Bazen hayatın içinde, yaşadıklarımız ve kendimize söylediklerimizle öz saygımızı yavaş yavaş kaybederiz. Oysa bu kaybın kökünde çoğu zaman içimizde hâlâ varlığını sürdüren o küçük çocuk vardır. Onun ihtiyaçları görülmediğinde, duyguları bastırıldığında ya da yeterince anlaşılmadığında, yetişkin halimizde de kendimize karşı mesafeli ve eleştirel olmaya başlarız.
Kendine saygıyı yeniden kazanmanın yolu ise dışarıda değil, içimizde saklıdır. İçimizdeki çocuğu fark etmek, onu yargılamadan dinlemek ve duygularına saygı duymak bu sürecin en önemli adımıdır. Çünkü insan, kendi iç dünyasına şefkatle yaklaştıkça güçlenir; kendine saygı da tam olarak bu anlayış ve kabullenişin içinden yeniden filizlenir.
Bisikletleri hazırlayın ya da kendinize acele bir bisiklet alın..
Ekranda görülen petrol fiyatlarıyla gerçek hayattaki petrol fiyatları arasında önemli bir fark açılmaya başladı.
Brent petrol ekranda 115$
Unman’da 160$
Uzakdoğu piyasasında 200-225$
#oil#IranWar
Belediyeler bunları toplayıp ve çiftçilere dağıtsa ne güzel bir hizmet olur! Hem de doğal pşdıuğundan ürünlerin kalitesini de arttırır vesselam.. Bunu Tarım Bakanlığına da twitleseniz lütfen.. tşkr
Her gün lokantalarda fırınlarda harika bir fosfor, kalsiyum, potasyum zengini odun külleri çöpe atılıyor, bizler de yurt dışından ithal ettiğimiz kimyasal gübrelerinin fiyatlarının artmasina dert yanıyoruz.
Uluslararası Elektromanyetik Alanların Biyolojik Etkileri Komisyonu'nun yeni çalışması, kablosuz radyasyon için mevcut güvenlik sınırlarının halk sağlığını korumak için son derece yetersiz olduğunu ortaya koydu.
▶Kanser riski için en az 15-900 kat (genelde 200+ kat)
▶Erkek üreme sağlığı (sperm sayısı, testosteron vb.) için 8-24 kat yetersiz.
Limitlerin bağımsız olarak yeniden değerlendirilmesi öneriliyor.
https://t.co/vmApK9I6CY
Stent mi, sistem mi tıkalı?
Kalp ve Damar Cerrahı olarak ameliyat masasında gördüğüm büyük gerçek
Kalbin damarını açıyoruz… ama toplumun damarları giderek daha fazla tıkanıyor.
Bir kalp cerrahı olarak yıllardır aynı manzarayı görüyorum: Tıkalı damarlar, daralmış hayatlar, gecikmiş farkındalıklar. Ameliyathanede milimetrik hassasiyetle bir damarı açıyorsunuz, hasta nefes alır gibi oluyor. Ama taburcu olduktan sonra onu aynı hayata geri gönderiyoruz. Aynı stres, aynı beslenme, aynı ihmal…
Ve birkaç yıl sonra, o hasta yeniden kapımızda.
Burada durup sormak gerekiyor:
Sorun gerçekten damarda mı, yoksa sistemin kendisinde mi?
⸻
Kalp hastalıkları tedavi edilmiyor, yönetiliyor
Bugün modern tıp, kalp hastalıklarında olağanüstü teknik başarılar elde etti.
Bypass yapıyoruz. Stent takıyoruz. Kapak değiştiriyoruz.
Ama şu gerçeği artık daha yüksek sesle söylemek zorundayız:
Biz hastalığı bitirmiyoruz, sadece erteliyoruz.
Çünkü hasta, hastalığını doğuran koşullardan koparılmıyor.
•Fast food devam ediyor
•Hareketsizlik sürüyor
•Sigara bırakılmıyor
•Stres katlanarak büyüyor
Yani damar açılıyor… ama hayat tarzı aynı kaldığı için yeniden tıkanıyor.
⸻
Sağlık sistemi tedaviye odaklı, korumaya değil
Bugün sistem, hastalık oluştuktan sonra devreye giriyor.
Oysa esas başarı, hastalık hiç oluşmadan müdahale edebilmektir.
Ama ne yapıyoruz?
•Obezite artıyor → ilaç yazıyoruz
•Tansiyon yükseliyor → ilaç başlıyoruz
•Damar tıkanıyor → stent takıyoruz
Bu zincir, kırılmadığı sürece devam eder.
