Fifteen of our own were buried at Atlılar yesterday, 52 years after they were killed.
Seldem Ali Osman was 40 days old. Betül Arnavut was 16 months. Özlem Ali Osman was 2, Okan Süleyman 3, Gülden Ali Osman 4, Kemal Süleyman 6, Hasan Süleyman 10, Gürhan Ali Çerkez 12, Narin Hasan 16. Emine Tahir and Kıymet Hasan were both 22. Tülay Süleyman was 28, Mualla Ali Osman 36, Fatma Tahir 46, and Ayşe Hasan 56.
Read those ages again. Eight of the 15 were children, and the youngest had not lived 40 days.
They were among the 126 Turkish Cypriots killed at Muratağa, Atlılar and Sandallar on 14 August 1974, thrown into mass graves and left there. Their families waited half a century for a grave.
19 Eylül 1921...
Sakarya’nın ateşi henüz sönmemiş, yirmi iki gün ve gece süren büyük mücadelenin yankıları Anadolu bozkırlarında hâlâ duyulurken, zafer 19 Eylül 1921’de Ankara’da tarihî bir kararla taçlanmıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazi” ü
nvanını ve “Müşir” (Mareşal) rütbesini verdi.
Bu karar, yalnızca muzaffer bir komutana verilen askerî bir rütbe ve unvandan ibaret değildi. Sakarya kıyılarında varlığı için savaşan bir milletin, en karanlık günlerinde ordusunun başına geçen Başkomutanına duyduğu güvenin; Ankara’nın kapılarında durdurulan bir istilanın ve son sözü söylemek üzere yeniden ayağa kalkan bir milletin güçlü iradesinin ifadesiydi.
Sakarya Meydan Muharebesi aslında 13 Eylül 1921 de tamamen sona ermedi. Sadece Sakarya nehrinin doğusunda 🇬🇷ordusu kalmamıştı. 🇬🇷ordusu çekilirken 🇹🇷ordusu da takibe geçmişti. Bu kanlı safha 10 Ekim 1821 Güzelim dağı (ya da Afyon) muharebelerine kadar sürdü. Nehir geçişleri, Sivrihisar baskını, Bozdağ ve Seyitgazi muharebeleri, nihayetinde Güzelim dağı muharebeleri… Türk komuta heyeti Yunan zafiyetini bozguna dönüştürmek için çırpındı ama 🇹🇷ordusu henüz bir taarruz kabiliyeti kazanamamıştı. Sonuç 1 yıl sonra gelecekti.
Maalesef Türk Kurtuluş Savaşı eğitim ve öğretimde adeta katledilerek, karikatürleştirilerek, öğrencileri hiç muharebe sahalarına çıkarmadan anlatıldı, 100 yıldır. Bunun acısı bugün daha iyi anlıyoruz.
@ForgottenWarPic Birinci Dünya Savaşı’ndaki Osmanlı döneminden beri ilk gerçek savaşı ifadeniz yanlış bilgi. Anavatanımızın istilası ve ulusça yok edilmek istenmemize karşı ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasında istilacıları yok ettiğimiz İstiklal Savaşı’nı yok saymışsınız.
Fifty-two years later, fifteen of those killed at Atlılar were buried today.
They were among the 126 Turkish Cypriots murdered at Muratağa, Atlılar and Sandallar on 14 August 1974. Their remains were recovered by the Committee on Missing Persons during excavations between July 2023 and April 2024, then identified through DNA.
