Soramıyorlar Erdoğan’a
Liste neden açıklanmıyor Reis ⁉️
Timur Soykan: “O uçaktakiler gazeteci bile değil, soru soramıyorlar, bir çeşit biblo gibi orada gözükmeleri gerekiyor sadece”
2025-2026 öğretim yılında MESEM kapsamında katledilen 37 çocuktan birinin, “pastacılık stajı” diye gönderildiği işyerinde elektrikçiye yardım etmek zorunda bırakıldığı için tam da 1 Mayıs’ta hayattan kopartılan Mahir Buğra’nın acılı ailesini İskenderun’da ziyaret ettik.
Daha 15 yaşında, haftada 6 gün, günde 10 saat ayda 8 bin liraya çalıştığı pastanede ölmedi, göz göre göre öldürüldü Mahir Buğra.
Katillerinden ikisini geçen hafta ilk duruşmada salıp tepkiler üzerine tekrar tutukladılar.
“Meslek edinmeye” yolladığı öğrencilerin ne şartlarda çalıştığını zerre umursamayan okul müdüründen ilçe eğitim müdürüne ve elbet bakanına kadar yargılanan hatta hakkında soruşturma açılan tek bir kamu görevlisi ise hala yok.
Annesi Serap Hanım sordu,
yüreğiniz yetiyorsa cevap verin;
“Ben çocuğumu devlete emanet ettim. Bir taziye telefonu açacak kadar da mı kıymeti yoktu benim oğlumun?”
Haksız tutukluluğu son bulan Gaziosmanpaşa'nın seçilmiş Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe'yi, İBB Başkanvekilimiz Nuri Aslan ile birlikte evinde ziyaret ettik.
Biz yol arkadaşlarımıza güveniyoruz, adaletin bir gün mutlaka tam tecelli edeceğine yürekten inanıyoruz.
Hak yerini bulacak, halk kazanacak!
I gave birth on a plane at 35,000 feet, and a stranger helped deliver my baby — but as we prepared to land, the captain announced, "There's something important the mother needs to know before we open the doors."
I still can't believe I'm writing this, but I need to share what happened because the whole thing feels unreal.
When I was 34 weeks pregnant, my dad had a massive heart attack.
The doctors weren't sure he'd make it, and I was an absolute wreck.
I knew stress was the last thing I needed that far into my pregnancy, but there was no way I could just sit at home. I'd never forgive myself if something happened to Dad and I didn't get to see him.
So my husband and I flew out to be with him.
Thank God, he pulled through! After a few days, we were finally heading home, where I planned to rest and get ready for the baby.
My doctor had cleared me to fly, and my pregnancy had been going smoothly, so I figured we'd be fine.
Boy, was I wrong.
About an hour into our flight, I started feeling sick. Then came the contractions, and they were getting stronger fast.
My husband called a flight attendant, who immediately asked over the intercom if there were any medical professionals on board.
A man named Ramon, who was a paramedic, came over to help.
So imagine my reaction when he said,
"Ma'am, I think you're in labor."
What?! I still had six weeks to go!
The pilots arranged an emergency landing, but apparently, my daughter had other plans.
Everything after that was a blur. Ramon helped deliver the baby while my husband held my hand, looking like he might pass out himself.
And just like that, our little girl was born at 35,000 feet.
For the next little while, all I could think about was getting us safely to the hospital.
Then, as we were getting ready to land, the captain came over the speakers.
At first, it sounded like a routine landing announcement.
But then he said something that immediately made me nervous.
"Ladies and gentlemen, there's something important the mother needs to know before we open the doors."
@briefekonomi ETİ kalitesinden asla taviz vermeden süregelen tek markasıdır Türkiye'nin
KANATLI ailesi de nadir antika kadar değerli sanayicisidir.
60 yıldır başka ürün girmedi evime
Firuz Kanatlı - ETİ:
“Askerde kantin sorumlusuydum, baktım erler 2. sınıf ucuz bisküvi yemiyorlar, iyisini istiyorlar. O zaman Arı, Ülker, Besler vardı. Bunlar pahalı bisküvilerdi.”