Koruyucu sağlık hizmetleri, hâlâ ikinci planda.
Oysa kalp cerrahisinin en büyük başarısı, ameliyat yapmamak olmalıydı.
⸻
Market rafı, ameliyathaneden daha tehlikeli
Bir cerrah olarak şunu açıkça söylüyorum:
Bugün kalp hastalıklarının en büyük nedeni ameliyathane değil, market rafıdır.
•İşlenmiş gıdalar
•Trans yağlar
•Gizli şekerler
•Aşırı tuz
İnsanlar kalp krizi geçirmiyor…
Adeta yavaş yavaş “beslenerek hasta ediliyor.”
Ve bu sadece bireysel bir sorun değil.
Bu bir gıda politikası meselesi.
⸻
Stres: görünmeyen katil
Hiçbir anjiyoda görünmez.
Hiçbir tomografide net çıkmaz.
Ama damarları en çok o daraltır: stres.
•Ekonomik kaygılar
•İş yükü
•Gelecek korkusu
•Dijital bağımlılık
Kalp, sadece fizyolojik değil, psikolojik bir organdır.
Ve biz stresle mücadeleyi hâlâ “lüks” olarak görüyoruz.
⸻
Genç hastaların artışı: en büyük alarm
Eskiden 60 yaş hastalığı dediğimiz kalp krizi, artık 30’lu yaşlara indi.
Bu bir tesadüf değil.
Bu, sistemin alarmıdır.
Genç bir hastaya stent takmak, bir başarı değil;
bir başarısızlığın ilanıdır.
⸻
Ne yapmalı? (sadece bireye değil, devlete çağrı)
Bu mesele artık bireysel değil.
Bu, toplumsal ve politik bir konudur.
1. Koruyucu sağlık politikaları zorunlu hale gelmeli
•Okullarda beslenme eğitimi
•Zorunlu fiziksel aktivite programları
2. Gıda denetimleri sertleşmeli
•Trans yağ ve şeker regülasyonu
•Etiketler sade ve anlaşılır olmalı
3. Şehir planlaması kalp dostu olmalı
•Yürünebilir şehirler
•Yeşil alanlar
4. Sağlık sistemi “hasta bekleyen” değil, “hastalık önleyen” modele geçmeli
⸻
Son söz: biz damar açıyoruz, ama hayat tıkalı
Bir cerrah olarak elimde bistüri var.
Ama toplumun kalbini açacak olan şey bistüri değil.
Politika, farkındalık ve yaşam tarzı değişimi.
Eğer biz sadece ameliyat yapmaya devam edersek…
Bu savaşta hep geç kalacağız.
Çünkü gerçek sorun şu:
Damarlar değil, sistem tıkalı.
Doğan Cüceloğlu:
“Ben Amerika'da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum.
Amerika'da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım.
Beş dolar için gırtlağını kesebilir.
Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor.
Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.
Türkiye'ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum.
Şehirleşme ve eğitim. Türkiye'de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum.
Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor.
Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.
Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir.
Sanki eğitilmiş Amerikalı.... Burada çok önemli bir gözlem var.
Bunun üzerine düşünmek lâzım📷
Benim analığım yörüktü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi.
Biz ona anne demedik,
Ayşe teyze dedik.
Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum.
"Vurma oğlum" dedi.
Ben, sen ne bilirsin
Yörük karısı tavrı içinde,
"ne var parmak gibi küp küçücük kuş" dedim.
Analığımın cevabı:
"Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu?
Allah her birine bir can vermiş.
Vurma yavrum günah." dedi.
Şu derinliğe bakın.
Okuma yazması yok bu kadının.
Yıllar Sonra bunun anlamını anladım.
Anladığım zaman ağlamaya başladım.
Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı
. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki,
Çok mutluyum" dedim ağlayarak.
Kendi kendime
"Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım."
Biz bütün insanlar kardeştir deyince sanki çok şey söylüyoruz.
Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok.
Hepsi birbirine eşit.
Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş.
Şu bilinci görüyor musunuz?
Nereden geliyor bu?
Bu, tasavvuf kültüründen geliyor.
Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var.
Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.
Bu topraklarda neler birikmiş. Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir içerisinde o bilgelikler bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”
Doğan Cüceloğlu
Sevgi, saygı ve rahmet diliyorum...
Alıntıdır
Bazen insan, içinde tuttuğu “öfke”yi bırakırsa sanki güçsüzleşecekmiş gibi hisseder. Çünkü o öfke, çoğu zaman yıllar boyunca biriken ve bizi dış dünyaya karşı koruyan bir kalkan haline gelmiştir. Alıştığımız bu duygu, fark etmeden gücümüzle eşleşir; onsuz kalmak ise savunmasız kalmak gibi gelir.