Seldem Ali Osman — 40 days
Betül Arnavut — 16 months
Özlem Ali Osman — 2
Okan Süleyman — 3
Gülden Ali Osman — 4
Kemal Süleyman — 6
Hasan Süleyman — 10
Gürhan Ali Çerkez — 12
Narin Hasan — 16
Emine Tahir — 22
Kıymet Hasan — 22
Tülay Süleyman — 28
Mualla Ali Osman — 36
Fatma Tahir — 46
Ayşe Hasan — 56
Daha önce Mustafa Kemal Paşa'nın
"Halep halkının hemen hemen tamamı isyancılara katıldı bize saldırıyorlar. Düşman karşımızdaki İngilizlerden ziyade içimizdeki ve etrafımızdaki halktır" belgesini paylaşmıştık. (GÖRSEL 1 VE 2)
Bu genelkurmay belgesini teyit eden karşı taraftan bir askerî belge ortaya çıktı.
5.Süvari Tümeni Harp Ceridesi:
"Şerifî Kuvvetler, şehirdeki Arapların yardımıyla 25/26 Ekim gecesi Halep’e girmeyi başardılar." (GÖRSEL 3)
Bu önemli belgeyi geçen paylaştığımız istiharat raporu ile birlikte okuduğumuzda mevzu daha iyi anlaşılıyor.
"Kuzey Suriye'nin Arap halkı, kendi inisiyatifiyle, Arap bayrağını çekmekte Lübnan kadar hızlı davranmıştır. Palmira doğuda, Kal'at el-Hısn ise kuzeyde Kral Hüseyin'e bağlılıklarını şimdiden ilan etmişlerdir." (Görsel 4)
Elli iki yıl sonra, Atlılar'da katledilenlerden on beşi bugün toprağa verildi.
14 Ağustos 1974'te Muratağa, Atlılar ve Sandallar'da katledilen 126 Kıbrıslı Türkten biriydiler. Kalıntıları, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Temmuz 2023 ile Nisan 2024 arasında yürüttüğü kazılarda çıkarıldı ve DNA ile kimlikleri belirlendi.
Seldem Ali Osman — 40 günlük
Betül Arnavut — 16 aylık
Özlem Ali Osman — 2
Okan Süleyman — 3
Gülden Ali Osman — 4
Kemal Süleyman — 6
Hasan Süleyman — 10
Gürhan Ali Çerkez — 12
Narin Hasan — 16
Emine Tahir — 22
Kıymet Hasan — 22
Tülay Süleyman — 28
Mualla Ali Osman — 36
Fatma Tahir — 46
Ayşe Hasan — 56
16 Eylül 1921
Sakarya Zaferi henüz kazanılmışken, sevincimizi boğazımıza düğümleyen, İstiklal Savaşı'nın belki de en trajik olayı.
Sakarya Nehri'nin yuttuğu bir alayın acı öyküsü...
@MSuleymanDuman yazdı.
Aziz ruhları şâd olsun 🇹🇷💐
@MurettepMufreze 32) Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha önce sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiç bir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz daha sağlam bir askere rastlanmamıştır. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı sendedir.
18 Eylül 1922
104 sene önce bugün, bu saatlerde, bugün Son Kurşun Anıtı'nın olduğu Ayyıldıztepe'den uzaklaşan Yunan gemilerini gözetleyen 3ncü Kolordu askerleri.
104 sene önce bugün, bu saatlerde Anadolu'da bir tek Yunan askerî unsuru kalmamıştı.
17/18 Eylül gecesi Karabayırtepe - Deliklibayırtepe hattında yapılan muharebe ile İstiklâl Savaşı'nın silahlı evresi sona erdi.
Bu muharebede Mürettep Müfreze ve 61nci Alay'dan 73 Mehmet vatana eklenmiştir.
Şehitlerin arasında 61nci Alay kumandanı Yb. Hüseyin Vecihi Bey de vardır.
Bu nedenle İstiklâl Savaşı'nın son kurşununu atan, son şehidini veren birlik Mürettep Müfreze'dir.
Milli Mücadele'nin izlerini süren, anısını yaşatmaya çalışan @MurettepMufreze 'mizin adı da buradan gelmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti var oldukça nöbetimiz devam edecektir!
Yunanistan’ın 1925 yılında yeniden Türkiye’ye karşı savaşa hazırlandığını biliyor muydunuz?
