Ne enteresan… Şu sokak hayvanları meselesi başladığından beri güzelim ülkemizin, memleketimizin başı dertten kurtulmuyor.
Dert derken illa savaş falan demiyorum, Allah korusun… Ama insan bazen gidişata bakıp onu bile düşünmeden edemiyor.
Bir gün milyarlar gidiyor, ertesi gün başka bir şey oluyor; her sabah başka bir sıkıntıya uyanıyoruz. Sanki memleketin üzerinden kara bulutlar bir türlü dağılmıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor: Bu kadar vicdanın, merhametin sınandığı yerde huzur da eksiliyor sanki…
Allah güzel ülkemizi korusun, sonumuzu hayır etsin.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Şimdi ne olacağını söyleyeyim. Örnek olarak Erzurum’u veriyorum.
Sokaktaki köpekleri topladınız. Ancak yeterli ve sürdürülebilir kısırlaştırma yapılmadığı için, bizim defalarca anlattığımız “vakum etkisi” devreye girdi ve boşalan alanlara zamanla başka köpekler geldi.
Şimdi bu hayvanları beslemek de yasaklanıyor. Aç kalan hayvan, hayatta kalabilmek için yiyecek arayacak. Allah korusun, sokaktan geçen bir çocuğumuzun elinde yiyecek varsa ve aç bir köpek o yiyeceğe yönelirken çocuğumuza zarar verirse bunun sorumluluğunu kime yükleyeceğiz?
Çocuğa mı?
Hayatta kalmaya çalışan aç hayvana mı?
Yoksa hayvanları aç bırakarak sorunun ortadan kalkacağını düşünen, kısırlaştırmayı ve bilimsel nüfus yönetimini gerektiği gibi uygulamayan sisteme mi?
Ben gerçekten soruyorum: Böyle bir olay yaşanırsa burada suçlu kim olacak?
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
“Çocuklarımızı köpekler yüzünden parklara götüremiyoruz” dediler.
Bazı derneklerin anlattıklarına inandınız; hayvanların toplanmasına, öldürülmesine kadar varan bu sürecin önünü açtınız.
Eee, buyurun… Köpekler yok.
Parkların hali ortada.
Şimdi çocuklarımız parklarda çok güvende, değil mi?
Bir de şunu söyleyeyim: Hiçbir köpek, durup dururken, bunlar kadar tehlikeli değildir. Aç bırakılmadığı, susuz bırakılmadığı, şiddete uğramadığı ya da kışkırtılmadığı sürece…
Allah yardımcınız olsun. Ne diyeyim…
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bu ülkenin sokak hayvanları bir sabah ansızın çoğalmadı. Onları bu hale getiren yılların ihmaliydi. Yapılması gereken kısırlaştırmalar yapılmadı, üretim durdurulmadı, terk edenler gerçekten cezalandırılmadı, yeterli ve insanca bakımevleri kurulmadı. İnsanların yıllarca yapmadıklarının hesabı, bugün konuşamayan canlardan soruluyor.
Sonra korku büyütüldü. Doğruluğu araştırılmadan yayılan haberler, görüntüsü ve delili sorgulanmadan hayvanların üzerine yıkılan olaylar, insanların içine yavaş yavaş nefret ekti. Bir anne çocuğu için korkutuldu, bir baba öfkelendirildi, bir toplumun merhameti korkuyla sınandı.
Ama o köpek bunların hiçbirini bilmiyor.
O sadece dün başını okşayan insanın bugün neden kendisine taş attığını anlamıyor.
Dün önüne bir kap su koyan mahallesini neden bir daha göremediğini bilmiyor.
Bir aracın arkasına bindirilirken nereye götürüldüğünü bilmiyor.
Barınağın bir köşesinde titrerken neden terk edildiğini bilmiyor.
Belki hâlâ sahibini bekliyor.
Belki kapıdan her girene “Beni almaya mı geldin?” diye bakıyor.
Belki yavrusunu arıyor.
Belki yavrusu annesini…
Ve insanın canını en çok yakan da bu: Onlar bize hâlâ inanıyorlar.
Kendilerine kötülük yapan insanın elinden bile bir lokma ekmek bekliyorlar. Dövüldükleri halde kuyruğunu sallayan, kovulduğu yere ertesi gün yine dönen canlılardan bahsediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bu hayvanların suçu neydi?
Barınakları onlar mı yapmadı?
Kısırlaştırmayı onlar mı ihmal etti?
Üretimi onlar mı kontrol etmedi?
Onları sokağa atan yine insanlar değil miydi?
Bir gün bütün bu gürültü bitecek. Haberler unutulacak, tartışmalar sona erecek, makamlar değişecek. Fakat geriye bir şey kalacak:
Vicdanımız.