Oysa o yükü bırakmak, ilk başta bir boşluk ya da enerji düşüşü gibi hissettirse de aslında içsel iyileşmenin kapısını aralar. Negatif enerjinin azalması, zamanla yerini hafifliğe, dinginliğe ve gerçek güce bırakır. Çünkü gerçek güç, taşımaya alıştığımız yüklerde değil; onları bırakabildiğimizde ortaya çıkar.
Kendine gerçekten iyilik yapmak istiyorsan
Kolesterole değil, şunlara odaklan:
• Kan şekeri (<100)
• HbA1c (<5.5)
• HOMA-IR (<2.5)
• Trigliserid (<100)
Bunları düşürdüğünde
HDL zaten kendiliğinden 50’nin üstüne çıkar.
Tüm bunları düşük karbonhidratlı yaşam stili ile ilaçsız yapabilirsin.
İlaçlar belki geçici bir iyilik hali verebilir ancak asla sağlık vermez!
İnsan çoğu zaman sahip olduklarının kıymetini, kaybetmeden fark edemez.
Duygularımız da böyledir. Varlığını hissetmediğimiz bağlar, yokluğunda en derin boşluğu bırakır.
Fark etmek için kaybetmeyi beklememek gerekir.
#Farkındalık#Duygular#İnsanDoğası#NormanDoidge#NevzatTarhan
Her çocuğun dünyayı algılama biçimi, tepkileri ve ihtiyaçları farklıdır. Bu farklılıkların önemli bir kısmı çocuğun mizacından kaynaklanır. Mizacına uygun bir yaşam düzeni içinde büyüyen çocuk kendini daha güvende hisseder; duygularını yönetmesi kolaylaşır ve iç dünyasında daha fazla sakinlik oluşur. Anlaşıldığını ve kabul edildiğini hisseden çocuk, çevresiyle daha dengeli ilişkiler kurabilir.
Çocuğun mizacını fark etmek; onun hızını, hassasiyetini, ilgi alanlarını ve sosyal ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak demektir. Mizacına uygun bir ortam sunulduğunda çocuk kendini zorlanmadan ifade edebilir, akranlarıyla daha rahat iletişim kurar ve sosyal ortamlara daha kolay uyum sağlar. Böylece hem iç huzuru güçlenir hem de çevresiyle kurduğu ilişkiler daha sağlıklı ve dengeli bir hale gelir. 🌱
Nihayet Tahran'daki çok sevdiğim arkadaşım Simin'e ulaştım. Uzunca durumu anlattı... Bildiğimizin dışında bir bilgi yoktu anlattıklarında. Ama tek bir cümlesi tüm dünyada duyulmalı: Küçük kız kardeşimin 6 yaşındaki oğlu dün bana soru sordu Neva. 'Teyze biz kötü bir şey yapmadık ki, bizi neden bombalıyorlar?'
Var mı 6 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği bir cevap verebilecek?
GÜNDE YARIM YUMURTA BİLE ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIYOR' muş❗
Çin’ liler tarafından yapılan araştırmada yarım yumurta yemenin ölüm riskini yüzde 7 tam yumurta yemenin ise yüzde 14 artırdığı tespit edilmiş.
Her gün “bayıla bayıla” en az bir bazen de 2 yumurta yiyen biri olarak yaptığım hesaba göre benim 30 sene evvel ölmüş olmam gerekiyor.
Ölmüşüm de ağlayanım yok!
https://t.co/r0UWxmXtEA
Kabataş-Adalar vapur 247 TL
Hafta sonu alıp çoluk çocuğu, hiç bir şey yemeden, içmeden, sadece vapura, 4 kişi, 1500 TL ödeyecek noktaya nasıl getirdiler bizi...
Mazallah, ya çocuğun canı tost isterse, dondurma, ya da su...
@drahmetrasim Değerli Dr.bey,
araştırmanın kaynağı hakkında da bir link atsanız lütfen...
Bu parçacıkla alakalı bilgiye ilk defa rastladım... cihaz klavuzlarından hiç hatırlamıyorum vesselam
800 bin nüfuslu Eskişehirde Şehir Hastanesinde asistanlarla birlikte 30 kardiyolog var. Tek bir hastaneden bahsediyorum.
Uçana, kaçana ve hatta hareket eden her şeye anjio öneriliyor.
Anjio, EKG’den bile öncelikli tarama testine dönüştü.
Bu nasıl ‘Tıp’ arkadaş?