“Bisküvileri aldığım toptancı babamın un fabrikası olduğunu duyunca, sen niye bisküvi yapmıyorsun dedi.”
“O aklımda kaldı. Askerden dönünce arayışımı sürdürüyordum. Bir banka müdürü de aynı şekilde, un sektöründesin. Eskişehirde şeker fabrikası da var. Neden bisküvicilik yapmıyorsun dedi.”
“Bisküvi hafif olduğu için her yere nakliyesi de kolay olur dedi. O zaman kafamda oturdu ve çalışmaya başladık.”
“Amcamın oğulları bu durumdan hoşlanmadılar. Çünkü iyi yetişmiştim, gençtim. Fabrikada çalışmamı istiyorlardı. Fakat ben gelecek göremediğim için para aramaya başladım.”
“Babam bana 280 bin lira para, bir de küçük arazi verdi. Sınai Kalkınma Bankasına gidip 300 bin lira da oradan kredi aldım. Amcalarımın bilgisi olmadan gizli gizli yazışmaları yaptım. Makineleri ısmarladım.”
“Kalıpları Almanyaya ısmarladık. Geldi. Marka yerinde Bal yazıyor. Biri bunu tescil ettirdiniz mi diye sordu. Bir baktık, Bal İzmirde bir çikolatacı tarafından tescil ettirilmiş. Fakat kullanmıyor.”
“Gittik, bize bunu satın dedik. 20 bin liraya satarız dediler. Çok para, daha işe başlamamışız. O markadan vazgeçtik.”
“Yerine 3 harfli bir isim bulmamız gerekiyordu. 5, 6 tane isim seçtik. Gittik tescil dairesine. İki tane tescilsiz çıktı. Biri Etiydi. Biz de Etiyi seçtik.”
“Fırını sipariş verdik. Ucuz olsun diye 6 numara fuel oil yaksın istedik. Fırın geldi. Böyle bir şeyi ilk defa görüyoruz.”
“Montajcı istedik. Bir Alman montajcı geldi. O İngilizce bilmiyor, ben Almanca bilmiyorum. Tarzanca anlaşıyoruz.”
“Geldi fırını yaptı. Yakma zamanı geldi. Montajcı, hadi propan gazını getirin dedi. Biz birbirimize baktık. Propanın ne olduğunu bilmiyoruz.”
“Türkiyede öyle bir şey yok. Nedir bu dedik. Bu brülör kalın yağ yakacağı için önce propan yakılır, o ateşler bunu dedi.”
“Başka türlü yanmazmış. İstanbula gittik. İthal ediyorlarmış. Dünyanın parası. Mecbur kaldık, aldık. Bu da bize bir ders oldu.”
“Bisküviyi çıkartmaya başladık. İlk bisküvilerimiz kusurlu çıktı. Bayağı zor bir olaymış. 5, 6 çeşidimiz vardı. Her tavadan üçte ikisini kutulayabiliyorduk.”
“Lezzeti bozulmamış olsa öğütülüp yüzde 5 oranında tekrar içine katılır. Bunlar yanık çıkıyordu, atıyorduk. İlk intiba çok önemli diye cesaret edip piyasaya veremiyorduk.”
“Sürekli stok yapıyorduk. Diğer bisküviler 490 kuruştu, biz 470 kuruşa çıkartıyorduk ama istiyorduk ki en kaliteli bisküviyi biz yapalım.”
“Bu bisküvinin hiçbir şekilde Firuz Kanatlı ile ilgisinin kurulmasını istemiyordum. Bizim istediğimiz Etinin Eskişehire mal edilmesiydi.”
“Hakikaten de öyle oldu. O kararımız çok faydalıydı. Başka zamanlarda toptancılar arasında da rekabet olurdu.”
“Biri bir markayı almışsa, diğeri almazdı. Fakat Eskişehir bisküvisi diye mal olunca hepsi Etiyi aldı ve sattı.”
Ümit Özdağ, ev hapsindeki yazarımız İsmail Saymaz’a konuştu: Fon vurgunu, devlete ve topluma karşı suç https://t.co/x7xV9aH4Ee #gazetesozcu@gazetesozcu aracılığıyla