Ve belki yıllar sonra bir çocuk, eski görüntülere bakıp bize soracak:
“Baba, anne… Bunlar sadece yaşamak istiyormuş. Siz neden onları korumadınız?”
İşte ben o sorudan korkuyorum.
Çünkü o gün “Bilmiyorduk” diyemeyeceğiz.
Biliyorduk. Gördük. Duyduk.
Ve yine de sustuk.
Onların dili yoktu belki… Ama korkuları vardı, anneleri vardı, yavruları vardı, canları vardı.
Ve hepsinden önemlisi, yaşamak istiyorlardı.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Çevre için son derece zararlı, doğayı mahveden o korkunç köpeklerden şükürler olsun kurtulduk! Urfa Belediyesi neredeyse yüzde 99’unu, hatta yüzde 100’ünü toplamış. 👏 Tebrik ediyoruz Urfa Belediyesi’ni… Çevre artık güvende!
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
🚨 Bu iğrenç eziyet akımı ne zaman son bulacak? 🚨
💔 Bir eşeğe 4 köpeği aynı anda bağlayıp, karşısına geçerek hayvanları kışkırtıyorlar. Üstelik bir kişi bunu yaparken, diğeri de video çekip TikTok'ta paylaşarak bu vahşeti yaygınlaştırıyor.
@TCTarim@MPDairesi@milliparklar
Belediye başkanları gözaltına alınıyor.
Ormanlar yanıyor.
Maden şirketleri köye,toprağa, ormana, ağaca saldırıyor.
Partiler mahkeme karar ile dizayn ediliyor.
Parsel parsel satanlar halka akıl veriyor.
Bir kilo incir 350₺.
Mazot 80₺’yi geçiyor.
Hangisine yetişeceğimizi şaşırdık
Üsküdar’ın önceki belediye başkanları AKP’li Mustafa Kara ile Hilmi Türkmen dönemlerine dair onlarca usulsüzlük, yolsuzluk haberler yaptık.
Kamu kaynaklarının bir avuç dernek-vakıf içim kullandırıldığını anlattık ama bırakın operasyonu haklarında soruşturma bile açılmadı
Bakın bu adam devletin valisi!
Oğlu Gülistan Doku’yu öldürüyor!
Kendisi karısıyla birlikte cesedi yok ettiriyor!
Devletin polisine delilleri kararttırıyor!
Evinden adam aldırtıp, işkence yaptırıyor!
Devletin imkanlarını suç işlemek için seferber ediyor!
Peki bu adam gerçekten devletin valisi mi, yoksa 24 yıldır ülkeyi yöneten zihniyetin valisi mi?
🌸 Biri yoldan geçerken bir çiçeği koparıp atıyor…
🌱 Diğeri eğilip toprağa bir çiçek ekiyor.
Aynı dünya, aynı sokak…
✨ Farkı oluşturan; sevgi, saygı ve verilen eğitimdir.
👨👩👧 Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı örnek alır.
💚 Geleceği güzelleştirmek istiyorsak, önce onlara güzel örnek olmalıyız.
#GORvFB Kızıl Sakal Eren Kaşıkçı Abdest Kanun Teklifi Mecliste #KSGvFB Aziz Başkan #yangın #BeşiktaşınMaçıVar
En nefret ettiğim insan tipleri...
Size sesleniyorum!
Evet evet size…
Hani şu kapı önüne bırakılan mamalardan rahatsız olanlar.
Hani karda ayazda apartman girişlerine sığınan canlardan rahatsız olanlar.
Bir umutla ayağınıza değen kediye, köpeğe tekme atanlar.
O pis midenizi doyurmak için yol kenarı bir restoranda yemek yerken, masa altına gelip nasibini bekleyen ufaklığı garsona şikayet eden tipler.
Kendi pisliğini bilmeden düşünmeden, her gün defalarca kez bütün vücudunu temizleyen canlara “ayyy, ıyyy” diyenler.
Belediye’yi aradıktan sonra, gelen görevlilerce sokaktan toplanan anneleri, bebekleri camlardan izleyip “ohh bee kurtulduk” diyenler.
O igrenç, kokuşmuş yüreginizle hazırladığınız zehirli mamaları önce yedirip, sonra çırpınan bedenleri izlerken pis bir tebessüm ile yutkunan tipler.
İşkence ile can aldıktan sonra, bir de poz verip resim çekilen kansızlar!
Biliyor musunuz?
Bu kadar eziyete hiç gerek yok aslında…
Dünyaya gelmeleriyle birlikte çileleri başlıyor zaten bu canların; yaz gelir susuz kalırlar, kış gelir soğuktan donarlar, yiyecek bir şey bulamayıp aç gezerler çoğunlukla…
Bakımsız barınaklara düşer perişan olurlar. Hediye olurlar, oyuncak olurlar, sonra ormana atılırlar.