Theodoros Pangalos, 1925 yılında gerçekleştirdiği darbeyle hükümeti devirerek iktidarı ele geçirdi.
Türk-Yunan Savaşı’nın ilk döneminde görev alan Pangalos, Venizelos’un seçimleri kaybetmesinin ardından görevden uzaklaştırılmıştı. Ona göre Yunanistan savaşı kralcılar yüzünden kaybetmişti. Pangalos, açıkça “Biz olsaydık kazanırdık.” düşüncesindeydi.
Lozan Barış Konferansı sırasında da Yunan heyetini, Türkiye’ye fazla taviz verdikleri gerekçesiyle tehdit etmiş; hatta Trakya üzerinden İstanbul’a yürümekten söz etmişti. Bu girişimi güçlükle engellendi.
1925’te darbeyle başbakan olduktan sonra ise Türkiye’ye yönelik tehditlerinin dozunu daha da arttırdı. İngiltere ve İtalya’nın kapısını çalarak Türkiye’ye karşı ortak hareket etmeye çalıştı. Ona göre Musul sorunu ile uğraşan Türkiye, batıdan işgale hazırdı.
Anadolu’dan Yunanistan’a gelen mültecilere silah dağıttı; onlara yakında yeniden Türkiye’ye gideceklerini söyledi.
Mustafa Kemal Paşa da bu gelişmeleri yakından takip etti. İzmir çevresinde askerî hazırlıklar ve tatbikatlar yaptırdı; olası bir düşman çıkarmasına karşı nasıl karşılık verileceği çalışıldı.
Mustafa Kemal Paşa'yı bu dönemde neredeyse sürekli askerî üniforma içinde görürüz. Orduya ve millete hazırız mesajları vermekten geri durmadı.
Devlet arşivlerini incelediğimizde Pangalos'un sürekli olarak izlendiğini görüyoruz.
Velhasıl Pangalos’un iktidarı uzun sürmedi. Kısa sürede ülke ekonomisini ağır bir krize sürükledi. Para sıkıntısına çözüm olarak banknotların fiziksel olarak ikiye bölünmesi gibi sıra dışı bir uygulamaya başvurdu. Ekonomik sorunlar derinleşirken halk desteği de hızla eridi.
Bir süre sonra kendisini cumhurbaşkanı ilan eden Pangalos, Türkiye’ye karşı savaşı ciddi biçimde düşündüğü bir dönemde, bu kez kendi yakın çevresinin gerçekleştirdiği darbeyle devrildi ve hapse atıldı.
Torunu kendisiyle aynı adı taşıyan Theodoros Pangalos, yıllar sonra pkk terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Yunanistan’dan kaçırılması sürecinde Yunanistan Dışişleri bakanı olarak aktif rol oynadı.
Bu hafta YouTube kanalımda Pangalos’un Türkiye’ye yönelik planlarını, Mustafa Kemal Paşa’nın aldığı tedbirleri ve 1925’te iki ülke arasında yükselen gerilimi ayrıntılarıyla anlattım.
Detayları merak edenlere videoyu tavsiye ederim.
https://t.co/I0gPOe30wL
In 1994, an Australian park ranger abseiled into a remote sandstone gorge near Sydney and found a tree he didn't recognise.
Astonishingly, it belonged to a genus thought to have vanished from the landscape literally millions of years ago: the Wollemi pine.
1/n
TAKİP HAREKÂTI
13 Eylül’de Yunan ordusu Sakarya’nın doğusunu terk etmişti. Yirmi iki gün ve gece süren büyük meydan muharebesi kazanılmıştı; fakat savaş henüz bitmemişti. Şimdi mesele, çekilen Yunan ordusunun peşini bırakmamak ve ona yeniden toparlanabileceği zamanı vermemekti.
