÜLKER CARR’S 2 POUND ÇİZİ 15 LİRA DİYEREK ‘FARKLI SEGMENT’ YALANI KUSMUŞ!
OYSA İKİSİ DE PEYNİRLİ KRAKER AYNI SEGMENT AMA MESELE BAŞKA!
BURADAKİ ALGI VE KELİME OYUNLARINI ANLATAYIM:
1️⃣ CARR’S ÇİZİ’NİN 2 KATI GRAMAJDA!
2️⃣ CARR’S KAMPANYADA 1.25 POUND!
3️⃣ MESELE BUNLAR DA DEĞİL!
Tam mesele şu:
HADİ ÜLKER TÜRKİYE’DE YAPTIĞINI (%0.2 PEYNİR TOZLU KRAKER) İNGİLTERE’DE YAPSIN BAKALIM!
FİYATINA DA FAZLA FAZLA 0.25 POUND DESİN MESELA HATTA!
İNGİLİZ YASALARI ASLA İZİN VERMEZ!
İNGİLİZ YEMEZ!
BÜTÜN DÜNYA BİLİR:
İNGİLTERE, VATANDAŞLARINA ÖYLE REZİL ŞEYLER YEDİRİLMESİNE İZİN VERMEZ!
2 ÜLKE ARASINDA DİREKT FİYAT KIYASI AŞIRI SAÇMADIR AMA EKMEKTEN ÖRNEKLE ANLATAYIM:
+ İNGİLTERE’DE EKMEK 1.25-1.60 POUND ARASINDA AMA FULL DEMİR+B VİTAMİNİ İŞLENMİŞ OLARAK PAKETLENİR!
İNGİLTERE’DE HİÇKİMSE ÇIKIP “BEN UCUZA EKMEK SATACAĞIM AMA FORTİFİCATİON=GIDA GÜÇLENDİRMESİ YAPMAYACAĞIM” DİYEMEZ ADAMA GÜLERLER!
Bread and Flour Regulations 1998 YASASI VAR ORADA!
YANİ BELLİ ORANLARIN, BELLİ BİR KALİTENİN ALTINA ASLA İNEMEZSİN!
YANİ İNGİLTERE’DE PAHALI ONDAN %9 PEYNİR VAR AMA TÜRKİYE’DE UCUZ ONDAN %0,2 PEYNİR TOZU VAR DEMEK, MİLLETİN AKLIYLA ALAY ETMEKTİR!
YANİ ÜLKER ASLINDA “BİZ ÇOBANSIZ KÖY BULDUK DEĞNEKSİZ GEZİYORUZ. TÜRKLER’E %0,2 PEYNİR AROMASINI KAKALIYORUZ AMA İNGİLİZLER’E YAPAMIYORUZ TABİ MECBUR %9 GERÇEK PEYNİRİ KOYUYORUZ!” DEMİŞ OLDU!
ZATEN ÜLKER’İ TAM YAKALADIĞIMIZ YER ŞU:
İngiltere’de 2 pound Türkiye’de 15 lira yani 0.37 pound ise arada yaklaşık 5 kat fark var demektir. Direkt kıyasa giriyorsanız soralım: Peki neden İngiltere’de 45 kat fazla peynir kullanıyorsunuz? Sadece 5 kat yani %1 Peynir koysanıza hadi!
İNGİLİZLER YEMEZ DEĞİL Mİ!
TÜRKLER DE YEMEYECEK ARTIK!
Çünkü Türkler’e verdiğiniz değer bu kadar: 0,2 Peynir Kalıntısı!
BU SAATTEN SONRA EVİNE, EVLADINA, MİDESİNE ÜLKER ÜRÜNLERİ GÖTÜRENLER BİR DAHA DÜŞÜNSÜNLER:
TÜRKLER’E İNGİLİZLER’DEN 45 KAT DAHA AZ PEYNİR YEDİREN ÜLKER’E PARA KAPTIRMAYA EMİN MİSİNİZ?
ŞİMDİ LÜTFEN;
1️⃣ ÜLKER’İN İZZET ÇAPA’YA GÖNDERDİĞİ İTİRAFI OKUYUN VE BU YAZIYLA BİRLİKTE TÜM SOSYAL MEDYALARDA VE AİLENİZLE PAYLAŞIN!
2️⃣ CİMER’E DURUMU ANLATARAK HEM ÜLKER’İ ŞİKAYET EDİN HEM TÜRK GIDA KODEKSİ’NİN YENİLENMESİNİ TALEP EDİN!
3️⃣ #BOYKOTÜLKER ETİKETİNE DESTEK VERİN VE ÜLKER’E BOYKOTA KATILIN!
TEŞEKKÜR EDERİM.
Fatih Tezcan.
