Kassam Tugayları’nın seçkin komutanlarından, Cebaliye’deki Şehit İmad Akil Taburu Komutanı Yusuf el-Leddavi şehadet şerbetini içti.
Şehit komutan; liderliği, tevazusu, tebessümü ve sarsılmaz imanı ile Cebaliye’nin her evinde, her kalbinde iz bırakan bir isimdi.
Onun ellerinde yetişen gençler, ölümden korkmayan, yalnızca Allah’a secde eden ve karanlıklar üstlerine çöktüğünde dahi boyun eğmeyen bir nesil oldular.
O, yüz günden fazla süren Cebaliye kuşatmasında direnişin ön saflarında yer aldı; işgal güçleriyle günlerce omuz omuza çatıştı.
Ve bugün, yiğit komutan Rabb’inin huzuruna, şehitlerin makamına yükseldi.
Selam sana ey şehit komutan… Cebaliye’nin kalbinde adın hep yaşayacak.
ABD’ye çuval dolusu para verip kendine güvenlik satın aldığını düşünen Arap devletleri…
İsrail’in elini kolunu sallayarak Katar’ı vurması ibret olmuş mudur?
“Burada bir acziyet var…”
🗣️Serdar Ali Çelikler: "Tekneyle işe gidiyorsun, sarayda kalıyorsun, sadece sana 10.5 milyon € veriyorlar. Gak diyorsun alıyorlar guk diyorsun veriyorlar. Taraftara gider yapıyorsun. İşin gücün polemik.
Biraz da top oynat be yazık bu kulübe. Bu kulübe bu ülkeye karşı biraz saygılı ol. Beğenmiyorsan da kalk git ver istifanı. Ben yapamadım kusura bakmayın de kalk git.
Yok Newcastle’a gidermiş, Brezilya Milli Takımına gidermiş… sen hiçbir yere gidemezsin…"
Fatih Altaylı: “Mesut Özil, ‘Türk pasaportu benim için bir kağıt parçası’ diyen bir herif.
Haddini bilsin!
İngiltere’de uyuşturucu ve grup seks partilerinde neler paylaştığını gördük, burada Kabe resmi paylaşıyor.
Bizim bunlardan alacak yerli ve millilik dersimiz yok.”
Bugün salıverilen İsrailli esir Alexander Turbanov’��n açıklamaları işgalci İsrail’de şok etkisi yaptı;
“Sizin nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca, maruz kaldığınız saldırganlık ve suçlara rağmen, gerçek erkekliğin, saf kahramanlığın ve insanlığa ve değerlere saygının anlamını öğrendim.
Siz özgür kuşatılmış olanlardınız, ben tutsaktım ve siz hayatımın koruyucularıydınız. Bana şefkatli bir babanın çocuklarına gösterdiği gibi baktınız. Sağlığımı, onurumu ve zarafetimi korudunuz ve toprakları ve gasp edilmiş hakları için savaşan adamların pençesinde olmama ve ülkemin hükümeti tarafından kuşatılmış bir halka karşı en iğrenç soykırımı gerçekleştirmelerine rağmen açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.
Erkekliğin anlamını gözünüzde görene kadar bilmiyordum ve fedakarlığın değerini, aranızda yaşayana kadar, ölümü gülümseyerek karşılayıp, öldürme ve yok etme araçlarına sahip düşmana çıplak bedeninizle direnene kadar fark etmemiştim. Ne kadar belagatli ve açık sözlü olsam da, sizin değerinizi yansıtacak, yüce ahlakınız karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı ifade edecek kelimeler bulamayacağım.
Dininiz size esirlere karşı böyle mi davranmanızı öğretiyor?
Bu ne büyük dindir ki, sizi bu kadar yüce bir mertebeye eriştirir ki, karşısında insan yapımı bütün insan hakları kanunları çöker, düşmanlarla mücadele protokolleri çöker!
En zor anlarda yalan sloganlarla değil, yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz, en karanlık koşullarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.
İnanın bana, eğer bir gün buraya dönersem ancak sizin saflarınızda bir mücahit olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece toprağın değil, aynı zamanda ilkenin ve haklı davanın da sahipleri olduğunuzu anladım.”
"Adalet mi, intikam mı?"
“Toplum kendi adaletini mi aramaya devam edecek?”
Bursa’da bir mahkeme salonunda yaşananlar, bir ülkenin adalet sisteminin nasıl çöküşe sürüklenebileceğinin acı bir göstergesi. Tekerlekli sandalyede oturan bir genç, başında bir baba ve mahkeme salonunda patlayan kurşunlar...
Her şey, geçen yıl Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bir eğlence mekânında başladı. Sipariş yüzünden çıkan bir tartışma, silahlı bir kavgaya dönüştü. Mertcan Akça adlı bir müşteri, garson Tolga Ergün’ü (21) vurdu. Tolga felç kaldı. Olay yerinden Porshce ile kaçan Akça, 128 gün sonra sahte kimlikle yakalandı ve yargılanmaya başladı.
Bugün görülen ikinci duruşma sırasında, Tekerlekli sandalyeyle mahkum kalan Tolga Ergün’ün babası emekli özel harekat polisi olan Kemal Ergün, oğlunun tekerlekli sandalyesine sakladığı tabancayı çıkarıp sanıkları vurdu. Mahkeme salonunda iki sanık öldü, iki jandarma da ağır yaralandı, durumları ağır.
Peki, bir baba, adaleti mahkemede değil de kendi silahında arıyorsa, suç kimde? Bu soruyu sormadan geçmek, bu olayı anlamaya yetmez.
Bugün Türkiye’de infaz yasaları, yalnızca suçluların cezasını hafifletmekle kalmıyor, mağdurların adalet duygusunu da paramparça ediyor. Bir insan, adaleti mahkeme salonunda bulacağına inanmadığı an, toplumun bütünlüğü sarsılır. Mahkemeden adalet bekleyen insanlar, bir süre sonra adaletin gerçekleşmeyeceğine inanarak kendi yöntemlerine başvuruyor. İşte Bursa’daki olayın özeti bu.
Sen bu lobi ve haksızlığın hakim olduğu düzende nasıl 5 tane Ballon d'Or aldın be Ronaldo ya? Gün geçtikçe büyüklüğüne daha da hayran oluyoruz.
https://t.co/hckl8i4eO2
CHP'li belediyelerin yüksek bedellerle konser verdirdikleri Şevval Sam ile ilgili aldığı paraların arka planda bölüşülüp bölüşülmediği araştırılmalıdır.
Daha kendi çalışanının maaşını ve SGK'ya milyonlarca liralık vergi borcunu ödemeyen CHP'li belediyeler nasıl oluyor da #Tarkan'a, #Şevval'e ve diğer muhalif sanatçılara bu paraları bulabiliyorlar?!
İşçiye para yok, sanatçıya milyonlar var!
Süper Lig'in en büyük gerçeğini en güzel o anlatmıştı.
����
Jorge Jesus: "Bana göre Süper Lig'in sportif gerçekliği yok. Bu ligde maçlar sahada kazanılmıyor. Kim kazanırsa kazansın bunu söylüyorum."