14 Eylül’de zafer, takibe dönüştü.
Yunan ordusu Sakarya’nın batısına çekilirken ardında tahrip edilmiş geçitler bırakıyor, artçı birlikleriyle Türk ordusunu geciktirmeye çalışıyordu. Günlerce Ankara’nın önündeki son engel olan Sakarya, bu kez Türk ordusunun önüne çıkmıştı. Karşı kıyıda uzaklaşan düşman görülüyor; fakat nehrin aşılması, yorgun birliklerin ve yetersiz geçiş araçlarının önünde başlı başına bir mücadeleye dönüşüyordu.
15 Eylül’de zaman artık en büyük düşmandı.
Her geçen saat Yunan ana kuvvetlerini biraz daha batıya taşıyordu. Türk komutanlığı düşmana dinlenme ve yeniden düzenlenme fırsatı vermemek için Sakarya’nın çeşitli noktalarından geçişi zorladı. Fakat nehrin batısında hâlâ direnmeye hazır Yunan artçıları vardı. Çekilmekte olan bir ordunun geride bıraktığı bu kuvvetler, ana gövdenin uzaklaşabilmesi için zaman kazanmaya çalışıyordu.
#SakaryaMeydanMuharebesi105Yaşında
Bugün günlerden Sakarya Meydan Muharebesinde Vurularak Değil Boğularak Şehit Olanların Hazin Hikâyesinin yaşandığı gündür.
Bu acı olay Sakarya Meydan Muharebesinin kazanıldığı ve düşmanın geri çekildiği 13 Eylül 1921’den 3 gün sonra 16 Eylül 1921 günü gerçekleşmiştir.
Yaşanan acı olayın hikayesi aşağıdadır.
Filmlerde ki Viking kadın savaşçıları unutun, böyle bir hadise hiç bir kaynakta yer almaz.
Gerçek savaşçı kadınlar Türk kadınlarıdır.. Sayısız örneği vardır...
Sakarya’nın en az anlatılan gerçek yüzü şudur:
Resmî kayıtlarda 5.713 şehit yazar.
Gerçek tablo daha ağırdır.
Binlerce Mehmetçik “kayıp” diye geçti.
Çünkü cesetleri Yunan işgalindeki arazide kaldı, aceleyle toprağa verildi veya yaralı olarak hastaneye gidip savaş bittikten sonra şehit oldu.
Yıllar sonra yapılan saha araştırmaları ve jeoradar çalışmaları, resmi listenin çok ötesinde mezarı ortaya çıkardı.
2014’e kadar yalnızca 201 şehidin yeri biliniyordu.
Buna bir de şu eklenir:
Subay kaybı o kadar yüksekti ki bazı birliklerde yüzde 70-80’e ulaştı.
Subaylar en önde, erlerin işini de üstlenerek savaştı.
Bu yüzden savaş “Subay Muharebesi” olarak anılır.
Başkomutan ise 12 Ağustos’ta keşif sırasında atından düşüp kaburgalarını kırdığı halde cepheyi terk etmedi.
Kırık kaburgayla 22 gün 22 gece savaşı yönetti.
Sakarya, hat savunması değil, vatanın her karışının kanla savunulmasıydı.
1683 Viyana’dan beri süren 238 yıllık geri çekiliş, tam 13 Eylül’de burada durdu.
Rahmet, minnet ve saygıyla.🇹🇷
“İzmir’e bayrak gibi akıyorduk…” diyordu Teğmen Ali Rıza
Türk ordusu, rüzgâr gibi akıyordu İzmir’e… Ardında üç yılı aşan bir mücadelenin yorgunluğu, önünde ise yıllardır hasreti çekilen hür bir İzmir vardı.
9 Eylül sabahı Türk süvarileri İzmir sokaklarına ulaşırken, adeta yarım kalan gencecik hayatların bağımsızlık yürüyüşlerini de tamamlıyordu. İşgalin ilk günü İzmir’de can veren Miralay Süleyman Fethi Bey’in, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde askerlerinin başında şehit düşen Nazım Bey’in, Büyük Taarruz’un İzmir’e uzanan yolunda toprağa düşen Yıldırım Kemal’in ve adını tarihin kaydettiği ve kaydedemediği binlerce Mehmetçiğin hatırası da o süvarilerle beraber şehre giriyordu.