ÜLKER’in İTİRAFI:
Sayın İzzet Çapa,
Carr’s Melts Cheese ve Çizi markalarımızın karşılaştırmasıyla ilgili yorumunuzu okuduk. Carr’s 1830'larda İngiltere'de lanse edilmiş, daha sonra Yıldız Holding tarafından alınmış, Çizi ise 1980'lerde Ülker tarafında lansmanı yapılmış bir marka. İkisi farklı markalar ve de farklı ürünler. Ülkeler arasında farklı damak tatlarını da düşündüğümüzde farklı lezzet yapıları olan ürünler. Markaları, konumlamaları, fiyatları (Carr’s 2£, Çizi 15 TL) ürün özellikleri (hamurları, peynir türleri, vs…) birbirinden oldukça farklı, dolayısıyla birbiriyle karşılaştırılması ve buradan doğru bir sonuca varılması mümkün değil. Alıntıladığınız karşılaştırmanın Gıda Dedektifi hesabının uzun zamandır sürdürdüğü art niyetli paylaşımlarından bir tanesi olduğunu bilmenizi isteriz.
Tüm ürünlerimiz gibi Çizi de yasalara ve mevzuatlara uygun üretilmektedir. 82 yıldır tüketicilerimize geniş bir yelpazede kaliteli ve lezzetli ürünler sunarak her lokmada mutluluk verme gayesiyle çalışıyoruz. Sadece Türkiye’de değil dünyanın 100’den fazla ülkesinde kaliteli ve lezzetli ürünlerimizi tüketicilerimize sunarak bayrağımızı farklı coğrafyalarda gururla dalgalandırıyoruz.
Bilginize sunarız.
Saygılarımızla
@bayrakmedya Avrupanın ucuz tekstil ürünü sevdası ve ingilizlerin hintlilere olan sevdasından dolayı doğru düzgün imalatı yapılmamış ürünleri ülkesine sokmasının sonucu. Ulan hadi çarşafı yıkamadan serdin. Tuvalete gidince bari elini yıka. Bir duşa gir. Bu yaşa kadar nasıl hayatta kaldın.
Birkaç ay önce bir Unitree G1 aldık. Şu her etkinlikte dans edenlerden.
Gerçekten üzerinde bir şeyler deneyebileceğiniz, kullanılabilir bir modeli için 100 bin dolar civarında ödemek gerekiyor. Biz de büyük ümitlerle böyle bir model aldık.
Fotoğrafta da görüleceği üzere amaç yeni bir kafa yapmak ve robot için yeni bir "beyin" oluşturmaktı. Birkaç denemenin ardından sürecin istediğimiz hızda gitmeyeceğini anladık.
Yeni bir policy denerken robotu düşürdük ve bacağında bir sorun oldu. Sorunun çözülmesi için robotu gönderdik. Geri gelmesi için tam 2 ay bekledik. Bu da bizi farklı yollar aramaya itti. Çünkü küçük bir değişiklik için bile 2 ay beklemek, üzerinde biraz oynadığımızda garanti dışına çıkacak olması, bunun üzerinde çalışmak ve yeni bir şeyler üretmek için hiç ama hiç mantıklı değildi.
Unitree deneyiminin ardından kendi insansı robotumuzu yapmaya karar verdik. Birkaç ayın ardından tasarımından policylerine kadar bizim olan bir robota sahip olduk. Bacakları kendi dengesini sağlayabilecek ve rahatlıkla yürüyebilecek hale getirdikten sonra tasarım dosyalarından kullandığımız motorlara kadar her şeyi açık kaynaklı şekilde paylaştık. Bugün herkes bu robotu kendi yapabilir. Tüm süreci de @asimovinc hesabında paylaşıyoruz.
Açık kaynak olarak yayınladıktan sonra aldığımız mesajlar çok mutlu etti. Bizimle aynı sorunu yaşayan ve açık kaynaklı bir robota sahip olup üzerinde denemeler yapmak, daha iyi şeyler inşa etmek isteyen ekipler olduğunu görmek harika hissetiriyor.
Mart ayının ortasına kadar da tüm vücudu yürüyebilir hale getireceğiz ve onu da açık kaynak olarak paylaşacağız. İstediğiniz gibi değiştirebileceksiniz. Kendi kendine bu robotu birleştirmek istemeyenler için de herkesin rahatlıkla erişebilmesi adına bir manufacturing ağı oluşturacağız. Size en yakın manufacturer'den birleştirilmiş robotu alabileceksiniz.
Hedef robotikteki başarısızlık bedelinin finansal yükünü hafifletmek ve ekiplerin daha hızlı ilerlemesini sağlamak. Bunun da yazılımsal yükünü hafifletmek için de @menloresearch tarafında çalışıyoruz.
@_KaRaMaMBa_33@gundemedairhs Nerede oynadığının çok önemi yok. Sonuçta milli takımda da yer almış bir oyuncu. Ortada dönen rakamlar ve bahsedilen araba öyle mükemmel lüks kategorisinde değil.
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki:
“Bu adama teğmenlik verin.”