İnsanlardan kaçarlar, atılan taşlardan kaçarlar, arabalardan kaçarlar, belediye ekiplerinden kaçarlar ve bu arada hep aç ve susuzdurlar.
Eğer varsa bebekleri, onları da emzirmeleri gerektiği için daha fazla yemeleri gerekir. Sonra içinizden biri çıkar; “ayy buraya mama koymayın, alışıyorlar sonra” der.
Ve sizler, bütün bunlar yetmezmiş gibi, yüreği merhamet deniziyle taşan, var gücüyle cana can olmaya çalışan, adaları çekip ayağına getirecek kadar güçlü bir vicdanı olan, analık yapan, babalık yapan, kıyamayan, dayanamayan, en çaresiz zamanlarda gözyaşına sığınan insanlara da alaycı gözlerle bakıp “kediyle köpekle kafayı yemiş” diyecek kadar basitleşirsiniz.
Bu canlara sahip çıkmak insanlık görevidir; cennetten oda ayırmak falan değil..!
İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum❤️
İskenderun açıklarında denize atılmış ölü sığırlar…
Ölüm gemilerine tepiştirilen hayvanlar, ucuz “et” için köle gibi satılıyor ve haftalarca süren korkunç bir yolculuğa zorlanıyor. O koşullara dayanamayan birçok hayvan yolda ölüyor. Ölenleri ya gemide kurdukları bir düzenek içinde rendeleyerek ya da doğrudan denize fırlatarak yok ediyorlar.
Hadi kurum ve ticari şirket yetkilileri ve çoğu siyasetçi, ne hayvanların yaşam hakkını ne de insanların sağlığını düşünüyor, tek düşündükleri kâr ve rant diyelim… İnsanlar niye kendileri gibi bilinç sahibi, duyguları olan hayvanlara bu zulmün yapılmasına sessiz kalıyor?
Bu konuda kitabımda yer alan bir yazıda sorduğum soruları yinelemek istiyorum. Lütfen bu sorular üzerinde düşünün…
1- 21. yüzyılda insan olmak bu kadar ağır, aşağı bir zalimlik seviyesine inmek midir?
2- Ben bu vahşeti destekliyor muyum? #hayvanticaretinehayır
'Sarı', 'Tonton' isimleriyle çağrılan ve kör olan bir köpeğin, yaşadığı site bahçesinden alınmasına mahalleli tepki gösterdi. Tuzlalılar Belediye önünde açıklama yaptı: "Görmeyen ve yaşlı bu hayvan boğma kementleriyle nefessiz bırakılmış, kan içinde kalmıştır."
Antalya’da oteller tam doluluk oranına ulaşamamış , Turizmciler batıyor mutlu musunuz diyorlarmış.
İngilize Almana 5 bin liraya sattığınız tatili Türk turiste 50 bin liraya satarken bunları düşünecektiniz.
Batmayı siz tercih ettiniz.
"35 yıl sonra benim diplomamı iptal ettirmeye çalışan bu kişi, yarın sizin 40 yıllık tapularınıza, arabalarınıza, bankadaki paranıza diplomam gibi çöker."
Bu sözleri hatırladınız mı?
Buyurun.
İçinde evi olan koskoca arsaya 550 bin TL değer biçmişler.
Fatih Altaylı:
"Böyle şehadet olacak iş değil!
Yine bir askerimiz şehit oldu.
Bu kez bir Hava Harp Okulu öğrencisi.
Yıllarca eğitim almış, ordumuzun gözbebeği olan, öz evladımız gibi bakmamız gereken bir pilot adayı.
Peki niye şehit oldu?
Terör örgütü mü vurdu?
Hayır.
Uçağı arıza yapıp kaza kırıma mı uğradı?
Hayır!
Yunan uçaklarıyla it dalaşı yaparken mi?
Asla.
Peki nasıl?
Yalova kampında, sıcak altında talim yaptığı için.
Üç öğrenci de aynı nedenle hastanede, tedavi görüyor.
Geçen yaz aylarında da yine aynı nedenle, güneş altında eğitim yaptırıldığı için iki er şehit olmuştu.
Bu kez Hava Harp Okulu’nun bir pilot adayı şehit.
Sizce bu normal mi!
Durmadan sıcak nedeniyle, güneş çarpması ve sıvı kaybı nedeniyle şehit vermek bu kadar sıradan, kabul etmemiz gereken bir olay mı!
Bu eğitim subaylarında ya da bu subayların kullandığı eğitim yönergelerinde bir sorun yok mu!
Millet evlatlarını Peygamber ocağı dediğimiz orduya, sıcak altında öldürmeniz için mi yolluyor!"