Ve o gün İzmir’de dalgalanan ay yıldız, yalnızca bir şehrin kurtuluşunu değil; bütün yokluklara rağmen vatanından, hürriyetinden ve istiklalinden vazgeçmeyen Türk milletinin haklı mücadelesini zaferle taçlandırmasının tarifsiz gururunu ilan ediyordu.
İzmir’e, hürriyet ve istiklalimize ulaştıran kahramanlarımıza rahmet ve minnetle..
Virginia. April 1865.
The war was almost over.
But the dead were still waiting to be buried.
Look at this photograph.
An African American Union soldier sits beside a stretcher holding the skeletal remains of men who fought beside him.
Skulls.
Bones.
Pieces of uniforms.
What was left of soldiers who had marched into battle months earlier believing, hoping, praying that they would eventually march home.
They never did.
This was Cold Harbor.
In June 1864, tens of thousands of Union soldiers advanced against Robert E. Lee’s heavily entrenched Confederate army outside Richmond.
The fighting was merciless.
Men were torn apart by rifle and artillery fire. Thousands fell. Some wounded soldiers remained trapped between the lines beneath the Virginia sun because neither army could safely reach them.
And then the armies moved on.
The dead stayed.
Nearly a year later, men were still walking those fields collecting their bones.
That is the part of war we have a tendency to forget.
We remember the charge.
The cannon fire.
The generals.
The flags.
The victory.
The surrender.
We draw arrows across maps and talk about who gained ground and who lost it.
But eventually someone has to walk onto that ground.
Someone has to pick up what is left.
I keep looking at the man in this photograph.
The Union won the Civil War.
He survived it.
So did he win?
Technically, yes.
But look at his face.
Look at what sits in front of him.
War has a strange way of making the word “victory” feel inadequate.
Because every battlefield has two stories.
There is the story of who won.
And there is the story of what it cost.
Lives.
Bodies.
Families.
Friends.
Years of youth that never came back.
And sometimes something harder to photograph, the pieces of a man's spirit that may have been left somewhere on those fields too.
We don't know this soldier's name.
We don't know what he had seen before John Reekie took this photo in April 1865.
We don't know whose skulls rested on that stretcher.
But for one fraction of a second, 160 years ago, the aftermath of war stopped and looked directly into a camera.
No glory.
No monuments.
No speeches.
Just one survivor.
And the remains of the men who didn't
Türk İstiklâl Harbi'nin kahraman komutanlarından Tümgeneral Ahmet Zeki Soydemir'i, vefatının yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyoruz.
1883 yılında #Selanik'te doğan Tümgeneral Soydemir, 1905 yılında Harp Okulu'ndan, 1908 yılında da mümtaz yüzbaşı rütbesi ile Harp Akademisi'nden mezun oldu; 1915 yılında ise kurmaylığı onaylandı.