Şimdi düşünün…
Bugün teğmen olmak için kaç sınav, kaç mülakat?
İbo Osman’da sınav şu:
— “Tank durdurabiliyor musun?”
— “Durduruyorum Paşam.”
— “Tamam, teğmensin.”
Yetmiyor.
Dumlupınar’da savaşıyor.
Anafartalar’da savaşıyor.
Sonra ne yapıyor?
9 Eylül 1922…
İzmir’in kurtuluşuna gidiyor.
Adam cepheden cepheye koşuyor,
Biz bugün iki otobüs aktarmaya söyleniyoruz.
Savaş bitiyor…
1923’te Atatürk Adana’ya geliyor.
Adana’da Türk Ocağı’nda gazilerle sohbet.
Atatürk diyor ki:
“İbo Osman, anlat bakalım savaş anılarını.”
İbo Osman başlıyor anlatmaya…
Ama nasıl anlatıyor?
Düşmana küfrederek!
Salon gülüyor…
Atatürk gülüyor…
Herkes gülüyor.
Atatürk diyor ki:
“Bu adam tarih anlatmaz…
Tarihin kendisi.”
Sonra ne yapıyor biliyor musunuz?
Türk Tarih Kurumu’nun kuruluş kongresine bizzat davet ediyor.
Savaş bitiyor…
İbo Osman ne oluyor?
Milletvekili mi?
Hayır.
Paşa mı?
Hayır.
Toprağa dönüyor.
Çiftçilik yapıyor.
Atatürk’ün verdiği arazide, sessizce…
1966’da vefat ediyor.
Devlet töreni istiyorlar.
O ne diyor?
“Beni yaylaya gömün.”
Ve bugün…
Adana’da adı bir caddede.
2022’de Yusuf Delikoca onun hikâyesini kitap yapıyor.
Ama şunu unutmayın:
İbo Osman bize şunu öğretiyor:
Kahramanlık bağırmaz.
Üniforma şart değil.
Tarih bazen kitapta değil, dağda yazılır.
“Ve şimdi soruyorum size…
Okuma yazma bilmeden teğmen olan başka kimi tanıyorsunuz ?”
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
IST Havalimanı'ndan eve olan yolculuğum dakika dakika altta.
18.12 Tekerlek teması
18.30 Körük (en uzak kapı)
18.40 Terminal dış kapısı
18.45 Metro istasyonu
18.55 Metro biniş
19.25 Gayrettepe istasyon alt kot
19.34 Metrobüse biniş
19.50 Metrobüs iniş ve eve yürüyüş
20.02 Ev
Baba erenleri sabah bıyıklarını keserken gören eşi hayretle sormuş;
-Ne yapıyorsun?
-Bıyıklarımı kesiyorum.
-Neden?
-Gece uyurken fare geçti üzerinden.
-Kesme yazıktır bey! Güzelce yıkar temizleriz.
-Kesmek gerek hanım, yol olur sonra!
Anlayana ince saz…
#ATATÜRKTEBİRLEŞMEZAMANI
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Bugün sabah ofise gitmek üzere evden çıktım, her zamanki yürüyüş yolundan farklı bir yol kullanayım dedim.
Daha önce görmediğim bir cafe gördüm. Yeni açılmış herhalde. Çayımı buradan alayım bu sefer dedim.
Girdim içeri, dükkan boş, içeride bir barista var tezgahı toparlıyor.
Demleme çay var mı dedim, var dedi.
Bir tane alayım.
Adama baktım, keyifsiz biraz, benden büyük, tahmini 45-50 yaşlarında.
Yapay zeka videolarına gerçek diye inanacak yaşa hızla yaklaşıyor :)
Biraz konuşayım dedim.
Adam Ankara'dan gelmiş.
Bir sürü kariyer yapmış, sonra olmamış, istifa etmiş, girişimler yapmış, tutmamış, aile kurmaya çalışmış, ayrılmış, bir çocuğu var, onunla konuşmuyormuş.
Ayaküstü sohbet uzadı.
Adam anlattıkça içlendi. Üzüldü.
"Salla hocam hayat devam ediyor" tarzı bir şeyler söylemeye çalıştım.
Ayaküstü sohbetleri de çok beceremem.
Muhtemelen samimiyetsiz geldi cümlem.
Eyvallah dedi.
Çayı aldım, parayı ödedim.
Tam dönüp yoluma gideceğim, adamın belli ki alelacele, özensiz yazdığı ve kasasının camına iliştirdiği bir yazı gözüme takıldı.
Dedim bunun fotoğrafını çekebilir miyim?
Tabi çekebilirsin deyip işine devam etti.
Çektim:
uzun bir süredir resmen hayat felsefesi yapılacak iki cümle kafamda yankılanıp duruyor.
ilki carl jung’tan: “dünya sana kim olduğunu soracak, eğer cevabı bilmiyorsan o söyleyecek.”
ikincisi de david hume’dan: “eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya kadar geldik?”