Akşamdan beri şaşkınlığımı üzerimden atamıyorum.
"Masraflarımı bir iş insanı karşılıyor, ismini açıklayamam" ne demek abi?
📍Bu nasıl bir aymazlık, nasıl bir ayıp.
📍Normal bir ülkede bunu söyleyen bir siyasetçinin siyasi hayatı o dakikada biter.
📍Neyin karşılığında sana sponsor oldu bu iş insanı?
📍Hangi gerekçeyle sana para harcadı?
📍Geçmişte aldıkları karşılığında mı, gelecekte alacakları beklentisi ile mi?
Müvekkilini savunamasın diye avukatını tutsak ettiler. Kendisini savunacağı duruşmada ise savunma hakkını bir kez daha kısıtlayıp "susma hakkını kullandı" dediler, halbuki böyle bir şey hiç olmadı.
Ekrem İmamoğlu'na çok ağır bir hukuksuzluk ve zulüm yaşatılıyor. Buna sessiz kalan, bu yaşananların normalleşmesine de ortak olur. Bu da böyle biline.
Duyurun, anlatın, içeridekilerin sesi olun.
📍Eşinin sesini duyurmak için adeta tüm cihana haykıran vefalı eş Dilek İmamoğlu’nun kısılan sesini duyuralım:
“— Ekrem İmaloğlu’nun belirli bir süre içinde savunmasını bitirmesi istendi. İmamoğlu da bu sürede savunmamı yetiştiremem dedi.
— Ekrem İmamoğlu'nun savunması kısıtlanmak istendi! Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!
— Altını çizerek söylüyorum, Ekrem İmamoğlu susma hakkını kullanmadı!..”
Lütfen görüp geçmeyelim, ulaşabildiğimiz her yere bu sesi ulaştıralım.
Kurtuluş Savaşı denince aklına işgal kuvvetleri değil de Osmanlı’dan kurtuluş gelen bir anlayışın, bugün Millî Eğitim’i yönetiyor olması ülkemiz adına düşündürücüdür.
Tebrikler Memur-Sen!
2026 yılında da geleneği bozmadınız...
Memurun maaşı eridi, alım gücü düştü, verilen sözler tutulmadı; ama siz yine üye sayısıyla övünmeyi başardınız.
Toplu sözleşmede "Hakem Heyeti'ne gitmeyin." dedik, dinlemediniz. Sonuç? Memurun cebindeki para daha maaş yatmadan buhar oldu.
Eski taşeron işçiler kadroya geçti, birçok yerde maaşları memuru geçti. Ses yok.
Kamu mühendisleri bekliyor... YHS bekliyor... Kamu şefleri bekliyor... Yıllardır bekliyor. Beklemek artık kariyer planı oldu.
"3600 ek gösterge birinci dereceye gelen herkese verilecek." denildi. Aradan yıllar geçti. Meğer "herkes" kelimesinin sendikal sözlükte farklı bir anlamı varmış.
Sonra dönüp büyük bir gururla:
"Üye sayımız arttı!"
Elbette artar...
Hak kazanamayan memurun sayısı artıyor, beklentisi artıyor, mağduriyeti artıyor... Bunlarla birlikte üye sayısı da artıyor.
Ama kusura bakmayın...
Sendikacılık, üye sayısını saymak değil; memurun kazandığı hakları saymaktır.
Bir sendikanın vitrini üye sayısı değil, toplu sözleşme masasında aldığı sonuçtur.
Ve en acı gerçek...
Bu düzeni değiştirecek olan da yine kamu çalışanının kendisidir.
Hak etmeyene değil, hakkını arayana destek verildiğinde; rakamlar değil, kazanımlar konuşulacaktır.
#MilSen
@MemurSenKonf
MEMURLARIN HİÇ
SENDİKASI OLMASAYMIŞ
DAHA İYİYMİŞ.
Memur ve memur emeklisi %13,52
diğer emekliler %17,76 zam alacak.
İkisi de çok az
ama biri daha az.
Memur ve
Memur Emeklileri!
NEDEN DAHA AZ ALACAKSINIZ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yetkili sendikanız Memur-Sen ve Başkanı Ali Yalçın sizin adınıza toplu sözleşme yaptı da ondan.
Yani;
Hiç sendikanız olmasaymış,
hiç görüşme yapmasalarmış
daha iyiymiş.
Yani;
@_aliyalcin_ gibi bir başkanımız olmasaymış
daha iyiymiş.
Yani;
Başkanınız sizin değil
iktidarın yanındaymış…
MEMUR KARDEŞLERİM,
ÜLKEDEKİ KÖTÜ İKTİDARDAN KURTULMANIN YOLU;
SENDİKANIZDAKİ KÖTÜ İKTİDARDAN KURTULMAKTAN GEÇİYOR.