1912 yılına kadar çeşitli karargâhlarda kurmay görevlerinde bulunduktan sonra 1912-1913 Balkan Harbi’ne #BalkanHarbi’ne Yunan Cephesi’nden katıldı. 19 Ekim 1912 #Alasonya ve Dişkata, 22 Ekim 1912 Kırkgeçit, 29 Ekim 1912 Nalbantköy ve 1-2 Kasım 1912 Yenice Muharebeleri'nde savaştıktan sonra Selanik’in kaybının ardından Çatalca’da orduya yeniden katılarak Akhisar Taburu 3’üncü Bölük Komutanı olarak Doğu Trakya (Edirne) Harekâtı’nda görev aldı. 27’nci Alay 1’inci Tabur 2’nci Bölük Komutanlığı ve 3’üncü Kolordu kurmaylığı görevlerinde bulunduktan sonra, Yarbay Mustafa Kemal Bey’in komutasındaki 19’uncu Tümen’in kuruluşunda 57’nci Alay 1’inci Tabur Komutanlığı görevine getirildi. Bu görevle #BirinciDünyaHarbi’ne #Çanakkale Cephesi’nden iştirak etti. 25 Nisan 1915’te #Arıburnu Muharebesi’nde; 21’nci Alay Komutanı olarak 21 Ağustos 1915’te İkinci #Anafartalar Muharebesi’nde ve Eylül–Aralık 1915 tarihleri arasında Mevzi Muharebeleri’nde görev yaptı. Ardından 2’nci Kolordu kurmaylığı görevinde Kafkas Cephesi’nde Murat Mihveri’ndeki muharebelere katıldı; 1916–1917 yıllarında ise 2’nci Kolordu Kurmay Başkanı olarak aynı mihverdeki Mevzi Muharebeleri’nde görev aldı. Son olarak Filistin Cephesi’nde 48’inci Tümen Kurmay Başkanı olarak, 19–21 Eylül 1918 tarihleri arasında gerçekleşen Nablus Meydan Muharebesi’nde ve sonrasındaki çekilme harekâtında savaştı. Mondros Mütarekesi’nin ardından kısa bir süre 20’nci Kolordu Kurmay Başkanlığı’na, hemen ardından ise 3’üncü Kolordu Kurmay Başkanlığı’na atanarak bu görevle Millî Mücadele’ye katıldı.
Sivas’ta 3’üncü Kolordu Kurmay Başkanlığı görevinde, Karaman’da kısa bir süre 7’nci Atlı Piyade Tümeni Komutan vekilliği görevinde ve Konya’da Güney Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinde bulunduktan sonra, 1921 yılında #Mürettep Tümen Komutanlığı’na atandı. Bu görev kapsamında #Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ile #SakaryaMeydanMuharebesi’ne katıldı. Özellikle Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Aziziye, Çeltik, Fettahoğlu ve Sivrihisar baskınlarıyla Yunan geri hatlarına taarruz ederek düşmanın ikmal yollarını kesmeyi başardı. Ardından 2’nci Süvari Tümeni Komutanlığı’na atanarak Büyük Taarruz ve Takip Harekâtı’na katıldı; 9 Eylül sabahı birlikleriyle #İzmir’e ilk giren #tümen komutanı oldu. Daha sonra tümeni ile Çanakkale'ye geçerek Çanak Krizi olarak adlandırılan süreçte tarafsız bölgede bulunan İngiliz birliklerine karşı askeri harekâtlarda bulundu.
Büyük Zafer'den sonra kısa bir süre Genelkurmay Harekât Şube Müdürlüğü görevinde ve 1924-1930 yılları arasında #JandarmaGenelKomutanlığı görevinde bulundu; bu görevdeyken 1927 yılında Mirliva (Tümgeneral) rütbesine yükseldi. 15'inci Tümen Komutanlığı görevine hemen ardından Ağrı ve Zeylan İsyan Harekâtlarına katılmak üzere 1'inci Süvari Tümeni Komutanlığına atandı. 1931-1932 yılları arasında 57'nci Tümen Komutanlığı, 1932-1933 yılları arasında Askeri Yargıtay Üyeliği görevinde ve 1933-1934 yılları arasında da 1'inci Ordu Kurmay Başkanlığı görevinde bulundu. 1934 yılında emekli oldu.
Türk İstiklâl Harbi’ndeki üstün hizmetleri nedeniyle 1921 ve 1922 yıllarında iki defa #TBMM Takdirnamesi ve 1926 yılında #İstiklâlMadalyası ile onurlandırılan Tümgeneral Ahmet Zeki Soydemir 4 Eylül 1951 tarihinde vefat etti.
Aziz ruhu şad olsun.