@MemurSenKonf@Kamu_Sen@OnderKahveci@TurkesGuney@TurkBuroSenGM
#EmekliMemur #MemurEmeklisineAdalet
Memur sendikası olmasaydı, Temmuzda memurlar şimdikinden daha fazla maaş alırdı. Bu şekilde yönetilecekse, sonuç bu olacaksa memur sendikaları kapatılmalıdır.
- 6 aylık enflasyon 17,76 iken memura neden yüzde 13,52 zam verildi?
Çünkü bunlar öyle bir sözleşme imzaladı ki "tüik enflasyonu" kadar bile zamcık alamıyor memurlar.
Bunların başkanlık yaptığı sendika üyeleri kendinize gelin!
Sadece siz değil, hepimiz sömürülüyoruz!
🚨Deniz Göktaş hakkında soruşturma başlatıldı.
Kemalistlere "pez*venk" diyen Rümeysa Eker - İfade Özgürlüğü ✅
Erdoğan'ı sevmiyorum diye Deniz Göktaş- İfade Özgürlüğü değil ❎
“Bugün bu mahrumiyetin içinde elimden gelen tek şey, kızıma 2 masal kitabı hediye etmek oldu. Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık.”
https://t.co/HNTVuIO3sl
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Eyy Butlancılar!
2017 Referandumu iptali için açtığım davada dedi ki Ankara 33. As Hk. Mhk.
"Anayasanın, Yasama bölümünün "Seçimlerin genel yönetim ve denetimi" başlıklı 79. maddesinde; Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.".
Hadi bakalım!
Bu sabah uyandığınızda, yaşadığımız ülkede şunlar oldu:
📌 Muhalefetteki bir ilçe belediyesine yine operasyon düzenlendi ve belediye başkanı gözaltına alındı.
📌 Ülkenin önde gelen gıda şirketlerine operasyon düzenlendi, denetim kayyumu getirildi ve yöneticileri gözaltı alındı.
📌 Ana muhalefet partisinin grup başkanvekillerinin unvanları ellerinden alındı.
Bunlar, yalnızca şu saate kadar gerçekleşenler, akşam ne olacağını öngöremiyoruz.
Aynı hafta içinde yaşanan şunlar:
📌 Yıllık enflasyonun %32,6'ya yükseldiği açıklandı.
📌 1 milyar dolar teşvik verilen yabancı şirket yatırımdan vazgeçti.
📌 Artık bir rutin haline gelen ünlülere yönelik operasyonlar devam ettirildi.
📌 Vize randevularında vurgunculuk ve soygun iddialarının üzeri AKP ve MHP oylarıyla kapatıldı.
📌 Gözaltında kötü muamele ve işkence iddiaları yeniden gündem oldu.
📌 Terör örgütü elebaşı için özgürlük mitingleri düzenleneceği açıklandı.
Otokrat tek adam yönetim anlayışının sonuçları; hemen her alanda başarısızlık, rezillik, kayırmacılık, skandal ve vurgunculuk!
Bir hafta içerisinde bunca rezalete maruz bırakılan bir toplumun sağlıklı kalabilmesi, düşünebilmesi ve geleceği öngörerek kararlar alabilmesi mümkün değil.
Olağanüstülüğün normalleştiği bu rejim, bir olağanüstü hâl rejimidir!
⚠️ Cezaevindeki katili gizli tanık yapmışlar!
Erturğul Özkök, Akit TV’ye konuk oldu.
Özkök, geçmişte gizli tanık kumpaslarının nasıl işlediğini başına gelen bir olayla anlattı:
• Gazetede otururken Anadolu Ajansı’nda bir haber geldi önüme. Ergenekon davaları sırasında…
• Gizli tanık diyor ki; “Ben Ertuğrul Özkök’ü Ankara’da bir matbaada gördüm. Ergenekon davalarını yıpratacak bir kitap hazırlamış. Benim yanımda Enis Berberoğlu’nu aradı. ‘Bunu manşet yapın. Biz Ergenekon davalarını bitireceğiz’ dedi.” Gizli tanık…
• Ne böyle bir matbaa biliyorum, me böyle bir kitap biliyorum, ne öyle bir konuşma geçti.
• Bunun üzerine peşine takıldım. Gizli tanığa dava açmak istedim. Avukatlar ‘gizli tanığa dava açılmaz’ dedi.
• ‘Açın. Sembolik de olsa açın’ dedim.
• Açtık, ‘mahkeme gizli tanığa karar verilmez’ dedi. ‘Yargıtay’a götürün’ dedim.
• ‘Yargıtay burada mağduriyet vardır’ diyerek karar verdi. ‘Gizli tanığı açıklayın’ dedi.
• Kim çıktı biliyor musunuz gizli tanık?
• Nazilli cezaevinde karısını öldürmekten dolayı yatan bir katil.